


ekt, ilk defa 1938'da uygulandı. ugo cerletti ve lucio bini adlı italyan nöropsikiyatristler tarafından. ancak fikir olarak ortaya çıkışı 1934 yılına rastlar. Macar nöropsikiyatri uzmanı ve patalog ladislas joseph von meduna tarafından şizofrenili hastaların konvülziyonlarının tetiklenmesinin şizofreni semptomlarını azalttığı keşfedilmiş ancak elektrik akımı yerine kimyasallar kullanışmış.
Bu korkunç yöntem hakkında son derece detaylı ve bilgilendirici bir yazı olmuş, çok teşekkürler.
Radikal alıntınızdaki (Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde, anestezi yapılmadan şok tedavisi uygulanmasının suç olduğuna dair) resim tüylerimi diken diken etti. Öylece yatmışken, heryerinizi bağlayıp, akla ziyan bir şekilde kafatasınıza elektrik verilmesi ve sizin bilinçsizce biçare çırpınmaktan başka elinizden hiçbirşey gelmemesi.
90'lardaki gelişmeden dem vurmuşsunuz ya (bu tarihten sonra beyni ısıtmayan voltajlar uygulanıyormuş), önceden düpedüz beyni pişiriyorlarmış demek ki.
Her ne kadar Guguk Kuşu'nda, Jack Nicholson'a vız gelse de o makine (sonunda çareyi beynini kesip biçmekte bulmuşlardı), filmdeki kadar karikatürize edilmiş bir yöntem olmadığı aşikar.
ekt uygun koşullarda kullanıldığında aklınızda canlandığı gibi korkunç bir tedavi yöntemi değildir. majör depresyon halinde olsam ve seçme şansım olsa ilaca tercih ederim. bilim her zaman karşımıza iç açıcı şekillerde gelmiyor maalesef. zaten anestezi ve kas gevşetici olmadan ekt uygulamak suç olarak kabul ediliyor. o yüzden yöntemi değil onu kötü uygulayanları eleştirmeyi daha uygun buluyorum.
bu işlemi yapılırken görmek berbat .işe yarayıp yaramadığı ise ,işe bazı vakalarda yaradığı kesın.....kötü uygulayıcıları ben de kınıyorum...ellerde havlular hadı bakalım şok'a..
@proksima, görüşünüz için teşekkür ederim.
90lardan önce de pişirdiklerini sanmıyorum ama bu tarihlerden önce EKT'ye maruz kalanlarda beyin hasarı olabildiği bir gerçek. youtube'de bu konuda çeşitli videolar var. kanada'da bu yöntemin kaldırılması yönünde direten bir dernek de mevcut.
ancak ne olursa olsun yönteme hemen tu kaka demek çok doğru bir yaklaşım değil diye düşünüyorum. bu noktada mansonilized'a katılıyorum.
ilaç tedavisinin ne kadar ağır işlediğini ve bir yerden sonra doz arttırımının mümkün olmadığını çekenler bilir. özellikle intihar riski yüksek olan hastalarda, ilacı verip, ilacın tam etkisini göstermeye başladığı yaklaşık 3 hafta sonuna kadar intihar etmesin diye dua etmek yerine bu hızlı yöntemin tercih edilmesi mantıklı olabilir. sonra yine duanızı edersiniz o ayrı bir konu.
bu sadece bir örnek tabii. çok daha riskli ve tehlikeli durumlar da olabilmekte.
@inan6666, çok güzel açıklamışsınız olayı, bu lafın üstüne daha ne yazılabilir :D
Bazı şeylere de tu kaka demek modadır. EKT de bunlardan biri. Genel anestezi altında kas gevşeticilerle yapıldığında ameliyattan daha dehşet verici bir hadise değildir. Ama kimse abi karnımı yarıp oradan apandisimi aldı, canavar adam diye bir genel cerrahı suçlamazken, kansız revansız yapılan ve genel anestezi altında yapıldığında hastanın hatırlamadığı, acı duymadığı bu hadiseyi abartır da abartır. EKT hastanın kendisinin ve ya yakınlarının ( çoğu zaman) izni alınmadan yapılmıyor arkadaşlar. Türkiyede yapılan bütün ameliyatlar ve büyük müdahelelerde hastaya veya yakınına bir onam formu imzalatıyor. Nasıl ki kimse keyfinden yakınını ameliyat masasına yatırıyor, kimse keyfinden yakınının EKT onam formunu imzalamıyor. Ortada böyle bir tedavi yöntemi var, çünkü ihtiyaç var.
Beyin hakkında modern tıbbın ne kadar bilgisi var merak ediyorum. Bu organın yekun gizemlerine vakıf mıyız hakkatten? bölgesel olarak şurası konuşma, şurası hissetme felan diyoruz, özellikle NMR teknikleri ile, hangi faaliyeti yaparken beynin neresi enerji harcıyor vb. tarzı bir sürü deneyle beynin yeni yeni öğrenilmeye başlanan bir çok kısmı olduğu biliniyor.
Nöronlar bell bir yaştan sonra vücut tarafından üretilemeyen hücreler, siz bu hücrelerden (ki bildiğim kadarı ile nano_mikroVoltlar mertebesinde son derece düşük gerilimlerle vücut içerisinde bilginin/iletimin dağılımı sağlanıyor) hatrı sayılır derecede akımlar geçiriyorsunuz, bu işlemlerin beyinde bulunan milyonlarca nöron için etkilerini birebir tahmin edebilir misiniz? metodu uygulayanlar hastalarına böyle bir güvence verebilir mi?
Bu tedavi, intihara meyilli hastalar için kısa süreli deva olabilecek bir yöntem belki oh ne güzel dertsiz tasasız 5 dakika elektrik ver, herkesin kafası rahat etsin, hasta kuzu gibi olsun, yöntemin kısa vadeli çıktılarından gerek hasta yakınları gerek doktorlar, gerekse hasta ile ilgilenen görevliler memnun olsun, lakin metodun "insan" olan hastanın ileriki yaşamında başka yan etkileri olup olmayacağını öngörebiliyor musunuz ?
bir kalp naklinde ise, mevcut biyolojik yapıya tıbbıın çok daha vakıf olduğunu düşünüyorum, yani bir transplantasyon nasıl yapılır, kritik sinirler/damarlar vb. ne yaparsak ne olur vb.
Yazıda da geçiyor 90'lar öncesinde daha farklı yöntemler uygulanabiliyormuş, hal böyleyken 2010 sonrasında da bu metodun ciddi yan etkileri olduğu tespit edilecek belki, vb.
Yukarıda sıraladığım kuşkular, benim için metodu korkunç hale getiren yöntemlerden bir kaçı sadece...lakin "tıp" işte, "tıp"kı inan6666'ın söylediği gibi.
bizi rahatsız eden çaresizliğimiz, hiç değilse bu çaresizliğimizin farkına varabilmemiz, evet tedavi için başka alternatifimiz yok, ilaç verseniz ilaç da en uygun yöntem mi? belki hayır, fakat hiç değilse yapacak başka bir şeyimiz yok, bu en uygun tedavi değil diyebilmeliyiz belki. bu da EKT'ye tu kaka demek olmasa gerek.
hamiş: oradan buradan öğrendiğim üçbeş bilgiyi satmış oldum, özellikle tıpla alakadar olanların affını rica ederim.... lakin hislerimizi tarif etmekle mükellef biliyoruz nefsimizi :)
üşenmeden yazdığım yazı bu sayfayı görme yetkiniz yoktur ibaresi ile silinince üşendim şimdi kısaca fikir beyan edeyim.
proksima yazdıkların bir açıdan bakıldığında doğru. neden zararlarını yeterince tespit etme yetimiz olmayan bu metodu kullanalım ki. ama kanser olduğumuzda kemoterapi uygulanmasına izin veriyoruz. böbreklerimiz iflas ettiğinde diyalize giriyoruz. bu metodların hepsi ilk geliştirilme aşamalarında insan olan insanın dayanamayacağı kadar acı verici yan etkiler oluşturdu. hatta diyalizi düşününce ilk gelişiminin nasıl olduğunu tasavvur bile edemiyorum. maalesef tıp yıkmadan yapmayan bir bilim çoğu zaman. ve zaten tıbbın temeli deneme yanılma bence.
Ama kimi yerlerde abartı derecede zikredilen rakamlar var yöntemin başarısızlığı ile alakalı (yanlış anlamadı isem onbinlerce kişiden bahsediliyor hatalı tedavi kurbanı olan, her ne kadar yukarıdaki yazıda vakaların %90'ında "belirli" bir düzelmeden bahsedilse de, hangi istatistik bunlar da önemli tabi, kalkıp bu linkteki psikologun sözel olarak zikrettiği yüz bin ECT hastasında problemler gözüktü cümlesini referans olarak alınmaması gerektiğinin farkındayım)
işi ileri götürüp yöntem tam anlamı ile yasaklansın
diyenler de mevcut (bizzat ECT hastaları üstelik).
ezcümle dediklerinize katılıyorum mansonilized, tıp deneme yanılmalardan müteşekkil, lakin bunu bilmek, eğer bir hatalı uygulama var ise, sırf önceden kabul edildiği için bilim adına sürekli şol metoda arka çıkmak anlamına gelmemeli bence...bizzat bilimin bize muştuladığı her daim sorgulama yetisi değil mi zaten...
aslında ben olaya biraz profesyonel yaklaşıyorum. ben ilaç uzmanıyım. bu durumda ilacın hastaya götürüsünün getirisinden çok olduğu, yeterince yarar getiremediği. hayati risk olduğu durumlarda alternatif bir yöntem kullanılmasından yanayım. bir de mesela majör depresyonu olanlardan bahsediyoruz. majör depresyondan daha hoş olmayan şizofreniyi ele alalım. şizofreni ataklarının yapay ya da gerçek nöbetlerle uzun vadede azaltıldığı halihazırda elimizdeki kesin bir bilgi. şizofren hasta aynı zamanda epilepsi hastası değilse mecburen yapay nöbet oluşturulması gerekiyor. bu durumda ilaç da işe yaramıyor. yani açıkçası olaya çok objektif bakamıyorum çünkü direk o an hastanın iyi edilmesi söz konusu. psikiyatrist ve nörolog olmadığıma göre sizin de dediğiniz gibi bilgimiz okuduklarımızdan öteye gitmediğinden sadece fikir beyanında bulunabiliyoruz. yanlış ve eksik biliyor olabiliriz ama ben alternatif bir tedavi yöntemi olduğuna inandığım ektnin aksi kesin olarak kanıtlanmadığı sürece uygulanmasını daha mantıklı buluyorum.
Kalbi duran adamı da yaşama döndürmek için şokluoruz. Bu da çalışmayan bir aleti tekmelekle özdeş ozaman. Bırakalım. Tekmelemeyelim de ölsün mü?
Tıp'da evet insanlar deneyerek öğreniyorlar. Ama yaşam süresi de bu denemeler sonrasında uzadı. Orta çağda orta kulak iltehabından bile insan ölürken antibiyotiklerin bulunmas tıpa çığır açtı.
Aşağıda EKT ile ilgili birkaç bilimsel yayının linkini veriyorum. Belirgin fayda gören insanlar da var. Burda bir bilimsel yayın var
:)
Kalbi şoklarken ne yapıyoruz, ilgili sinir düğümlerini uyararak, kalbin çalışmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz.
EKG ile, sonuçta nasıl sinyaller görmemiz gerektiğine vakıfız, sağlıklı bir kalpteki/sağlıksız bir kalpteki/durmuş bir kalpteki(!) elektrik sinyalleri neye benzer biliyoruz.
vücuttaki hücreler, kişi ergenliğe eriştikten sonra dahi üreyip, ölü hücreler olmasına rağmen, yeterli sayıyı muhafaza etmeyi biliyorlar. Nöronlardaki misal kalıcı bir hasar da söz konusu değil.
beyne elektrik verdiğimzde sonuçta beynin neresinde nasıl bir sinyal görmek istediğimiz belli mi? vücudun her bir bölgesine ulaşan minicik sinir yollarının her birisinde, beynin en ufak kıvrımlarında neler olduğunu, buraların nasıl etkilendiğini bilmek olası mı?
benim yazılardan anladığım, sonuçta hastada kısa süreli hafıza kayıpları, vb. etkilerin oluşup oluşmadığı, majör depresyondan kurtulup kurtulmadığı yöntem başarısı için aranılan yegane yeter şart.
hesap yapıp ölçeceğiniz çıktı olarak kullandığınız ne bir elektrik sinyali ne bişey var kaldı ki elektrik uyguluyorsunuz. bizzat canlı beyne...ayrıca kalp örneğinde "durmuş" bir kalpten (ölü bir insandan mı demeliyiz yoksa? ) bahsediyorsunuz,
elektrikle yapılan tedaviler konusunda kalp, beyin&elektrik söz konusu olduğunda verilecek uygun bir örnek olmasa gerek.
konu ile ilgili elbette lehte/alehte makaleler olmalıdır. bu bir mevzuda ilerleyebilmek için yegane bilimsel yöntemdir. her yöntem eleştirilebilmelidir aksi halde dogmalara takılıp kalan amigolardan gayrı ne oluruz?
yanlız bu tedavi de ki en önemli bir hususda kalp hastalığı olan kişilerde çok tehlikeli mutlaka dahiliye dr. kontrol etmeli ! nacizhane eklemek istedim.
dipnot: the jacket diye bir film vardı. dr. lorensen otizm hastası bir çocuğa yasadışı olarak (tam emin değilim) ekt uyguluyordu ve başarılı oluyordu. çocuk ilk defa konuşuyordu. film en nihayetinde, literatürle ilgisi yok ama böyle bir uygulama var mı diye merak ettim.
Bir yerde otizmin bazı türlerinin katatoninin ilk evreleriyle aynı etkiyi gösterdiğini ve bu iki hastalığın benzer risk faktörlerine sahip olduğundan bahsetmiş. EKT'nin, katatonide uygulanırlığı olduğuna göre, erken başlanırsa bazı çocuklardaki otistik semptomların ilerlemesini önleyebileceği söylenmiş. Ancak EKT'nin çocuklarda güvenilirliği olmadığından ve anti-EKTcilerin böyle bir şeye izin vermeyeceğinden bu konu bilimsel olarak araştırılmamış.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.