
Bu sabah yine güneş benim için doğdu. Herkesten evvel önce beni selamladı. Ahh.. Ne güzel! Hâlâ kalbim vurmaya devam ediyor. Beynim tıkır tıkır çalışıyor. Ellerim tutuyor, gözlerim görüyor, kulaklarım işitiyor. Evrenin en mutlu yaratığı ben olmalıyım. Evet, evet… En neşeli, en bahtiyar insan da ben olmalıyım. Kesinlikle benim, BEN!
Neden bu denli saadet içindeyim? Bilmiyorum. Tek bildiğim mutluluktan uyuyamaz olduğum. Kendimi o kadar güçlü, kuvvetli hissediyorum ki, serçe parmağımla pehlivanları bir bir devirebilirim. Vur at çöpe, vur at çöpe… İşte hepsi bu kadar!
Hatta ben sadece zıplayarak bile havalanıp uçabilirim. En hızlı kartal bile yanımda topal bir sinek kalır. Kimse bana yetişemez. Kimse bana meydan okuyamaz. Ben bir kralım. Kimseye verecek hesabım yok. Ben ne emretsem tüm evren onu yerine getirebilmek için adeta yarışır.
Hele şu insancıklara bir bak! Benim Kaf Dağı büyüklüğümdeki mutluluğumdan bir çakıl taşı alabilmek için “bayram” yapıyorlar. Birbirlerinin evlerine gidip yeni mobilyalara, yeni alınmış giysilere bakıyorlar. Şeker yiyorlar, baklava yiyorlar, et kızartıyorlar, bowling oynuyorlar, dans ediyorlar. Ama mutlu olamıyorlar.
Ha ha ha… Zavallı insancıklar! Birbirlerini yiyip yiyip duruyorlar. Arkadan çekiştiriyorlar, yalan söylüyorlar, yalakalık yapıyorlar, aldatıyorlar, kandırıyorlar, kıskanıyorlar… Sadece içlerinde bulabilecekleri mutluluğu kendi elleriyle tarumar ediyorlar.
Bir de feleğin şu işine bakın; bu insancıklara “akıllı” diyorlar, bana ise “deli”. Hemi de ZIR DELİ!
Süper olmuş, yazının tarzı Fante'yi andırdı bana, ellerine sağlık..
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.