Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Kolay Askılı Çanta Yapımı"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

İlkokuldaydım, okurken ve yazarken heceliyordum. Yoğun ve sessiz bir uğultu vardı etrafımda. Sınıfta istiflenmiş bir şekilde öğretmenimizi örnek alıp almamayı düşünüyor ve etrafa bakınıyorduk. Bütün öğrencileri kendime öğretmenimden daha yakın hissediyordum. Sırama kazınmış yazıların anlamını çözmeye ve öğretmenin sözlerini dinliyormuş gibi gözükmeye çalışıyordum. Aklımda bir müzik vardı, kafamda dolaşıyordu, sanki sözlerini hatırlayamadığım bir şarkı gibiydi…

Bir dergi attı öğretmenim önüme “Ayşegül tatilde” yazıyordu derginin önünde. Ortalardan bir sayfayı açtı ve resmin altındaki yazıyı hecelememi istedi. Sert siyah bıyıkları ve kavanoz dipli gözlükleri vardı. Gözünün görüntüsü o kadar geride kalıyordu ki bazen nereye baktığı anlaşılamıyordu. Korkuyla, hırsla ve şiddetle bakıyordu gözleri gizlendiği yerden çıktıklarında. Sadece kafasının yanlarında uzayan saçlarını her sabah özenle tarıyordu. Her zaman bir elinde cetvel, diğer elinde yanından hiç ayıramadığı çirkin kahverengi deri çantasını tutardı. O çantaya öyle sarılırdı ki bir konuyu anlatırken, sanki biri çantasını çalacak ve içinden çıkan altınları bozduracakmış gibi… Çenesi kesinlikle Daltonlar gibiydi, o zamanlar başka birine benzetemezdim zaten. Kısa boylu olduğu için kendini devamlı aşağılanmış hissediyor ve bunun acısını bizden çıkartıyordu. İlkokul ikinci sınıfa gidiyorduk ve bütün sınıf aynı kanıya varmıştık. “Dört göz Co” diyorduk arkasından ona…

Sayfada okumam gereken bölüme parmağıyla işaret etti ve bana somurttu. Sayfaya baktım ve Ayşegül’ün külotunun gözüktüğünü fark ettim. Bir fotoğraf değil bir çizimdi bu hemde… Tahrik olmuştum. “Oku” dedi gür sesli, kavanoz dipli ve kısa boylu öğretmenim. Okumaya başladım “ay-şe-gül-o-sa-bah-ge-zin-ti-ye-çık…” birden lafımı keserek bağırdı: “hemen altındakini oku!” Beynimin her zerresinde çınlayan ses ile birlikte gözlerim alttaki satıra gitti ve Ayşegül’ün o sabah ne yaptığının kimsenin umurunda olmadığını fark ettim. Okumaya başladım ve daha ikinci heceye gelmeden önümden çekiverdi dergiyi Dört göz Co. Bu kez hemen arka çaprazımda oturan çocuk basmıştı mayına. Onun önüne düşüverdi dergi ve cetvelin bir ucu. Cetvelle düzeltti öğretmenimiz derginin öğrenciye olan perspektif açısını. “Devam et” diye gürledi sonrada. Çocuğun normal konuşması heceleme haline dönüşmüştü çoktan. Yüzünü yukarıya, yüce öğretmenimize çevirip “ne-re-yi-öğ-ret-me-nim?” diye sorabildi, Bir rahatlama hissettim bedenimde, benle ilgilenmiyordu artık, atlatmıştım gerginliği… Ayşegül’ü düşündüm, beyaz külotunu… O şirin kızıl köpeği de alıp beraber bir göl kenarı gezintisine çıkamaz mıydık? Suyun yansımasında izleyemez miydim Ayşegül’ün eteğinin altını? Babasından annesinden isteyemez miydim Ayşegül’ümü. Sonsuza kadar dolaşamaz mıydık yemyeşil pastel ormanlarda? Ve gece olunca, o muhteşem ay ışığında el ele tutuşamaz mıydık Ayşe’mle? “Diğer sayfayı aç” diye bağırdı çantasını sıkıca kavramış öğretmenimiz. Gözlerine baktım ve ürktüm, bana doğru bakıyor olabilirdi…

Kapı açıldı birden. Sınıf bir mezar kadar sessizleşti. Herkes kapıya baktı. Gecikmiş bir öğrenci utancı görmek istedik giren kişinin yüzünde… Oysa okul müdürüydü gelen. Satın alınmış bir gururu taşımakla yükümlü yorgun omuzları vardı. Şişman ve çevikti. Devamlı yemek ve devamlı daha çok büyümekti onun amacı. Öğretmenimize “Şeref Bey” diye hitap etti ve arkasından küçük bir emir verdi. Küçük bir emir ve küçük bir haz… İşini bitirmiş sınıftan çıkıyordu, hiç birimizin yüzüne bile bakmadan arkasını döndü. Dört göz Co’nun cevabını beklemeden kapıyı kapatıp çıktı. Cevap “Peki Müdür Bey” olacaktı, başka bir cevap şansı yoktu. Kapının kapanmasıyla hafif bir uğultu yayıldı yeniden sınıfa. Silgi kokuyordu sıralar, kalem kıymıkları ve defter doluydu ortalık. Tüm bu çılgınlık, istenen ve beklenen çılgınlık… Kırmızı kalem, tükürük, dil çıkartan kızlar, atkuyruğu, beslenme çantaları ve içlerinden yayılan o pis yumurta kokuları. Önlükler yakalar ve bütün şeffaf düğmeler. Tüm bu çılgınlık ve kısa kesilmiş saçlar… Duvarda ilkbahar, yaz, kış ve sonbahar. Sayfalar dolusu şefkat, ciltlere sığmayan nefretler. Tükenmez, dolma ve kurşun kalemler, ciddiyetini bozmayı başardığımız oyuncak arkalıklı kalemler… Cetvel başka bir sıraya yönelmişti, gerginlik iyice azalmıştı. Teneffüs zilinin hangi şarkıdan bozma olduğunu çıkarmaya çalışıyordum. Çalmasını bu yüzden bekliyordum. Sıraya kazınmış yazıyı içimden heceleyerek okudum. “çıl-gın-lık” yazıyordu. Yoğun ve sessiz bir uğultu vardı etrafımda, benimle birlikte teneffüs zilini bekleyen canlı bir uğultu…


7 ahkam var

Ahkâmlar

elin işte aklın oynaştaymış demek taaaaaaa o zamanlardan best... ilahi best.... Allah seni islah edememiş kalmışsın başımıza best... biz mi uğraşcez senle best... çok içten anlatmışsın ellerine sağlık best... :)

lorienn

:) Teşekkürler lorienn

hayatı HAFİF'e alın...

ya bu yaşta,böyle bir hocanın öğrencisi olarak okuma parçasındaki resim ile bu kadar ilgilenen başka birini tanıdığımı sanmıyorum...

KENDİNİZE GÜVENİN,O ZAMAN GÖRECEKSİNİZ Kİ GÜVENDİĞİNİZ KİŞİ OLMUŞSUNUZ!!!!

Ayşegül dergilerini hatırlıyor musun?

hayatı HAFİF'e alın...

fazla söze gerek yok, kelimenin tam anlamıyla "Çıl-gın-lık"..... yeterince açık...

ama gerçekten ayşegül'ün külotu gözüküyodu.çocuk kitabı değil sanki erotik kitap!

evet bu tarz kitaplarda cizilen resimlere dikkat edilmesi gerektiği bir gerçek. çocuk zihininin algıda nelere yöneleceği bilinemez..

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

serbest: son ahkâmlar

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu