İşsizlik, günümüzde pek çok ülkenin ortak sorunudur. Ama en büyük sorun, işsizliği yaşayan kişininkidir. Anayasamız "Sosyal Devlet" ilkesinden hareketle, çalışmayı herkesin hakkı ve ödevi sayar...İşsizliği önlemeyi de ana hedef olarak belirler.
işsizlik sigortasının uygulanabilirliğinin tam olarak sağlanamadığı bir ülkede, işsizliğin korkunçluğunu en iyi yaşayan bilir.Çalışanlar da her an işsiz kalabileceklerinin korkusunu yaşar. Bu korku, çalışma yaşamındaki huzur ve güven duygusu yerine, huzursuzluğu ve gelecek endişesini getirir.
İşsizliğin büyümesi, toplumdaki tüketici gurubunu hızla arttırır. Üretici nüfusun bakmak zorunda kaldığı insanların sayısını çoğaltır. Böyle bir toplumda işsizlik sigortası varsa toplumun, yoksa bireylerin tasarruf ve yatırım kaynaklarına yüklenilmektedir. Bu durum da kalkınmayı engeller.
Bir işde çalışma; kişinin özgüvenini ve kendine saygısını arttırır.Kişiye, bir değer yaratmanın gururunu verir. Çalışma olanaklarının yokluğundaysa; düşük moral değerler, topluma ve ekonomik sisteme güvensizlik gelişir.
Günümüzde işsizlik; ekonominin dengeli işlemesi ve gelişimiyle ilgili bir sorundur. Bu nedenle Batı'da hızla gelişen piyasa ekonomisinin koşullarında, toplum işsiz kalan ve kalması olası herkesi işsizlik sigortası yoluyla iş ve gelir güvenliğine kavuşturma sorumluluğunu üstlenir.
Değişen ekonomik, toplumsal ve demografik koşullara bağlı olarak artan kentleşme olgusu, işsizliği öne çıkaran nedenlerden birisidir. Kentleşme sürecinde kırsal gizli işsizler, kente göçünce, kentsel açık işsizlere dönüşmektedirler. Örneğin; kırsal kesimde 5 kişinin yaptığı işi, bir traktör yapınca, diğer 4 kişi kentte işportacılık yapar. Dolayısıyla ekonomik getirisi sıfır olan "gizli işsiz" tarım işçiliğinden, yine ekonomik getirisi sıfır olan işportacılığa ( daha bilimsel bir söyleyişle; marjinal sektöre) geçer.
Burada; bir ekmek parası kazanıyor olmak, ekonomik getirinin sıfır olmasını değiştirmez. Çünkü bu insanların en başta sigortası yok ve vergi ödemiyorlar. Demek ki toplam hasılaya katkıları da olmuyor, bu nedenle de ekonomik getirileri sıfır olarak açıklanıyor.
Gelişmekte olan ülkelerde ekonomik kalkınma yavaş bir hızla gerçekleşmekte, bir de "nüfus patlaması" gelişmeyi engellemekte, ardından işsizlik sorunuyla boğuşma kaçınılmaz olmaktadır.
Ülkemizde 1950'li yıllardan sonra kentlere yönelmeyle birlikte işsizlik tartışılmaya başlanır. 1960 sonrası planlı dönemle, kalkınma planlarında işsizlik sorununa yer verilir. Bu dönemde; Batı Avrupa Ülkeleri'ne işçi gönderme, işsizliğe çözüm olarak düşünülür.
1970'lerdeki Dünya enerji krizi, Türk ekonomisinde durgunluğa neden olur. Bu ortamda Batı artık işçilerimizi istememeye başlar. Bu kez de Arap ülkelerinden gelen işçi istekleri o dönem için bir çözüm olur. Bu dönemin ardından 1980 sonrası 24 Ocak Kararları'yla işsizlik yeniden artar ve "küreselleşme" süresicin etkileriyle bu artış daha da büyür.
Kuşkusuz işsizliğe çözüm için; önkoşul yatırımların arttırılmasıdır, ama nasıl?...Kalkınma-Büyüme kavramları arasındaki ayrımın ayırdına varamamış yönetenlerin; ülkemizin borç yükünü arttırmaktan, böylece bütçe denkleştirip, günü kurtarmaktan başka düşünceleri yokken, yatırımların arttırılmasını beklemek, olmayacak duaya amin demek gibi bir durum...
Bu durumda başka ne yapılabilir biçiminde bir soruyu usumuza getirdiğimizde; nüfus artış hızının yavaşlatılması kuşkusuz en doğru yanıt olacaktır.
AB'ye girme düşleri kurarken, birlik ülkeleri ve ülkemizi karşılaştırmaya çalışalım: Yalnızca kişi başına düşen "ulusal gelir" ya da yapılan "yatırım harcamaları"...Bu göstergeler yerine, nüfus karşılaştırmaları yapmak bizi daha sağlıklı sonuçlara ulaştıracaktır.
Bilindiği gibi; Batı'da refah/gönenç pastasını paylaşanların sayısı giderek düşüş gösterirken, ülkemizdeyse sürekli artış göstermektedir. Biz gönenç pastasını büyütemediğimize göre, pastayı paylaşanların sayısının büyümesini durdurabilsek/dondurabilsek, işte o zaman daha az insanımıza iş düşünmemiz gerekecektir.
Ve bugün; 9 Ocak 2007 günü...
Adana'dan kalkan bir uçak, Bağdat yakınlarında düşmüş...
Uçaktaki yolcular; Türk işçileri...Ülkemizdeki işsizlik nedeniyle; kanlı Bağdat'da ekmek arayan Türk işçileri, Türk insanları ve hukuken de, Anayasamız'a göre çalışma/istihdam sorununa çözüm bulunması gereken TÜRK YURTDAŞLARI...
İnişe yaklaşık 200metre kala uçağın yere çakılması nedeniyle; "aslanın ağzındaki değil ama, Bağdat'ın kanları arasındaki ekmeğini almak" için kan veren, can veren ENFLASYONDAN SONRAKİ BELALIMIZ İŞSİZLİK'İN ŞEHİTLERİ...
Artık hiçbir sorunları kalmadı; ne işe, ne aşa, ne aşka ilişkin...
Bugünkü tarihle; işsiz sayısından 28 kişi düşsün yetkililer...
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.