İngiltere’de başlayıp tüm dünyaya yayılan Endüstri Devrimi 18 ve 19. yüzyılın dönüm noktalarından biri. Devrim, seri üretime imkân sağlayan buhar gücünün keşfi ile başladı. Ve toplum hiç olmadığı kadar değişti. İlk olarak işverenlerin gücü arttı ki bu bir işçi sınıfının oluşmasına yol açtı. İşçi ve işveren arasındaki açık büyüdü de büyüdü. Bu değişiklikler ilk önce İngiltere’de, daha sonra da devrimin etkisi altına giren tüm ülkelerde toplumsal değişikliklerin oluşmasına yol açtı. Bunlardan en önemlileri çocuk işçi sayısının muazzam bir şekilde artması, evde yaşam ve çevre koşullarının değişmesi ve sendikaların kurularak işçilerin işverenlere karşı bir araya gelmesi olarak sıralanabilir.


Ev ve çevre koşulları da Endüstri Devrimi’nin önemli sonuçlarından biriydi. Bu dönemde yeni fabrikalar kuruldu ve köylerden kente iş bulma sevdasıyla gelen göçmenler şehirlerin nüfusunu artırdı. Tarihte ilk defa, işçiler için şehir yaşamı başlamış oldu. Şehirlerin nüfusları arttı da arttı, bazı şehirlerde dörde katladı. Nüfusta bu denli artış ev ve çevre koşullarında da zorlukları beraberinde getirdi. İlk olarak, herkes için yeterli bina yoktu, fakat daha fazla bina için para da yoktu. Bu yüzden, insanlar evlerini ve hatta yataklarını paylaşmak zorunda kaldılar. 1842’de yapılan bir sayıma bakacak olursak; Preston’ da 422 evde yaşayan 2400 insan vardı. Her evde 5- 68 arası insan yaşıyordu ve her yatakta 2- 8 arası insan yatıyordu! Bu kadar kalabalık evlerde yaşamanın yanı sıra, bu insanların çeşme suyu ya da tuvaletleri de yoktu. Yani sağlıkları risk altındaydı. Tuvaletler çevredeki herkes tarafından paylaşılmaktaydı, üstelik temizliği de her zaman ihmal ediliyordu. Tahmin edilebileceği gibi bu ortam kolera gibi hastalıkların oluşması ve yayılması için çok elverişliydi. Nitekim öyle de oldu.

Endüstri Devrimi 19. yüzyılda yeni bir toplum yarattı. Burjuva işçilerin haklarını suiistimal ederek güç kazandı ve asillerin yanında yer almaya başladı. Bu nedenle, işçi sınıfı çok acı çekti. Çocuklarını çalıştırmak zorunda kaldılar, kötü ev ve çevre koşullarında hayatlarını -sürdürebildikleri yere kadar- sürdürdüler. Böyle bir hayata isyan etmek istediler, başta başarılı olamasalar da. Endüstrileşmenin o zamanın İngiltere’sinde yaptığı etki bugün endüstrileşmekte olan birçok ülkede görülüyor. Belirtilmesi önemli olan şeyse şu: Başbakanın ve öncelerden de birçok düşünürün hatalı bir şekilde söylediği gibi bilim ve teknoloji kültürden bağımsız değildir. Her bilimsel ve teknolojik gelişmenin küçük ya da büyük toplumsal değişmelere yol açması kaçınılmazdır. Şu halde “Batı’nın bilim ve teknolojisini alacağımıza ahlaksızlığını aldık.” gibi bir ifade abes ve saçmadır.
Yararlanılan Kaynaklar
Douglas, A. Galbi. Child Labor and the Division of Labor in the Early English Cotton Mills. 1994, sayfa 24-50.
Hopkins, Eric. A Social History of the English Working Classes, 1815-1945. Great Britain, Hodder and Stoughton Ltd, 1979, sayfa 15, 17-32.
Engels, Friedrich. The Condition of the Working Classes in England. First published in Germany, 1845. Published with some revisions in Penguin Classics in 1987, England, sayfa 225-228.
aslında evropalıların ve amrikanyalıların haline acıyorum. sanayi devrimi denilen kıyma makinesinin cenderesinden ilk onlar geçtiler, dünyanın geri kalanı keyfine bakarken çok sıkıntı çektiler. daha sonra köleleştirdikleri insanlardan çok daha kötü şartlarda yaşadılar, sonra o acıları bütün dünyaya yaşattılar. en kötü şartlarda terbiye edildi garibanlar, o sebepten davranışları normal. anormal olan insaniyeti hala anlayamamış olmaları.
keşke yazıyı siyasete bağlamasaydın ama elbetteki kendi tercihin. bide sanal devrimin etkilerini yazarsan gaymaklı gadayıf olur.
Yazıyı siyasete bağladığımı düşünmüyorum. Yazının ana fikri zaten kültürün bilim ve teknolojiden ayrı tutulamıyacağı üzerineydi, çünkü bilim ve teknoloji de kültürün öğeleridir. Başbakan da çok bilinen bir klişeye değindi son günlerde, yazıma örnek teşkil etmiş oldu ;)
evet absynthe, keşke böyle güzel bir konuyu gündeme bağlayıp bir akıl yürütme örneği göstermeseydiniz. efendi efendi ders notu gibi yazsaydınız. ne işimiz var siyasetle? iktidar ne derse doğru der. lütfen canımız sıkmayınız, kaynak gösterdiğiniz için fazla bir şey söylemek yemedi. o yüzden hem nalına hem mıhına şeklinde sevimli ahkamlarla konuyu gargaraya getiriyoruz her zamanki gibi.
neyse...
gündemdeki bir mezuyla ilgili bu tarz neden sonuç ilişkili yazılar görmek mümkün olmuyor artık hafif'te. o yüzden teşekkürler. ama yine de bağlantıların zayıf olduğunu düşünüyorum. teğet geçtiğiniz sosyalist düşüncenin oluşumu belki daha net bir örnek olabilirdi. bir de bütün bu devrimin dünyaya ihracı, yükselen imparatorluklar, sömürgecilik...vs.
tabi burada bir de, batı'nın ahlaksızlığını aldık da, biz sütten çıkmış ak kaşık mıydık sorusuna da cevap verilmesi lazım. ahlaksızlık sadece batıya yüklenemeyecek kadar büyük bir şey. medeniyetler ittifakı projesinin eş başkanının çıkıp ahlaksızlığı batı'ya yakıştırması, bu projeye nasıl baktığını da gösteriyor sanırım.
Gayet objektif ifadelerin yer aldığı başarılı bir anlatımla örülmüş güzel bir yazı. Tebrikler.
Keşke biraz daha ayrıntılı, biraz daha uzun olsaymış... Daha fazla keyif alırdık. Fakat bu kadarı bile çok güzel... Sağ ol...
Aslına bakarsan ben de tatmin olmadım yazıdan daha fazla araştırsaydım kimbilir neler çıkacaktı.. ama zaman yokluğundan böyle bir yazı çıktı ortaya.. belki ilerde daha uzun ve ayrıntılı bir yazı yazarım bu konu hakkında =)
Endüstri devriminin en kötü etkilerinden birini unutmuşsun. hala yaşadığımız bir etki olduğu için, çoğumuz farkına bile varmıyoruz ama endüstri devriminin en kötü etkisi sanatlar/zanaatlar (arts and crafts) üzerinde yaşandı. bugün özellikle ülkemiz gibi "gelişmekte olan" ülke insanları için hala değişen fazla bir şey yok. şöyle ki, endüstri devrimi öncesinde insanların gündelik hayatlarında karşılaştığı binalar, kullandıkları alet edevat, giydikleri giysiler, hepsi birer sanat ürünüydü. her meslek erbabı bir sanatçıydı. terzilik, marangozluk deyip geçmeyin, küçük bir şehirde yaşayan insanların bile çok sade ve illa ki ipekten, sırmadan yapılmasa da kendileri için özel tasarlanmış, kumaşı elde dokunmuş, bedenlerine uygun dikilmiş giysileri vardı. her sanat ustasının yaptığı işe dair ahlakı, estetik anlayışıyla beraber bütün bir dünya görüşü vardı. bugünse kendilerine özel tasarlanmış giysilere sadece küçük bir azınlık sahip olabiliyor. daha çok sayıda üretilen konfeksiyon ürünlerinin de ne kadar tasarımsal ve sanatsal özellikleri olduğunu biliyoruz(!) "marka" olarak anılan ve yine az sayıda üretilmesi yanında tasarımıyla farklılaşan ürünlere de büyük bir çoğunluk ulaşamıyor. oturduğumuz evler tek tip beton bloklarından oluşuyor, bir zamanların ev yapımında ustalaşmış zanaatkarlarının yaptığı evlerle karşılaştırınca ne kadar ruhsuz. dünyanın dört yanında, (özellikle Çin'de) fabrikalar, atolyeler harıl harıl, kitch, yani özenti ve zevksizlik abidesi nesneler üretiyor. ülkemiz insanları da estetik zevk diye bir kavramdan haberdar edilmediği için, ucuz diye bu zevksizliklerin üstüne atlıyor. büyük bir çoğunluk evlerini kendi "zevklerine" göre dekore etmeye çalışıyor, ama yine biliyoruz ki ev eşyası aynı büyük mağazalardan alındığı için çoğunluğun evi birbirine benziyor. Memleketim insanlarının çoğu, tasarımcı nedir, mimar kime denir, dekoratör ne halt eder, bilmiyor. Bunlar az gelişmiş ülke insanı için bir numara büyük. Bir şey dikkatinizi çekmiştir, "az gelişmiş" "gelişmekte olan" tanımları endüstrileşmeyle ilgili değil mi, söylediklerinde bir çelişki yok mu? denebilir. Ancak bizlerin haberi olmadan gelişmişliğin tanımı da değişti. Sadece endüstrileşmek, daha fazla üretim yapmak değil artık gelişme. Kültürel, bilimsel, estetik değerleriniz yoksa, bunlara dayanan, farklı olan bir mal ya da hizmet üretemezseniz, dünya ekonomisinde de söz sahibi olmak ve gelişmek mümkün değil artık.
Luddithler var mesela endüstri devriminden sonra makinaları parçalayan bir kesim ortaya çıkıyor oldukça geçerli sebepler göstererek. Onları da eklemek gerek.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.