Elleri güzel erkekler dikkatimi hep cezbetmiştir. Davud'un ise; ellerinin güzelliği kadar daha başka birçok özelliği ile beni etkilemesi, aşağıda okuyacağınız satırların yazılma sebebidir artık.
"Bir zamanlar Davud bir hayli gençti. Gerçi elleri hala güzel ama o zamanlar ayrıca dayanıklı ve güçlüydü de... Çobanlığı kadar sapan atmasıyla da ün salmıştı.
Söylenegeldiğine göre, etrafına yansıttığı etki ile birgün bir avuç insanı da ardına katıp o çok güçlü düşmanına karşı savaşmaya karar verdiği anı, Davud'un babası, ne zaman sorsam, bana olağanüstü bir üslupla ve hiçbir detayı unutmadan anlatmıştır.
Gelgelelim, Davud'un babası oğlunun aksine pek sık yıkanmaz ve pis kokardı. Hayatımızda sıradan saydığımız şeylerin birçoğu onunkinde bulunmazdı. Mesela, daha 18 yaşında iken Santo Spirito Manastırı'nda kadavralar üzerinde incelemeler yapmaya başladı. Bunun sonucu elde ettiği bilgileri eserlerine yansıtmayı bir hayli dikkat isteyen bir beceriyle başardı. Sonradan bu eserler sanat camiasının yanısıra tıp camiasını da hayretler içinde bırakmıştır.
Yaptığı işe gösterdiği özen ve sarfettiği dikkat kadar kendisine de özen gösterip, yaşadığı mekanları biraz daha elden geçirmiş olsa idi belki hakikaten emeğinin sonucu bu kadar da dillere destan ve muhteşem olamazdı, kimbilir.
Dolayısıyla, bu kadar nevi şahsına münhasır olması sebebiyle kimse Davud'un babasını çalışırken pek rahatsız etmez, O da böylelikle zahmet verdiği çalışma ve yaşamsal mekanlarında hayatını yalnız geçirmeyi tercih ederdi. Asi ruhlu oluşunu, "patronların baskıcı istekleri altında yaşamaktansa, yalnız başıma oturur resmimi yapmaya bakarım" sözleriyle belli etmiştir. Ayrıca Hafif camiasından bir yazarımız Davud'un babasının "Tanrısal bir azim ve hayvansal bir inatla bir eserini 4 yılda tamamladığı"ndan bahsetmiştir. Bu inadın aslında zamanın Papa'sı ile Davud'un babası arasında gerçekleşmiş nahoş bir durumdan kaynaklandığını düşünmekteyim. Çünkü Papa, Davud'un babasına 40 heykel sipariş edip parasını peşin ödemiştir. O ise bu parayla kendisine bir çiftlik satın almıştır. Kısa süre sonra Papa çiftlik konusunu öğrenip, siparişini iptal edip, parasını geri istediğinde; Davud'un babası bulunduğu kasabayı acilen terkedip kaçmıştır. Gel zaman git zaman Papa, Davud'un babasının yetenekleri kadar yeterlikte başka kimseye güvenemeyeceğini anlayacak ve kendisine işte o 4 yılda azim ve inatla tamamlayacağı projeyi sipariş edecektir. Eserlerini hayata getirirken hiçbir asistan yardımı almamış ve asla evlenmemiştir. Hatta oğlu Davud'u o mermer sütunun içinden çıkarırken bile sadece ve sadece kendi gücünü sarfetmiş; bu yüzden etrafındakileri hayrete düşürmüş; 5 metre 17 cm boyundaki ve elleri muhteşem güzellikte olan Davud'a bakarken herkesi hayran bırakmayı da başarmıştır.
Çünkü Davud içinde bulunduğu mermerden çıkarılmayı beklerken babasının O'nu tam kurtarışı üç yıldan biraz fazla bir süreyi almış fakat nihayet 26 gibi genç sayılabilecek bir yaşta babası, Davud'u herkese tanıtmanın haklı gururunu yaşamıştır.
Davud'un baş, üst gövde ve ellerinin normal insan anatomisine nazaran büyük oluşu genel anlamda düşünüldüğünde biraz garip gelse de aslında kendisini yakın cepheden görmeye gelen bir kişinin aşağıdan yukarı doğru bakışı esnasında bütün vücut anatomisinin perspektife uygun ve vücut hatlarının normal oranlarda durduğunu farkedeceği de açıktır. Bunu anlatmak için kelimelerin yetmeyeceğini bildiğimden birgün fırsatınız olursa Davud'la tanışmaya gittiğinizde ne demek istediğimi anlayacağınızı umarak sözlerime son vermek istiyorum.
Unutmadan, Davud 2004 yılında 500üncü doğumgününü kutladı. Daha nice 500 senelere..."
Şimdilik buradan tanışmak isteyenler için;
Davud: /// - /// - /// - /// - ///
Davud’un babası: /// - /// - /// - ///
Davud’un babasının tıp camiasını hayretler içinde bırakması ve bu durumun yarattığı tartışmalar
Davud’un babasının;
asi ruhlu olduğunu belli eden sözleri
Tanrısal bir azim ve hayvansal bir inadı olduğunu vurgulayan yazı
Davud’un babası ve zamanın Papa’sı ile aralarında oluşan bazı hoş olmayan durumlar
Davud’un babasının eserlerinden bahseden yazılı kaynaklar
Davud düşmanını nasıl öldürdü?
Davud’un 2004 yılındaki 500üncü doğumgünü
Davud'un 1991 yılında ayak parmağına gelen bir çekiç darbesiyle yara alışı
Davud’un mermerden kurtarılışı hakkında detaylı bilgi
Pilli paticim yine ilginç bir konu seçmişsin, o güzel ELLERİNE sağlık...
bu arada Türkçe' yi hatasız kullanıyor olmana büyük hayranlığım var,
yazar olma gayretine sahip olan çoğu dünya vatandaşının öncelikle kendi diline iyi bir şekilde hakim olması gerektiğinin düşündüğümden, seni çok ama çok tebrik ediyorum.
Bir yazının girişi gerçekten önemlidir. Pilli pati zekisin, yumuşak dalgalarla dolu bir yazı ve insanı sessizce içine alıyor araştırmacı ruhun.
Teşekkürler..
birde şurda bşr hata var. yada yazı bir yerden alınırken cumle komple alınmış.
Davud'un babası, ne zaman sorsam, bana olağanüstü bir üslupla ve hiçbir detayı unutmadan anlatmıştır.
ahhh! davut'la ilgili okuduğum her şey beni çok etkiler. çünkü rivayete göre mikelanj heykeli bitirmiş, çekici heykele fırlatmış ve "konuşsana" diye bağırmış. yıllarını verdiği heykelin dile gelmesini istemiş.
bu heykelin kusursuz bir insan tasviri olması, detaylar vs gibi ayrı bir önemi vardır. mikelanjın zaten insan takıntısı var. oranlar değişse bile ayrıntılar çok önemli.
neden fotoğrafı eklemedin pilli pati? gerçi ben de uğraştım, hata veriyor?
efendim @thing insanının merakını gidererek sözlerime başlamak isterim ilk... öncelikle yazıyı okumuş olduğunuz ve detaylara dikkat ettiğiniz için sizi tebrik ediyorum sayın @thing.
yazıyı ansiklopedik bilgi aktarır gibi kurgulamayışımın ilk sebebi sıkıcı olmaktan imtina edişimdir. bir başka amacım da okuyucunun imgelemini harekete geçirmekti. şimdi sizin sözlerinizden dolayı görüyorum ki, sanatla ya da herhangi bir formla ilgili herhangi bir bilgiyi bir hikaye anlatır gibi paylaşmak mümkünmüş. okuyucuyu bazen mutlu, bazen ise mutsuz ederek, sinirlendirerek, şüpheye düşürerek düşündürmek, imgelemleri öyle ya da böyle bir nebze tetiklemek, böylelikle yazının amacının yerine ulaştığını görmek bana ziyadesiyle mutluluk veriyor.
sözlerime devam etmeden ufak bir not ekleyeyim: yazı kurgusunda geçen bütün detaylar tarihteki yazılı kaynaklardan edinilmiş gerçek bilgilerin harmanıdır. yazı sonundaki linklerde bunları test etmek mümkün.
yani belki şu daracık zamanlarımızda durup ansiklopedik bilgiyi okuyucu kitlesine sunabilirdim de... ama sanki (Michelangelo) Mikelanj'ı ve Davud'u tanıyor gibi anlatmak belki tarihten bilgileri size aktarmakta bir geçit, belli bir kolaylık sağlayacak, sıkıcılığı ortadan kaldıracaktı. yazı kurgusunun bu şekilde olacağına böylelikle karar verdim.
öte yandan "sanatı sevdirmenin, detaylarla usandırmadan öğretmenin çeşitli yolları olmalı" diye de düşünüyordum. bu yazıyla ilgili ilk satırlarımı birgün bir kağıda karaladığımda (Michelangelo) Mikelanj'ı ve Davud'u sanki tanıyormuşum hissi ile bir çıkış noktası yaratmak da amacımı kolaylaştıracaktı. öyle de yaptım. o zamanlarda kendimi düşünüp yazdım. yazarken de hiç sıkılmadım. bunu açıkça burada ifade etmeliyim. çünkü onlar hakkında birçok farklı kaynağı kurcaladım. İncil'de Davud ve Goliath'ın anlatılmış olması, Hz. Davud'un Goliath'ı yendikten sonraki dönemde peygamber oluşu, Michelangelo'nun yaşamı boyunca İtalya'da zamanın sayılı ailelerinden biri olan Medici ailesi tarafından aslında sürekli finanse edilmediği, yani aslında Rönesans döneminin büyük sanatçılarının yaşadıkları hayatların eserleri kadar pek de parlak geçmediği, bütün bunlar beni Davud'un heykelden doğuşunda geçen sürede bu olaylara yakın tuttu. olayları birebir yaşamışım hissi ile doldurdu. belki yazının bu haliyle satır aralarında Mikelanj'ın mermere inen çekiç darbelerini bile duyabilirsiniz diye avundum.
kaynaklar sadece bir yazıya doldurulamayacak kadar geniş. sanki sanatçının Davud üzerindeki her çekiç darbesi, insan anatomisi hakkında yaptığı ince çalışmalar ve aldığı notlar, @nevdalist'in de bahsettiği gibi sanatçının Davud'a can vermeye çalışır gibi emek harcaması da tarihi kaynakları okurken bence olağanüstü idi. sanatın heyecan verici yanlarını keşfedenlere selam olsun.
daha ötesiyle ilgilenecek olanlar için yazıya yorumlarla katacağım daha çok kaynak var. sonuçta bu bir blog. ne fazla uzun ne fazla kısa tutmalıydım. keyifli bir kahve içimi boyunda tutmaya gayret ettim.
bu yorumla belirtmek istediğim son konu da, yazının alıntı olup olmaması meselesidir. moderasyon bu konuda çeşitli programlarla yazılar yayımlanmadan önce bizi zaten kontrol ediyor. kaldı ki, internet dünyasına hafif.org aracılığıyla emek verip yayımladığım birçok yazım da içerik hırsızları tarafından kopyalanmışken ve içerik hırsızlığına her daim karşı olduğum moderasyon dahil burada düzenli yazanlarca da bilinirken, bir cümleyi olduğu gibi alıp yazılarıma yapıştıracağımı düşünmeniz pek önyargılı bir yaklaşım olmuş.
velhasıl aramıza yeni katılmış bir üye olmanız sebebiyle bu düşünceniz üzerinde fazla durmayacağımı, zamanla bizi tanıyıp hakkımızda daha haklı hükümler vereceğinize inancımla sözlerimi burada bağlıyorum.
@nevdalist, fotoğrafı özellikle bilerek bu yazıya eklemedim. yazı sonuna kadar Davud ve babası kişiliklerinin kimler olduğunu belki yavaş yavaş tahmin edenler olacaktı. yazı sonu linklerini açtıklarında tahmin ettikleri kişiliklerle karşılaşmaları daha yoğun bir etki bırakacaktı. yazının keyfi yüzü suyu hürmetine yani ;)
dostlar,
bu sitedeki tek amacım keyifli denemeler, paylaşımcı araştırma yazıları tasarlamak... umarım satırlar boyunca hoş vakit geçirmişsinizdir. çünkü ben de yazarken oldukça keyif aldım.
Harmanlama yapılırken bazı cümleler alınabilir, kanaatimce..
Yazının tamamı alınmadıkça problem değil..,
Hayrinüsa hanım, Davut u da ister miydi evine, acaba..
Paticigim harikalar yaratmis yine. Arkadaslar biz mutlaka bu kitap isine ciddi sekilde yönelelim. Böylesi yazar arkadaslarimiz varken bizim sirtimiz yere gelmez. Fazla kisi duymadi galiba sesimizi. Bu linke mutlaka tiklayin görüslerinizi, önerilerinizi yazin. Tebrikler Patim...
Hah oldu simdi. Demekki iki yorumdan sonra dutuluyor:) Kemal Sunal'in Salako filminde dedigi gibi "kiz kacirmak icin besbelli iki essek lazimmis":)))
doğrudur söyledikleriniz.
cümledeki eksiklikten kaynaklanıyor olabilir yanılsamam.
en azından -bana söyledi- cümlesinin söyleyen ve söylenen kişi olarak belirlenmesi böyle bır yanılgıya yol açmayabilirdi.
sizi uzun zamandır tanıyor olsam bile aynı kanaate varırdım.
1501 yılında Floransa Katedrali tarafından kendisine ısmarlanan Davud heykeli işini aldığında Michelangelo henüz çok gençti. Mermer bloğun yakınına bir baraka inşa ettirdi ve hayatını o barakaya taşıdı. Davud üzerinde çalışırken hiçbir zaman bir asistan istemedi ya da başka bir mermer ustasının işbirliğine ihtiyaç duymadı. Davud için çalıştığı mermer bloğu 40 yıl önce Agostino di Duccio tarafından üzerinde çalışmaya başlanılıp yarım bırakılmış bir proje idi.
(Michelangelo) Mikelanj'a göre heykeller zaten mermer kütlelerinin içinden çıkartılmayı bekleyen formlardı. Tıpkı bedenlerin içinde var olduğuna inanılan ruhlar gibi tanımlıyordu eserlerini. Hiçbir zaman kendi yeteneklerinden tam olarak memnun olmadı. Kendi kendisiyle savaşı sanatının mükemmele doğru uzanan hikayesini de anlatır.
"Every stone has a sculpture within it, and that the work of sculpting is simply a matter of chipping away all that is not a part of the statue." gibi daha birçok sanatla ilgili anektodlarını henüz Michelangelo hayatta iken kaleme alan Giorgio Vasari "Life" adlı kitabında ve Ascanio Condivi "The Life of Michelangelo" adlı kitabında yazmıştır. Bu kişiler (Michelangelo) Mikelanj'ın yanında bir süre resim, heykel konularında çırak olarak çalışmış olsalar da yaptıkları en iyi iş ustalarından öğrendiklerini yazmak ve tarihe kazandırmak oldu.
Harmanlama yapılırken bazı cümleler alınabilir, kanaatimce..Yazının tamamı alınmadıkça problem değil..,
@pbk,
alıntı yaparken kaynak göstermek gerek. Hayrünnisa Hn. konusuna şu kadarcık gireceğim; bana göre kendisinin talebi British Museum'un dünya kültürlerine yaptığıyla eşdeğerdedir ve kabul edilir birşey değildir.
pilli pati, bir araştırmayı bu kadar sürükleyici anlatman, kurgulaman müthiş. çok keyif aldım okurken.
Condivi, Michelangelo'yu anlatan satırlarında kendisinin ancak doyacak kadar yediğinden ve çoğunlukla elbiseleri ve botları ile uyuduğundan bahseder. kaynak: sayfadaki "personality" başlığı...
Michelangelo Davud’a bakışlarındaki etkin ifadeyi verebilmek için ışığın gözlerine uygun şekilde düşüp gereken gölgeleri bırakabileceği derinlikleri barındıran bir mermer işçiliği uygulamıştır. fakat Davud heykeli bugün Floransa'da Akademi Galerisi'nde sergilenmekte olduğundan heykelin konumlandırıldığı bölümde Davud'un yüzünü cepheden görmek ve fotoğraflamak yer darlığı sebebiyle pek mümkün değil. gerçi heykel doğa şartlarından yıpranma payı azalsın ve muhtemel tehlikelere karşı korunsun diye şu an içinde bulunduğu Akademi Galerisi'ne sonradan taşınmıştır fakat 1873 yılına kadar heykelin sergilendiği alan Palazzo Vecchio binasının önü olmuştur. heykelin cepheden yüz ifadesini 1873 yılına kadar yaşamış kişilerin görmüş olması ve bu konunun günümüzde merak uyandırması, Stanford Üniversitesi'ni bir çalışma başlatmaya itmiştir.
Davud'un sol yanına kendi boyunda bir fotoğraflama sistemi kurulmuş ve heykelin cepheden yüz ifadesini görme ve görüntüleme merakı da bu şekilde çözüm bulmuştur. üniversite'nin bu çalışma ile yetinmeyip fotoğrafları rendering usulü ile bilgisayara aktarma ve heykeli bu şekilde incelemelerini de anlatan makale şuradadır. ne yazık ki üniversitenin lazer triangulation sistemleri bile Michelangelo'ın çekici ile ulaştığı en diplerde kalan noktaları görüntülemeyi başaramamıştır. böylelikle dijital Rönesans eserlerini yansıtmayı hedefleyen akademisyenlerin sevinçleri de biraz kursaklarında kalmış oluyor.
Davud Floransa'da dururken dijital görüntüsüyle mi yetinecektik? :)
İslam dininde resim, heykel ve müzik gibi sanatların yasak
olmasına bir anlam veremiyordum. Bunlarla birlikte, çoğu
İslami emir ve yasakta da biz insanlar mantığımıza uygun
gerekçe bulamıyoruz.
Kur'an'da da, kimi zaman bir sığırın kesilmesi
emredildiğinden, kimi zaman da bir deveye dokunmaktan
men edilmesinden bahsediliyor.
İlahi emir ve yasakların böyle bir yönü var.
Buradaki incelik, insanların kendi nefislerine uymak ile
yaratıcının emrine itaat etmek arsında seçim yapmaları ve
inançlarında ne kadar samimi olduklarının belirlenmesidir.
İnsanlarsa, çoğunlukla ilahi emirlere uymak yerine kendi
nefislerine uygun davranmayı tercih ediyorlar. Bu, dünya
tarihi boyunca böyle olagelmiştir. İnsan aklı ve nefsi, çoğu
yerde ilahi emirlerle ters düşer.
İşte bu yüzden, insanoğlu peygamberleri öldürmüş, onlara
işkence etmiş, kutsal kitapları ve dinin özünü değiştirmiş,
yaşamlarını kendi nefisleri ve akıllarına göre
biçimlendirmiştir.
Davud peygamber de, tüm diğer peygamberler gibi Allah'ın
varlığı, birliği, yalnız O'na tapılması gerektiğini tebliğ
etmiştir.
Hıristiyan ve Yahudi inançlarında, peygamberlere, kutsal
kitaplara ve dini ritüellere yeni anlamlar kazandırıldığını,
yapılarının değiştirildiğini, öz niteliklerinden uzaklaştırıldığını
görüyoruz.
Yazıya konu olan heykel ne Davud peygamberin tebliğini,
ne karakterini, ne de yaşam tarzını betimler. Heykel,
efsane olmuş eski bir savaşçıyı betimler.
Peygamber Davud, mütevazi ve ağırbaşlı biridir. Heykel Davud ise kasıntı, gururlu ve ihtişamlı bir savaşçıdır.
Peygamber Davud, edepli, namuslu ve Allah korkusuyla her durumunda ağır başlılığını koruyan biridir. Heykel davud ise penisini ve testislerini göstermekten utanmayan, gerçek güç sahibinin Allah olduğunu bilmeyen ve kendini güçlü ve yenilmez gören biridir.
Aslında heykelin en büyük göstergesi, sanatçının ve o dönemdeki insanların Allah ve dine bakışını ve yaşanan değişimdir.
Savaşçı Davud herşeyiyle ortada!
Hayalci sana katılıyorum. Heykel davut bence sanatsal nü akımıyla ortaya koyulmuş yada oluşturan kişinin içsel duyguları ile ortaya çıkmış olabilir. Belkide yapan kişi (Michelangelo) o özelliklerde bir erkek istiyordu ? belkide o bir gay'di. Olamaz mı yani bir düşünün.
Hayır, sanmam. Bence bu daha çok "sanatın - sanatçının - sanat eserinin" kutsallaştırılmasıyla ilgil bir şey. İnsan ne kadar yaratıcıdan uzaklaşırsa, bir o kadar da sahte ilahlara yaklaşmaya (kendine ilah - put edinmeye )başlıyor.
İnsanın kendinde yaratıcı güç olduğuna inanması da böyle bir şeydir.
rivayete göre mikelanj heykeli bitirmiş, çekici heykele fırlatmış ve "konuşsana" diye bağırmış. yıllarını verdiği heykelin dile gelmesini istemiş.
Ben yaptım, ben yarattım, ben şekil verdim...
Benn, benn, ben...
Yazıya konu olan heykel ne Davud peygamberin tebliğini, ne karakterini, ne de yaşam tarzını betimler. Heykel, efsane olmuş eski bir savaşçıyı betimler.
yukarıdaki sözlerinize katılıyorum. şöyle ki; zamanın Papa'sı tarafından Mikelanj'a sipariş edilen heykel; İncil'de de bahsedilen, Davud ve Calut (David & dev cüsseli düşmanı Goliath) arasında vuk'u bulmuş savaş sahnesinde yer alan savaşçı karakter Davud'un betimlemesidir.
Aslında İncil'de geçen bu bölümü daha sonraları dini normlar çerçevesinde resmedenler olmuştur ve Davud ile dev cüsseli Calut o resimlerde hep giyinik olarak aktarılmışlardır. giyinik olmalarına rağmen o resimlerde de Davud son derece kendine güvenlidir ve Calut'u (Goliath), alnının ortasına sapanıyla taş atarak yere serer. (bu kısmı kısa tutuyorum, ama hikayenin tam metnini, dileyenler, asıl kaynaklardan ya da yukarıda verdiğim yazı sonu linklerinden okuyabilirler.)
öte yandan heykel ise Davud'un Goliath'la savaşmaya karar vermiş olup da savaşa katılmadan hemen önceki psikolojik anını, fiziksel hazırlığını, bakışlarındaki soğukkanlılığını, sapanı ve taşı kavrayışını yansıtır. Davud'un sağ elinin duruşuna ve damarlarının nasıl da çıkıntılı gözüktüğüne dikkat edenler, bu hazırlık anını hissedebileceklerdir. kaldı ki; Mikelanj (Michelangelo) insan vücudu ve formlarını birebir taşa yansıtma hususunda "takıntılı" denebilecek ölçüde hassas bir sanatçı idi. daha çok genç yaşlarda sırf sanatı için manastırda insan kadavraları üzerinde çalışması buna işaret sayılabilir.
@vatanda'nın bahsettiği gibi sanatçının gay olma ihtimali de dünya çapında konuşulmuştur. fakat en nihayetinde, Mikelanj'ın (Michelangelo) takıntılarının ve sanatını taşa yansıtma çabasının somut örneğidir Davud!
Dünya heykel sanatında kabul edilen artistik bir disiplindir! heykelin İlahi Yaradılış'ı taklit eder gibi görünmesi ise tamamen sanatçının içindeki mükemmele ulaşma isteğinden kaynaklıdır. sanatçı asla azıyla yetinmez. içindeki (tek Tanrı'ya inananların çok da iyi bildiği gibi) kendisine Yaratıcı-Allah-Tanrı tarafından üflenen ruhun verdiği bir mücadeledir bu! ve bahsettiğiniz şekilde insanlık hep bu yüzden
yaşamlarını kendi nefisleri ve akıllarına göre biçimlendirmiştir
heykelin nü formu şeklinde tasarlanmış olması ise eski Yunan heykel sanatı estetik ideallerinin bir sonucudur. hatta bir adım daha ileri gidelim; Mikelanj'ın Davud'u bu estetiğe göre sünnetsizdir. oysa ki; İncil'de refere edilen Kral Davud hiç şüphesiz ki sünnetli idi. sünnet kavramı eski Yunan heykel sanatında insan formunun aslına uygun kalınmaması, değiştirilmesi, tahrip edilmesi olarak algılanmaktaydı: (sanatçının almış olduğu eğitim)!
sözlerinizin diğer kısımlarına katılmıyor olmakla birlikte, kendi fikirleriniz olması itibarıyle onlara saygı duyduğumu belirterek son vereceğim sözlerime... umarım sanatsal açıdan getirdiğim görüşler, bir nebze de olsa, Mikelanj'ın Davud'u arenasında bir şekilde haklı ya da haksız yerini bulur.
pilli pati, fikirlerime katılmanız veya saygı duymanız çok önemli değil. Bu, daha çok bakış açısıyla ilgili. "Böyle düşünenler de var." Kimseyi kolundan tutup hidayete erdirme derdinde değiliz.
Türkan Saylan baımız bile, çağdaşlaşmak için çok sesli müzik dinlememiz gerektiğini söylüyor.
Biz de demokrasi gereği kendi düşüncemizi söyleyelim.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.