Han oldukça sessiz. İçeride kimse olmadığından değil, aksine bir hayli kalabalık.
Lakin baykuşlar gibi, sessiz avcılarla dolu. Hep aynı kişiler. Birbirlerini görmezden gelip taze et bekliyorlar. Yumuşak ve ince tüylü başları, iri gözleri ve gizledikleri pençeleri ile gecenin karanlığında fark edilmiyorlar.. Konuşmaya ne lüzum var? Onlar görmekten ve işitmekten haz alıyorlar, konuşmaktan değil.
Sabit olmayan tek şey dışarıda rüzgardan sallanan “Cilveli Baykuş Hanı” levhası. Yavru bir serçe gibi ses çıkarıyor sallanırken. İç gıdıklıyor. Korkutmuyor da değil.
Hanın içi loş ve sıcak. Tertemiz; Böcek, fare, kedi, köpek,toz, pislik, bunların hiçbirinden eser yok.
Bu gece sıra Glaucidium perlatum’un. “Beklenen” geldiğinde onun olacak, kimse müdahale etmeyecek. Bunu hak etmek için çok yara aldı. İnsan konuşmasını taklit etmekte, hatta onlar gibi gülümsemekte doğuştan bir ustalığı var. Doğuştan gelen diğer bir özelliği ise arkada da gözleri olması. Tabii, bu sadece başının arkasındaki göz şeklinde desenlerden ileri geliyor. Taklit bir yüz! Çok şanslı. Bunu avlanırken kullanacak. Yaşlandı artık, eskisi kadar atik değil lakin hala iyi görüyor ve duyuyor. Şu an duyduğu şey ise ayak sesleri. Bir insana ait, 100 adım ileride, bu tarafa doğru geliyor. Bir ayağı aksak, kilolu. Bu çok iyi oldu, ödülü iri yarı, topal ve etli. Diğerleri de duyuyor, biliyor. Ama başlarını çevirmiyorlar. İlgilenmiyormuş gibi yapıyorlar ama bu doğalarında var. Kıskanıyorlar. Kafalarını 270 derece döndürebilme yetisini güç bela engelliyorlar. İnsan yaklaşıyor.
Glaucidium’un kalkma zamanı geldi. Onu han’a yakın bir yerlerde karşılamalı. Yoksa bu baykuşlar “mecazi anlamda değil elbette” rahat vermeyecekler anladı bunu. Kalkıyor ve masaların arasından yürümeye başlıyor. Yanaklarındaki tüyler kalkmaya başladı, tehlike seziyor. Arkasında mı? Hayır, sağında bir yerlerde. Sakin. Bu gece insan onun. Bunu kimse engelleyemez. Kapıya doğru uzanıyor.
“İnsan çok iri…Paylaşmalısın”
Ses Rutilus’tan geliyor. Küçük kafalı şişko.
“Hayır, bir anlaşma yapıldı, uyulacak, insan sadece benim.”
“Glaucidium, tek başına yapamazsın”
Sinsi iri göz seni. Beni düşünüyor sanki.
“Hallederim…”
Kapıyı açıyor, bir iki adım atıyor ve arkasından haykırdığını duyuyor
“bu son galucidium, sen yaşlı bir pisliksin, bu anlaşma son anlaşma. Buraya döneyim deme”
İnsan çok yakında, artık kokusunu da alıyor. Gübre kokuyor, Aman Tanrım , iğrenç!
Hava çok karanlık..Zifiri karanlıkta o kadar da usta değil avlanmada olsun, elinden geleni yapacak artık.
Sonra, han’a dönecek ve o küçük kafalı şişkonun tüylerini birbir yolacak. Evet, bunu yapacak.
aaa, görüyor. Hakikaten iri yarı biri…Topal ayağına yapacak ilk hamlesini.
Az sonra…
Biraz daha yaklaşsın…
Çok az daha…
Şimdi!...
Hadi, şimdi…
Bu seste ne?
-Sorciyer?
Nereden geliyor bu? Sorciyer de ne?
-uyann..Kızım kalk!
Neler oluyor? Ayaklarım nerede? Vücudum niye şeffaflaşıyor? kim dürtüyor beni, ha?
-aaa, kalk artık ama…
Gözlerimi açıyorum.
Tepemde annem.
-amma çok konuşuyorsun rüyanda…
Gözlerimi yumuyorum, İçimden bir kahkaha patlatıyorum…
Küçük şişko, o tüylerini yolacağım birgün.
LS baykuşlar gizemli hayvanlar... bir çok yörede uğursuz olduklarına inanılır... hayvancıkların gece çıkardıkları seslerden etkilenen insanlar çok yakında oralara bir felaket geleceğini düşünürler... ama ben zannetmiyorum... Tanrı onlarıda diğer canlılar gibi muhteşem yaratmış... her canlının doğada bir görevi var... baykuşlarında yapacak çok işleri var ve bu canlılar korunmalı... bu hoş yazıya katkıda bulunmak amacıyla bay ve bayan kuşları inceledim...:) benden bu yazıya armağan... en cilvelisinden BAYAN KUŞ....

Teşekkürler lorienn:)))
Baykuşlara ve karıncalara özel bir ilgim var...
İlginç türleri var ikisininde...
Bu benim avatarımdı, çok gülüyorum bu fotoğrafa; Türk sinemasındaki bir aktörü hatırlatıyor ama çıkartamıyorum..


pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.