
Yeis’e düşme yanarsın
Mahlûkata sarılsana
Boşa nefes alma
Hakkını ver
Mânâsız gözle süzme
Sen her şeysin
Di gah gel
Yola düşelim…
Di gah gel hadi köyümüze gidelim:)
yeis yani umutsuzluk insan için bir felakettir.
nefes almak için sebep bulamayıp intihara kadar sürükleyen bir boşluğa düşmektir.
tebrikler.
beğendiklerinizi okumayı deneseniz bir süre ve yazanlara karşı kırıcı olmasanız bu işi iyi yapıyor dedikleriniz bu yoldan geçmedi mi?
yapıcı olmak gerekmez mi?
tutanlarla ilgileneceğinize anlatılmak isteneni anlamaya çalışmak için yorsanız kendinizi daha faydalı bir etkinlik olacaktır sizin için.
umutsuzluğun insanı ne hale getirdiğini anlatıyor ve siz bu başlık altında insanları sen yazmayı beceremiyorsun diye umutsuzluğa sürüklüyorsunuz.
ne yaptığınızın farkında mısınız?
"küçük şey" bana bir yazınızı hatırlattı:)
neyse zehirinizi akıttınız bence de daha fazla burayı kirletmeyin.
thing bir de "karsı pencere" adlı blogu ziyaret et. yazar yüregini katmış yazıya..
YEİS YOK!
"Dalâile düşmüşlerden başka kim Tanrı'sının
rahmetinden ümîdini keser?"
(Hicr, 56)
Lâkin, hani bir nefhası yok sende ümîdin!
"Ölmüş"mü dedin?Ah onu öldürmeli miydin?
Hakkın ezeli fecri boğulmazdı, a zâlim,
Ferdâlanın artık göreceksin ki ne muzlim!
Onsuz yürürüm dersen, emîn ol ki yürünmez.
Yıllarca bakınsan, bir ufak lem'a görünmez.
Beyninde uğuldar durur emvâcı leyâlin;
Girdâba vurur alnını, koştukça hayâlin!
Hüsran sarar âfâkını, yırtıp geçemezsin.
Arkanda mı, karşında mı sâhil seçemezsin.
Ey, yolda kalan, yolcusu yeldâ-yı hayâtın!
Göklerde değil, yerde değil, sende necâtın:
Ölmüş dediğin rûhu alevlendiriver de,
Bir parça açılsın şu muhîtindeki perde.
Bir parça açılsın, diyorum, çünkü bunaldın;
Nevmîd olarak nûr-i ezelden donakaldın!
Ey, Hakk'a taparken şaşıran, kalb-i muvâhhid!
Bir sîne emelsiz yaşar ancak o da: Mülhid.
Birleşmesi kâbil mi ya tevhîd ile ye'sin
Hâşâ! Bunun imkânı yok elbette bilirsin.
Öyleyse neden boynunu bükmüş, duruyorsun?
Hiç merhametin yok mudur evlâdına olsun?
Doğduk, "Yaşamak yok size!" derlerdi beşikten;
Dünyâyı mezarlık bilerek indik eşikten!
Telkîn-i hayât etmedi aslâ bize bir ses;
Yurdun ezelî yasçısı baykuş gibi herkes,
Ye'sin bulanık rûhunu zerk etmeye baktı;
Mel'un aşı bir nesli uyuşturdu, bıraktı!
"Devlet batacak!" çığlığı beyninde öter de,
Millette bekâ hissi ezilmez mi ki? Nerde!
"Devlet batacak!" İşte bu öldürdü şebâbı;
Git yokla da bak var mı kımıldanmaya tâbı?
Âfâkına yüklense de binlerce mehâlik,
Batmazdı, hayır batmadı, hem batmıyacaktır;
Tek sen uluyan ye'si gebert, azmi uyandır:
Kâfi ona can vermeye bir nefha-i îman;
Davransın ümidîn; bu ne haybet, bu ne hırmân?
Mâzîdeki hicranları susturmaya başla;
Evlâdına sağlam bir emel mâyesi aşıla,
Allah(c.c.)'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol...
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.
İstanbul, 30 Teşrinievvel 1335 (1919)
Mehmet Akif Ersoy
tebrikler, az, öz ama bir o kadar da dolu anlamlar içeriyor.
eşinde ya da işinden ayrılmış insanlar bazen boşluğa düşerler ama bunun geçici bir durum olduğunu bilerek hareket etmek lazım.
yarın başka bir gün.
Di gâh hadi, silkin kendine gel
Boşa aldığın nefes artık yeter
Mahzunluğuna bir son ver
Kaybetme elindeki
Çırpınan yüreği
Di gâh dedim hadi
Gel…
thing seni yüzyılın muhalefeti seçiyorum :)
sen hangi yazıyı beğenmiyorsan o yazıyı tutan bir kitle oluştu hafifte. Heyecanla takip ediyorum thing ve diğerleri nereye gidiyor? :)
yazıyı tuttum, ama şiirlerde öz Türkçe kelimeler istiyorum. Herkesin kendi tarcihi olabilir duygu anlatımında, neden Arapça ve Farsça terkipler yerine Türkçe tamamlamalar olmasın. Öz Türkçemize sahip çıkalım lütfennn!!!
sadece bu yazı için değil aslında çoğu şiirde bir kaç taneye rastlıyorum. Burda da tamlama değilde sözcük var.genel olarak konuştuğumu da belirtmem gerekiyordu aslında faretmemişim.
"Di gah" başta farklı gibi görünüyor ama şive olduğunu bende sonradan anladım.
karma yapılınca şaşırtıyor siz hangisinde şaşırdınız diye merak etmiştim.
BEŞİNCİ MEKTUP
Ayrılık diye bir şey yok.
Bu bizim yalanımız.
Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?
Güneş çoktan doğdu.
Uyanmış olmalısın.
Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
Öyleyse ayrılmadık.
Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.
Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
Önce beklemekten.
Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.
Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
Kanunlara saygı göstermesini,
İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.
Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o? Ya o?
İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
Saadet bekliyor yaşamaktan.
Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
Aradıklarının çoğunu bulamamış,
Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
Göçüp gidiyor bu dünyadan.
İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
Ve yaşayıp beklerken ölmek!
Özleme bir diyeceğim yok.
O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
Yaşantımız özlemlerle güzel.
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.
Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
Seni özlediğim içindir.
Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
Seni özlediğim içindir.
Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
Yine seni özlediğim içindir.
Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!
:))
Di dah gel, gel ki yürekler süslensin, şenlensin...
umutsuzluk ölülere yakışır, dirilere değil.
KOCAMAN yani
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.