
Sonra o resimli kağıtlar hiçbir şeye yetmemeye başlıyor. Ne kiraya ne yemeğe. Daha çok çalışıyon, daha çok....
O resimli kağıtlardan kurtulduğun gün, kurtulacaksın.
Yahu o günde ölmüş oluyon, yani kurtuluş yok.
Çok samimi ve canı gönülden haklı bir konuşma biz köleler adına! Kurtuluş yaşamak için çalışmak zorunda kalmıyacağımız kadar bizden beslenmeyen bizi besliyen feedback bir teknoloji, belki birgün birbirimizi yemek yerine okyonuslar ve dünya türlerini tamamen keşfedip evreni keşfe koyulduğumuz zaman ister istemez olacak gibi. Sorun Renkli kağıtlar değil, Aristo'nun da bahsettiği gibi bağımlılıklarımız - yani bize varolan dünyayı anlamlı kılan nesneler ki bunlar psikolojiktir de en nihayetinde!
Anaparaya sahip değilsek köleyiz. Bir arkadaş işletme masterından şunu öğrenmiş: tarih öncesi çağlarda tarım başladığında güçlü insanlar, zayıf insanları taş ve sopalarla dövmek suretiyle ana paraya (arazi ve eşyalara) sahip olmuşlar.
Şimdi biz işe gidiyoruz, işe yarıyoruz. Üçünü beşini oturup hesaplıyoruz. Şöyle daha karlı olur, böyle daha az maliyet, şöyle daha hızlı sonuç vs vs. Eee herkesten her zaman aynı miktarda işe yarar fikir ve proje çıkmaz. O yüzden bizi bir süre yaşatmaları gerekiyor. Yaşamak için de yemek, içmek, giyinmek, barınmak lazım.
Bize para veriyorlar.
Elimizdeki paranın bir kısmını onlara geri veriyoruz, arabalarından bir tane alıyoruz. Bu arabaya binip gidebilmek için, benzin denen meretten almak lazım. Aa cebimize koydukları kredi kartını kullanalım, 3 lira bonus da veriyor. Buyrun, verdiğiniz paranın bir kısmını iade ediyorum. Neden? Arabama binip, şu ilerideki alışveriş merkezine gidebilmek, ve orda bu kartla sizden aldığım paranın bir kısmını yiyecek, giyecek karşılığında size geri verebilmek için. Eh arada gezmiş de oluyoruz hani. Bir de paraya kıyıp, fiyakalı bir takım aldık ya iş yerinde giyebilmek için. Değmeyin keyfimize. Tatil için de birkaç parça almak lazım.
Yılda bir kez, tüm yıl boyunca bilgisayar karşısında çalışmaktan harap olmuş bedeninizi dinlendirmeniz için, "Biraz tuzlu suda oynayın zıplayın, kendinize gelin." diyerek bize 2 hafta izin verirler. ("Acaba onsuz işleri yürütebilir miyiz?", sorusunun cevabını bulmak için de yapıyor olabilirler bunu.)
Bir de devletimiz var. Bize yollar köprüler yapsın, elektirik su versin, etrafı temizleyip toparlasın, gece gündüz güvenliğimizi sağlasın, hastalanınca bize baksın, artık çalışmayıp emekli olduğumuzda da bize çalıştığımız yıllarda kasasına koyduğumuz paradan her ay azar azar versin diye beklediğimiz. Ve tüm bunlar için vergimizi paşa paşa verdiğimiz.
Ama bir dakika, ben hala otobanlar ve köprü için para vermiyor muyum? Sanırım 88 de yapılmıştı bu köprü. Anlamadım ama napalım, gitti güzelim 4 ytl.
Güvenlik pek yok ortalıkta, en iyisi daha çok para verip, özel korumalı bir sitede oturmak. Allah hastane yolu göstermesin tabi ama, bir özel sağlık sigortası da şart. Üç kuruş SSK emeklisi neye yetecek, biraz daha dişimizi sıkıp bireysel emeklilik yapalım falanca bankadan.
Cebimde bir ytl olacaktı, şurdan bir simit alayım? :)
Genelde bu kadar karamsar değilim, bu aralar esiyor böyle.
You are my sister!
Mrs.Blister.
Çok geyik oldu tavana vurmaya karar verdim, kommodore almışdört'de bir oyun vardı saçları kabaran kız, mario tarzı, nick'iniz bana o tatlı günleri anımsatıyor. Ne güzel bir gün değil mi? (Bilgisayarı s.k.c.m)
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.