
Kusura bakma burayı anlayamadım.
Vahamet gözler önüne sergilendiği zaman hiç bu kadar zarafet barındırıp letafetli bir görünüşe sahip olamazdı.Zımba gibi bir oratoryo idi dıştan gözüken. Rastgele gelişmişti birçok şey ben tabldotumdaki kanepeme başlamışken. Birden olan oldu ve adamınız zülfüyarını çıkarıp dilini kesti.
geri kalan ksımını anladı isen helal sana haberhaber:))
sen hangi gruba giriyosun f.faresi
Çok eksantrik bir hikayesi olduğundandır, Kop the Zupırzonik.
(Allah Allah! Ben sana niye Kop dedim ki şimdi tarla faresi. Belki de adı dilime pelesenk olmuştur.. ne biliyim?!?!)
'' O anda içeriye bir müteahhit geldi, kendisi pek nufuzlu bir kimseydi. 3 gün sonra ötenazi yaptırmak üzere devletten izin almış, son günlerinin keyfini çıkarmaya çalışıyordu. Aşçıbaşına bir şeyler söyledi, aşçıbaşı da şifoniyerin üzerinden bir diş sarımsak alıp müteahhitin önüne koydu.''
Böyle bir hikaye olur mu, yaw..:))
f.faresi nedir bu kop saplantın senin, anlat hele
geldiğinden beri arabın yalellisi gibi kop sayıklayıp duruyon da...
wawww kop çabuk buraya gel, bunları duymalısın
Kop burda bence. Ben onun ruhunu hissediyorum.
Antrikot değil hem de.. Anthro.. Fındık beyinli seni!
tam da o anda onları seyreden çoçuk, çocuğun annesi, annesinin kardeşi, kardeşinin kocası, kocanın arkadaşı, arkadaşın sevgilisi, sevgilinin kedisi, kedinin önceki sahibi....vs..sanki bütün dünya bir şekilde bu öyküye bağlanabilir gibi..asıl olan an içinde bize bunlar olurken, diğerlerine olanlar, ve tüm bu olanların birbiriyle ilişkisi, birbirine yakınlığı, birbirinden uzaklığı..
adam dilini kesti ya şimdi onun için 'eksantrik' kelimesinin hiç bir değeri yok..şık bir son olmuş.
Eksantrik bir hikaye Absentrik. Birşey biliyoruz da diyoruz di mi?
O kadar!
ama sende ona tarla faresi demişsin anthro:))
arkadaş canı nasıl isterse öle hitap ediyo nik falan hak getire. cliciax için cicolini ismini uygun buldu mesela, sanada antrikotu yakıştırmış olmalı :)))
Biliyorum kebelek. Antrikot da komiğime gitmedi değil. Yaratıcı bi kişilik kendisi. Sadece Fındık Faresi uzun geldiği için Tarla Faresi dedim. Hem bir harf iktisat ettim, hem de yiyecek menüsünü genişlettim. Kurbağa gibi de dili uzun aynı zamanda.
yakında keserler zaten, biraz kemirsin bakalım şimdilik :))
cem mumcu - portakal suyu(m) gibim olmuş...
lütfen yazıdan ne anladınız bana da anlatın.
Aşçıbaşı gardıroptan poğaça çıkartıp adamınızın önüne koydu.
aşçıbaşı da şifoniyerin üzerinden bir diş sarımsak alıp müteahhitin önüne koydu
kopanisti DİYOR Kİ, (03 Haziran 2008 00:40)
herşey öyle kolay anlaşılsaydı o zaman neden hergün yağmur yağmıyo
Ulan ben de buna benzer bi sey yazacaktim. Olm kalbimimi okudun nedir? Benden önce davrandin.
Ye kürküm ye...
Dilin ötenazi hakkını, zımba oratoryo görselliği ile anlatmak takdire şayan...
Şapka çıkarıyorum!
afedersiniz sn. fevkulbeser ustam, ellerinize sağlık efenm... sadık okuyucunuz lorienn demek isterdim fekat utanarak itiraf etmeliyim son zamanlarda hafifi hafife aldım gibi... ama yazınız beni kendime getirdi. uzuuuunnnca bir süredir hayattan tad almaz suratsız suratım bir aydınlandı ki sormayın... neyse, sorsaydınız söylemek zorunda kalırdım. kurtardım... sn. fvklbsr ustacım idrak edemediğim halde susmadığım için bağışlayın beni lütfen... bir şey soracağım... Rize parklar bahçeler müdürlüğüne terfi ettiğiniz doğru mu? doğruysa kutlarım sn. ustam... resmin arka planında yeni diktiğiniz turplar seçiliyor efenm... ellerinize sağlık... hörmetler...
bir garip öykü! bir baktım kendime ne oldu dedim. tekrar tekrar okuma sebep diyemediklerim. teker teker okudum.bir baktım kendime bir garip öykü'nün son satırı noktasındayken gözlerim. kabardı indi göğsüm. muhtemel ben farkettim. bu yazıyı her okuyuşumda benim için sadece iki şey mümkün dedim. ya nefes alacağım ya da nefes vereceğim.
garip öykü! her okuduğumda şükredeceğim.
varınız yoğunuz velhasıl sayın FEVKULBEŞER sağolasınız. hürmetler.
lorienn DİYOR Kİ, (06 Haziran 2008 17:23)Rize parklar bahçeler müdürlüğüne terfi ettiğiniz doğru mu? doğruysa kutlarım sn. ustam...
Estağfurullah efendim, o sizin nacizane nokta-i nazarınız letafeti. Manavım iflas edenden beri, işsiz güççsüzüm. Devlet manavlığı sınavına hazırlanıyorum bakalım ne olacak.
mengu yincge DİYOR Kİ, (07 Haziran 2008 04:07)bir garip öykü! bir baktım kendime ne oldu dedim. tekrar tekrar okuma sebep diyemediklerim. teker teker okudum.bir baktım kendime bir garip öykü'nün son satırı noktasındayken gözlerim. kabardı indi göğsüm. muhtemel ben farkettim. bu yazıyı her okuyuşumda benim için sadece iki şey mümkün dedim. ya nefes alacağım ya da nefes vereceğim.
garip öykü! her okuduğumda şükredeceğim.
varınız yoğunuz velhasıl sayın FEVKULBEŞER sağolasınız. hürmetler.
Teşekkürler, hürmetler bizden.
Kaffenize teşekkür ederim; latif yorumlanız için.
inisiyatif alırım, tabildot almam.
sert sessizler için "çifthasekipaşa" vardı eskiden. bir de ortaokulda bir edebiyat hocamız vardı yumuşak sessizler için de "jandarmayla gez evi bucağı" diye bir cümle bulmuştu kendince. aklıma geldi.
tamilgerillası DİYOR Kİ, (07 Haziran 2008 13:38)inisiyatif alırım, tabildot almam.
sert sessizler için "çifthasekipaşa" vardı eskiden. bir de ortaokulda bir edebiyat hocamız vardı yumuşak sessizler için de "jandarmayla gez evi bucağı" diye bir cümle bulmuştu kendince. aklıma geldi.
hoist that rag!
(:Sen beni güldürdün Allah da seni güldürsün.

Duymamıştı öncesinde "nedir ötenazi" diye ve tatlı tatlı izlemekteydi diş sarımsağını, kanepesini ve ne idüğü belirsiz poçasını dişleyen üç ayrı, üç aynı adamı. Adam(lar) bihaberdi çocuğun göz hapsinden.

Açıldı kapıları lokantanın, hafif bir esinti ile ürperdi masa örtülerinin en mahrem kıvrımları. Florasan daha bir titredi, Hasan'ın una yatırılmış florları küçük esinti ile tüplerine savrulduğunda armatürlerin.

Jilet misal varlığı ile "hadi çılgınca birşeyler!" yap diye azdırıyor sarımsağıyla başbaşa kalan adamı. Kız öpecek gibi yapıp usulca eğiliyor yanıbaşına, kulağını yalamaya yelteniyor, sancıyla düşüyor dilinin saçıyla temas ettiği yerden kanlı canlı bir et parçası.
Can pazarına dönüyor sakin coğrafyası yemek yenilen yerin.
Neden sonra anlıyor adam, poçasının ıspanaklı çıktığının. Hışımla dışarı savrulan dil, kökleri babile dek erişecek devcileyin bir ağaca duruyor sonbahar yağmurlarıyla. Kanlı diller yağıyor sonra ağaçtan, her bir hazan mevsiminde.
Sanrı Sağanağı....
Kanlı diller yağıyor
Göklerin derinlerinden.
Cümle saksağan
Mültecidir
Saçaklarında gri şehrin.
Ve tüm kazmalar
Yolculuktadır
"En ulaşılmaz ülküleri"
Merkezine küre-i arzın.
Benimse,
kırıldı şemsiyem,
dil oldum sırılsıklam...
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.