Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan torpilli.com'da: "Yazılarınız "yorumsuz" kalmasın"

Mim'ler gösteriliyor. (Ön Sayfa yazılarını, tüm yazıları ya da çok tutulan yazıları göster)


8 ahkam var

Ahkâmlar

gitmemeli. savas vermeli. ama sonucta rachmaninov bile bolsevik devriminden abd'ye kacmisti.

turkiye'deki sessiz islam devriminden kacmak istemesi gyet dogal.

defolsun.

süleymanoğlu türkiyeye, aslıtürk londraya, uzan büyük okyanusta bi adaya, sosyete köye, köylü istanbula, zengin dubaiye, kaçan kaçana...

bekarlarda kocaya kaçsınlar madem...

lorienn

Fazıl Say da giderim dedi...

DIYEN DIYENE...

Biri ben zenginim dedi
Biri ben mühendisim dedi

Biri ben gemiciyim dedi
Öbürü yanaş da bir görelim dedi

Biri züppeyim dedi
Şapkayı öne eğdi

Biri denizciyim dedi
Denize gitti

Biri havacıyım dedi
Havaya gitti

Biri karacıyım dedi
Karaya gitti

Biri güçlüyüm dedi
Herkesin gücüne gitti

Biri ben hastayım dedi
Doktorun hoşuna gitti

Biri mal sahibiyim dedi
Mal silkindi, yemin et dedi

Biri gelirim var dedi
Öbürü gelir misin dedi

Biri ben barışıkım dedi
Biri ben karışıkım dedi

Biri ben yumuşakım dedi
Biri ondan ilâcını istedi

Biri ben isçiyim dedi
İçeri girdi

Biri ben de isçiyim dedi
Dışarı gitti

Biri ben güzelim dedi
Güme gitti

Biri canim sıkılıyor dedi
Biri hay senin canına dedi

Biri dedi ben pazarcıyım
Pazara gitti

Biri dedi ben mezarcıyım
Mezara gitti

Ben solcuyum dedi
Sağcının biri

Biri dedi ben dağcıyım
Ben de avcıyım dedi biri

Biri dedi ben yağcıyım
Yağcılık meslek mi dedi biri

Tüccarım ben dedi
Tüccarın biri

Şairim dedi yazarın biri
Ben de yazarım dedi şairin biri

Ben deliyim dedi
Akıllının biri

Biri ben çok akıllıyım dedi
Ve diye-diye delirdi....

Özdemir Asaf

biSGen--bLoGSPot NON-SCHOLA-SED-VITA-DISKUMUS !

bugün mail kutuma düşmüş...

Annesinin duygulari ile Fazil SAY

FAZIL SAY
ATATÜRK’ÜN DÜNYAYA HEDİYESİ

Gürgün Say

Fazıl Say ne zaman gündeme gelse telefonlarım arka arkaya çalar. Yakın uzak çevremden ya da basından ararlar. Fazıl Say’ı yetiştirip, dünyaya hediye ettiğimi söyleyerek beni kutlarlar. Böyle sözleri yüzlerce değil binlerce defa duydum. Bu sözlerden anne olarak gurur duyuyorum ama ikna olmadan.

Çünkü düşünüyorum da, Atatürk kurtuluş savaşından hemen sonra ülkede taş üstünde taş yokken, konservatuarı kurmasaydı, burada ders verecek hocaların Avrupa da yetişmesini sağlamasaydı. Bir Türk konservatuarında Türk hocalar tarafından yetiştirilen yetenekli öğrencilere çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı hedef olarak göstermeseydi, bugün bir Fazıl Say’ımız olamazdı. Bu nedenle Fazıl Say söylendiği gibi benim değil, Atatürk’ün dünyaya bir hediyesidir.

Çağdaşlığı sembolize eden klasik müzik sanatçıları ülkelerinin tanıtımında büyük rol oynuyorlar. Örneğin Fazıl Say, Avrupa, Amerika, Asya ve Afrika ülkelerinde yılda ortalama 150-200 konser veriyor. Bu konserlerde Türkiye’nin aydınlık yüzünü temsil ediyor. Bir Türk sanatçısı olarak dakikalarca ayakta alkışlanıyor, övgüler, ödüller, madalyalar alıyor... Bu yolla ülkesine çağdaş dünyada saygınlık kazandırıyor. Böylesi bir saygınlığı ve hayranlığı, siyasetçilerimiz, futbol takımlarımız veya milyonlarca dolar harcayarak hazırlanan tanıtım programlarımız ile elde etmek mümkün değil.

Çağdaş ülkeler bu özellikteki sanatçılarına teşekkür olarak, onların heykellerini, büstlerini yaptırıyor, caddelere sokaklara adlarını veriyorlar. Oturdukları evleri, cafeleri müze haline getiriyorlar. Finlandiya’ya gidenler bilir. Her tarafta Sibelius vardır. Ülkede gezerken Finlandiyalıların bu sanatçılarına ne kadar müteşekkir olduklarını hissedersiniz.

Norveç’in yegâne ünlü sanatçısı Grieg için de durum aynı. Norveçli bir arkadaşıma “Grieg’e bu kadar saygı neden?” diye sormuştum. ”Krallar ve başbakanlar ölüp gidiyor, Greig öleli 100 yıl oldu ama hala eserleri bütün dünyada çalınıyor, hala ülkemize saygınlık kazandırıyor” demişti.

Çağdaş dünyada durum böyleyken Fazıl Say’a son günlerde yüzlerce kişiden gelen, tepki olarak yazılan sözde yorumlara, AKP siyasetçilerinin uluorta konuşmalarına bakıyorum da, utanıyorum. Ülkemizin yetiştirdiği değerlerin kıymetini bilmemek ne kadar ayıp. Biz sanatçımıza olmayacak tutumlar sergilerken, başka ülkelerin kıymetini bilmesi ne kadar acı.

Aslında Fazıl Say “bakanların eşleri türbanlı, dışlanıyoruz, ülkeyi terkederim” diyerek dünyanın gözünde AKP hükümetinin çağdaşlık notunu düşürmüş. Dünyanın dikkatini AKP’nin ortaçağ karanlığına yönelik siyaseti üzerine çekmiş. Bu nedenle türbandan beslenen siyasetçilerimizin karizmaları epeyce çizilmiş olmalı ki, ağzı olandan tutun da, Kültür Bakanına kadar herkes konuşmuş.

Bu da bir çeşit mücadele şekli bence... Örneğin Sayın Orhan Bursalı Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde “ Fazıl Say dünya basınına yaptığı bu açıklamalarla, dünyanın dikkatlerini Türkiye'deki yönetime, siyaset anlayışına, uygulamalarına çekiyor! Onları bir başka açıdan ülkeye bakmaya çağırıyor! “ diye yazıyor.
Gerçekten öyle. Mücadele sadece Türkiye’de oturmakla olmaz ki.. Fazıl Say dünyanın her yerinden sesini yükseltebilir, mücadelesini sürdürebilir.

Kaldı ki, tanıdığım kadarıyla oğlum, kastedilen anlamda Türkiye’yi terketmez. AKP Hükümetinin ortaçağ ve türban sevdası nedeniyle, Ülkesinden soğumaz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Kendi adıma, yaşamı boyunca, her zaman olduğu gibi, olabildiğince uzun sürelerde Türkiye’de bulunmaya çalışacağına inanıyorum. Aksi olsaydı, Türkiye’yi terk ediyor, onu daha az görebileceğim diye en çok üzülen ben olurdum.

2001 yılında klasik müziği okullara taşımak, çağdaş müziği Anadolu’da yaygınlaştırmak, kendisi gibi yetenekli çocukların yetişmesine katkıda bulunmak gibi projelerle ve ümitlerle Amerika’daki evini satıp, Türkiye’ye gelmişti. Ne yazık ki, bu çalışmaları yapabilecek ortamı bulamadı. Tersine Okullardaki müzik derslerinde ilahi okutulacak bir anlayışla karşılaştı. Bence daha verimli olacağı bir ortama gitmeyi düşünmeye hakkı var. Çağdaşlığın simgesi haline gelmiş bir aydın olarak, ülkesindeki çağdışı gidişatlara tepki göstermesi de doğal.

Fazıl Say bugüne kadar devletten maddi-manevi hiçbir destek almadı. Hiçbir talepte de bulunmadı. Kendisinin kırmızı pasaport talebi de olmadı. 16 yıl yurt dışında yaşadı. Yurt dışında yaşayan bütün vatandaşlarımız çifte vatandaşlık elde etmeye çalıştı. Fazıl Say, özellikle genç yaşlarında iken sabahın 3 den itibaren, yağmur altında, kar soğuğunda visa kuyruklarında bekledi. Gümrüklerden geçerken sinir krizleri geçirdi. Yinede başka bir ülkeden çifte vatandaşlık almadı.

Halen, 19 yıl süren vize sıkıntılarına alışmış olarak Türk kimliğiyle seyahat ediyor, Türk kimliğiyle konserler veriyor, ödüller, madalyalar alıyor, fahri unvanlar elde ediyor. Böylece dünya müzik repertuarlarına Türk adını yazdırıyor. Yine de Fazıl Say için pasaportun rengi önemli değil. Üzerinde ay-yıldız olsun yeter.

Yabancı basına verdiği bu demeçlerden dolayı oğlumu kutluyor, ülkenin çağdaşlaşması adına ona sahip çıkan tüm aydınlarımıza, basın mensuplarımıza teşekkür ediyorum.

biSGen--bLoGSPot NON-SCHOLA-SED-VITA-DISKUMUS !

Israr etmeyin gitsin , sonra çok ısrar ettiniz kaldım der valla :)

Kelimelerin kuvvetini bilmeyen insanlarla esaslı bir konuyu konuşmak mümkün değildir.

@biSGen, yazı çok güzel teşekkür ederim.

Türkiye şeyhler, dervişler, müritler devleti olamaz.

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu