

Kendi bakış açılarından hissettikleri ve düşündükleri ile fotoğrafa bakan başka birinin hissettikleri ve düşündükleri mutlaka farklıdır.
Aslolan tek bir durum vardır, oysa... Eşyanın tek bir tarihi yaşamışlığı... Kimbilir hangi insanlarla, hangi sebepler yüzünden ortam paylaşmışlığı... Eşyanın ruhuna sinen ve onunla birlikte susan anıların ya haykıran ya da sessizce fotoğrafçıya karşı bakmışlığı durumu... bu bir pilli patisözüdür!
Kişiler kalkıp giderler birgün... O sandalye orada öylece durur. İnsanlar ebediyete uğurlanırlar o kapıdan, omuzlar üzerinde... Kapı ağlayamaz yalnızlığına. Anılarında biriktirdiği ayak sesleriyle avunur.
Bu yüzden mi değerlenir eşya? Birgün mezat salonlarına satılmak üzere getirildiğinde? Yoksa, o gün, en büyük utancını mı saklamaya çalışır gözlerden?
En güzeli fotoğraftaki kalmışlığı mıdır? Sessizce, kadrajla yaptığı sohbet mi? Hangi eşya ister, birgün bir antikacı dükkanına doldurulmayı? Başka eşyaların yığınla taşıdığı anılarla boğulmayı?
Latino, ben pencere üzerine gidiyorum farkındaysan şu an, ''pencere pancur olayı'' yani, yol açık sen istediğin yönde ilerle..
benden esinlendin yani, iyi peki o zaman, napalım, bayansız olmaymış daha iyimiş ama neyse
"tozunu almayın anılarımın" diye yalvardı antikacıya. "almayın!" "bırakın üzerime bıraktığı parmak izleriyle avunayım, şu soğuk mezat evinde bana dost bir onlardan başka kim kaldı?"
"onlar üzerimde iken, onları giyinmişken, kendimi iyi hissettiğim belli değil mi? o parmak izlerini bırakanın hayatında hayat bulmadım mı ben zaten?" diye düşündü fincan. onu anlayan sadece biraz ötede duran kulbu çatlamış fincan oldu.
hep / birlikte / sustular.
son dönemde bir de kulpu çıkmış çaydanlık girdi hayatımıza pati, ona da bir hal çare bulmak veyahut hadiseyi hayatımıza betimleyecek ölümsüzleştirici birkaç kelam çiziktirmek gerek ;)
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.