Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "HOBİ MALZEMELERİ"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

DALGA - 2 Çok boyutlu Ruh özleri...

Aşağıda 45 yaşında bir kadının hipnoz seansı kaydedilmiştir. Deneğimiz bir kolejde fen bilimi öğretmenidir. Deneğimiz Tampada bulunan metafiziksel bir kiliseye bağlandıktan sonra hayatında değişik sıradışı fenomenler gelişmeye başladı. Kilise evine 40 mil uzaklıktadır.Bu tarz olayların başlaması çok kafa karıştırıcı bir durum arz etmektedir. Kişinin zihni sorgulamaları ve merakı giderek artar.

Bu kadın, beni Tampada'ki bir kitap satıcısının tavsiye etmesi ile buldu. Telefonumun telesekreterine komik bir mesaj bırakarak yardıma ihtiyacı olduğunu ifade etti. Hikayesi bilindik bir durumdu.

USF üniversitesinde bir profösör ile evliydi. Profösör kızlarına cinsel içerikli kötüleyici sözler söylemeye başlamasıyla, kocasından ayrılma kararı vermişti.

Bir kaç görüşmeden sonra bir çalışma takvimi belirledik, açıkçası ne ile karşılaşacağımı bilemiyordum.Konuları indükte (indiksiyon mekanizması=yaymak) ettikten sonra her zaman yapmış olduğum çalışma sistemine göre kafasında mantal olarak bir mabet/sığınacağı kendini güvende hissedeceği bir yer yarattık. Bu rehber eşlikli görsel imajinasyon çalışması sayesinde kişinin bireysel tüm bilgilerine ulaşabiliyorsunuz.

Genel süreç kafasında kendini güvende hissetmiş olduğu yer ile regresyon oturumu sırasında bir köprü oluşturabilmek. Örneğin duvarda bir ayna varsa, ayna diğer zaman ve mekanlara geçiş için bir görüntü ekranı oluşturabilir. Eğer ayna yoksa pencereden dışarı bakmak bu iş için kullanılabilir. Rahat bir mobilya kişinin regresyon esnasında transın derinliğini belirleyecektir.

Şimdi buradaki deneğimizin ismini RUTH olarak belirliyelim Bu onun gerçek ismi değil. Ruth kendine çok güzel bir kulübe yaratarak içini hayatındaki hatıralarla dolduruyor. Ruth'un ilk bahsettiği nesne koyu cilalı bir ağaç masa. Masanın raflarında büyük bira bardağı ve kupalar var.Mutfaktan ılık bir tarçın kokusu geliyor. Bu sırada Ruth oturum esnasında kendini nostaljik bir şekilde hissederek gözleri yaş ile doluyor.
Burada benim(Laura) sorduğum soruları "Q" ile Ruth'un verdiği cevapları "A" ile ifade edecez.

12-06-1994

Q: Raflarda herhangi bir kitap veya kağıt var mı?
A: Masada bir kaç tane var.
Q: Kitapların başlıklarını görebiliyor musun?
A: Ah, kitap yok sadece kağıtlar sanırım haritaya benziyor.
Q: Ne haritası olduğunu biliyor musun?
A: Define haritasına benziyor
Q: Niye haritanın üzerinde yürüyüp bana ne gördüğünü söylemiyorsun?
A: Bu bir define haritası ve görüyorum... Önce haritada yönler var sol köşede.
Q: Ne yazıyor?
A: Semavi yolculuk, bir şeyler hareket ediyor.
Q: Ne hareket ediyor.
A: Küçük dairelerden ışıklar geliyor, veya gemiler. Işıklar etrafımda hareket ediyorlar. Zemine doğru geliyorlar ve orada üç tane gemi var.Gemilerin ışıkları zemini aydınlatıyor. Etrafta hareket ediyorlar, yeşil ve kırmızı var ve benim yürümüş olduğum zemine doğru iniyorlar
Q: Sen haritadaki yerde mi yürüyorsun?
A: Çok eğlenceli ben haritanın içindeyim ve yürüyorum.
Q: Tamam devam et ve ne gördüğünü söyle bana.
A: Ben bir korudayım ve Ben gemiyi görüyorum kor gibi parlıyor ve atıyor, ışıkları var. Bu çok etkileyici ağaçların etrafında... ben gidiyorum çevresine, görüyorum görüyorum...
Q: Gemiyi kim yönetiyor
A: Onlar dışarı çıktılar ve zemindeler.
Q: Bana tasvir et.
A: Biraz uzaktalar henüz... onlar bir tür böceğe benziyorlar.
Q: Böceğe benziyor diyerek ne demek istiyorsun?
A: Biliyorsun çevrede yürüyoruz.
Q: Gördüklerin sana ne tür bir böceği hatırlatıyor?
A: Oh! çekirge galiba, Geçmiş yaşamımda ben bir çekirgeydim, ve ben yedim, bir şey yedim. İnsan yedim, bütün kanı üzerimi kapladı. Galiba bende onlardan biriyim fakat henüz emin değilim.
Q: Demek onlar insan yiyiyor.
A: Burada küçük bir kız var ve kahverengi saçlı.. kıvırcık. üzerinde ışıklar içinde mavi bir elbise var. ve onun içetekliği içinde. Bu böcek tipli varlıklar onu yemeye başladılar.
Q: Ormanda gördüklerinden biri mi? yoksa başka bir zamandan mı?
A: Bu ormanda gördüklerimden.
Q: ve sen bu böcek varlıkları küçük kızı yerken görüyorsun
A: Evet
Q: bu sende nasıl bir his uyandırdı.
A: Açıkçası hiç bir şey hissetmedim. Sadece izledim. Tarafsız olmak gibi bir şey...
Q: Küçük kız ne diyor peki?
A: Bir şey diyemiyor.
Q: Tamam bu aksiyonu bir dakikalığına durduruyoruz. Gözlemlediğin bütün senaryo bir film ekranına projekte ediliyor.Fakat bu çok özel bir film. Filmdeki gerçekler perdelenmiş durumda. Şimdi elinde televizyon uzaktan kumandasına benzer bir kutu var.Kutunun üzerinde kontrol düğmeleri var. Bu kontrol düğmeleri sayesinde izlemiş olduğun filmin perdelerini ayırarak ve açarak filmin özündeki anatemayı ortaya çıkarıyorsun. Bu sana enerjinin arkasındaki olayları gösterecek. Bütün maskeler ayırma işlemi ile ortadan kalkacak.
A: Afedersin... ben o kızı yiyorum.
Q: Tamam, kendini nasıl hissediyorsun
A: Yemek gibi, Saçlarını beğenmedim çünkü saçların tadı güzel değil.
Q: Onu yemeden önce ona baktın mı?
A: Evet
Q: O kız neye benziyor
A: Shirly temple tarzı bir kişi...
Q: Şimdi kendine diğer bir varlık olarak bakmanı istiyorum, bunu yaparken kendini nasıl hissediyorsun, o böcekler o kızı yiyiyor.
A: Bu hayatın bir yolu, sadece olur.
Q: Tamam şimdi elindeki uzaktan kumandadaki kontrol düğmesine basarak filmin ekranını bölmeni istiyorum, arkada ne görüyorsun?
A: [Burada Ruth kısa bir nefes alır, nefesi daralır] HAİN !
Q: Kim hain?
A: [ıslık] bu bir çekirge değil...
Q: Ne peki?
A: Karıncaya benziyor.. bu bir karınca...herşeyi silip süpürdü. onlar besleniyorlar....ah.ah.. onlar besleniyorlar bu çocuklardan...Bu çocukların hepsini yiyorlar.
Q: Nasıl hissediyorsun?
A: korkunç
Q: Ne demek istersin?
A: uh..uhh..uhh....[nefesi kesilmiş, şok olmuş ve hıçkıra hıçkıra ağlıyor Ruth] onlar kocaman, yapabileceğimi hiçbir şey yok. Anlayışları yok. Onlar yaratıklar. Onların gözleri kocaman. Onlar peygamber devesine benziyor. Biz onlar için bir tavuk kanadıyız. Kanlara bak. Tabi onların neden burada çocuk büyüttükleri belli. Bu durum bütün dünyada olmakta.
Q: İyi misin?
A: Biliyordum dünya berbat bir yer... fakat buranın bir beslenme alanı olduğunu bilmiyordum.[öksürdü] Bizler tehlike içindeyiz sen ve ben tehlikedeyiz. Çünkü bunun korkunç bir durum olduğunu biliyoruz. Bu durum neden bir çok yalancılığın ve hile düzeninin olduğunu gösteriyor.Kaçırılmalar yalan.. bütün sisli ekran iş yönlendirme... [gülüyor] Bizler enerjiyiz. Bunu önceki hayatımda görmüştüm.fakat bitmemiş olarak kaldı çünkü terapist korkmuştu. Şimdi burada neden olduğumu biliyorum. Geçmiş hayatımda yapmış olduğum şeylerin günahını çıkarıyorum.
Q: Bu varlıklarda mı?
A: kesinlikle, fakat kendimi yedirmeyeceğim
Q: Haritaya dönelim şimdi kulübene gitmeni istiyorum, masaya git ve haritayı al bana ne gördüğünü söyle.
A: Büyük görüyorum... yılan değil bunlar... ağaç köklerine benziyor ve onlar düşe kalka ilerliyorlar renkleri kahverengi yeşil gibi. Ben onlardan biriyim.
Q: Sen o yılanlardan birisi misin?
A: kafalarını görmüyorum.. sadece vücutlarını görüyorum.
Q: peki ne oluyor orda?
A: Onlar dünyayı kocaman bir solucan demeti şeklinde örüyorlar.
Q: Herhangi bir algılama fark ediyor musun? nerde ve ne zaman? dünyada mı?
A: Dünyanın çekirdeğinde.. ohh görüyorum bu gemiler dünyaya gidiyor ve büyük solucanları besliyor.
Q: Ne ile besliyorlar.
A: İnsan. Bu Peru'da konuştukları gemi. Arcturialıların kitaplarında konuşulan mağaralara giden gemi. ve dünyada nasıl var olduklarını gösteriyor.
Q: Sen bu solucanlardan birisimisin? yoksa sadece onlara doğru mu bakıyorsun?
A: Açıkçası... Ben bu solucanları uzay gemisinden bakıyorum. Gözkapağına benzer bir pencerenin ortasından solucanlara bakıyorum. Bunlar bizim atalarımız! Mükemmel değil mi? Biz hepimiz bir yerlerden buraya geldik.DNA sadece bu solucanların bir parçası.
Q: DNA'yı solucanlardan ne için kullanıyorlar?
A: Emin değilim, bir bakayım. galiba basit bir DNA var. bu solucanlarla, karıncaların kombinasyonu....onlar bu dna ile istedikleri varlıkları yaratabiliyorlar. bu bir tür kimya labarotuvarı gibi. Bütün bu şeyler bilim projesine benziyor.
Q: Senden bir peygamberdevesi gibi hissetmeni istiyorum ve olayların seni nereye götürdüğünü izah etmeni istiyorum.
A: Oh! Onlar beni aşağı attılar ve solucanlara yem yaptılar. Galiba ben orada uzun bir yolculuğun parçasıyım. fakat onlar bana dönerek beni gemiden çıkardılar ve aşağıya solucanlara attılar.
Q: Onlar mı yaptı?
A: Galiba kapıya asılıyım. Suya düşen bir şeyin çıkardığı ses gibi aşağıya düştüm ve solucanlar beni yedi.
Q: Nasıl hissediyorsun?
A: çatırdamış gibi
Q: Tamam şimdi geri git. diğer gemiler neye benziyor? Onlardan birisi misin? onlar sana mı benziyor?
A: Evet. Üzerlerinde kıyafet var. Üniformaları var fakat bunlar böcek. İnsana benzeyen böcekler. Böcek ve zeka. karıncaya benziyorlar ve insan gibi hareket ediyorlar. Şimdi bir dakika dur. onların kafaları! Onların kafalarını görüyorum, ve gözlerinide. Bunlar gerçekten büyük değiller. kafalarını görüyorum peygamberdevesinin bir türüne benziyor. fakat elleri peygamberdevesi gibi değil, bunlar çok farklı böcekler daha çok karıncaya benziyor.
Q: Parmakları var mı?
A: Daha çok bir sineği andırıyor. Gerçekte elleri yok Bunlar daha çok kanadı olmayan bir sineği andırıyorlar ve tabi üzerlerinde üniformaları var.
Q: Sen onlardan birisi misin?
A: Evet sanırım.
Bu noktada ben, ruth'u güven duyduğu kulübesine götürdüm. Bu hikaye çok ilginçti ve bunu Cassiopaea'lıya (A) sordum.

12-09-1994

Q(L) Şimdi Ruth'un bahsetmiş olduğu varlıkların ne olduğunu sormak istiyorum.
A: Onun özü
Q(L): peki bahsetmiş olduğun peygamberdevesi varlıklar minturian'lıların bahsettikleri ile aynı varlıklar mı?
A: Hayır.
Q(L): peki enkarne olan varlıkla, öz varlık arasında fark var mı?
A: Evet
Q(L): Peki bu yılana benzer tipte gördüğü varlıklar neydi?
A: Aynı şey özü
Q(L): Yani demek istediğin bunların hepsi ruth'un hepsi miydi? Bütün bu yaratıklar...
A: Birbirini izleyen realite düzlemlerinde
Q(L): Bütün insanların özlerinde böyle yaratıklar var mı?
A: Evet
Q(L): Benim özümde korkunç ve karanlık bir şey mi?
A: Subjektif
Q(L): Bu korkutucu varlıklar küçük çocuğu yemiş olamazlar di mi? O gerçekten bir insan mıydı?
A: Evet. Örneğin bir geyik sizi gördüğünde nasıl düşünüyor?
Q(L):Ben hemen görüyorum, Ben herzaman görmüştüm. Yani, inekler ve tavuklar bizi aynı şekilde görüyorlar
A: karafatmalarda öyle
Q(L): Acaba Ruth oturumundan önceki gece rüyamda karıncaları görmüştüm ve adım atınca parçalandılar ve bilemediğim bir nedenden tek bir karıncanın bile hayatını almamaya karar verdim.
A: Evet
Q(L): Acaba rüyam, yapmış olduğum oturumdaki tecrübeme mi hazırlamıştı
A: Evet
Q(L): O halde akla bir soru geliyor. Biz özümüze ait bu parçalarla ne yaparız. Yani Belki beğenmeyeceğim bir şey var içimde. Onun varlığını istemiyorum veya dönüştürmüyorum veya o herneyse
A: Bekle ve gör.
Q(L):Bu tarz şeyleri yaparak kendimi hatırlamalı mıyım?
A: Evet
Q(L): Bu tarz bir şeyi yaparak hatıralarımla yüzleşiyorum di mi?
A: Evet
Q(L): Birisi ile bunu yapmak için zaman lazım Kendim ile bu durumu nasıl paylaşabilirim?
A: yapacaksın
Q(L): Bu herkesin yapabileceği bir şey mi?
A: Dördüncü boyuta geçmeye namzet adayların yapacağı bir şey bu
Ertesi akşam aynı konuya geldim.
12-10-1994
Q(L): Bütün bu olanlar fiziksel olarak bu dünyada mı meydana geliyor Biz mi meydana getiriyoruz bu uzay/zamanı her neredeyse şu an?
A: Hayır
Q(L): O halde bu olanlar alternatif bir realitede oluyor.
A: Hala
Q(L): Diğer alternatif realitede, Ruth bir peygamberdevesi olarak küçük çocuğu yiyiyor.
A: ve sende ve diğerleride
Q(L):Gelen enerji dalgasından geçerken bunlar dünyaya gelen bizim varlığımızın farklı yansımaları mıdır?
A: Evet
Q(L): Hepimiz varlığımızın diğer parçaları ile yüzleşecek miyiz?
A: Evet
Q(L): Şu anda varlığımızın diğer parçaları diğer düzlemlerde bir şeyler mi yapıyor?
A: Evet
Q(L): Gelecek olan yeni tesir sahası enerjisi buradan geçerken nasıl etkileyecek bizi?
A: Hepsi birleşecekler.
Q(L): Bu küçücük zamanda, hipnotizma tarzı çalışma yapmak ihtiyacımız mı? Bu varlığımızın diğer parçaları ile yüzleşmeli miyiz?
A:Bu durum sizde gayriiradi tarzda gerçekleşecek.Termonükleer patlama gibi olacak.Orion,Pleiades,Arcturas, Cassiopaealıların düzenlerine bak. Dünyadan uzaklıklarını tesbit et. Alınan kanal mesajlarının tarihlerini ve yerlerini tesbit et. Bizler nerdeyiz? Geçiş referansı zaman ve mesafe.
Q(L): Geçişi referansı için ne tür bir kitaba ihtiyacımız var?
A: Herhangi bir yıldız haritası ve Marciniak, Arcturas kanalı,orion kültürü ve biz sizinle dalganın tepesinden konuştuk. şimdi biz nerdeyiz?
Q(L): Sen bizimle dalganın tepesinden mi konuştun?
A: Evet
Q(L): Bir başka oturumda sen 6000 mil uzaklıktaydın?
A: Dönüşüm penceresinde. Cassiopaea ne kadar uzaklıkta?
Q(L): Özel bir mesafeye ihtiyacımız var mı
A: Genel olarak tamam.
Q(L): Öyleyse biz genel uzaklık mesafelerini bulursak.. ve bu yıldız kümeleri bize dalganın alanı hakkında bilgi verecek.
A: Her nokta size uzay zamanını verecek. Hız ve ETA'yı düşünerek bizim size vermiş olduğumuz mesaj tarihlerini baz alın
Q(L): Anladım . Yani demek istiyorsun ki; siz Arcturialılardınız, pleiadianlılardınız ve şimdi de cassiopaealılarsınız çünkü siz nerde iseniz ordasınız. ve dalgaya biniyorsunuz. Bu dalga, takımyıldızlara tek hat üzerinden mi bağlı?
A: Dolambaçlı ve siklusal bir rota.
Q(L): O zaman sprial gibi.
A: Evet
Q(L): Ne zaman oriondasınız biz orionluyuz, ne zaman biz pleiadesdeyiz biz pleiadianız diyorsunuz ve böyle gidiyor.
NOT: Okuyucu burada lineer düşünecek olursa cassiopaealıları pleaiadianlılar veya daha önce orionlular olarak algılayabilir fakat bu yanlış bir sonuç oluşturabilir Cassiopaealılar geçiş yolcuları olarak kendilerini ifade ediyorlar.
Q(L): Öyleyse bahsetmiş olduğun bu kanal kitapları aynı kaynaktan geliyor. Bu kitaplar birbirlerine bağlılar.Çünkü kanalların hazırlanış seviyeleri ve uzay/zaman pozisyonları farklı, doğru mu?
A: Sayılır. Biz size dalganın tepe noktasından bilgiyi veriyoruz, Bizler neredeysek oradan konuşuyoruz.
Q(T): O zaman siz Cassiopia takım yıldızından cassiopaealılar değilsiniz.
A: Bizler geçiş yolcularıyız. Dünyaya ulaştığımızda sizinle birleşeceğiz.
Q(L): Peki Orion'dayken orion'lularla birleştiniz mi?
A: Tesir dalgası ile geçerken aynı frekansta değildik.
Q(L):peki bu durum orion bölgesinde ne gibi bir etki yarattı.
A: Hiçbirşey, zaten onlar dördüncü boyuttalar.
Q(L): Peki bu dalganın, tesir sahasının kökeni nedir?
A: yok, bilinmez.
Q(L): Evren içinde siklusal olarak mı ilerliyor
A: Sayılır
Q(T):Tamam, Sizler dalganın tepesine binmiş ve 6.boyuttasınız, doğru mu?
A: Evet bizler 6. boyutta siziz.
Q(L): Yüksek boyutlarda alternatif kişiliklerimizin uzantıları mısınız?
A: Sizin şu an ki uzay/zaman noktanızdan, biz gelecekte siziz.
Q(L): Bu garip karıncaya benzer tipte varlıklar veya peygamberdevesi türü varlıklar siz değilsiniz di mi?
A: Hem evet hem hayır kısaca HAVET
Q(T): Bizim kendi öz varlığımızın diğer parçalarısınız di mi? Siz,Biz, Kertenkeleler, sürüngenimsi ırk, karıncalar, griler ve ağaçlar
A: Bizler sizin öz varlığınızın kendisiyiz ve 6. boyuttayız
Q(T):öyleyse, bizler ne için siz olmaya çalışıyoruz? siz bizseniz?
A: Evet
Q(T): Dördüncü boyuta geçtiğimizde bütün benliklerimizle bir olacaksak, sizi kısa bir süre içinde biliceğiz
A: Dördüncü boyutta henüz tümünü değil, Dördüncü boyuta yaklaştığınızda.
Q(L): Ruth hipnoz sırasında uzay gemisi filosu gördüğünü ifade etmişti. O bu dalgayı korkutucu bulmuş ve istila ediliyormuşuz gibi hissetmişti. Onun algıladığı siz miydiniz? ve dalganız mıydı?
A: Dalga bir yerden başka bir yere nakil yapan araçtır.
Q(L): Bu dalga bir çok değişik tipteki varlığı barındırıyor?
A: Evet
Q(L): Bizi işgal etmeye mi geliyorsunuz?
A: Hayır, birleşmeye
Q(L): Dalgaya binen diğer gelenler bizi işgal etme niyetimi taşıyor?
A: Evet. Dalga kalabalık
Q(T):Öyleyse tüm evrende dünyadan bir parça aksiyon isteyen herkes bu dalganın içinde değil mi?
A: Bu tesir sahasından geçiyorlar.
Bu dalga, bizim imajine ettiğimizden daha fazla şeyi içinde barındırıyor. Bir hafta sonra dalga hakkında başka bir fikir meydana geldi.

17-12-1994
A: Herzaman "network" network demek içinde bulunulan sistemde ağ erişimi sayesinde gezinmek dolayısıyla 4.boyut STO tipi bir varlık (STO=self to other=kendini diğerlerine adayan) konsepti üçüncü boyuta sızarak gelen dalga=tesir sahası ile üçüncü boyuta girer.

Cassiopaeanlılar özvarlıklarımız hakkında bilmece tarzı cevaplar verdiler, Biz nerdeysek oradayız veya biz gelecekte siziz bu konu üzerinde daha açık bilgiler istedik.

14-1-1995

Q(L): Bize daha önce siz bizsiniz gelecekte ve bizimle birleşmeye doğru gidiyorsunuz.
A: Evet
Q(L): Bizim zamanımıza göre bu olay ne zaman meydana gelecek?
A: Sizin zamanınızla ölçülemez
Q(L): Bunun anlamı dalga dünyaya geldiğinde olayların başlamasıyla siz bizimle birleşeceksiniz ve gelecekte biz olacaksınız?
A: Hayır bu doğru konsept değil.
Q(L): Sen dalga geldiğinde birleşeceğimizi söyledin bu bahsetmiş olduğun şey ile siz bizsiniz gelecekte ifadesi aynı şey değil mi?
A: Hayır
Q(L): O halde biz burada iki farklı şeyden bahsediyoruz iki farklı uzay-zaman noktasından bahsediyoruz doğru mu?
A: Hayır Siz yine yüksek boyut realitesinden kayarak üçüncü boyut uygulama olayına giriyorsunuz. Biz herkese gelişmesi için yardım etmeyi deniyoruz.
Q(L): O zaman biz aynı şeyi konuşmuyoruz.
A: Bu arada bana söyler misiniz "gelecek" nedir?
Q(L): Gelecek, eşzamanlı olayların, farklı uzay/zaman noktalarında, bilincin farklı odaklanmasıdır. Doğru mu?
A: Evet, eğer bu doğruysa buraya niye analitik, lineer düşünceyi koyuyorsunuz? Biz şu anda zaten sizinle birleşmiş durumdayız.
Q(L):Görüyorum (T):Öyleyse söylemeye çalıştığın dalga geldiğinde biz hazırsak bizi dördüncü boyuta götürecek fakat gerçekte 6. boyut ile birleşmeyeceğiz sadece birleşme olayını deneyimleyeceğiz. O odağın bütün noktaları dönüşüm esnasında bir boyuttan diğerine geçerken birleşecekler.
A: Kısmen doğru, kısmen yanlış
Q(J): Hangi parçası doğru, hangi parçası yanlış.(T): Hazır olanlarımızı dalga gelip alıp onları dördüncü boyuta taşıyacaktır, doğru mu?
A: Açık
Q(T): Peki hangi parçası doğru?
A: Sizler dördüncü boyuta namzet varlıklarsınız.
Q(T): Bizler dördüncü boyuta adayız fakat bizim dördüncü boyuta geçişimiz kesin anlamına gelmiyor.
A: Kısmen
Q(T): Dördüncü boyut adaylarından bir kimse dalga geldiğinde doğru frekansı yakalayabilirse kendini yükselterekten dalga onu götürecektir. Bu noktada o varlık dördüncü boyuta geçecektir.
A: Sayılır
Q(T): Dördüncü boyuta geçen kimse kısa bir sürede olsa bitirmişliği mi deneyimleyecek yoksa o noktada diğer boyuttaki kendi varlıkları ile mi birleşecek?
A: O kişi ölçülemeyecek küçüklükteki bir anda aydınlanma yaşayacak
Q(T): Bu küçücük anda zaman yok belki varlığın gücü doğrultusunda ölçülebilir, biz birliği benliğimizde deneyimleyeceğiz.
A: Sonsuza kadar süreceğe benziyor
Q(L): Bu kendinden geçme olarak tarif edilen bir hal midir?
A: Bazılar bu içgüdüsel düşünce dokusunu bu yolla açıklamaya çalışmışlardır.


36 ahkam var

Ahkâmlar

hala korkuyoruuuummmmm

lorienn

Sylvia Browne nin yanina gidecem ,,bunu cok istiyorum...genissss .-)))))

yaziyi okumadan yorum yazasim geldi, on yargili miyim neyim. geyigim geyik..

buraya ingilizce yazan esektir. (uzman provokatör)

Akademik kariyerli tez yazan...yazdigi tezden beyni kaskati kesilmis..yasami sadece maddelere sokmus..mikroskopla inceleyen yasamdan ve kendinden külliyen hosnut olmayan muhtemelen cok kilolu,hormon problemi yasayan ancak sadece plastik fetis kostümlerin arkasina ve bilgisine saklanarak ortaya cikan eli kirbacli domino teyzemis gelmis.....cixxx.aaa bak sen gene ironiden anlamamissin ..yahu biri sana ironiyi uygulamali ögretse diyecem acil......yoksa senden tursu olmaz haberin olsun. sorsana etrafina bunu gönüllü ögretmek isteyen olurmu sana...yoksa yardimci olalim ...zekana hürmeten...ve parlakligina hahahah.

Tv de kadın programına çıkan prof unvanlı Doksat soyadlı psikiyatsitimiz, Reiki bir din'dir, yeniçağ bir dindir demişti.
Clicia x niye bana onu hatırlattınki acaba.
Ezoterik bilgiler herşeyi önceden söyler, bilim zamanı geldikçe bunları kanıtlar, bu hep böyle olmuştur. Ruhsal bilgilerde aynıdır, bilim ancak zamanı gelince kanıtlar. Bak şimdi evrim teorisi yeniden tartışılıyor, bilim yanıldığını kabul etmek üzere, yeni tezler çıkıyor ortaya. Bak sana bir ipucu vereyim, Bing Bang dede büyük yanılgılar var, zamanı gelince bundanda geri dönülecek. Sana son bir ipucu, bu kıyağımı umarım unutmassın, 10 luk sayı sisteminin yerini 12 lik bir sistem alacak, ve bu sistem sayesinde bilim bir çok yanılgıdan dönüp, şu an güldüğün bir çok olayı kanıtlayacak. Atilla Genişin armağanları olarak kabul et bunları lütfen, şimdi değil, ama zamanı gelince teşekkür edeceğini ben biliyorum, bu yüzden şimdiden....Rica ederim.

http://groups.yahoo.com/group/turkiyedegecis

"Kadimler zamanı sonu gelmeyen siklüslere bölerlerdi. Çark içinde çarklar. Ve her söz konusu devinimin de kozmik, dünyevi, fiziksel veya metafizik bir olayının başını veya sonunu işaret eden farklı süreleri vardı."

H.P. Blavatsky, Theosophical Glossary

KOzmik yasa ne gelir elden ((;

ahanda bu dalga1 ve 2 yazısını akşam oturdum okudum. annem millet aşmış ben bu kadar teoriden habersiz cahil cahil hala geyik yapıyorum. 10 yıl önce bu konudan haberdar olsaydım ateşli bir savunucu olabilirmiydim. biraz gevşek gördüm kendimi. okuduklarım kontakt filmini çağrıştırdı. yok abicim ben saf saf yaşamımı noktalayacağım. boyut atlama işi bizim işimiz değil madem bırakın kafamızı karıştırmayın... ben bu teoriye göre (yanlış anlamadıysam) bana verilen rolü ister istemez oynamak durumundayım. zaman ve mekan konusunda seçme hakkım yok. bence dalgaya düşenler pardon dalgayı bekleyenler sörf yapabilirler.
tamam tamam abuk konuşmayı bırakıyorum. iyi insan olduğuma ve yaşamıma öyle de devam edeceğimi biliyorum sn atillagenis. hatta kendimi daha da geliştirme kararı verdim.

lorienn

lori, ankarada bir grup var uçandairelerde yer ayırtmış durumdalar, vakti gelince gelecek olan uçandairelere binip gidecekler ve soylarını sirius da sürdürecekler. grubun adını hatırlayamadım yahu neydi o ? ama hatırlarım az sonra

tarikat gibi bir şey değilmi bu gruplar... hani kısaca....

lorienn

dalga dedigin insana kendini iyi hissettirmeli >:)

buraya ingilizce yazan esektir. (uzman provokatör)

Şunu sanırım kimse inkar edemez ki; etrafımızda her gün karşılaştığımız şeylerin biraz anlam ya da kullanım arkalarını düşünürsek, pek azına "neden" ya da "nasıl" boyutlarında mana verebiliyoruz. Mesela neden günlük hayatımızda kullandığımız eşyalar hep düzgün geometilerde? neden bir dikdörtgen her formda, her şekilde bize mantıklı gelirken (tabii tekerlek gibi kullanılış amacını yitirdiği yerler hariç) amorf pencerelerimiz ya da masalarımız olmuyor? Neden bir takım sesler etnik köken, yaş, cinsiyet, vs. gözetmeksizin tüm insanlarda alarm hissi, dinginlik hissi, aciliyet hissi uyandırıyor (siren sesi konusunda ünideyken bir araştırma yapmıştım. eski çağlarda yaşayan hayvan sesleri, doğada rastlanılan sesler, vs bir şekilde genetik olarak aktarılarak günümüzde kodlar yaratmış mı diyerekten, gerçekten o kadar basit olmadığını gördüm, ama o ayrı bir tartışma konusu.)? Neden müzik dinlerken kulak belli ölçüleri (ölçekleri) tamamlamak eğiliminde (yani mesela 6/8 lik bir ritmi yarım ölçekte çalmayı bırakırsanız, bir şekilde rahatsızlık duyuyorsunuz. bıraktığınız yerden başka ölçülere tamamlanabilir de olsa, illa 6/8 lik tamamlamaya yöneliyor kulak, yoksa havada kalıyor, rahatsız hissedip dinlemekten vazgeçiliyor - anladın sen onu)? Nasıl oluyor da tek hücreden de başlamış olsak, Adem ve Havva'nın torunları da olsak dünya üzerinde bu kadar farklı dil yapıları olabiliyor (taban tabana zıt kurallar ve yapılanmalar var, ve etimologlar buna net bir açıklama getiremiyor. Etimologlar şöyle dursun, anthropologların da neden konuşmaya başladığımız konusunda teoriden öte bir tespitleri yok)? Bunların hepsi bir kenara, insanlar olarak doğadaki hiç bir ortama uygun değiliz. Primatlar sınıfı dünya üzerindeki en genç clad (taksonomik sınıf) olmasına karşın, doğanın hiç bir parçasına uyumlu değil. Doğada tüm canlılar (ki hepsi bizden eskidir) bir şeyi çok iyi yapmaya yönelik uzmanlaşmış olsa da, biz her şeyi yapabiliyoruz; doğru düzgün yapabilsek gene iyi; beceremeyim etrafın .mna koyuyoruz. iyi yürümek, iyi koşmak, iyi yüzmek, iyi uçmak gibi bir expertizimiz yok. Tasarım olarak da doğadaki hiç bir ortama kesinlikle uygun değiliz.

Bu yukarıda yazdığım konuların hepsinde sayısız araştırmalar var, ve hala da varılabilmiş net bir sonuç yok. Ben aldığım eğitim dolayısıyla tamamen müspet bilimlere odaklanmış olsam, hatta atilla'nın anlattığı şeyler gibi fenomenlere, metafiziğe, uzaylılara, vs. vs. hep önyargılı yaklaşıyor olsam da (hatta net olarak söyleyebilirim ki elle tutup gözle göremediğim hiç bir şeye inanmayacak kadar kalas bir yapıdayım) , açıklayamadığım çok şey var. "Biz nerdeyiz?", "uzay nerde?", "e o zaman onu içine alan o şey nerde?", "lan başı sonuna mı bağlı yoksa bunun", "acaba 8 i yan koyduğun zaman daha mı bi göze hoş geliyo?" türü soruları buna katmıyorum bile.

Bana kalırsa, bedenimiz doğaya uymadığı gibi düşünebilme kapasitemiz ve düşünme yapımız da belli bir takım düzenlere uymuyor olabilir. Şu anda atmosferde bizim hayatımızda görmediğimiz, PANTONE Kataloğunda da olmayan renkler dolaştığı ölçümlenmiş bir gerçek olduğu gibi, 5 duyumuzla (hadi 6 olsun sizi mi kırıcam) hissedemediğimiz boyutlar da olabilir. Limbik sistemim bunu tamamen reddetse de en azından olabileceği ihtimali motor iletişim sistemimce "mantıklı" olarak değerlendiriliyor.

Ben gene de beynimi overclock etmek yerine bunları düşünürken yoldaki direğe çarpıp bir de üstüne üstlük sıfatına karşı "ananı skiim!" diyecem, o ayrı :)

"hinc illae lacrimae"

eee hani? bu söylediklerim hakkında bişi söylemeyecek mi kimse? merak ediyorum bu konuda ne düşündüğünüzü?

"hinc illae lacrimae"

Bence bu yazdıkları için AtillaGeniş'e teşekkür etmek gerek. Bu konuda okuduğum, rastladığım nice kaynak arasında bu çok açıklayıcı ve tarafsız bir yazı. Yazıyı tutmamın sebebi de bunlara inanmam değil, bilgiyi paylaşmak konusunda gösterdiği elibolluktur.

Bu konuda yapılan çok geniş araştırma ve (hatta) operasyonlar var. NASA ve Pentagon'un bünyesinde psişikler bulundurduğu, telekinetik enerjiyi kullandığı artık üzerine belgeseller yapılan bir bilgi. Bence her ihtimali değerlendirmek lazım. Eğer böyle bir şeyin gerçek olduğu durumu hasılsa, düşmenımızı iyi tanımalıyız, netekim her zaman zafere giden en geniş yol muhaberattır.

Naçizane dileğim, bu konuda bilgi paylaşımının devam etmesi ve yapıcı bir tartışma ortamı oluşturulmasıdır.

"hinc illae lacrimae"

Biliyordum böyle olacağını, o gün öğrencime ders anlatırken de karşıma çıkmıştı. Matematikteki kullandığımız 10'luk sistemden daha büyük bir değerdeki sisteme geçersek daha geniş bir dünyayla karşılaşacağımız aklıma gelmişti. Sen kalk bunu öğrenciye anlat bir de. Kız ara verelim diye hard diski çökmüş bi vaziyette bana yakardı:) Atilla geniş bilgilerini paylaştığın için teşekkürler!

Tool Antolojisi: !Vicarious, 'Stinkfist, ^Jambi, +Schism, &Parabola, /Lateralus, (Jimmy, )Aenima, =Prison Sex... -coming soon-

Dostlarım,
ezoterik bilgiler kadim dönemlerden sonra, düşmüş insana, gıdım gıdım verildi. Piramitlerin altındaki gizli odalarda, özel eğitimlerden geçen insanlara verildi ki, bu insanlar bu bilgileri alabilmek aşamasına gelinceye kadar bizlerin asla katlanamayacağı çilelere katlandılar, çünkü bilgi o kadar değerliydi. Tasavvuf tarikatlarında, Yunus gibi 40 yıl çile çekmek bile gerekti bilgiye ulaşmak için.
Şimdi size basit bir soru sorsam. Mesela desemki, tv lerde, gazetelerde, kitaplarda, Yunus, mevlana, Hacı Bektaş, Taptuk emre, islamın üstadları olarak gösteriliyor, Peki kuran ortadayken, bunu öğrenmek için 40 yıl insanın uğraşması için geri zekalılara öğretilmesi gerekir. Sizce yunus, yada Mevlana gerizekalımıydı? Yoksa, aslında öğrendikleri bilgi,ler başkamıdır? Bu bilgileri sunabilmek ve halkın anlayabileceği seviyeye getirebilmek için, yaşadıkları bölgenin dini olan islamı araç olarakmı kullanmışlardır?
Bilgi öyle birşeydirki, senin bilinç seviyenin çok üstündeyse, şu koçbaşlı kardeşimin yazdıkları gibi, sana ancak komik gelir, dalga geçersin. Hatta eskiden dalga geçmekle kalmamış, birde deli yerine koyup alayda etmişlerdir. Benide deli yerine koyup alay edenler olmalıdır, olmak zorundadır, aksi halde, bütün bilinçlerin aynı seviyede olmaları gerekirdi.
İşin komiği bu alay etmeye çalışanların kendilerinin alaylık pozisyona düştüklerini görememeleridirki, buda gerçek bir KOZMİK MİZAHTIR.
Bununla beraber, ben şimdiye kadar yayınladığım bilgileri, ve yayınlayacaklarımıda, alabilecek bilinçler için yayınlıyorum, ki bu onlara karşı görevimdir. Bu yüzden, benim yazılarım size hitap etmiyorsa, ne aşağalamaya yeltenin, ne dalga geçmeye, sadece okumayın. Çünkü bu yazılar sizler için yazılmıyor. Ayrıca diğer arkadaşlarımın yaptığı gibi, burada polemik çıkarıp, yazımın reyringini falan artırma derdimde olmadığımıda en içtenliğimle beyan ediyorum. Ben polemiklere girmem, olan herşey olması için olur, ve bana eleştiride bulunan, alay yada dalga geçen herkes, bana aynalık yapmış olur. İnanmayacaksınız ama, onların yaptığı bu şeylerde inanın bana hizmöettir, ve bu hizmetlerinden dolayı onlara ancak yürekten teşekkür edebilirim. Dünyaya herkes görevli olarak gelir, kişilerin yaptığı herşey görevleri gereğidir, bilgiyi paylaşmak ne kadar benim görevimse, o bilgiyi alaya alarak insanların kafasınıukarıştırmakta, karşı görüştekilerin görevidir. Düşününki, tanrı yasaları bile eleştirisiz değildir, ve sadece o bilgilere erebilenlerin ermesi için, o bilgilere erişimi engelleyecek, sizin kafanızı karıştıracak, ve bilgiyi sulandıracak etki olarak ŞEYTAN vardır.
Evrenimiz DUALİTİKtir. Herşey zıttıyla varolmak zorundadır. Atilla Geniş bu evrenin parçasıdır, ve Atilla Genişte zıttıyla, yada Atillalarda, zıtlarıyla varolmak zorundadır. Bu nihayi yasadır, ve evren bu prensip üzerinde çalışır. Aynı olanlar birbirlerini çeker, bu evrenin ÇEKİM YASASI'dır, bu yüzden benim yazdıklarım, bazılarını çekerken, gene evren yasaları uyarınca, bazılarını İTECEKtir. Denge ancak böyle varolabilir. Bu yüzden dolayı, yazdığım bilgilere çekilenlerede, bu bilgiler karşısında itilenlerede, dengenin korunması adına EN İÇTEN SEVGİMİ SUNUYORUM.

http://groups.yahoo.com/group/turkiyedegecis

Ya ayrıyeten belirtmek isterim, bu yazıdaki konular çoğu filme ve kitaba konu olan şeyler ama biz izlerken bu sadece film ya da kitapta olur gözüyle okuyoruz. Tek diye bir film vardı, paralel yaşamlardan söz ediyordu. Bu yazıyla tek çakıştığı nokta o, kalanı holiwud filmi icabı soslanmış, vurdu kırdıya dönmüş. Bir de Gedik Savaşları efsanesi diye bir kitap vardı, onda da paralel dünyalardan bahsediyordu. Ana eksen şu aslında, paralel dünya ya da yaşamlar var ve bunların dengeye uygun bir şekilde sürdürülmesi söz konusu. Denge dediğim, aynı noktadan sonsuz paralel yaşam geçebileceği gibi, bunun diğer sonsuz ya da sayılabilir sonsuz noktayla birbirini yok etmeden bir arada varlığını sürdürmesi. Elimizde bir nokta onda sorun yok ama sorun bunun tekliğinde. Bu sonsuz paralel çizgi başka bir konum, boyut veya dalgada tekrar buluşabilir mi, buluşursa ne olur? Kaos mu, huzur mu? Bu arada benim öngördüğüm, şuanki içinde bulunduğumuz düzen: Düzenli düzensizlik. Hem hayır hem evet gibi oldu bu da, Havet...

Tool Antolojisi: !Vicarious, 'Stinkfist, ^Jambi, +Schism, &Parabola, /Lateralus, (Jimmy, )Aenima, =Prison Sex... -coming soon-

fenomenler ve teoriler, teker teker ait oldukları bilim, kozmik, felsefe ve ilahiyat gibi ayrı kategorilerde birbirleriyle çakıştırılmamalıdır. Her ne kadar bu "ayrı" kategoriler birbirleriyle muhtelif birimlerde temas etseler de, birbirlerini tamamlayıcı ya da çürütücü nitelikleri yoktur, böyle algılanmamalıdır. Zira düşünceleri ve fenomenleri kategorize etmek için bunca "ayrı" dizine ihtiyaç duyulmuştur.

bilim, yanılgı ile işler. yanıldığını kabul eder, etmelidir, doğası tanımı bunu gerektirir. yeni bulgu / algı bu doğasını değiştirmez.
tespiti tamamen doğrudur. aynı şey, tamamen farazi olan felsefeler mantığı (felsefi mantık) için de geçerlidir. Birbirleri üzerinde etkili olabilrler, ancak bu etkileşim sadece birbirlerine birşeyler ekleyebilir, çıkartamaz.

"İlahiyat" ve "Kozmik", somut veriler üzerine kurgulandıkları için birbirlerine benzerler. İlahi felsefeleri oluşturan yazıtlar vardır. Kozmikten farklı olarak, bu yazıların menşei, "Yaradan" olarak izah edilmiştir. Kozmik bulgular da vardır, ancak

ezoterik bilgiler kadim dönemlerden sonra, düşmüş insana, gıdım gıdım
verilmiştir (ya da "verilmek" yerine ne demek gerekiyorsa). Eğer Kozmik verilerdeki kaynaklar da teolojide olduğu gibi açık olsa idi, o zaman bunlar üzerinde daha fazla varyasyon yapılabilirdi. Ancak kökü zaten teori olan bir şey üzerinde ancak farazi bağlamda tartışılabilinir.

Önemli not: Bazıları akla "peki Tanrı somut bir şey midir" sorusunu getirebilir, bu sorunun cevabı, (ilahi felsefelerin getirdikleri açıklamalardan gayrı) Tanrı'nın insan yaşayış düzenlerine (dinler ya da her ne şekilde olursa olsun) belirleyici ve değiştirici etkileri olduğu için artık somutlaşmış olmasıdır.

(Bunlar benim fikirlerimdir, va tabii ki eleştirilmeye açıktır.)

"hinc illae lacrimae"

Ekleme:

Ancak kökü zaten teori olan bir şey üzerinde ancak farazi bağlamda tartışılabilinir.
tabii bunu yapmak "kabul etmek" ya da "etmemek" gibi sonuçlara ulaşsa da, gerçeklik her neyse onu değiştirmez, ama "gerçeklik" zaten başlı başına bir muammadır. (bu konuda Plato'nun Mimesis Teorisi'ni örnek alabilirsiniz)

(Türkçesi de varmış, pardon)

"hinc illae lacrimae"

evet nemesis de güzel bir örnek tabii ki, bravo :) benim aklıma gelmemişti. izninizle açıklamasını da ingilizce ve türkçe olarak ekleyeyim.

"hinc illae lacrimae"

Küçük bir kasabada geçti çocukluğum. Her Cuma Pazar kurulurdu. Her sonbahar panayır olurdu. Buralarda bir takım amcalar “destan”lar satarlardı, tek sayfalık, bazen yeşil, bazen kırmızı mürekkeple basılmış, ama hep tek renk. Taşıma kayışlarından boyunlarına astıkları kasetçalarları (teyp derdik biz) olurdu. Siyah, dikine uzun, düğmeleri takır tukur çalışan tek tip kasetçalarlar vardı o zamanlar, farklı tipleri zenginlerde ya da yurtdışında tanıdıkları olanlarda vardı yalnızca. Yanılmıyorsam sattıkları destanlarla ilgili, ağıtlara benzer müzikler çalınırdı.

İlk ve orta okul dönemimde beş yıl, her yaz tatilinde “Kuran kursu”na gönderildim. “elifba” öğretiminin yanı sıra “dini” öyküler anlatılırdı bolca.

Babaannemin masalları vardı sonra. Hiç birinin öyküsünü hatırlayamayacağım kadar çok zaman geçti.

Gündüzleri, erkeklerin ortalarda olmadığı zamanlarda bir araya gelen mahalle kadınlarının muhabbetleri vardı. Kimde “nazar” varmış, kim kime büyü yaptırmış, “der”ler , “koyar”lar, sonra da işlerine güçlerine dönerlerdi.

Sanırım bütün bunlar, sıradan bir küçük kasaba yaşantısının ortak özellikleri.

Bu anlatılan destan, öykü ve masallarda, yapılan dedikodularda cinler, periler, tepegözler devler, büyücüler, cadılar, canavarlar, “evliya”lar, gizemli mekanlar ve ülkeler yer alırdı.

Son olarak, ortaokul sonlarında, kasabadan ayrılacağım yıllarda Daniken’in “Tanrıların Arabaları” kitabıyla karşılaştım. “vay anasını” oldum, “kal geldi” gibi…

Küçük bir kasabada geçti çocukluğum demiştim.

Düştüm, taşlar dizlerimi parçaladı, dizlerim kanadı. Ateşin yaktığını öğrendim, Paslı teller battı parmaklarıma, bıçağın elimi kesebileceğini öğrendim. Tarlalarda ekin hazırlıklarına, serpilen tohumların büyüyüp yeşermelerine tanık oldum. Kaldırdığım taşların altındaki, karıncalar, su birikintilerindeki kurbağa yavruları yaşamın ilginç sürprizleri oluyordu. Harman yerlerinde ve dedelerin ninelerin toprağa dönüştüğü mezarlıklarda oynadım. Su değirmenlerinde buğday öğüttüm.

Onca öyküye karşın, hiçbir zaman karanlıktan uzanan bir kol boğazıma sarılmadı, cinlerle hiç tanışamadım. Devler ve tepegözler çok eski zamanlarda (kadim kadim zamanlar) kalmıştı zaten. Ama hep çok korktum.

Taş acıtıyor, bıçak kesiyor, ateş yakıyordu. Babamdan, öğretmenden yediğim dayaklar hem canımı yakıyor hem de incitiyordu çocukluğumu. Sokak kenarlarında kedi, köpek, kuş cesetleri çürüyüp toprağa karışıyordu. Ben hiç cin çarpmış biriyle karşılaşamıyordum, Güney Amerika’daki kabartmalarda resmedilen astronot bir türlü ortaya çıkmıyordu.

Ey canım insan! Ölüp, bitecek olmak gerçekten çok acı, çok iç sızlatıcı. Ama biliyorsun öyle, o kadar! Evrenin biyolojik ve kimyasal süreçlerinde ortaya çıkan düşünebilme yetin yüzünden bunlar, farkındasın biteceğinin ve bu seni çok üzüyor, çok acıtıyor.

Farkına varabildiğini ilk fark ettiğin o çok ilkel (kadim) zamanlardaki halini düşünmeye çalışıyorum. Çok mu korkmuştun? Belki çok şaşırmışsındır. Belki tuhaf bir biçimde hoşlanmışsındır bundan, ya da hepsi.

“Sen”in bitecekliğine, bunun sonsuzluğuna katlanamıyorsun. Düşler kuruyorsun, “yaratıcılar”, “projeciler” arıyorsun. Bu “projeciler” çok beceriksiz anlaşılan. Her şeyi, tam olması gerekene yakın şekillendiriyorlar ama “insan”a gelince mayayı tutturamıyorlar bir türlü, deniyorlar ha bire. Yanına yandaşlar arıyorsun “paralel evrenler”de. “Önceki hayatlar”dan ne kaldı sana?

“Her şey zıttıyla var olmak zorundadır” gibi bir genel yargıyı alıp “Evrenimiz DUALİTİKtir.” deyip çıkıyorsun. Eh buradan yola çıkıp “var” lığın zıddının “yok”luk olduğunu da açılımlasan.

E hadi, eyvallah da bu dualite senin öykülendirdiğin biçimde midir? Sen yanlızca aynayı biliyorsun diye, bu dualite aynamsı olmak durumunda mıdır?

“Aynı olanlar birbirlerini çeker, bu evrenin ÇEKİM YASASI'dır, bu yüzden benim yazdıklarım, bazılarını çekerken, gene evren yasaları uyarınca, bazılarını İTECEKtir. Denge ancak böyle varolabilir.” Komik misiniz, “yalancı” mı, cahil mi? Ben iyi niyetle “komik” diyeyim.

(+) nın (-) ile arasında, kütlelerin arasında çekim olduğunu öğretmişlerdi, ilkokulda. Ama “kırmızı”nın “kırmızı”yı çektiğini bilmiyordum. (eh bu açıklama yı da yapayım: “kırmızı” burada, insanın, ışığın belli bir dalga boyunda seyredenine taktığı “isim” olarak yer almıştır.)

Bilim bu kadar mı zor gelir insana?

Tozdan kımıldayan hücrenin, amansız yitip gitme korkusunun tutsaklığı, bu sistemde iyi pazar oluşturuyor sanırım. E kolay değil! Bu korku değil midir, Psikoloji diye koskoca bir bilim dalının doğmasına neden olan.

Çok uzattık, toparlamaya çalışalım. Sistemin bilişim çağının ürünü bu internet, benim çocukluğumun destancı amcalarının, masalcı ninelerinin, mahalle kadınlarının, büyücülerinin işini epey kolaylaştırmış anlaşılan. Şimdiki “teyp”lerin düğmeleri eskilerdeki kadar rahatsız edici seslerle çalışmıyor.

Burada takılan, egosunca eğlenenlere de bir önerim var. Güneş doğuyor dışarıda (evrensel sistemin içindeki bir hareketi biz insanlar böyle tanımlıyoruz). Yapılacak çok iş var kısacık ve tek fırsat olan şu yaşamı güzellemek adına. Bu kadar takılmayın buralara : )

daha şimdiden birkaç tespit yapmış gibisin

@ilkin ,yazini cok begendim bilmiyorum neden ???dalga boyundan olsa gerek...

12,
senenin 12 aya bölünmesi ve her biri 2160 yildan olusan Zodiak in 12 burcu
12 li bir sistem icinde yürümekte olan evrensel sürec

12 ser saatlik zaman dilimleri (helialik dogus)
12 gelisimin ve evrensel faliyetlerin sembolüdür...

Muzaffer Kınalı & Çetin BAL Sohbet yazıları
Sevgili okurlar sizlere üstad Muzzaffer Kınalı ile yaptığım son üç röportajdan (yada sohbetten demek belki daha uygun olur) ilk nüshayı sizlerinde okuması için kayda geçirip burda yayınladım.İlk nüsha 10-8-2004 tarihinde yapılan bir sohbetin kayıtlarını içermektedir.Araya bir çok istenmeyen sorunların proplemlerin girmesi itibariyle bu sohbetlerimizi yayınlamaya fırsatımız olmadı diğer yeni sohbetleri ve nüshalarıda en erken zamanda burda yayınlayacağım.Sizlerinde farklı sorularınız olursa bana iletmenizi rica ediyorum.Sizlerinde sorularınızı burda yayınlayalım.Sizlerde sohbetimize sorularınızla katılın. Tüm okurlarımıza sevgi ve saygılarımla Çetin BAL- 03/07/2005-Denizli-
Üstat Muzaffer Kınalı:Bir çuval elma düşünün. Bu bir çuval elmanın içerisinde bir elma var.O elma çürümüş. Çürümenin olayı kurtlanmak. Bu elma kurtçuğunun yada böceğin diyelim dünyası neresidir? Elmanın içidir.Böcek başka bir elmadan haberdar değildir ! O kurtçuk bu elmanın içinde dolaştığı zaman, mesela şöyle aşağı dolaştığı zaman avrupayı, şöyle dolaştığı zaman afrikayı, şöyle geldiği zaman japonyayı dolaştım sanır.Yani kurtçuğun dünyası o kadar zaten. Hemde kördür!Görmez. Gözü yoktur yani… bu elma kurtçukları ve böceklerin! Bunların gözü olmaz. İşte insanda böyledir.İnsanların gözü kördür! Bu göz hiç bir işe yaramaz.Böyle görmenin hiçbir faydası yok! Ruhsal ve zihinsel görü olmadıkça, gönül gözü ile görmedikçe kördür. E’ peki nasıl olacak? Bu gözü dahi olmayan elmanın dışına hiç çıkmamış olan kurtçuk başka bir çuvalın içinde başka elmaların olduğunu fark eder mi? Çuvalın içinde başka elmalar var, başka çuvalların içinde başka elmalar var..bunu fark edebilir mi, bilebilir mi kurtçuk! Elbette bilmez! Bundan haberdar olabilir mi? Olmaz. Mümkün değil nerden bilsin!
Peki bu çuvalın içindeki elmaları bir insan toplamıştır, doldurmuştur diye böcek bilir mi? O kurtçuk bilir mi? Bilmez! Nerden bilsin? Peki bu elmalar bir ağaçtan toplanmıştır diye düşünebilir mi? Hayır düşünmez! Peki bu elma ağacının ve bu elmaların güneşten ve topraktan aldığı değişik gıdalarla, özümlemelerle böyle geliştiğini böyle olduğunu bilebilir mi? Bilmez! Peki bu ağacın dünyada ve bu toprakta böyle olduğunu bilir mi? Peki dünyanın güneş etrafında bir gezegen olduğunu döndüğünü onunda daha büyük bir sisteme dahil olduğunu bilir mi? Elbetteki bilemez düşünemez ve hafsalasına sığdıramaz! Nerden bilsin, nasıl görsün! nasıl kavrasın.Böyle sayısız benzetmeler sistemler bu şekilde daha da uzatılarak örnekler verilebilir. İşte bu sistemlerdeki değişik varlıklar kendi sistemi içinde alışıldık bir yaşama kalıbı ve kendine göre bir zihin ve tesirler kalıbına (pi mezonlar gibi) sahiptir.O tesirler kalıbı aşıldığında o başka bir şey olur.Yeni bir duruma anlayışa yükselir.Tırtıl kozasının kelebeğe dönüşmesi gibi.Yaşam formlarının kendi algı boyutları içinde aynı şey geçerlidir.Algıda, algılamada genişleme gibi.
Deminden beridir ifade edegeldiğimiz gibi insanlarda elmadaki böcekler ve kurtçuklar gibidir.Henüz insanlarda, buradaki böcekler gibi kendi dünyalarını aşabilmiş ve başka dünyalara boyutlara başka evrenlere geçebilmiş değildirler.Hatta o dünyaların henüz ciddi anlamda mütealasına bile sahip değildirler. Başka dünyalar gerçeği en zeki bilim adamlarınız için bile bir sis perdesi ardında olan bir mütealadır. Sisli bir hayaldir.Başka gezegenlere gitmek bir tarafa insanlar sonsuz boyutlara intikal edebilecek bir ruhsal enerji boyutuna sahip olmasına karşın daha üstünde oturdukları bu enerjinin bu gücün farkında bile değillerdir.İnsanlık tarihi boyunca sadece bu RUHSAL ENERJİ dediğimiz konuda yazılıp çizilen onca kitaplara karşın insanlık bir dizi sayıklamalardan öte bu evrensel güce dair ciddi bir bilgi ve anlayışa ve uygulama düzeyine ulaşabilmiş değildirler.
Elmanın içindeki kurtçuk neyse dünyadaki insanda odur.İnsanlarda aynı hiçbir fark yok! Küçükle büyük arasında hiçbir fark yoktur.Aynı şey yani! Sizler hiç başka dünyalara geçebildinizmi başka dünyaları gezebildinizmi? Hayır! Öyleyse sizin elmanın içindeki kurtçuktan ne farkınız var? Daha küçük yada daha büyük sistemler aynı şey! Ben ilk okuldayken hocamız bir güneş sistemi resmi çizmişti.Güneşi ve o zaman için dokuz gezegenini çizmişti.Bende defterime aynı şekilde çizdim. Daha sonra ortaokulda fen dersinde atomları görmüştük o zaman için atomu çizmiştik.O anda aklıma bir şey belirdi.Atom sistemi ile güneş sistemi birbirinin aynıydı. Aynı şeydi yani ben tabi heyecanla hocam atomla güneş sistemi ikisi aynı şey! Dedim. Küçükle büyük aynı şey dedim bir bakış açısı ve ölçek meselesi dedim.Hocamız öyle şey olurmu ‘ne demek istiyosun aynı şey’ diye biraz sert çıkan gibi bir üslup kullandı.Ne demek aynı şey dedi.
Bu dünyada gezegen güneşin çevresinde dönerken atomda ise elektronlar çekirdeğin çevresinde dolanıyordu.Yani merkezi karadelikler, güneşler, güneşin çevresindeki gezegenleri, atomdaki çekirdek ve elektronları bir araya gelerek kendine has sistemleri oluşturuyordu.Bir bir hücre ve bir yumurta gibi.Ölçek büyüklük ve küçüklük ve çekimsel alan tipleri farklı farklı olsada temelde aynı çekimsel etkiler ve prensipler dahilinde sistemler birbirini çekiyor ve birbiri çevresinde dönüyordu.Yani ne kadarda farklar var gibi görünsede temel mantık hep aynıydı. Ben ortaokulda bunu fark etmiştim.Büyükte küçüğü küçükte büyüğü görmenin bir başka şekli bu! Tek bir noktanın mütealası ile tek ve kendi içinde BİR olan sonsuz evrenin mütealası aynı şeydi aslında.
Bize göre olan galaksinin güneş sisteminin boyutları yada atomun ve elektronun boyutları aslında bir açıdan zihne göre bakışa göre birbirine izafidir. Büyük ve küçük dediğimiz şey zihne göre değişen bir durumdur.Mesela şu anda atomun elektronlarında pi mezonlar yaşıyor, ömürleri saniyenin üç milyarda biri kadardır.Mesela BİR dediğimizde üç milyar yıl geçiyor.Bunun gibi dünyamızda böyle.Yukarı boyutlara göre tabi! Bunla neyi kastediyoruz Bu beyandan olmak üzere dinsel metinlerde deniyorki ( kuran’ı kerim) << size göre binlerce yıl olan burada bir AN dır >>.Yani deminden beridir dediğimizle aynı şey işte! Değişmez.Küçüklük ve büyüklük izafidir. Zaten dünyada her şey izafi. İlginçtirki yine bu anlattığımız mevzulara dair dinsel metinlerde pek çok ifade vardır.Yine bu cümleden olmak üzere bir ayette deniyorki << sanmayınki gördükleriniz öyledir, sanmayınki bildikleriniz öyledir.Sanmayınki duyduklarınız öyledir.>> Bunlar izafidir! Gerek dinsel metinlerde gerek felsefi söylemlerde, ilkçağ filozofisi içinde ve ilkel dönemin mitsel bazı hikayelerinde de benzer yönde bulgular, ifadeler yada sembolizmalar vardır diyelim.Keza günümüzün bilimsel bulgularıda kuantum fiziği bünyesinde bu yönde felsefi söylemlere yönelmiştir.Einstein bile izafiyet kuramlarında bunu ifade ediyor.Yani bakana göre referans alınan gözlem noktasına göre herkesin saatleri ve ‘‘zamansal gerçekliği algılama biçimi’’ değişebiliyor.Uzunluk ve kısalık öncelik ve sonralık büyüklük ve küçüklük kişinin içinde yer aldığı noktaya göre değişiyor..İzafi yani!Her şey izafi.
Peki daha geniş bir söylemle DOĞRU nedir? GERÇEK nedir? Gerçek ve doğru insanın SANDIĞI şeylerdir.Ama mutlak değil bunlar.Onlarda geçici! Mücerret, izafi ve değişken olan şeylerdir.Halbuki insan daha başka bir varlıktır.İnsanın ÖZÜ mutlaktır.Öyleyse insanın o özüne ulaşması lazım.Eğer illede gerçek diye bir şeyden bahsedeceksen bu şey insanın ÖZÜ dür.
(Çetin BAL: Yani üstadın ÖZ derken Ruh derken bahsettiği şey ŞUUR enerjisidir.Evrende her ne varsa atomik dünyalardan galaktik sistemlere bir zaman eğiriliğinden başka bir zaman eğriliğine yada bir paralel boyuttan ötekine hatta geçmiş şimdi ve gelecek noktaları arasında bile gezerken değişmeyen tek ölçü vardır oda kişinin şuur frekanslarıdır.Hatta üstadın diğer konuşmalarında da betimlediği gibi varlık ve yokluk bile şuurun içine girdiği frekanslara göre izafiyet kazanabilmektedir.Geçmiş yada gelecek zaman mevhumu bile şuurun zamanın uzayıp giden dört boyutlu frekans perdeleri içindeki konumuna göre değişkenlik arzetmektedir.Yani zaman enerjisinin herhangi bir frekans ve dalga boyu ile şuur enerjisinin o andaki dalga boyu ve frekanlarının çakıştığı üst üste geldiği noktada şuur sonsuz zamanın içinde sonlu ve gelip geçen bir zamanı deneyimlemeye başlar.)
Çetin BAL: Üstadım bir arkadaşımız şöyle bir soru soruyor:
<< Sayın Çetin BAL zamanda yolculuk hakkındaki yazınızı okudum.Ve bu beyanda üstada bir sorum olacaktı.Siz ‘bazı sırları açıklamaya zorlama’ gibi bir takım ifadeler kullanmışsınız.Yani siz insanların bilmediği bir çok şeyi biliyor görünüyorsunuz.Peki dünya biliminin ve insanlığın gelişmesi adına neden bu bilgileri açıklamıyorsunuz? Tarih boyunca hatta eski Mısırlılarda ve bir çok gizemli öğretilerde bilgi daima bir sır olarak saklanmış.Bir çok bilgi bir sır perdesi altına gizlenmiş.Bu bilgiler neden bizim gibi insanlara aktarılmıyor.Bir çok bilgi neden bizlerden gizleniyor.Sizler gibi bir çok sırlara ve yüksek bilgeliğe haiz olan insanlar neden biz insanlara yardım etmiyorlar neden tüm sırları açmıyorsunuz?>>
Çetin BAL: Üstadım oysaki her demde bizler ..hatta kendi adıma ben bir çok bilgiyi web sayfamda ana hatları ile sakınmadan bir çok şeyi şu şekilde şöyle yapacaksınız diye detaylı izahatlar yaptım..Lakin arkadaşımızın böyle bir kanaate kapılmasına anlam veremedim.Oysaki bir çok bilgi açık şekilde zaten hep verilmiş yazılmış durumda.Sanırım biraz da kişiler bazı bilgileri anlamak adına irdeleyen araştırmacı yönlerini sorgulamalılar.Verilen bilgiyi tefekkürle açmak irdelemek ve incelemek lazım.Yoksa hiçbir bilgiyi doğrudan anlamak ve hazmetmek pek olası değil.Keza bir portakalı bile yerken insan soyarak yer.Bazı arkadaşlar bir konuda web sayfama dair bilgi isterken diyorlarki ‘bu konuda ne demek istediğinizi bir özet yaparak bana gönderirmisiniz’ E yani pes doğrusu..Arkadaşım birazda sen anlamaya ve özet yapmaya gayret et! Genç arkadaşlar pek düşünmek, araştırmak istemiyorlar.Maalesef genç arkadaşlarda biraz zihinsel ve düşünsel tembellik var.Birde bu arkadaşlar araştırmacı üniversite mezunları olacaklar..Ben zaten çoğu yerde özet bilgi vermişim.Daha da benden detay isteyeceklerine özet istiyorlar.Gerçekten bu espiri dolu yaklaşımlar ilginç.Maalesef okumayada araştırmayada düşünmeyede pek alışık bir toplum değiliz.
Üstad Muzaffer Kınalı: Şimdi hiçbir zaman için kesinlikle BİLGİ saklanmaz! Sanıldığı gibi bilgiyi saklamak gizlemek diye bir şey sözkonusu değildir.Herkes kendi kabının genişliğine tefekkür enginliğine, iredeleme sorgulama gücüne ve aklının gönlünün derinliğine göre bu oranda alacağını alır.Şimdi bir insana ZAMAN dediğimizde bilen kişi için aşina olan için bu kelimeden anladığı o derecededir! kişi alt yapısına göre bizim o kelime üzerine kayıtladığımız manayı anlam kaydı ve derinliğini kendi gönlü içine alır.Mesela biz MADDE derken onun üçboyutlu geometrisinden atomlarına atom içi çekirdek bileşenlerine atom altı SER zerreciğine kadar kuarklarına kadar sonsuza uzanan bir sistemi düşleriz.Hatta atom altı enerjiden üçüncü boyuta ve ordan dördüncü boyuta doğru genişlen bir varlık sistemini düşünürüz…daha da yetmedi insanların havsalasına hayal gücüne sığmayacak anlayış ve kavrayış ve hayal gücü noktalarına doğru mevzuyu tefekkür ederiz.Haaa yani sonsuza doğru meseleyi tahayyül ederiz.Orda ne sırlar ne gizler ne kuantum halleri gizlidir saklıdır..Gören gözler için her şey ordadır.Görmeyen için hiçbir şey yoktur.Biz orda iç içe titreşimler halinde olan sonsuz geçmişin ve geleceğin içine doğru seyahatlerede çıkarız.
Ama sıradan insan için MADDE kavramı öyle şu anda burada gördüğü kadarıyladır onun için onun ötesi berisi orda gördüğü neyse odur..İşte Madde deyince rengini şeklini görür hayal eder o kadar.Daha fazlası değil yani!Adam eline alır bu sert yada yumuşak der.
Başkada Madde onun için bir anlam ifade etmez. Sokaktaki adamla bir fizikçinin MADDE derken düşündüğüyle bir mutasavvıf’ın yada bir tasavvuf erbabının ondan anladığı daha başkadır.Yani burada bilgi kadar bilgiyi veren kadar bilgiyi alan insanın zihin formatıda önemlidir.Soruyu soran kişi Sorunun genişliği oranında o detayda geniş bir cevabı alabilme liyakatine sahiptir.Yine daha fazlası değil.Nasıl ne kadar sorabiliyorsa o kadar alabilir.Aynı soruyu bin kişide sorsa her soruşta soranın zihin frekanlarına göre kendi içinde bir derinliğe bir şuur enerjisine sahip olarak o renkte kendini gösterir soru.Aynı kelimede o kelime içine kimileri bir okyanusu doldurur.Kimileri bir havuzu! Anlatabiliyormuyum.Sorandan soranada aynı kelime türlü frekanslarda bir enerji ve renge sahip olarak bize intikal eder.
Yani sonuç itibariyle hiçbir bilgi saklanmaz.Nasıl ilk okulda insanlara ilk okul bilgisi verilir.Ortaokulda ortaokul bilgisi verilir, lisede lise bilgisi verilir.Keza meslek okullarında meslek bilgisi verilir.İşte insanlık içinde bu böyledir.İnsanlıktan hiçbir zaman için bilgi saklanmaz.Aksine saklayan insan bildiğini söylemeyen insan bundan rahatsız olur.Bunu bir kere söylemiş olayım.Bu böyledir.Biz bunu zaman zaman söylüyoruz ve konferanslarda dile getiriyoruz.Ancak size ulaşamadıysa bu söylediğimizin kaydının alınmadığından, size bu bilgileri ulaştıracak görevlilerin bu işi yapmadığından ötürüdür.O bakımdan….yalnız birde şu varki bütün bilgilerde aynı anda verilmez! Hazım meselesidir bu! Hayvanlar bile ot yerken gelişi güzel yerler.Sonra gider yatarlar.Ve sonra geviş getirmeye başlarlar.Yani benzetme uygunsa o otu yeniden düşünerek, inceleyerek yani parçalayarak işlemlerden geçirerek diyelim hazma kolay hale getirirler.İşte buradaki gibi insanlarında fikirleri böyledir.Gençler de bilhassa araştırmacı olmalı, düşünmeli ve bunun içerisinde en büyük malzeme olan sevgiyle karıştırıp yoğurarak, sabırla onun gelişmesini beklemelidirler.Biz mutlaka bilgiyi vermek için insanlar arıyoruz.Çok afedersiniz nasılki bir ineğin aşırı sütü olur.Ama sağılmazsa göğsü çatlar ve hatta ölür.Mutlaka sütün sağılmasını ister.İnek bundan çok mutlu olur.Bu gibi bizden de bilgiyi alacak olan insanların varolması bizim için zevktir.Bunun bir bedeli olmaz.Çünkü bizlerde biriken bu bilim bizden taşıyor ve bizi rahatsız ediyor.Biz bunu mutlaka vermek istiyoruz.Bizden bu bilgiyi almak isteyen olursa bu bizim için en büyük mutluluktur.
Ancak nasıl bir fırıncı ekmek çok olunca onu sokağa atmıyorsa, onu mutlaka en azından yiyecek insanlara vermek isterse bizde bu bilgileri sokağa atmak istemiyoruz.Yani layıkı olmayan bunu hazmetmeyen insanların ele geçirmesini istemiyoruz.Onlar bunun kıymetini bilmeyecek sokağa atacaktır bir nevi! O zaman iyilikleri anlamayan iyiliğe müsteak olmayan kötülüğe müsteak olacaktır. Ne demek bu? Elindeki güzel şeylere sahip olmayanın gider başka birisi elinden alır.O elinden aldığıyla o kişi onu helak eder.İşte bu bilgilerde.. insanlar buna sahip olup bunları geliştirip bunları uygulamaya sokamazlarsa ki’ buna ilim derler bilim derler teknoloji derler.İşte o zaman ne olur? Tüm bu söylediklerimizi verdiklerimizi negatifler ele geçirir ve dünyayı helaka sürüklerler.
Hatta onun için bazı maji dediğimiz parapsikolojik bilimler dediğimiz, okült dediğimiz bilimler öğretiler ve sırlar diyelim dahil olmak üzere ying ve yang boyutlardaki ( Çetin BAL: Ying ve yang boyutlar alt ve üst uzay boyutlarını ifade eden bir tanımlamadır) değişik bilgileri kesinlikle sokağa atar gibi atamıyoruz fakat bu bilgileri isteyen kişilere mutlaka veririz.Bunu bire bir bizden alabilecekleri gibi basın yoluyla, yayın yoluyla satırlarla ulaşamayan insanlar konsantrasyona geçerek bize ulaşabilirler. Bizlerle telepatik iletişim kurabilirler.O yöntemlerle yahutta ruhsal ve zihinsel iletişimlerle de bizler bu bilgileri isteyene ulaştırabiliriz.Yani sonuç itibariyle bilgiyi sakladığımız falan yok!!
Çetin BAL: Üstadım bundan önceki sohbetlerimizde boyutlarla ilgili bir mevzuda siz 15 milyarlık titreşimler ile 45 milyarlık titreşimler skalası arasındaki titreşimler ortamının üçüncü boyut ortamlarını ifade ettiğini söylemiştiniz.Bu frekans değerliliklerini sembololik olarakmı söylediniz yoksa gerçektede bu değerliliğe karşılık gelen bir boyutsal frekans aralığımı söz konusu.
Üstat Muzaffer Kınalı: Demek istediğini anladım.Şimdi her şeyin bir ölçüsü var.Örneğin bu bahsettiğiniz boyutsal frekanslar mevzusunu yeniden ifade edelim. Biz şu anda üçüncü boyuttayız! Ama üçüncü boyut kavramı neye göre yani? Üçüncü boyut kavramı madde frekanslarının belli frekans sistemine göredir.Bunun üstüne çıkıldığı zaman dördüncü boyuta, beşinci boyuta, altıncı boyuta geçilir.Mesela dünyamız astral uzantıları niteliğinde 6 boyut yang boyutu yani üst boyut titreşimleri içerisinde bulunur… ve yine 6 boyutta ying boyutu yani alt boyut titreşim ortamlarında yer alır.Bizler alt boyutlara negatif boyutlar, üst alemlere pozitif boyutlar diyoruz.Altı boyutlarda insanlığı yok etmeye çalışan negatif varlık türleri vardır.Yang boyutlarda yani üst boyutlarda yada pozitif boyutlarda melekut alemindekiler gibi pozitif varlıklar vardır….
Çetin BAL: Bu boyutlar, alemler ve varlık türleri konusunda üstad açıklamalar yaparken bazı negatif ve pozitif anlamda ifadeler kullanmaktadır.Bu ifadeler izafi ve değişebilen ifadelerdir.Fizik bilimi manasından boyutlar madde ve enerjinin kendine has titreşim frekansı içinde yayılıp genişleyen sonsuz bir alanı ifade eder.Biz bu farklı alanlara farklı evrenler diyoruz.Her evrende iyi yada kötü pozitif yada negatif eğilime sahip varlık türleri bulunabilir.
Üstad Muzaffer Kınalı: …İnsanlık öyle bir şekilde varedilmişki kainatlara sultan olabilecek ve içinde bulunduğu kainata çeki düzen verebilecek kendi ürettiği bilimiyle kainatı kontrol edebilecek yönlendirip değiştirebilecek bir özelliğe bir güce yani Tanrısal bir zekaya (iradeye) sahiptir.İnsan, içinde yer aldığı sonsuz boyutlar arenası içinde öyle bir yaratılışa sahiptirki tüm sonsuz boyutların kesişimindeki enerjilerden doğan bir ruhsal bileşime bir çeşit orta nokta dengesine sahiptir. İnsanın kökleri ying boyutlarına doğru yani alt boyutlara doğru indiği gibi başıda yang boyutların sonsuzluğuna doğru gitmektedir..uzanmaktadır. İşte insan böyle bir varlıktır. Yani bütün kainatları ihate edip orları havsalasına alabilecek, değerlendirip orlarda yaşayabilecek bir güç ve kudrette olan her tür özelliğe haiz çok boyutlu bir varlıktır.İnsandaki kök şakrası, göbek şakrası ve dalak şakrası ying boyuttur yani alt boyutu ifade eder.Tepe şakrası alın ve gırtlak şakrasıda yang boyutları yani pozitif boyutları ifade eder.Bu iki boyutun sanki ateşle barutun yan yana gelmesi gibi antimadde ile madde boyutu gibi bu ying ve yang boyutları zıt boyutlar oldukları için bunların bir araya gelmesi mümkün değil. İşte bu zıtlıkları kendi içinde bütünleyen dengeleyen tek varlık insandır.İnsanın ruhsal boyutudur.Daha dinsel tabirle insan bu yönüyle alemlere sultan kılınan bir varlıktır.İşte her ölçünün izafi olduğu bu dünyada Allahü –tealanın nuru bu yüzden bir tek insanın kalbine gizlenip orda misafir olabiliyor.Kendini bir tek insanda gizleyebiliyor ve cemalini bir tek insana açabiliyor.Çünkü bu nuru taşıyabilecek bir tek insandır.
Biz henüz üç boyutlu bu fizik beynin %2 sini anca çalıştırıyoruz. Peki fizik beynin tümü çalışsa acaba ne olacak? Birde insanda fizik beyninin ötesinde astral boyuta ait beyin, mantal boyuta ve eterik boyuta uzanan daha bir çok ruhsal beyinler vardır.Mesela öldükten sonra fizik beyin burada kalıyor.Peki ruhsal özün nerde? Diğer astral beynin nerde? O da düşünecek o da ilim yapacak, o da yaşayacak! O beynini o astral bedenini kullanmıyorsun şu an! Hatta haberin bile yok! Ancak burada fizik beynin % 2 sini %1 ini anca kullanıyorsunuz..O da kullanabiliyorsanız eğer! Peki bunlarla burada anlatılanları ve daha ötesini nasıl kavrayacaksınız? Şimdi bunları kavramak bu hallere girmek bir yana henüz insanlar burada anlattıklarımızın doğruluk derecesi konusunda bile ahkam kesecek şuur yapısına sahip değil.Sokaktaki insan , akademinin koridorlarındaki insanlar, parçacık çarpıştırıcı dev akselatörlerin başında bekleyen fizikçiler, bilim adamları, sosyologlar, psikologlar, hatta parapsikoloklar henüz daha burada kullandığımız ifadeler konusunda bile tereddüt ve şüphe içerisindedirler.Ki şüphe etmek bile bu konulara dair az çok bir ahkamın - kestirimin ve bilgi birikiminin olmasını gerekli kılar.O da yoksa peki! Ne olacak o zaman? Peki insanlar bu anlattıklarımızı nasıl hazmedip uygulamayı düşünebilecekler?
Bu sınırlı beynimizle sınırsız olanı nasıl anlayacağız? Nasıl kavrayacağız?
Dünya yerinden kımaldayamıyor. İçinde bulunduğumuz galaksiye yolculuk yapamıyoruz.Yapabiliyormusun? Yapamıyorsun! Niye? Çünkü klasik tabirle diyelimki madde ışık hızıyla gitse enerjiye çevriliyor.Bundan daha hızlı, ışıktan daha hızlı maddi bir vasıta olmaz.Halbuki böyle maddi vasıtalarla ışık hızıyla gitsen bile bir yere varamıyorsun..Çünkü en yakın yıldıza ışık hızında milyonlarca sene boyunca yolculuk yapsanda bir çok yıldız sistemine anca varabilirsin ..ki bi çoğuna yine gidemezsin. Orlara ışık hızıyla binlerce milyonlarca sene sonra anca ulaşabilirsin.Peki o ne işe yarar ki?. Halbuki bir anda oraya ulaşman lazım.Bizim kültürümüz çabuk kazanıma dayalı bir sistemdir.Evrenin ciddi manada araştırılması konusunda insan ömrünün kısıtlı süresi içerisinde kayda değer bir çalışma yapılmak isteniyorsa ışık hızından daha hızlı yolculuk yapabilen uzay gemilerine ihtiyacımız vardır.
Ben daha önceki konferanslarımda söylemiştim.Tekrar belirteyim. İçinde bulunduğumuz galakside 16 tane canlı olan yani yaşama elverişli gezegen var.Fakat bunların 6 tanesi insanın yaşayabileceği duruma gelmek üzere.Yani insanlar ufak bir değişiklikle, ayarlamayla o gezegenlerde yaşayabilir.Ay gibi değil yani! Havası, suyu, bitki örtüsü olan bir gezegen.Tabi biraz oksijen değişik biraz karbon oranı fazla ve bir farklılık daha sözkonusu o da ayarlanabilir.
Henüz insanlar buralara gidemiyor tabi.Biz bunları 20 yıl önce konferanslarımızda söyledik.Avrupa basınında çıkan Türk gazetelerinde bu çıktı.Ne oldu peki? İşte insanlar bunları merak etmiyor, ciddiye almıyor.Türkiye bunu merak etmiyor.Ancaksın öyle aşağılık duygusu uyanmışki Türk toplumunda dışarıdan biri bir şey derse bunu hayranlıkla izliyor.Kendinden birilerinin bunu bilebileceğini tahayyül dahi edemiyor.O bakımdan biz dünyadaki bir çok bilimsel gelişimin temelinin Türkler tarafından atıldığını bilsekte bunu dünyaya kabül ettiremiyoruz.Bugünkü konseptte biz batının bürokratik kanalları ve üniversiteleri içinden kendi tarihimizi onaylatıp bilebiliyoruz.Bizler kendi tarihimizi, değerlerimizi dünyaya yansıtıp ifade edemedik. Kendi kültürümüzü kendi bilim adamlarımızı ve bulgularını karanlık kitap raflarında yitirdik kaybettik.Çünkü kendi değerlerimizi hiç önemsemedik.Büyük tıp bilgini İbni Sina batıda Avisenna adıyla okutulurken bizim insanımız medreselerde dinsel bilgiler afyonundan çekerek uyutulmuş ve her şeyden habersiz bir toplum yaratılmıştı.Bunu din eğitimi yada dini değerleri kötülemek maksadı ile söylemiyoruz! Keza bizde dinin ve tasavvuf dergahlarının içinde olan insanlarız ama demek istediğimiz şey bizler bir çok noktada gerekli özveriyi ve dengeyi bir türlü kuramamışız.Madde ve manayı eşit düzeyde ele alıp değer vermemiz gerekirken yanlış kanaatlerle dünyevi konularda bir çok eksikliğe düşmüşüz.Keza manevi değerlerde bir çok noktada dejenerasyona uğratılmıştır.Türk İslam dünyasında ne kadar veli zat gelmiş ise halka bakıp kıssadan hisse yapıp köşeye çekilmişlerdir.N e yapsın bu zatı muhteremler? Dini bir afyon gibi görüp uyuyan halkın elindeki afyonu almaya kalkınca bu sefer kabül ettiği alışık olduğu, öyle gördüğü ve hakikat sandığı dini değerlere eleştirel bir yaklaşım geldimi şiddete ve saldırganlığa yönelen bir toplum modeli söz konusu.E’ bu topluma neyi nasıl vereceksin.
Allah adına ilim yap desen oku, araştır, öğren, öğret, tefekkür et düşün, ufkunu, şuuru aç, imanını ölç desen kimse yanaşmaz.Ama Allah adına adam öldür gasp yap, şu benzin vidonunu al gavurların üstüne dök, şunları yak, şunları kır şunları kes desen adama koşa koşa gider..Adam cahil başka bişe bilmiyo..bu adamıda herkes istediği gibi kullanılır. Çünkü adam bunu cennetin ve hakikate gitmenin en kestirme yolu gibi algılıyo. Yani mekanik bir bakış açısı var ortada. Öyleyse biz önce herkesin istediği gibi kullanıp koyun gibi güdemeyeceği sağlıklı, zeki, bilgili insanlar yaratmalıyız.Kendi insanımızı eğitmeliyiz.Hem dini hem ilmi bir çok konuda donanımlı hale getirmeliyiz.Örneğin yanlış bir kanıda Hac’a gitme konudunda.Yani Hac’a git tüm günahların sıfırlansın.Böyle şey olurmu? Bunun İslam ahlakıyla bağdaşır bir tarafı varmı? Ancaksın tövbe edip Allah indinde bir söz verip yeni bir sayfa açabilirsin lakin başka türlü düşünmek sapkınlıktır.
Zekanın, bilginin olmadığı yerde cehalet, korku ve şiddet hüküm sürer.Bugün İslami topluma baktığımızda terör ve cihat örgütlerinin sayısı ilmi kuruluşların sayısından kat kat fazladır.Yani böyle kabus gibi bir İslam olmaz!! Bu yanlışa dair dikkat çekmek babında ne bir İslam şurası toplanıyor nede bir öz eleştiri yapılıyor.Bazıları geçmişten bugüne uzanan tarihsel bir süreçte islam adına kendi içinde bir korku ve baskı rejimi yaratarak herkesi susturan, düşünmeyi öz eleştiriyi engelleyen bir atmosfer yaratmış. İnsanlar dini bilgileri okuyup düşünmekten bile korkar çekinir hale getirilmiş.Aman Allah çarpar , aman günaha girerim, aman şirke düşerim, aman cehennemliklerden olurum, bu beni aşar, bu ulemanın işi, yada ben alimmi olacam? Yada ben anlamam ben bilmem düşüncesi içerisine sıkıştırılmış.Ya kardeşim sen bilebildiğin kadarını bi bil bakalım Salih bir düşünceyle bir oku yorumla bakalım! Ne anladığını bir sorgula bakalım.Öyleki insanlar bilinç altında Allaha bile sevgi ile yaklaşan değil korku ile yaklaşan bir canavar edasıyla bakıyor. Keza Türkçe duadan bahseden savunmasız bir ev hanımı vardı. İsmi Gonca Kuriş ‘idi. Kadın Türkçe duadan Türkçe namazdan bahsetti diye hemen islami örgütlerce katledildi..İslamın böyle şeylerle anılması üzücü bir şey ama bu bir gerçek. Eee deniyor ki terörün dinimi olur? Eee oluyor demekki! Bir hatayı düzeltmek için onu kabül etmek lazım. Eee böyle İslam anlayışı olurmu? Onu öldürünce İslam daha mı büyüdü? Şimdi kurtuldumu İslam? Bu şekilde mi islamı savunacağız?
İslam adına olan böyle hareketler bizim gibi sevgi ve bilginin ışığını yayan insanlarında önüne set çekmektir.Şimdi biz elin Amerikalısına, Avrupalısına- Hollandalısına nasıl anlatacağız islamı? Nasıl islam'ın hoşgörüsünden sabrından bahsedeceğiz. Şimdi bunu burada biz söyleyince bazıları rahatsız oluyor..peki ama böyle canice, saldırganlık kokan, şiddet kokan bir İslam görüntüsüyle nasıl biz kendi değerlerimizi anlatacağız? Bilenler bunu bize anlatsınlar.Oysaki hindistanın bağımsızlığı için mücadele eden GANDİ gibi kendi manevi değerlerimizle bu savaşı vermek ve islamı yüceltmek gerekirken biz tam tersini yapıyoruz.E peki o zaman hristiyanlarda Müslüman camilere saldırsın vursun, kırsın ortalığı.Ne olacak peki bunun sonu nereye gider? Eee peki Yahudilerde gelsinler Camilerin önüne bomba yüklü arabalarla dalsınlar Yahova adına biz bunu yaptık desinler.Bağırıp çağırsınlar. Peki bu iyi bir şey mi? İşte kimden hangi dinden, ideolojiden gelirse gelsin şiddet daima şiddeti doğurur.Oysaki aklı kül olmak ve sevgi içinde tüm sorunlara çözüm aramak lazım.Bunu hristiyanı da müslümanı da böyle bilmeli.Mesela Hristiyanlık ortaçağda kendi insanları dahil büyük bir kesim insanları yaktı, astı, kırdı geçirdi.Şimdi ne oldu peki.Hristiyanlık daha mı iyi oldu? Şimdi kliseye giden insan bulmakta zorluk çekiyorlar.Öyleyse bir hareket bir eylem yaparken bunun bin senelik yüz senelik sonuçlarınıda kestirmek lazım.Zulümle, kılıçla hiçbir ideoloji yükselmez büyümez. Bunu böyle bilmek lazım.Tarih bunun örnekleriyle doludur.Eğer Amerika bile şu an ayaktaysa yine onu destekleyen bazı değerlerin yüzü suyu hürmetinedir.Oda zaten bitmek üzere.Oda bu değerleri iyice zaafa uğratırsa yarın bugün biter.Parçalanır! Zaten çatırdama sesleri çok derinden geliyor.Amerika için bile günler sayılıdır.Olayı daha geniş boyuta açarsak insanlık için bile günler sayılıdır.Çünkü değerlerin yitirildiği noktada negatif bir psişik enerji o bölgeyi kaplar ve zamanla bu negatiflik kritik kütleye ulaştığında o toplumu helak eder.
İslam dünyası İslam'ın doğru anlaşılması için seferber olmalıdır.Bunu her din kendi içinde yapmalıdır.Biz şu an bunu İslam adına diyoruz.Çünkü biz müslümanız! İslamın ilk emri bile OKU ifadesiyle başlar.Yüce yaratanın ilk emri OKU dur.Hz Ali bile bana bir harf öğretenin kulu kölesi olurum ifadesiyle düşünmeye öğrenmeye bilgiye olan önemi vurgulamıştır.Buna benzer binlerce örnek varken bugünkü yaşanan cehalete akıl erdirmek mümkün değil. İnsanlar dinimizin o yüksek değerlerinin, o hoşgörünün o insancıllığın o bilgi ve ilme değer vermenin önemi ve Hz Muhammet efendimizin o yüksek ahlak ve barışcıl mizacının bilinmesi herkese anlatılması konusunda seferber olmalıdır.Allah’ın her koşulda büyük bir NUR, büyük bir rahmet, şefkat ve sevgi kapısı olduğu kalplere kazınmalıdır.
İnsanlar bilmeliler ki elinde sopayla öteki dünyanın kapısında bekleyen ve dünyaya bakan bir Allah yok! İnsanlar bilmeliler ki Allah siz insanların bir çok hata ve yanlışlarına karşılık onları affeden doğruluğa, hakikate ulaşma yolunda tekrar tekrar sizlere yollar açan sonsuz bir hoş görü ve tolerasyon sahibi olan büyük bir güçtür.O ki ‘ahlakı’ kişilerin başında ki başörtüsüyle, takkesiyle sırtındaki cüpbesiyle yada başındaki sarığıyla değerlendiren değil kalbindeki niyetlere göre değerlendiren sonsuz sevgiyle insanlara yaklaşan sonsuzluğu kuşatıp vareden sonsuz bir enerji sonsuz bir nurdur.Ama günümüzde her türlü siyasi,ekonomik, politik entrikanın döndüğü dünyevi arenada dini meseleler başka türlü yansıtılmaya çalışılıyor.Binbir türlü siyasi ideolojik kar ve çıkar hesaplarına dökülüyor.
Bilmelisiniz Allah hiçbir zümreyi bir diğerinden ayrı tutmaz her şey bir aldanmadır.Hristiyan ,Budist, Müslüman ne olursanız olun hakikatin ışığı daima orta yolu bulabilenlerledir.Allah şu dünyanın sınırlı cehresinin ötesinde tüm sonsuzluğa yayılmış sevgili kullarını kalblerindeki niyetlerindeki ve düşüncelerindeki ahlak üzerine bir sınava tabi tutar.Kim'ki kalbinde güzel niyetler ve düşünceler yeşertti o niyetler ve pozitif düşünceler nispetinde kişiler cennetin kapılarını aralayabileceklerdir.
Kendi değerlerini kaybeden geliştirmeyen yitiren toplumlar başka toplumların maskarası olur.Bu durumda biz avrupaya ne diyebiliriz.Oysaki büyük manevi değerlerin mirascısı olsakta dünün biçare avrupasına yada dünyaya bir şey diyecek yüzümüz yok! Hümanizmadan bahsetsek İslam'ın sevgi ve rahmet dini olduğundan bahsetsek 11 eylül olayları karşısında ne diyeceğiz.Yani şu anda kendi donumuzu çekemezken karşıdakinin düşük donu hakkında eleştirel bir tutum segileyemeyiz. Yada kendi toplumumuz içinde şu kadar alevisini şu kadar karşıt görüşlüyü yaktık kestikmi diyeceğiz.Adamlar bunları raporlar halinde tutmuş.Kısaca İslam dünyası kendi içinde toparlanmalı ve yüksek ruhani değerleri açığa çıkartırken yapılan tarihsel hatalarıda öz eleştirel bir noktadan değerlendirmek ve gerçek İslam'ı eğrisiyle doğrusuyla ortaya koymak lazım.İşte tüm bu yanlışların kökeninde bilinçsiz, kendi dini değerlerini tanımayan bir kitlenin varlığı yatmaktadır.Öyleyse önce ülke sathında hatta İslam dünyası sathında bir eğitim ve toplumsal bilinçlenme şarttır.Tabi biz burada İslam dünyası içinde enkarne olup bedenlendiğimiz için İslami değerlerinde yükseltilmesi yolunda gayret sarf etmek mecburiyetindeyiz.Ama bizim asıl gayemiz hangi dine ve inanca mensup olursa olsun dünya insanlığının tekamül etmesi babından burada konuşuyor ve evrensel bir gayret sarf ediyoruz.İnsanlar bunu bilmeli.Biz o şu dinden bu öbür dinden diye insanları ayırmıyoruz.Herkez bizim için birdir.Gayemiz tüm insanlığın top yekün yükselmesidir.
Biz Türkler toplum olarakta büyük değerlerin mirascısıyız.Henüz dünyada kimse pek bilmemesine rağmen bir çok teozofik, teorik, teknik konularda buluşlar yapan bir toplumuz.Örneğin büyük mistik BUDA bile bir türk boyundan gelmektedir.Dünyada hemen hemen bir çok bilge insan hatta tüm peygamberler bile Türk soyundan gelmektedirler.Mutlaka dünyanın neresinde olursa olsun bulundukları yere o kişiler göç yoluyla gelmişlerdir.Bunu herkes böyle bilsin! Haa bunu kısır milleyetçilik babında söylemiyoruz..Eğer tüm bu kişilerin genetik boyları incelenirse bunun bilimsel olarakta böyle olduğu görülecektir. Hatta Einstein’dan Yunanlı filozof Eflatuna, Hz İsa’dek hepsi mutlaka Türk soyundan gelmiştir. Bundan önceki adem boyunda yüksek bir medeniyetin ve teknolojinin ve spiritüel bilginin ustaları olan Atlantis ve Mu uygarlıklarının yıkımından sonra Türkler bu uygarlıların devamı niteliğinde olan bir soydur. Atlantisliler toprakları battıktan sonra ruhsal yapısı üstün ve bilge olan Atlantislilerden sağ kalanlar orta asyaya gelmişlerdir.Türk milleti yüce bir milettir.Atatürk’te bunu anlamış ve bir tarih araştırmasına girmiştir.
Türk bir ırkı anlatmıyor.Türkçülük deyince ırkçılık anlaşıldığı zaman insanlar bundan nefret ederler.Bu kesinlikle yanlış! Türk demek üstün vasıflı insanlar birlikteliğini ifade eden bir kelimedir.Türk yeni genleri fazla olan üstün soy ve bilgelik taşıyan, yetenekli insanların oluşturduğu grup anlamına geliyor.O bakımdan Türk deyince bir soyun yani üstün bir ruhsal yapıda olan bilge insanların soyu olarak düşünmek lazım.Atlantisten gelen bu bilgelik tohumu bu ilahi irade nur tarihsel göç yolları boyunca zik zaklar çizerek elektrik tellerinden gelen elektrik akımı gibi her kavimden her kültürden karışıp geçerek ama kopmadan kesilmeden buradaki bilgelik şuuru ve nuru uygun ortam bulduğunda kendisini açığa çıkartabilmektedir.Bu bakımdan tüm bir çok ileri düşünceler yüksek manevi düşünceler hep Türklerden çıkmıştır.Bir Yunus Emre bir Mevlana hatta roketler konusunda ilk çalışmaları yapan Lagari Hasan çelebi bile buna bir örnektir.
Bilinmelidirki en büyük tefekkür halinde olanda en büyük hümanizme sahip olanda yine Türk milletidir, Türk toplumudur.
Çetin BAL: Üstadla bir ruhsal celsedeyken celsede bulunanların tarihteki bilge kişilerle genetik bir bağlantısının olup olmadı yönünde ruhsal bir kanal boyunca genetik uzantılarımıza bakılmıştı.Medyum benim için şunları söylemişti Çetin arkadaşımız Yunanlı filozof Eflatun’un soyundan geliyor demişti.Gerçekten bu benim için ilginç bir bilgiydi.Eflatunun genetik anlamda büyük büyük… babam olduğunu bilmek gerçekten ilginç bir duygu.Benim merak ettiğim bir hususta acaba ruhsal anlamda tanıdık bir varlığın enkarnesi olabilirmiydim acaba? Keşke bunuda sorsaydım diyorum.Ama bundan önceki yaşamlarımdan birinde Üstadla birlikte Atlantiste bulunduğumu hissediyorum.Ama ordaki görevimi bilmiyorum.
Üstat Muzaffer Kınalı: Dünyada bir çok ilim Türklerde çıkmasına rağmen bunların patentini telifini alamamışız.Dünyayı keşfeden haritalar çizen Macellan ve Kristof Kolomb’tan önce bizde İbrahim Hakkı Erzurumlu gibi Piri reis gibi zatların ceylan derisi üzerine milimine milimine çizdiği haritalar var.Bunların çoğunu bilmiyoruz.Ve kaldıki bilinenleri bile dünyaya kabül ettiremiyoruz..Tüm bunlar afaki olan bilinmezde olan şeyler değil bunların kayıtları resmi arşivler içinde var zaten.
Örneğin teozofik ve tasavvufi anlamda diyelim Mevlana gibi dünyaya mal olmuş insanlarımız söz konusu.Oysaki daha düne kadar Mevlana'nın kabrini yabani otlar bürümüştü.Üzerinde koyunlar otluyodu. Kimse doğru düzgün bilmiyordu bile.Önemsenmiyordu o kadar. Ama avrupada, amerikada Mevlananın eserleri yayınlanınca orda tanınınca avrupada, amerikada önemsenince Mevlanayı ordan duyunca bizimde kabaran milli duygularımız sayesinde hemen Mevlana'yı hatırlar olduk. Aslında burada şöyle bir gerçekte yine kendini ortaya koyuyor okuyan düşünen, tefekkür eden ince bir toplum değiliz.Mesela kaç tane şairimiz var? Kaç tane dünyaca ünlü eser yazan insanımız var? Tabi bunlar düşünülmesi gereken noktalar.Toplum olarak altı saatte bir cami yapımına heves ediyoruz ama kaç tane kütüpanemiz var? Kitablara ne kadar değer veriyoruz? Kaç tane dini kitaplığı bulunan camimiz var.Kaç tane camimizde okuma köşesi var ? Kaç tane camimizde gençlerin dini okuyup tartışabileceği kafeterya gibi ortamlar var? Kaç tane modern ölçülere uygun camimiz var? Kaç tane camimizin önünde ‘ ilim Çinde bile olsa gidin alın’ diyen yazı tabelamız var.Yani önemsemiyoruz…işte! Her şeyden önce Allah bile OKU demiş.Yani tüm dini ritüel ve değerlerden önce ilk gelen emir OKU olmuştur. Namazını geç kıl yada geciktir ama önündeki kitabını önce bitir oku yani.. önceliği Allah bile okumaya veriyor. Sonra düşünmeye, tefekküre veriyor. Yani önceliği aklı işletmeye veriyor.
Bir hadiste deniyorki ‘‘ bir anlık tefekkür Allah katında yetmiş bin yıllık ibadetten yeğdir.’’ İşte ŞUURLU İNANÇ denen şey budur!! Yani İslam demek kör topal namaza gidip gelmek birde hac ziyaretinden ibaret bir manevi değerler bütünü değildir. Bu takliti imana girer.Oysaki daha geniş daha derindir İSLAM denen yada DİN denen haleti ruhiyet.Gerçek İslam'da bir kitabı okumak tefekkür etmek kıldığın namazdan daha az sevaba sahip değildir.Yerine göre bilgi ve bilinçlenme yolundaki gayret ve çaba Allah katında daha makbuldür.Bir harf bir kelime öğrenmeye ayırdığın vakit Allah katında daha değerlidir.Bu İslam dünyası içinde maalesef anlaşılmıyor.Biz maalesef o başını örtü o başını açtı, şu Türkçe dua etti, diğeri şöyle dua ediyomuş gibi basit bi çare mevzularla hem dem oluyoruz. Oysaki daha önemli çok daha başka mevzular var. Biz bu küçük hesaplar içinde oyalanırken bugün küresel dünya nereye gidiyor diye hiç düşünmüyoruz.Maalesef evrensel değerleri algılama bir yana daha küresel dünya değerleri içinde ekonomi ve kaynakların kullanımı konusundaki satranç tahtasında satrancı kendi lehimize çevirebilecek kurallara dair bilgimiz yeterli değil.Yani siyasi ve askeri irade ve toplumsal bilinç! Geleceği görebilme gücü en büyük yetenektir.Bu silahlardan daha büyük bir güçtür.Bu da bir kültür meselesidir.Bir idrak merhalesidir.
Çetin BAL: Üstadım bence buna benzer bir durum daha var Türkçe ezan konusu.Bazıları zamanın siyasi partileri içinde cahil halkı kandırmak biraz oy toplamak adına saltanatı getiricez ve ezanı arabca okutucaz diye bas bas bağırdılar..Tabi sonradan bu partiler kapatıldı yerine yenileri çıktı tabi.Daha sonra bazıları sanki büyük iş yapmış gibi ezanı arabçaya çevirdiler.Oysaki Atatürk biraz daha yaşasaydı bence bir orta yol bulurdu.Yani bence ezan orijinal olarak Arabça okunduğu için arabça olması daha makbuldür.Lakin bizler ezanı kendi dilimizde de tefekkür edebilmek için onu anlamamız lazım.Bu açıdan bence ezan haftanın belirli günlerinde Türkçe belirli günlerinde Arabça okunmalıydı.Ama yobazlık işin içine girince durum değişti tabi.Umarım böyle bir orta yol dikkate alınır.Neyse üstadım bu konular fazla siyasi ve sosyolojik noktalara doğru gidiyor biz kaldığımız noktadan devam edelim..
Üstat Muzaffer Kınalı: İşte biraz önceden beridir bahsedegeldiğimiz gibi Newton ve Galile yerçekimi ile ilgili gök olayları ile ilgili kanun ve kaideleri ortaya koymadan önce nice Farabiler nice İbni Sinalar, Ali kuşcular çok önceleri bu yasalara bu gök olaylarına zamanın anlayış ufku içerisinde açıklama getirmişler bu konularda eserler vermişlerdir.Bir çok Türk bilgin bugünkü modern dünyaya temel teşkil edebilecek matematiksel, astronomik, ve tıbbi bilgileri, coğrafi keşif haritalarını zamanında yazmışlar, çizmişler.Fakat kendi devirleri içinden şu günlere kadar gelen bir süreçte bu bilgiler, bu değerler koruyup kollanmadığı ve dünyaya lanse edilmediği için bunların patent niteliğindeki hakları alınmadığı ve tanıtılmadığı için şimdi uluslar arası areneda bu bizimdi bunu biz bulduk demek bile suç sayılıyor.Öyleki bugün küçücük bir işaretin patent hakkını bile alamıyoruz.Önümüze bir sürü prosedür sürüyorlar.Ve kolay kolay Türk bilim adamlarına patent hakkı bile vermiyorlar.
Çetin BAL: Üstadım benim esas araştırma alanım zamanda yolculuk olduğu için birazda bu konuda konuşalım isterseniz.
Üstat Muzaffer Kınalı: Şimdi senin esas alanın zamanda yolculuk olduğu için bundan da bahsedelim.Önce kendi zamanımızı ve kendi hayatımızı bi tarif edelim.Hayat nedir diyelim?
Hayat geçmişte halk ettiğimiz ve biriktirdiğimiz şeyleri yaşama sanatıdır.Dikkat edin genlerinizden gelir, kültürünüzden gelir, sosyal yapınızdan gelir hatta doğadan, doğanızdan gelir.Tekrar tarif edelim iyi anlaşılsın.Geçmişte halk ettiğiniz biriktirdiğiniz ve hatta hak ettiğiniz olayların bizatihi pratiğe geçirilmesi sanatına hayat denir. Peki bundan sonraki hayatımızı nasıl tarif edeceğiz? Bundan sonraki hayatıda… şimdiki yaşadığımız ve hak ettiğimiz frekans ve dalga boylarının hatta vizyonların birikmesi ve toplanması halidir.Bundan sonra yaşamaya yine devam edicez.Hem dünya boyutunda hemde başka boyutlarda yine devam edeceğiz.
Nasıl’ ki dünyamızda 6 boyut var dedim bunun gibi 7.boyut ara boyut.Onun için..misal bazı dinlerde buna ne denir? 7.kat göklerde Allah var …gibi ifadeler kullanılır.Yer altı yedi kattır gibi tanımlamalar vardır.Ağartalılar 7.kat ara boyutta yaşarlar.Şimdi o bakımdan…. Peki bu hayat içerisinde geçirdiğimiz ve geçireceğimiz hayata nasıl bakacağız? Diyelimki solumuzu geçmiş, sağımızı gelecek, şimdikini ‘şimdiki zaman’ diye bakarsak bizden geçmişten zamanımıza vizyonlar gelir.Şu içinde yer aldığımız zamandan da geleceğe vizyonlar gider.Çünkü biriktiriyoruz. İşte bu kendi safhamızda ve hat üzerindeki geçmişe ve geleceğe olan bu hattımız üzerindeki hareket tarzına zamanda yolculuk deniyor..Şimdi dikkat et! Yine kendi boyutumuza geçiyoruz. Diyoruz ki geçmişimize doğru bir vizyonlarımız var.Bakıyoruz geçmiş vizyonlarımız var.Birde geleceğe yansıttığımız, gelecek hayatlarımızı hazırladığımız vizyonlarımız var.Onlar vizyon şeklinde henüz somut hayata çevrilmemiş, soyut kavramlar şeklinde kalmış.
Çetin BAL: Ama üstadım şöyle bir şey var.Bu şimdi içinden baktığımızda yani şu zaman noktasından baktığımızda öyle görünüyor.Gelecek henüz olması olası soyut potansiyeller bütünüdür yani gelecek sanki sisli bir perdedeki görüntüler gibi ve iç içe bir çok olay ve vizyonik frekanslar şeklindedir.Ama geleceğe doğru bir frekans değişimi sonucunda ordaki soyut dediğimiz frekanslar ortamının bizim için somutlaşması lazım öyle değilmi.
Üstat Muzaffer Kınalı: Tamam ama o dediğin şey ayrı! O başka bir durum. Şimdi şöyle bir durum var. Herkes müteala ettiği şeyin ortasındadır.Hoca Nasrettine dünyanın merkezi neresidir diye soruyorlar.Nasrettin hocanın da bu soruya ‘‘Dünyanın merkezi eşeğimin sağ ayağının altındadır’’ demesi gibi şu anda buradayız ve şimdideyiz!
Sağ tarafımız gelecek, sol tarafımız geçmiş diyelim.İşte bu hareket içerisinde şuur seviyesi ile fizik bedeninden ziyade ruhsal bedeninle geçmişe ve geleceğe astral seyahatte yapabilirsiniz.Geçmişe olan seyahatin bilimsel olan adına ‘ekmenize’ deniyor.Tekrar söylüyorum ‘ekmenize’! Bundan önceki yaşamınızda bir yerde kaç defa yaşamışsanız o yaşamları ifade eden ekmenize merkezleri üzerinizde vardır.Oraya girer ordan devam eder gidersiniz.
İnsan kainatlar yok ikende var idi.Öyleyse kainatlar kurulmadan önce bu canlılıklar olmadan önce nasıl oldu? Bunları yaratan mekanizma bunları nasıl yarattı gibi soruların yanıtlarını bizatihi geçmişe giderek vizyonlar şeklinde izleyebilirsiniz.Çünkü…fizik bedenli olanlara adem deniyor.Fizik bedenli olmayan halede insan deniyor.Bizim burada hani ‘insan ol’ derler. ‘Adem’..! herkes adem. Herkesin eti kemiği var ama insan olmak apayrı bir şeydir. O bakımdan gelmişe geleceğe seyahatte astral seyahat şeklinde yapıldığı gibi bu astral bedenin, ruhsal bedenin fizik bedenini apor halinde bir de Teyyi-Mekan halinde fizik vücudunu geçmişe ve geleceğe taşıma olayıdır.Tabi bunu yapacak insan egoist olmayacak! Egoist olmamak salt ve saf tortusuz bir ruhsal bütünlüğe sahip olmaktır.Ruhsal bütünlükte negatif tortu olduğu zaman bunu yapamazsınız.
Mesela resulullah bile…hani rivayete göre bir melek gelip kalbini yarıp temizlemesi olayı vardır.İşte bu gibi ruhsal temizlik olduğu zaman yani bilinç altı negatif tortulardan, kayıtlardan ve sınırlamalardan arındırıldığı zaman geçmişe ve geleceğe gitmek mümkündür! Buna göre sıradan bir insanın ruhsal ışınlamayla fizik bedenli olarak geçmişe gidip menfaat için tarihi değiştirmesi söz konusu olamaz..! Zamanda yolculuğu kişisel menfaat için kullanamazsınız.
İşte bunun için zamanda yolculuk ilmini herkese rastgele öğretemezsiniz.Bu uygun olmaz.Vasıtalarla, bir makineylede zamanda yolculuk yapabilirsin ve yanında başkalarınıda görürebilirsiniz. Yani zamanda yolculuğu araçlada yapabilirsin.Fakat aracında teknolojik ilmi başkadır.Yapacağın aracı önce bir defa normal kainat ortamı içinden -boyutu içinden çıkarman lazım.Bunu nasıl yapacaksın? Çünkü klasik kuram dahilinde şu anki zeka kalıbına göre anlaşılsın diye şöyle diyelim ‘madde ışık hızında enerjiye çevriliyor.’ Halbuki ışık hızıyla gitsen bile bu bir işe yaramıyor.Mesela bir magadon yüzbinlerce ışık hızına karşılık gelen bir ölçüdür.Kainatta magadon denen bir hız ölçüsü kullanılır.Ama şu an dünya o ölçüyü kullanabilecek durumda değil. Bunun için önce maddenin kullanım biçimi değiştirilmeli.İşte bu ölçüleri kullanmadan önce güneş sistemi gibi bize yakın yıldız sistemleri gibi yakın yerlere bi gidelim bakalım.Bu yapılsın bakalım.İnsanlık bu noktalara bi gitsin bakalım.İşte insanlık kendi teknoloiik bulgularıyla bunu yaparken veli dediğimiz, aziz dediğimiz, ruhsal üstatlar dediğimiz bu madde tortusundan, egoizmden arınmış saflaşmış mana insanları, mana sultanları geçmişe ve geleceğe yada evrenin daha uzak noktalarına ruhsal güçlerini kullanarak seyahat edebilirler.Bu yolculuğu yapan insanlar kendilerini gizleyen erdemli insanlardır.Biz bile böyle bir yolculuğu bizatihi deneyimliyor olsak bile bunu öyle açıkça şuraya gidiyoruz, şöyle yapıyoruz, tarihi değiştiriyoruz, buraya geliyoruz diye açıkca söylemeyiz.Ama bu işin ilmini o noktaya yakın olanlara anlatırız.Ama açıkça gösteremeyiz.Kişi o noktaya geldiğinde bunu kendisi tecrübe eder zaten.O noktada bize bile gerek yok! Bu kelimeler içinde dahi biz bir çok sırrı veriyoruz zaten.Anlayan anlar.Alacak olan onu alır zaten.
Kişi o noktaya geldiğinde zaten bu yolculuğu allahın iradi nuru ve enerjisi ile kaplanaraktan ve bu şekilde zamanda boyut değiştirerekten yapar.Burada sır yine kişinin şuur enerjisini kullanabilmesidir.Şimdilik bu noktada bu kadar bilgi yeter.Dikkat edin şimdi zaten holografik bir evrende yaşıyoruz her şey enerji her şey dalga! Zaman bile üst üste yada yanyana gelen bir dalgalar frekanslar yani ansal enerji kalıbları şeklinde vardır.İnsanda bunun bir parçasıdır bir dalga kalıbıdır.Ve düşüncelerimizle kendi auramızın elektriksel ve manyetiksel alan frekanslarını değiştirebiliyoruz.Şimdi dikkat edin eğer güçlü bir irade ve telkin altında güçlü bir zihin konsantrasyonu ve yoğunluğu ile düşüncelerinizi, duygularınızı başka bir zaman boyutuna odaklarsanız (yani gitmek istediğiniz zamana ve mekana) sizi çevreleyen kendi auranızın frekansları değişerek o noktaya ait zaman/uzay frekansları ile uyumlanıyor senkronize oluyor ve siz zamanda bir mıknatıs gibi atlamış yerdeğiştirmiş oluyorsunuz.Yani düşünceniz sizi o zamana götüren bir mıknatıs gibi bir cezbe enerjisi yaratıyor.Ve sizi oraya transfer ediyor.Yani bir nevi ışınlama olayı.Yani Allahın ilahi iradi nuru bir ilim olarak herşeyin içinde var.Bu bir ilim meselesi.
Çetin BAL: Üstadım maalesef manadaki bu saklı gücü insanlara anlatınca hemen şöyle bir yanıtla karşılaşıyorum madem bu kadar biliyosun bana şu kerameti göster diyorlar yada madem şu anahtarını evde unuttun neden kendini oraya ışınlamadın diye soruyorlar.Mevzudaki ruhsal ahlak boyutunu bir türlü idrak merhalesine getiremiyorlar.Diyorlarki ‘sen o yeteneğe haiz olsan geleceğe gider spor loto yada sayısal sonuçlarını alır zengin olurdun burada da sefa sürerdin.’ Yani kişilerin dünyaya bakış açısı o kadar maalesef. Bunu en softa dindar kişide böyle düşünüyor en maddeci adamda bunu böyle görüyor.Oysaki meseledeki ilahi ahlakı bir türlü anlamıyor adam.Ya arkadaşım böyle bir yeteneğin olması dahilinde bunu her demde kullanmak o ilahi ahlak noktasındaki insan için ters bir durumdur .Yanındaki adam, çevrendeki komşun dünyanın zahmetini derdini tasasını çekerken senin bir gönül sultanı olarak bunu paylaşmaman kendini bu çileden ayırıp yukardan ahkam kesmen ruhsal terbiye boyutu içinde olan kişiye yakışmayan bir tavırdır.Peygamberler bile çok zor durumlarda mecbur kalmadıkça çok elzem olmadıkça ilahi iradenin gücünü burada kullanmıyorlardı.Onlarda her türlü geçim sıkıntısının, derdinin tasasının içindeydi.Başka türlüsüde zaten böyle sonsuzluğu ihate eden büyük ruhani değerlere haiz insanlara yakışmaz.Çünkü başka türlü sen zorlukta ve darlıktaki adama sabırdan, sabrın ilahi niteliğinden bahsederken benzer koşullar içinde aynı sıkıntıyı paylaşman lazımki ettiğin söz yerini bulsun.Bu şuna benziyor çölde iki arkadaş susuz kalmışız kendince ilahi bir güç içinde susuzluktan etkilenmiyosun yada başında seni takip eden bir bulut sayesinde sıcaktan etkilemiyosun yanındaki adama da dayanmanın, sabrın, çilenin, dişini sıkmanın önemimden bahsediyosun ..! Olurmu.Olmaz! Sözün o ilahi ahlak enerjisine sahip olması lazım.Onun çektiğini sende çekeceksinki o sözü söylemeye yetkili olasın.Yada senden çıkan söz anlamını bulsun.
Keza Hz İsa’ bile kendini çarmahtan kurtarmasını bilmiyormuydu, başına gelecekleri bilmiyormuydu! Niye çarmaha gitti! Yan gelip yatmasını bilmiyormuydu!! İşte buradaki ilahi ahlakın nuruda aynı şey! Bu da aynı durum.İsa enayimiydi? İSA aptalmıydı?Yoksa birşeymi bilmiyordu? Yoksa İSA safmıydı? İSA’nın uğrunda mücadele ettiği anlayış neydi?? Kimse kliseye gidip show yapmasın! Bugünün insanına, bugünün değerlerine göre İSA bir kerizdi! Yani biraz aklı kül olmak dengeli düşünmek lazım.Günümüz insanı maalesef bu değerleri algılayamıyor.Çünkü günümüzde her şey tüm değerler maddesel ölçülere göre belirleniyor.Ya öyle bir çağ öyle bir mantalite içindeyizki insanın kendi ailesi içinde bile insana maddi bir unsur olarak bakılıyor.Yaa insan mana demektir.İnsan nur demektir, ışık demektir, sonsuzlukla hem dem olan enerji demektir, dalga demektir, insan gönül demektir.Bunu maalesef anlatamıyoruz. Bu farkındalığı ifade et