Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan ucandaire.org'da: "Metropia'dan ilk görüntüler"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

tuttum
0

ÇEVRE: Yeridir Bizi Dövse evire çevire

ÇEVRE: DÖVSE YERİDİR BİZİ EVİRE ÇEVİRE

Çevre bize kızıyor, kızgınlığını doğal afetlerle dile getiriyor. Depremler, sel felaketleri, toprak aşınması, kuraklık, çoraklık, kirlilik birbirini izliyor. Gölleri kuruttuk, akarsuları kirlettik, denizlerin maviliği aldı başını gitti. Doğanın renklerini soldurduk, her yeri kimyasal atıklarla doldurduk. Kara bulutlar hiç eksilmedi gökyüzümüzden, benliğimizden.
Ozon tabakasında kocaman bir delik açıldı sayemizde. Bu yaptıklarımız bir çeşit delilik ama farkında değiliz hiç. Kendimizi akıllı sanıyoruz. Yarını düşünmüyor, günü gününe yaşıyoruz. Günümüzü mahvettiğimiz yetmiyor, geleceğimizi de karartıyoruz. Bu dünya bize atalarımızın emanetidir. Emanete hıyanet ediyoruz oysa hiç utanıp sıkılmadan. Kâr hırsıyla bahçeli evleri bozuyor, yerlerine gökyüzüne hançer gibi saplanan, güneşimizi tutuklayıp doğamızı har vurup har vurup harman savuran çiçeksiz bloklar, siteler, apartmanlar dikiyoruz. Doğayı doğallığından çıkarmaktan adeta bir zevk duyuyoruz. Gün ışığını görünce dışarı çıkarak yararlanacağımıza, içeriye ışık girmesin diye pencerelerimizi kalın perdelerle örtüyoruz. Sonra hasta olunca niye hasta olduğumuza şaşırıyoruz. Atalarımızın, “Güneş girmeyen eve doktor girer”, “Ne ekersen onu biçersin”, “Rüzgâr eken fırtına biçer”, “Bakarsa bağ olur, bakmazsan dağ olur” gibi özlü sözlerine kulak vermiyoruz. Damlaya damlaya göl oluyor; O, çöp atıyor, bu kirletiyor, şu tükürüyor derken doğa, doğanın güzelliği buhar olup uçuyor. Sorunlar dağ gibi yığılıyor... *** Çiçekler yeryüzünün yıldızı, yıldızlar gökyüzünün çiçekleridirler ama gören yok bu güzellikleri. Plazalarda, “center”larda aval aval dolaşıyoruz, yapay, sanal güzellikleri hayranlıkla seyrediyoruz. Karıncalar kadar olamıyoruz, arılar gibi bal yapamıyoruz, kelebeklerin, böceklerin güzelliklere güzellik ekleyen şirinliklerinin farkına bile varamıyoruz. Verimli topraklara fabrika kondurmayı, her tarafı filtresiz fabrika bacalarıyla donatmayı, kirli atıklarımızı akarsulara, denizlere akıtmayı marifet sanıyoruz. Kalkınıyoruz, ilerliyoruz diye burnumuz Kaf dağında, göğsümüzü gere gere dolaşıyoruz. Oysa kuşların ötüşü, rüzgârın esişi, çiçeklerin açışı kadar güzel değil sanatımız. Bilim kötüye kullanılıyor. Eski güzelliklerin gittikçe kaybolduğunu, yozlaştığını göremiyoruz. Bakar körüz çünkü, gönül aynamız kir pas içinde. Seyretmeyi seviyoruz, olup biten çirkinliklere seyirci kalıyoruz. Burnumuzun dikine gidiyoruz. Doğayı kendi çirkinliğimize benzetiyoruz. İşin kötüsü bu yozluğa, nobranlaşmaya alışıyoruz, katkıda bulunuyoruz! *** Unutmayalım ki, çevreyi hor gören güzellikleri zor görür. Ne yaparsa yapsın, özlediği cennete kavuşamaz, tüm umutları suya düşer, kendi cehenneminde çürür. Bir gün bu güzel dünyayı bırakıp gitmek zorunda kalınca bir avuç toprak bulamaz, demire, betona gömülür, tüm çirkinliğiyle. Şiirsizliğe mahkûm olur benliği, masala döner kişiliği... *** Kendisine ettiğimiz bunca eziyetlerden, işkencelerden sonra, çevre bizi dövse evire çevire, doğa yüzümüze tükürse yeridir. Çevreyi kirleten, doğaya saygı göstermeyen kişi ne kadar ilerici geçinse de geridir, geri kalmış biridir. Böyleleri övüneceklerine yerinmeli, yerin dibine girmelidir.

Erhan Tığlı


2 ahkam var
Sonraki yazı: Amerikan Atari

Ahkâmlar

Dünyamız yalnızca uzayda gezen, boşlukta yüzen bir küre değil...
Dünyamız; yeraltı ve yerüstü tüm canlılarıyla bir yaşam alanıdır...
En önemlisi de; Dünyamız biz insanlarla bir bütün
Düşüncesizce dolarsa heryer beton
Hangi toprakda buğday yeşerecek?...
Hangi kaynakda su birikecek?...
Bu gidişle gölgesinde serinlenecek bir çınar,
Dalından koparılacak bir nar ağacı kalmayacak...
"Benden sonrası tufan" diyenlerin bencilliği karşısında suskunluk sürdükçe, insanlık için başka bir Nuh'un Gemisi kalkmayacak...

Çağın söylemine kanmayın; küreselleşme yalanı, önce yoksul ülkeleri eziyor...Bir zamanlar buğday ambarı olan ülkemizde bugünlerde açlık kol geziyor...
Özelleştirme talanıyla, özkaynaklarımız kapanın elinde kalıyor...
Biz yavaşladıkça; sömürü düzeni için yapılan savaşlar hızlanıyor...

Mevlana'nın çağrısını biz de yineliyoruz...
Gel, kim olursa ol, yine gel!...
Dünyamız, Doğamız için gel!...
İşin, aşın, eşin için gel!...
Herşeyden önce; kendi yaşam güvencen için gel!...
YEŞİL DÜŞÜNCE; sömürü düzeni için değil, insan yaşamının sürdürülebilirliği için sizleri çağırıyor...
Selma Erdal (selmaelma)

htt://tech.groups.yahoo.com/group/yesildusunce/

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

keşke herkes böyle düşünse, düşündüklerini gerçekten uygulasa. bugun ben bu konuya hala magazin vari yaklaşıldığını, öneminin henüz farkedilmediğini düşünüyorum.kaldı ki artık tedbir alma vaktini geçtik ama yinede birşeyler yapmak lazım. ozon kendini yenileyebiliyor ama ya yenileyemiyenler?ya neslini tükettiğimiz hayvanlar,kesip yerine apartman fabrika yaptığımız alanlar,yerine kayamıyacağımız su kaynaklarımız ve daha niceleri...sonunun iyi görünmediği bir dünyada herbirimizin kendisini dünyanın öbür ucunda kesilen en ufak bir ağaç için bile suçlu ve sorumlu hissetmesi gerekiyor.yerlere bile hala rahatça tükürülen bir dünyada yapacak şeyin olmadığına inanıyorum. sonumuz hayırlı ola...

hayao mıyazaki

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

serbest: son ahkâmlar

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu