" Fanus İnsanı" ne demektir, bileniniz var mı?
" Fanus insanı, fanus insanı" diye mırıldanırken, bunu nasıl açıklarım diye düşünürken, arkadaş merak etmiş.
- Fanus insanı ne demek? Mesela ben çok evde otururum. Bu mudur?
-Hayır, beyinsel birşey.
" Fanus İnsanları" tamamen benim keşfettiğim bir kavram. Peki nedir bunlar, nerde, nasıl yaşarlar? Bu tür insanların genelde babalarında bitmeyecek kadar çok para vardır. " Para babası" sözcüğü bu duruma çok iyi oturur. Mevzu her baba parası yiyenler değildir. Mevzu bilmem kaç yaşına gelmiş, hala bir baltaya sap olamamış, ve babasının kasalar dolu parasına güvenerek sap olmayı şiddetle reddeden insanlar, insancıklar.Şöyle bir gözlerinizin önünde canlandırmam gerekirse, Lacoste gömlek veya tişört, Levis veya Diesel kot ve vazgeçilmez aksesuar RayBan gözlükler... Bayanlarda tarzlara göre değişiklik gösterir, ancak herşeye rağmen RayBan gözlükler bu yazın modası olarak gözlerdedir veya gömlek, tişört, ceket her ne giyilmiş ise, iliklenen son düğmenin yukarısına asılmış vaziyette kendini göstermektedir. Arkadaşım bana da almış aynı gözlüklerden. Birgün dışardayım. Güneş tepede parlıyor. Çıkardım gözlüğümü, takacaktım. Bir dakika... O da ne? Kızılay artık güneş gözlüğü de mi dağıtmaya başladı acaba? Her beş insanın üçünde benim gözlüğümün farklı bir rengi. Aynı gün arkadaşla buluştum. Bir hamleyle çantasından birşey çıkarıp yüzüne yerleştirdi. Aman Allahım, yine mi aynı gözlüklerden? Ertesi gün liseden bir arkadaşla görüştüğümde de gördüm onu. Rengi dahi aynıydı. Tek bir arkadaş kalmıştı. Seviniyordum. Bugün gördüm. O da almış. Üzüldüm. Herşey ne kadar da maddeleşti diye düşündüm.
Fanus insanları... Fakirlik, fakir, sahip olamama kelimelerine uzak yetiştirilmişlerdir. Özel üniversitelerde okumaları bir avantajdır onlara göre. Devlet üniversitelerine giderlerse zorlanacaklarını düşünürler. Kendilerinin istediklerini alabilmelerinin yanısıra devlet üniversitelerinde fakir insan da bulunabileceği için zorlanacaklarını savunurlar. " Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar! " sözünün arkasında durarak maddi durumu yeterli olmayan insanların da bulunduğu ortamlarda bulunmamalarının kendileri için bir avantaj olduğu kanısındadırlar. İşte tam bu noktada sizce de yaklaşmıyor muyuz " fanus insanı" nın asıl tanımına.
" Maddi durumu yeterli olmayan insanların da bulunduğu ortamlarda bulunmamalarının kendileri için bir avantaj olduğu kanısındadırlar. "
Kendilerini soyutlayıp fanusun içerisine hapsetmiş olmuyorlar mı işte? Neyin ne olduğunu, hayatın anlamının o cafe senin bu cafe benin dolaşıp "Naaabberrsinnnn? " lerle kısıtlı olmadığının farkına varamadan geçmiyor mu ömürleri bu kalıptan çıkmış hepsi birbirinin kopyası olan insanların.
İşte ben bu yüzden keşfettim bu tanımı. Kendilerini fakir, zengin ayırt ederek, soyutlanarak fanusun içerisinde yozlaşmaya terk eden bu zavallı insanlara acıyorum ben.
Bunlardan gerçekten çok var çünkü ben şuna inanıyorumki bu ülkede artık orta direk yok. ya zengin ya fakir var ve bu çok belirgin.
Öyle zengin insanlar da var ki özel okullarda okuyorlar ama yardım kuruluşlarında ücretsiz eğitimlere katılıyorlar,destek veriyorlar, aileleri sırf sınıfta kalıpta 1 dönem daha binlerce dolar ödemesin diye tüm çabalarıyla derslerini çalışıyorlar ve şeref dereceleriyle okullarını bitiriyorlar..bunu da unutmamak gerek:)
tabi ki öyleleri var. ama cogunluk bu anlattigim tarzda. cogunluk demeyeyim de benim tanidigim insanlar diyeyim.
ve sanki gittikce genclik daha bir gariplesiyor daha egoistlesiyor gibime geliyor. yaniliyor da olabilirim.
dünya bir fanus değil mi zaten?
hem hepimiz bir fanusta değil miyiz?
kimi fanusun altını deliyor, kimi üstünü.
başkasına boşver, kendimize insafımız yok.
fanusun içinde fanusla yaşayanlardan bahsetmişsin sanki.
"fanusum fanustan içeru"
birde fanusu içinde yaşatanlar var.
güzel yazı...
benim fanusum var, irili ufaklı... kaybolduğumda içine atlayıp etrafı seyrettiğim...
haklısın,
doğa deniz
börtü böcek
çocuk gülümseme
mutluluk
bunları anlamak istemeden yaşayanlar var;
para borsa
hisse betonarmelerde sonsuz daireler
bunlar ne fanusdadırlarki
anlamazlar
haklısın,
doğa deniz
börtü böcek
çocuk gülümseme
mutluluk
bunları anlamak istemeden yaşayanlar var;
para borsa
hisse betonarmelerde sonsuz daireler
bunlar öyle bir fanusdadırlar ki
anlamazlar
anlayamazlar
belki, bu tip kişiler mesela ancak sağlıkları ciddi bir tehlike falan geçirince
aaa maneviyat, aaa çiçek de varmış falan oluyorlar:)
dolayısıyla,
kafa kırmak bu yönde bir travma için gerekebilir:)
fanus kirilsa da onlari koruyan bir yüzey var etraflarinda:):)
babalari yeni bir fanus alir nasil olsa:)
o zaman bu insanlarher sıkıntılarinda kendilerini ,ota boka çiçeğe çayira vermiş piknikçi yurdum insanimidir.yoksa ben bir kavrama hatasimi yapmaktayim ? :)
hayır harita metod defteri:)
burada çiçek, ot falan:))
birer sembol...
belki çiçeğe allerjin vardır yüzünü bile görmeye tahammül edemezsin
fakat,
burada sentetik yapay materyallerden çok spontan, doğal tabiat unsurlarıyla da mutlu olmaktan bahsettim,
neyse
yaaaa ben de özel mesaj filan diye ugrasiyorum heee askolsunnn rezil bir duruma düstümm senin yüzünden haritametod:):):)
Kristal Denizaltıİlişkiler içinde en çok hastalıklı olanları severim, ateşimin yükselmesini, sayıklamalarımı, kabuslarımla hayallerimin birbirine karışmasını, en dokunulmaz yerlerimde hissettiğim sızıları.
Hastalığının bütün kıvrımları, hastalığımın bütün kıvrımlarıyla öpüşen bir kadınla denizaltıma binip çıktığım yolculukları. Solgun bir sabah vakti insanların arasından ayrılışımı. Hiçbir yere gitmeyen bir denizaltının içinde, hiçkimsenin gitmediği yerlere gitmeyi. Birçoğumuz çıktık bu yolculuğa.Evet, sevdiğimiz hasta biri. Evet, bu ilişki hastalıklı. Ama bunu ne önemi var. Hastalıklarımız birbirini tutuyorsa,öpüşen dudaklar gibi değiyorsa hastalıklarımız birbirine...
Benim de o kristal denizaltıya binmişliğim var.
Süt buğusu gibi solgun maviliğin yayıldığı ıssız bir sabah vakti, dönüp dönmeyeceğini bimediğin bir yolculuğa çıkmak için ürpertilerle binip, kapaklarını kapatırsın.
Eğer dönersen başka biri olarak döneceksindir yolculuğundan.
O denizaltı bir yere gitmez.
Giden sensindir.
O denizaltının içinde tuhaf bir yolculuğa çıkarsın, o yolculukta gördüklerini, duyduklarını, hissettiklerini hiçkimseye anlatamazsın, senin anlattığını kimse anlamaz çünkü.
Onlar da vaktinde o yolculuğa çıkmış olsalar bile, kimse kimsenin yolculuk hikâyesini kavrayamaz.
Kristal denizaltının çevresinden geçip de senin içerde yaptıklarını görenler şaşarlar sana, şaşılacak şeyler yaparsın gerçekten.
O denizaltıya binenler kendilerini bile şaşırtacak davranışlarda bulunurlar.
Bir orospuya aşık olmaktır o denizaltıya binmek.
Bir serseriye tutulmak.
Bir çılgının peşinden gitmek.
Bütün hayatını bir bencilin yanında geçirmek istemektir.
Geleceğini, bir dakikasını bile kendine ayırmadan, verdiğin armağanın değerini belki de hiç bilmeyecek birine vermeye hazırlanmaktır.
Seni seyredenler hastalığını düşünürler.
'Hastalıklı ilişkiler' tanımlamasının içindesindir artık.
Denizaltının dışındakiler, seni iyileştirmek için sana bağırırlar, nasihatler verirler, yardım etmeye çabalarlar.
Seslerini duyar ama yalnızca gülümsersin.
Fuzuli'nin şiiridir artık senin duyduğun:
'El çek ilacımdan tabib...'
İyileşmek istemezsin.
Yalnızca, seni hastalıklı insanların arasına atanı değil hastalığı da sevdiğini kim bilebilir ki seni seyredenler arasında.
Sen artık Zelda'ya tutulan Fitzgerald, Wagner'e tutulan Cosima'sındır.
Kulağına sesler gelir.
- Senin sevdiğin çirkin bir kadın, o adam bencil, güvenilmez biri senin güvendiğin, hastalıklı bir ilişki bu.
Gülümsersin.
Onlara şöyle demek istersin:
- İlişkinin hastalıklı olması önemli değil ki, önemli olan iki kişinin hastalığının birbirine, biribiri için yaratılmış iki parça gibi uyması.
Zaten hastalıklı bir ilişkinin olabilmesi, insanın o kristal denizaltıya binip bilinmez yolculuklara çıkması için, birbirine tutulan iki kişinin değil, onların hastalıklarının birbirine değmesi, o hastalıkların kıvrımlarının denk gelmesi gerekir.
Seyredenler, hastalıkların uyduğunu görmezler.
Onların gördüğü birbirine uymayan iki kişidir.
Çirkin bir erkek ve güzel bir kadın gibi, fedakâr bir kadın ve çıkarcı bir erkek gibi, sevecen bir erkek ve sinirli bir kadın gibi iki benzemeyen insanın aynı denizaltının içinde acılarıyla ve mutluluklarıyla tuhaf bir seyahate çıkmasına şaşar insanlar.
Sorarlar kendi kendilerine:
- Neden bu iki insan aynı kristal denizaltının içinde.
Cevap çok basittir aslında:
- Çünkü onların hastalıkları birbirine uyuyor.
O kristal denizaltıya binmişliğim var.
Hastalıkları hastalıklarımın kıvrımlarına uyanlara rastlamışlığım var.
Fuzuli'nin mısraını mırıldanmışlığım var:
- El çek ilacımdan tabib...
İtiraf edeyim ki, ilişkiler içinde en çok hastalıklı olanları severim, ateşimin yükselmesini, sayıklamalarımı, kabuslarımla hayallerimin birbirine karışmasını, en dokunulmaz yerlerimde hissettiğim sızıları.
Hastalığının bütün kıvrımları, hastalığımın bütün kıvrımlarıyla öpüşen bir kadınla denizaltıma binip çıktığım yolculukları.
Solgun bir sabah vakti insanların arasından ayrılışımı.
Hiçbir yere gitmeyen bir denizaltının içinde, hiçkimsenin gitmediği yerlere gitmeyi.
Birçoğumuz çıktık bu yolculuğa.
Evet, sevdiğimiz hasta biri.
Evet, bu ilişki hastalıklı.
Ama bunu ne önemi var.
Hastalıklarımız birbirini tutuyorsa,öpüşen dudaklar gibi değiyorsa hastalıklarımız birbirine.
Hangi sağlıklı ilişki böyle ateşler içinde yanabilir ki, hangi sağlıklı ilişki benim gördüğüm rüyaları görebilir ki, hangi sağlıklı ilişki böyle sancıyabilir ki.
Ateşlerle yanarak, sancılarla kavrularak, çılgın rüyaların içinde kıvranarak, kristal denizaltımda hastalıklı ilişkilerin içinde seyahatlere çıktım.
Gezdiğim sıcak sahillerin büyücüleri bana hep aynı şeyi söyledi.
- Önemli olan onun sana uyması değil,önemli olan onun hastalığının senin hastalığına uyması.
Dolaştığım tarih sayfaları, aşk bölümlerinde hep 'hastalıklı' ilişkileri anlatıyordu, kayda geçmeye değer olarak yalnızca onları bulmuştu.
Brahms Clara Schuman'a böyle tutulmuş, Yesenin İsodora Duncan'a hayatını böyle armağan etmişti.
Onlar birbirlerine uymuyordu.
Uyan, hastalıklarıydı.
Solgun bir sabah vakti kristal bir denizlatıya biner hayatın derinliklerine gidersiniz.
Dönüp dönmeyeceğinizi bilmeden.
Dönerseniz başka biri olarak dönersiniz.
Kristal bir denizaltıya binmişliğim var.
Ateşler içinde kıvrandığım.
Ve sizin ateşler içinde kıvrandığınız.
Hiç iyileşmek istemediniz.
En iyileşmek istediğiniz, iyileşmek için yalvardığınız zamanlarda bile istemediniz iyileşmeyi.
Bir kristal denizlatıya binip gittim bir gün.
Garip rüyalar gördüm..
Ahmet Altan
><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.
·´¯·.¸. , . .·´¯·.><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>·.¸¸.'
><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.
·´¯·.¸. , . .·´¯·.><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>·.¸¸.'
><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.
·´¯·.¸. , . .·´¯·.><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>·.¸¸.'
ilkiyle birleştirince bu kişilere hayvan sıfatı çıkıyor..fanus insnları..
neyin benzeşimi..hangi benzeşim..fanus insanları..
><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.
·´¯·.¸. , . .·´¯·.><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>·.¸¸.'
><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.
·´¯·.¸. , . .·´¯·.><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>·.¸¸.'
ben buldum..
><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.
·´¯·.¸. , . .·´¯·.><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>·.¸¸.'
><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.
·´¯·.¸. , . .·´¯·.><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>·.¸¸.'
><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.
ben buldum..
><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.
·´¯·.¸. , . .·´¯·.><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>·.¸¸.'
><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.
·´¯·.¸. , . .·´¯·.><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>·.¸¸.'
><((((º>·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.·.¸¸.·´¯·.¸.·´¯`·...¸><((((º>¸.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.