sevgilimle yayları gevşemiş yatağımda oynaşırken, öpüşmekten vişne çürüğüne dönmüş dudaklarımı
ısırarak bastım çığlığı: hafif'e bu hafta yazı göndermeyi unuttum!
benimki, terden yapış yapış olmuş saçlarını örerken şuh kahkahalarından birini atıp, ekledi: senin hala bir naylon avatar'ın yok değil mi?
bir de web siteli miteli yazılar da göndermiyor ve politik
duruşu kaykılmış da olsa yazılar yollamakta ısrar ediyorsun
apolitizmin cennetinde ballarla, sütlerle, gılman ve hurilerle
oynaşan ruhların çeperlerine...
hem, kim ne yapsın senin ece ayhan'ın şiir kitaplarında kullandığı marjinal kişi ve olayları "düzyazı şiir" kıvamında
dercetmeni alla'sen!
ısıra ısıra morarttığım süt beyazı kalçasına sıkı bir tokat
aşkettim. hadi kalk da koyu bir kahve yap bana, daha ofise gidip erotik malzemelerin dökümünü yapıcam...
işte bu yazı, o yazıdır:
arkebüz taşırdı bir dudu ayapera'da. argekon ile ergenekon'un benzerliğini düşünürken karatodori paşa.
üç horan kilisesi'ndeki zangoç anzorotu boca ederken novotni'de.
maydos'ta selluka yetişir miydi hiç,
hamparsum selim'e uzatırken fakfon bir kılıcı kınından çıkarırken?
aleko, vardapeti oynarken neyyire neyir'le sahnede, kaç ölüm göçtü bu dünyadan ayvazovski'nin fırçasına
tutunurken?
ziba'da melahat'ın annesi lir çalardı diyakoz ile raspoplara karşı.
barduğomeos ut yerini örtüp cihannümaya tırmanırken köse kahya'dan bir tiradı hatırladı tebessüm ederek.
madrigal udla söylense gesualdo ağlar mıydı hıncından?
erselik bir kösnüllüğü büyütürdü ece ve okurduk her gece!
Bu ne? Anlamadım, o yüzden soruyorum. Yine ironi demeyin, düşüp bayılacağım:)
"Aşk örgütlenmektir, bir düşünün abiler" demiş, şair.
bu araba nereye gidiyor evladım diyen yaşlı teyzeye, durakta durmasıyla kalkması bir olan, hızlı minibüsün camdan dışarıya kafasını çıkaran bıçkın muavini bağırdı. zııtt erenkööyyy
bu yazıyı okuma zahmetine kimler katlanır ya da katlanırlar mı bilemiyorum ama sanal alemdeki bir arkadaşın önerisi/uyarısıyla bir şerh düşelim o halde...
efendim, bendeniz, bu naylon vicdan kulunuz ece ayhan'ın
kitaplarında kullandığı tarihsel yer ve kişi(lik)leri baz alan
mütevazı bir "düzyazı şiir" kaleme alayım dedim son günlerde ortodoksluklar'ı yeniden "okumaya" çalışırken...
yazdım da. yazımı onay kuyruğuna fırlattım. onaydaki yazıların çokluğunu düşünürken "pilli"den mutad ve standart olduğunu sandığım bir uyarı yazısı aldım.
"konsept" dışıymış yazım! pekala, dedim. susan deihim ise kulağıma haykırıyordu uyma yeni editörlere, diye.
uydum ama...
"işte bu yazı, o yazıdır"a kadar olan metni ekledim ve gönderdim. a-aa! yazım "konsept" dahilinde!..
işte hikaye budur "nev"i şahsına münhasır sanal dost/lar!
demek ki sizin yazdıklarınızdan ziyade, ece ayhan'ın yazdıkları konsepte uygunmuş sayın naylon vicdan! burdan onu anlıyoruz.
test ise eğer bu, moderatörlerleri siz mi yazdınız, ece ayhan mı yazdı diye araştırmak zorunda bırakmayıp daha az sentetik bir vicdana yönelebilirsiniz mesela...
yazınızın onaya gönderdiğiniz "şiir" hali için yazdığım red mesajında -gerçekten üzülerek- "konsept dışı" olduğunu belirtmiş ve not olarak da elinize sağlık dilemiştim.
şimdi hafifçe sayfanın altına doğru inin... bu yazıyı tutanlar bölümüne doğru... bakın bakalım ilk kim tutmuş? bu ne kin yahu? ayıp.
edit: 13 mart 2007 - artık bu yazıyı tutmuyorum. bilginize.
selmaelma'nın isabetsiz analizlerinden bu yana bu kadar isabetsiz bir analiz okumamıştım doğrusu! ne alaka!..
ya ben anlatamamışım ya da siz hiç mi hiç anlamamışsınız!
bir daha ve bir daha... "ece ayhan'ın yazdıkları" değil öncelikle!
ece ayhan'ın kitaplarında yer alan kişiler ve yerleri temel
alan demek daha doğru olur.
yanlış yazdığınız gibi "ece ayhan'ın yazdıkları konsepte uygun" olsaydı uyarı mesajı gelmezdi!
konuyu iyice anlayıp ahkam eklemenizi rica ederim.
"sevgilimle yayları gevşemiş yatağımda oynaşırken, öpüşmekten vişne çürüğüne dönmüş dudaklarımı
ısırarak bastım çığlığı: hafif'e bu hafta yazı göndermeyi unuttum!
benimki, terden yapış yapış olmuş saçlarını örerken şuh kahkahalarından birini atıp, ekledi: senin hala bir naylon avatar'ın yok değil mi?
bir de web siteli miteli yazılar da göndermiyor ve politik
duruşu kaykılmış da olsa yazılar yollamakta ısrar ediyorsun
apolitizmin cennetinde ballarla, sütlerle, gılman ve hurilerle
oynaşan ruhların çeperlerine...
hem, kim ne yapsın senin ece ayhan'ın şiir kitaplarında kullandığı marjinal kişi ve olayları "düzyazı şiir" kıvamında
dercetmeni alla'sen!
sıra ısıra morarttığım süt beyazı kalçasına sıkı bir tokat
aşkettim. hadi kalk da koyu bir kahve yap bana, daha ofise gidip erotik malzemelerin dökümünü yapıcam...
işte bu yazı, o yazıdır:"
tırnak içindeki bu yazıyı eklemeden yazımı gönderince "konsept dışı" olarak değerlendirildi ama "yatak içinde geçen diyalog"tan sonra yazı "konsepte uygun" hale geliverdi!
rumuzumun ima ettiği minik isyan, minik kalp kırıklığı ve
bedbahtlıktan memnun muyum? hayır. hayatı naylonlaştıranlar utansın!
sanal alemdeki "en gerçek" şahsiyetlerden biri olduğumu
zannediyorum naçizane ve de sizlerden "gerçek" olmayayım...
Efendim, ben de küçük bir ekleme yapmak isterim. Çünkü yazıyı anlamamıştım, bu yüzden naylon vicdanın bir açıklama yapmasını rica etmiştim. Hem bana, hem de diğer okuyan arkadaşlara;
Olay sadece budur. No panic, kin falan yok:))
"tutun "ya da "tutmayın"... asıl sizlere ayıp!
kime, ne diye kin duyacağım!!!
ben bildiğiniz, kirletilen, pornolaşmış bir ruhun-vicdanın
cenini değilim!
ben her tür pisliğine rağmen, yok edilen "insan" projesinin
ezici çarklarına inat insanlığı/insanları sevmeye çalışıyorum!
kin min kitabımda yazmaz benim! çok ayıp! sizlere çok ayıp!
bana her lafı deyin ama "kin"... çok çirkin, çok!
istiyorsanız bu yazımı silin! moderatör, editör, küratör, distribütör, ahlaktör vs. vs.
tüm "tör"ler sizsiniz! silin şu yazımı olsun bitsin!
yüzeysel insani zaaflarınızdan sıyrılın önce!
"Yüksek ökçeler"i bilmezmiş gibi denemelere kalkışıyorsun @Naylon Vicdan'sız. Üzülmek istemiyorsan deneme, bırak keyfini çıkarsınlar şu işin.
ne üzüleceğim mirim allah aşkına!
"kin" min denmesine şaşırdım, bozuldum.
laf mı bu yani şimdi!
sanal alemde "kin" duymak/beslemek de neyin nesi!
ne kadar uzak "vicdan"ıma ve ne kadar iç burkan bir hal...
"denemelere" kalkışmış da değilim. ama bugün gönderdiğim bir yazı da, ikaz mesajıyla reddolunmuştu.
orada hayatımıza egemen olan korkunç vasatiyeti anlatmıştım.
gazete adı vermediğimden olsa gerek o da reddolunmuştu.
ona "yataklı" bir giriş yazmak istememiştim.
siyah-beyaz yeşilçam dünyasının klişe repliğini anacağım: "farklı dünyaların insanlarıyız biz".
benim vicdanım sümerbank beyazı patiskaya kundaklanmış ve hala öyle...
kenarından köşesinden erise de, rengi savaşan dünyanın
kimyasallarıyla kararsa da...
beyazıd-ı bistami rengidir çişli kundağımız!
"kin"in kekre tadını "kinin"le eş tutarız.
kırıldım yine. kırın. sizin mesleğiniz kırmak.
bizimse umut. her şeye rağmen...
tevekkeli bekle bekle yazı yok zat-ı âlinizden. "serbest" ten yazı geri çevirmeyi "cidden" anlayabilmiş değilim, belki genç dimağları daha fazla zehirlemenizi önlemek üzere komite kararı almışlardır.
sayın vicdan; selmaelma hanım'la olan münasebetsiz bağdaştırmayı yapmamış olsanız, biraz daha makul düşünebilirdim ama makuliyetimi elinizle gömdünüz.
yanlış anlaşılmış olmak, anlaşılamamış olmak, yazdığının anlaşılırlığı kadar, elbette okuyanın algısıyla da ilgilidir. yanlış anlamış olabilirim ama ana itirazım açıklamasını yaptığınız, kimin neyi yazdığı mevzusu hiç değildir. bunu neden yaptığınız mevzusudur ve bunu yapan vicdanı sorgular!
konuyu ince soğanla buğulamadan önce benim yazdığımın anlaşılırlığı kadar sizin algınızın alış şeklini de titizlikle incelemek lazım gelir. konu sizin yazınızın içeriğinden ziyade yazıyı evirmenizdeki amaç ve bunu açıklayışınızdaki üsluptur.
açıkça:
uyma yeni editörlere
içerikli açıklamanızda bir sınav, bir editörlerle alıp verememe durumu sezdim ve itirazım bu konuyu haizdi.. ana konum; bunu yaparken hangi tür bir vicdandan yola çıktığınızdı yani!
şimdilik selmaelma kötü benzetmenizi çok da umursamıyor, bu seferlik sizi benzetmemeyi tercih ediyorum!
@naylon vicdan: siz şu, biz bu offf! saçmalamaya başladınız iyice, farkında mısınız?
gazete adı vermediğimden olsaa gerek o da reddolunmuştu.
diyorsunuz. elbette kaynak belirtmezseniz yazınız size geri döner.
vicdan, gerçek, ahlak, insan, zart-zurt diye bağırmadan da olur gider bu işler ama sürekli kendi kuyruğunun peşinde dönüp durmaktan kurtulmak gerek öncelikle, değil mi? bakın bi' çevrenize, ne çok alem var sizinkisi gibi, sizinkisinden başka. ruhumu daralttınız ya.
çok korktum!
tez elden benzet! bu kabil plastik efelenmeler ve gözdağı
vermeleri hiç sevmem! klavyenden geleni erteleme!
"hey dostum senin bir sorunun mu var?"
ne yazacaksan yazıver de kalibreni göreyim senin de!
ne de alicenap, ne de toleranslı... pek teşekkür, pek...
"ana konu, vicdanın sentetikliği" falan filan...
amma da laf ebeliği yahu!
bence "selmaelma" benzetmemi çok umursamışsın...
da yiğitliğine yedirememişsin.
"benzetme" cinasın da çok yaratıcıymış.
neyse, bir de sen "benzet" de tastamam olsun bari!
şu löpür löpür sallanan egolarınızı sıkı bir idmana tabi
tutsanız diyorum ivedilikle ulu NuMB!
"editör"ün kullandığı üsluba kitakse!
"çıkmaz sokak"! önce "görece" itibarlı bir "title"a sahip
olan biri gibi davranıp edep dahilinde yazı yazmasını
öğrenmen gerektiğini bilmeni isterim!
"saçmalamak, kuyruğunun peşinde olmak"... ne güzide laflar, "benzetme"ler böyle!
bir "editör/müdür"ün sahip olması gereken hiçbir hususiyet yok yazdığınız cevapta. çok yazık!
basiret, dirayet, nezaket, feraset, tolerans... sıfır!
"kaynak" mı? yazıyı okuyan herkes "hürriyet"i kasdettiğimi anlayabilirdi?
tabii, sizin "elveda başkaldırı"yı yazanın ertuğrul özkök olduğunu bildiğinizi sanmışlığım hata mıdır, onu bilemiyorum!
alıntı yapmamıştım ki, "kaynak" belirteyim!.. çok satışlı bir gazetenin bayraktarlığını yaptığı bilinç yıkama projesinin
küçük bir analizini yapmaya çalışmıştım "izlenme payı" özelinde ama "kaynak"tan yamulmuş yazımız!
oysa yazının kaynağı şu kahrolası beynimdi!
ima ile geçtik huzurdan çıkmaz sokakların loşluğunda!
evet evet, genç beyinler zehirlenmesin baby doll de giyebilsinler!
senin "editör/müdür" olduğunu düşününce içime
ateş basıyor!
sen şimdi kıl da kapmışsındır bana! ağzımla simurg tutsam
vız gelir tırıs gider artık!
ama üslubun ifa ettiğin "yetkili merci"ye yakışmayacak
denli sakil, avam! bu tür bir üslup hasbelkader "yetke" mercinin üslubu mudur?
ruhunuz daralmasın e mi!
toleransınız ve üslupta edep hacminiz genişlesin ki, "yazıları onay süzgecinden geçiren" etiketine layık olun.
msn'de yazışan magazingençliği üslubuyla değerlendirmeye alınıyorsa yazılar, vah ki vah!
"editör" gibi afili bir "title" sahibinden dört başı mamur bir
yazı umardım doğrusu. ökçeler çok yüksek serdarsabri mirim!
allah yolunuzu açık etsin!
"title", "yetkili merci" filan... bunlar sizin, bana yapıştırmaya çalıştığınız abartılı etiketler.
ortalığı velveleye vermeye çalışmanızı da anlıyorum; tahminimce kolay olmasa gerek böyle kaz çevirmeye çalışmak filan.
sen şimdi kıl da kapmışsındır bana!
hayır, size kıl filan kapmadım; sizi -en azından bi' süreliğine- yok saymaya karar verdim, hepsi bu. belki o arada sakinleşir, kendinize gelirsiniz.
Yukarıdaki yazıyı yeniden tertipleyip moderasyon’a ders verme çıkışına itiraz edilince enginlere sığmamaya başladın.
Uluorta cıvıklığının “şöyle bir çıkış yaptım, nasıl ama?” diyen tarafı gösterilince de iyice saldırganlaşmaya başladın.
Modersyon dediğin öcüleri, serdarsabri kotarmasıyla yüksek ökçeleri ne sanıyorsun acaba?
Hiç komünist görmemiş köylünün komünisti canavar gibi bir şey sanması hikâyesindeki köylü gibisin. (vurgu köylüye değil)
Burada ortak bir ürün veriliyor ve ilk gün olduğu gibi bugün de yöneten-ler var. Hiçbiri de emek harcamadığı bir yazıyı senin önüne seçimsiz “benim yazım okuyun” diye sokuşturmuyor. Hiçbirinin tıkı senden daha fazla para etmiyor. Yazısı yayınlanmayan birkaç “yazım illa yayınlansın meczubu” hariç, kimseler de sütunlara dökülüp moderasyon hatalarını ortaya saçmaya kıvranmıyor.
Vicdan dahilinde algılandığında moderatörler de hata elbette yaparlar. De ki şimdi de hata yaptılar. Ortalara saçılıp hatayı herkesin gözüne sokayım cengâverliğinin alçakgönüllülük olarak mı algılanmasını umuyorsun? Ayrıca “ben çok iyi yazdığım halde salak moderatörler anlamıyor da yayınlamıyorlar” diye satır aralarında kıvrım kıvrım kıvranan egonu görmeden mi benim egolarımın idmanından bahsediyorsun?
Moderatörü cuntanın albayı sanan çarpık toleranssızlığını da yazmalıyım elbette. Şimdi “şiir” yayınlamıyoruz kuralını uygulayan bir moderatörü, şiir formatını değiştirdiğin zaman yayınlamış ve yazını tutmuş haline gösterdiğin toleransa bir göz at. Nerde hata yapmış bu moderatör?
Benzetmeni tabii ki sevmedim! Mal bulmuş mağribi gibi benzetmeni umursamama yapışıp, konuyu soktuğun anlamsız kuyudan çıkmak da pek olası değil.
Yukarıda okudukların laf ebeliği filan değil. Kendinden bir sıyrıl konunun özüne dön. Yiyenler olabilir ama üç tane Osmanlıca kelime yazınca algın bana geniş görünmüyor…
üç tane de latince kelime faş edeyim o zaman...
belki bunu "yiyen" çıkabilir neme lazım!
sen çok uyanıksın, çok feleğin çemberinde tez yazmışsın ya!
yoksa sen de "editör/müdür"lerden biri miydin, hatırlayamadım da...
senin ve culdesac'ın üslubunu düşünerek şunu "yedirmeye" çalışayım tıfıllara: de duobus malis, minus est semper eligendum. bu bir.
nevdalist yazdı, okumadın mı külyutmaz bey?
yazının çıkış noktasını aç, diye ricacı oldu.
ben de "açtım". ama sizler ter ter tepinip beni
uluorta asmaya yelteniyorsunuz tüm toleranssızlığınızla!
nevdalist'in ricasına uymayıp açıklama yapmasaydım hadise
bu kadar köpüklenmeyecekti filhakika!
(nasıl koydum "osmanlıca"yı yine ama algımın hacmini
geniş göstersin diye!)
justitia omnibus. bu da iki.
"ben çok iyi yazarım da, salak moderatörler anlamaz"
falan demedim.
YALAN SÖYLEME! İFTİRA ATMA! bu terbiyesizliğin en büyüğüdür indimde!
BEN KİMSEYE "SALAK" DEMEDİM!!!
YALANCILIĞA VE İFTİRAYA TOLERANSIM YOKTUR!
sanal şahsiyetleri kandırmayalım lütfen!
ayrıca, "dos moi pa sto, kai tan gon kinaso" havalarında
geziniyor olmanı da çok sevdim! bu da üç!
"şiir formatını" değiştirdiğimde yazıyı yayınlama lütfunda bulunan toleransı göz önüne aldığın gibi "bel altı"na vurgu
yapılınca yazının "yayınlanability" oluşuna da bakmak
her aklı başında er kişinin görmesi gereken bir vakıa (yediniz
tıfıllar bu kelimeyi de!) değil mi sizlerce?!
siz/ler özünüze dönün, silkinin asıl!!!
yazdığın sözde cevaptaki aşırı bilmişlik, sözde külyutmam ben havalarında ayyuka çıkan diktatör özentisi hoşgörüsüz
tonu görmediğimi sanma sen de!
bu sözde bağışlayıcı, hadi bakiim akıllı ol, tavrını yemedim ve sevmedim!
midemi bulandıran husus şudur: HİÇ KİMSEYE SALAK DEMEDİM! ÇOK İYİ YAZARIM DA...
tümevarırken sübjektifliğin o rahat, yumuşacık kollarına
fazlaca meftun (yeyin efendiler, yeyin!) olmuşsunuz!
bu da bonus: ave caesar, morituri te salutant!
Daha önce yazdığım ve bu yüzden fırça yediğim bir cümleyi tekrarlıyorum. Herkes yazmadan önce içinden 10'a kadar saysın. Bir hiddet ve celalle yazmanın anlamı yok. Aynı şeyleri farklı dillerle konuşuyoruz.
Yazıyı anlamadım, sordum. Naylon Vicdan'da açıklama yaptı, ben de ona "diğer okuyan arkadaşlara da durumu açıklamalısın, çünkü herkes bu ne ya diyecek" dedim. Olay anlaşılmadan yazı çöpü boylayacak diye düşünüyordum. Bu noktada haklı veya haksız moderatörlere bir eleştiri yapmış. Bu eleştiriye karşılık moderatörlerde cevap verir, olur biter. Bu kadar büyütülecek, karşılıklı birbirimizi kıracak, kırılacak bir şey yok. Hele bunu kin diye algılamaya gerçekten gerek yok.
Olayda bir suçlu varsa eğer, o benim. Ve böyle yanlış anlaşıldığı için gerçekten üzgünüm.
Ağlama efekti çizmek istiyorummm::)))
culdesac'a cevap vermemişiz. verelim...
"yetkili merci" ben miyim yani?! yazıları "onaylayan" yetkili merci "title"ını alır istemese de... bu böyle! no way out!
kimseye de etiket falan yapıştırma meraklısı değilim!
ifa ettiğiniz işin bir "ağır"lığı yoksa bilelim!
ya da bu "onaylama" işini herkes sırayla yapsın, sırasını savsın!
sizin bu "title" reddinizi alçakgönüllü oluşunuza
vereceğiz demek ki! geçtik.
velveleyi severim ama musiki terimi babında... (iki "eski" kelime kullandık, ooohhh iyi bir algı genişleme etkisi yarattık, iyidir iyi!)
neyi velveleye vereceğim allah aşkına kuzum?!
nerede yaşıyorsunuz siz/ler?! plaza gastecileri gibi
"kopuk" olmayın "gerçek"lerden lütfen!
siz ulu "moderatör/editör/müdür"lere aman efendim, yaman efendim demedik, biraz sesimizi çıkardık deyu
yerden yere vurulmaya başlandık.
başlanmadık mı?
sesimizi kısıp ve dahi nezih benzetmenizle kuyruğumuzu
kıstırıp bir kenara çekilmedik ya...
çok dokundu hanımlara, beylere...
kaz çevirmek mi?! ben anlamam bu tür gıllıgışlı ayak oyunlarından! hem de hiiiççç!
kırk tane tilkinin kuyruğunu organize edecek bünyem
olmadı, "gerçek" ve "sanal" dünyada.
ama alemin ruhu pörsümüş, donmuş, kurumuş feçeslerle
nazire ediyor. sizinle daha ne kadar "gerçek" tartışması
yapılır ki!
beni yok sayın geçmemecesine, ne olur!..
göndereceğim yazılar yayınlanmasın burada, ambargo koyun yazılarıma!
belki "yönetim"e kafa tutan bir cengaver edasıyla
caka atarım sağa sola, di mi yüce NuMB?..
çoluk çocuklarla mı uğraşıyoruz burada yani!
sakinim. ama sizin bu "gerçek" hırsınız, anlayışsızlığınız, realiteyi göz göre göre ters yüz etmeye çalışmanız, kaz muhabbeti yapmanız, dostane olmayan tavrınız, şiddeti alttan alta hissettiren koyu otorite meraklısı yaklaşımınız, farklılığa tahammül edemeyişinize cicili bicili kılıflar dikmeniz...
üzüyor.
sanki ben yazmasam ne olur! koca bir hiç! ben yazdım da,
bi halt mı oldu?!
kimine "kıl" geldim, kimine "eh", kimine "üstat", kimine "esprili", kimine "sinir", kimine de"üç tane osmanlıca kelime yazan algısı dar"...
"neden bu korku, neden bu cuş ü huruş?"
"ağlama efekti çizmek istiyorum" derken meydana
gelen lapsus calami hoş olmuş doğrusu!
ağlanacak halimize gülüyorsun, gülüyoruz, gülüyorlar...
düzelteyim şu obsesifliğimle: :(((
"editör/moderatör/müdür" taifesi eksik olmasınlar!
evet, "mesaideyiz" masai arkadaşlarımla!
(cmylmz'nin bu esprisi gelir hep aklıma...)
OFFFFFFF uzatmayin beyler dayanamayip kim kime nedemis diye okuyorum yani bide okurkenki halimi görseniz hep birlikte gülersiniz ... hepiniz türkceyi,osmanlicayi ,latinceyi, ingilizceyi cok güzel konusan ve kelime icinde ustalikla kullanan akilli zeki degerli insanlarsiniz sizleri okurken ..yazdiklariniza hayran kaliyorum.Ve diyorumki hep, ne varsa bizde var bizim erkeklerimiz ve bizim kadinlarimizin egitimli hali bilgeligi , akilciligi hic bir toplumda yok surdan aldigim zevki bozmayin cok rica edecem magazin gazetecileri gibi atismak ve kim kimden daha güzel anlasilmaz cümleler kuracak yarisindan vaz gecin .Ben sahsen kendi adima bu siteden cok zevk alyiorum....burda belli bir sekilde kendini cözmüs kisiliginin farkinda insanlar var diye algiliyorum ....bozmayin keyiflerimizi ......birakin okuyalim yazalim paylasalim aslanlar gibi...
saygilar.
Bunca yelinden sonra
Fırtına bekledim senden
İnce bir serpinti oldun
Akla yelken açmak isterdim
Zor oldu ahlak görünce
Latince alıntı buldum
NuMB (özgün - alıntısız)
Bak kardeşim, kalitesiz sidik yarışına malzeme olduğum için keyifsizim biraz. Kafanı alıntı yapmaktan Türkçe anlamaya çevirmeye çalıştım, ziyadesiyle anlamıyorsun.
Salak kelimesini kullanmadın ama bugün bu tartışmadaki tavrın ve üslubun moderasyona “salak” muamelesi yapmak üzerine kurulu (ben de onu diyorum zaten!). Türkçeyi adam gibi kullanman bitmiş gibi, kendinin de anlamadığı bir sürü abuk kelime kullanıp, anlaşılmamakta bir büyü arıyorsun. Yazdıklarından değil, yazamadıklarından anlaşılıyorsun.
Devrimci, isyancı tipleri severim aslında ama kendini isyancı gibi boyayan, altı boş saldırganlarla pek aram yoktur. Senin yaptığın “moderasyon bize şöyle yapıyor!” ezik edebiyatından da hiç hoşlanmadım açıkçası. İsyancı, devrimci değil, ezik edebiyatı yapıyorsun.
Gerçekliğinden dem vurmuşsun. Gerçekliğin su götürmez, gerçeksin eminim. Teknoloji senin gibi diyalektik fukarası bir sanal zekâ üretmedi daha.
Rica edeceğim cevap yazarsan aklını toplayıp bir kerede yaz. Bir yazdığıma birden fazla cevap yazdığında daha çok fikir sahibi, daha zeki görünmüyorsun…
kisisel tartismalara donusmus yorumlarin ortasina girdigimin farkindayim da "merakli ol"up sormak isterim:
hafif.org'daki moderatorler kimler? anladigim kadariyla culdesac oyle. onun disinda baska isimler var mi? yazilar tek bir moderatorun mu yoksa birden fazla moderatorun filtresinden gecerek mi yayinlaniyor? bunlar gizli bilgiler midir? :-)
pöh! sevsinler sırça köşk asabisi cümleciklerini!
sen/siz/sizler kimsin(iz) ki, sizlere ezik edebiyatı yapacağım!.. gülünçsün!
"kaliteli sidik yarışını"nın bir tarafı olsaydın o halde!
o yok, bu yok! moderatöre/müdüre yağlı ballı sürtünmeden
öte bir numaran yok bakıyorum da!
var da, eytişimsel özdekçilikten (selmaelma'nın kulakları çınlasın; ne de olsa aynı tahlil noksanlığında birleşiyorsun) nasipsiz zekamız mı göremiyor!
kuvvetle muhtemel öyledir sencileyin... geçtik.
evet, "Türkçeyi adam gibi kullanmam" bitmiştir. ya sen?
senin bu vehimlerini, hezeyanlarını nasıl tedavi etmeli bilemiyorum!
kardeşim sen kafayı mı sıyırdın yahu?! ne anlaşılmaması, ne anlaşılmamakta büyü araması!!!
NuMB topu tut, NuMB ip atla seviyesinde yazmadık/yazamadık diye mi bu ipe sapa gelmez çıkarımlar!!! acınası bir durum. sağaltım yetim yok bu konuda!
gerçekten de basitin basiti kelime oyunlarıyla mercimek ahmet'i rahmetle yad etmeme vesile olan muhteşem
çözümlemelerinle bir ekol olduğunu gördüm. maalesef...
haa unutmadan; hangi kelimeyi, hangi dili kullanacağımın icazetini senden alacak değilim!
üslubum ise beni bağlar. senin diktatör gönlüne münasip
yazacak halimiz yok herhalde "hard" gerçekçi abicik!
hukuktan da bihabersin. "salak" demekle, kullandığım üslubun süjede oluşturduğu yargı arasında aklının
alamayacağı kadar bir fark var.
sana yazarken kullandığım üslubun "içeriği"nde sanal şahsına ne demiş, nasıl bir "muamelede" bulunmuş olabilirim bu algılama/zihniyet yapına göre?..
gora'dan bir sahneyi hatırladım:
- tahta mı?
-yaa tahta! n'oldu zoruna mı gitti?!
kullandığım her her kelimenin farkındayım, anlamını da biliyorum. kıl olduğum tabirle; "içselleştirmiş" bir adem var karşında!
uyuşturucu çekip de yazmıyorum herhalde engin zeka kumkuması!
senin paskalya yumurtası kıvamındaki babalanmalarından
gördüğüm kadarıyla, temelsiz saldırılarından ve moderatörlere yaranma aşkıyla oluşturduğun çok bilen adam havalarından karşında sinmemiş, bir köşeye büzüşüp el pençe divan durmamış olmam seni çok asabileştirmiş.
küresel ısınmadan mütevellit havalar şerbet...
çık, nefes al biraz, düzelirsin, asabiyetin diner bir parça...
bu senin için: quidquid latine dictum sit, altum viditur.
bu da sen' çün:heute mir, morgen dir!
aldım eyvallahımı, külahı içinde!
hamiş: hafif'e bazı şeyler sahiden de "hard" geliyormuş.
pekala, plumprune bey...
daha önce yayınlanmış birkaç şiirime nasıl müsaade etti önceki moderatörler?!
kuralları mı değiştirdiniz? değiştirmediyseniz ne, na na na!
sadece benim değil, başka rumuzların da şiirleri yayınlandı
"serbest"te.
demek ki, serbestin kuralları değişmiş... lütfen dikkat!
kartpostal duyarlığıyla yazılmış ortaokul dizeleri değildi
o "düzyazı şiir" bir kere...
araştırmasını bilene, meraklısına engin bir "marjinal tarih" aktörleri dersiydi... neyse. uzatmiim.
"hard" gelmiş kısacası. "belden aşağı kısmı"na gösterilen ilginin "ağır"lığını gördünüz ya kıymetli haşmetliphuketli
hemşehrilerim!
ne yalan söyleyeyim, ben yazıyı sırf o belden aşağı kısmı için tuttum. şiir yayınlanmıyor naylon bey hafif'te.
serdar bey, sizin de buna tepki göstermenize şaşırdım. burası bir blog sitesi, şiir değil. ayrıca serbestin de kuralları var. kıçımızdan uydurduk, oldu.
Vay lon Vicdan Bey! Tüm bunları yazarken kalçanı hafiften yana çıkarıp, elini de beline koyuyor musun merak ettim? Çeşitli dillerden kelime aparıp aynı şeyleri döndürerek söylemek kolay değil. Sinirlenince iyice cümle türbülansına girmişsin, okurken midem bulandı.
Biraz adap, örf bilirim. Mahalleden arkadaşlara gösteriş olsun diye, “nasıl da geçirdim yönetime” aleni ironisiyle ortalığa çıkmayacağım gibi, beş karış aşağıdaki aklının yönetime yağlı ballı sürtünme gibi algıladığı eylemlerim de yoktur. On yıldır olmadı. Hiç de naklî mazi sayılmam. Mazi(m) elinin altında kayıtlı. Cevaplarını Latince sözlük karıştırarak vereceğine, geçmiş tavırlarımı karıştırarak ver bari de, mesnetli cevap gördüm diyeyim.
Aklının karışıklığını anlayabilirim. Aklının karışıklığını, süslü sandığın “ağızla simurg tutma” kalınlığında esprilerinle kakalamaya çalışmanı maalesef anlayamam. Ezilmiş, yazısı yayınlanmayan, aslında dâhiyane yazdığı halde yazdıkları basiretsiz moderasyon tarafından anlaşılmayan adam havanı da anlarım. Bu adam hallerini, ucuz popülerlik için kullanıyor olmanı anlamam. Hele, apartman yöneticisinin “apartmanı temiz kullanalım” uyarısıyla kendine savaş alanı açmış kahraman kat maliki halini hiç anlayamam! Senin apartman girişine geometrik şekillerle sıçmanı yönetim sanat olarak kabul etmeyebilir pekâlâ.
Yönetimde kim varsa mesaj kutusu da var. Atarsın oradan bir mesaj, tartışırsın, konuşursun anlamaya çalışırsın, cevap vermeyip seni takmıyor hallere bürünürlerse, senin gibi ucuz popülizme yönlenirlerse onlara da söyleyecek bir çift lafımız saklıdır elbet. O zaman hakkın yeniyorsa gelir buraya tartışmaya açarsın. Sadece, ucuz popülizm çalışmaları bu hallerin.
Yani konumuz senin popülizm uğruna yaptığın haksızlıktır. Mazlum gibi durup, yönetime hileli saldırman, vitrine masumiyet koyup el altından bomba pazarlamandır. Samimi bir muhalif olsan anlarım, zira muhalif duruşları severim bak. Muhalefetin etiğini anladığın sürece tabii. Muhalif olmak için “yönetimden kızların bikinili fotoğrafını buldum yayınlıyorum” der gibi, “oyun oynadım, yedi yönetim” yapmayacaksın… Hani ayıp demişlerdi ya, anlamamıştın. O ayıp, işte bu ayıp!
üslubun fena değil ama algılama ve analiz becerin berbat!
iki üç osmanlıca kelime ile "okuyan yazan" kalem ehlinin ortak malı olmuş birkaç latince/almanca tabir nakledince harıl harıl sözlük karıştırıyor (selmaelma teyze de öyle sanmakta hala!) zannediliyoruz.
demiştim ya, kıl olduğum tanımlamayla: okuduğun o bütün alengirli (!?) kelime öbeklerini "içselleştirmiş" biri var karşında.
üzgünüm ama bu bir realite. bunları biliyor ve yerli yerinde kullanıyor olmak mı ayıp?.. cahelete, sıradanlığa, vasatiliğe biat mı etmeliyim?
sen kullanma, tamam ama bu "ortak" kalıpları kullanan birine de bok atmaya, hakaret etmeye yeltenmeden önce içinden ona kadar saysan iyi olur!
bürosit (reklam olmadı ya!) sandalyemde paşa paşa oturup yazıyorum. artistik, edebi betimlemelerini diğer yazılara ve polemiklere saklasan... tükenir mükenir...
görme yetini kaybetmediğine göre... pekala, okuma ve okuduğunu anlama yetinde bir sorun var mı?
ben kimseye numara çekmedim! unutma!
tekrarlıyorum anlamak istemeyenler için:
nevdalist, bu nedir, südur noktası nicedir, hanidir,
deyu sorunca ve bunu da herkese yazsana deyince...
bu tavsiyesine uyup tüm "saf"lığımla, hadiseyi açıkladım.
siz(ler) de, çıldırıp küpten inip küplere binmekten helak oldunuz!
"süslü" ve "kalın" bir cümle mi geldi bu da bünyenize?..
pardon, klişe cümlelere, kalıp deyimlere kendi çapsızlığımda
alternatifler arıyorum da... tatmin edici gelmeyebilir.
sizler daha mükemmelini bulun ya da umursamayın.
ama elalemin teşbih bozumuyla da kafa bulmayın!
beceriksizliğime verin. alay etmeyin. beğenmeme özgürlüğün var ama hakaret etme noktasında biraz geri basmanız tavsiye edilir.
burnundan kıl aldırmaz, bilmiş moderatör edan da çok sevimsiz doğrusu.
amma da takıntılısın ya kardeşim! ne ezilmiş adamı,
ne dahiyane yazması, ne moderatöre numara çekmesi,
ne basiretsizliği yaaa!
bıktım!
culdesac, hani eli belinde bir tasvir yazmaya çalışmışsın ya,
çan çan çan konuşup duruyordu bir "moderatör"e
yakışık almayacak haliyle, ona "basiretsiz" dedim.
sen bırak bu sahtekarı bana, o kanlı klavyemle bi benzeteyim şu düdüğü, gibisinden bir şey demişsindir
en "hafif"iyle, di mi?
baksana, onun avukatlık hizmetine de sıvanmışsın.
neyse.
aşırı bir büyüklük kompleksi içindesin(iz). hazmetmek zordur bazı şeyleri. zamanla öğrenirsiniz umarım.
ne oldum delisi bir hal sinmiş yazılarınıza (culdesac ve sen).
insanda biraz nezaket, saygı, (üzgünüm, kullanmak zorundayım) feraset, basiret, mahviyet, makrunluğun bir tevazuu olur yahu!
o yok, bu yok! sonra da adam dövmeye kalkıyorsunuz
utanıp sıkılmadan.
olan şuydu: ece ayhan'ın kitaplarında geçen yer ve kişi adlarından "basit" bir düzyazı yazdım.
öylece gönderdim. onaylanmadı. şiir yayınlanmıyor diye.
oysa daha önce üç beş tane şiirimsim onaylanmıştı!
demek, kurallara post-alaturka darbe (bu da "kalın" gelir sana, inceltiver!) yapıldı!
o düzyazının başına, bir sevişme sonrası "sahnesi" ekledim
ben de. hani, en olmadık "mahrem" şeylere geniş yayınlanma serbestisi var ya...
yazım yayınlanıverdi! hadise bu! bu mudur, bu kadar ağır hakareti yememe sebep olan suç?!
nevdalist, bu nedir bu, dedi ve yazdım. sizler de köpür köpür köpürüp durdunuz, kin diye, ucuz kahramanlık yapıp mazlum rolü yapıyor diye...
sanal alemde bir cemaat tadında eğleniyoruz, bilgileniyoruz,
pornolaşan hayatlarımıza, popüler kültürün boğucu havasına yelpaze üretiyoruz karınca kararınca.
amma da uzattınız ya!
bana yapıştırmaya çalıştığın tüm o ipe sapa gelmez tanımları, tarifleri, üçkaatçısın kabilinden yazmaya çalıştığın akil adam üsluplu suçlamaları en sert şekilde yere çarpıyorum! reddediyorum! bu kadar safiyene yazdım.
sizler "sineklerin tanrısı" olarak, aman aaabii, yapma aabii,
evet bi puştluk yaptım, bi daa olmaz abi diye ayaklarınıza
kapanmamı bekliyorsunuz utanmadan!
bir puştluk yapsaydım, sizlere bir kumpas, bir tuzak kursaydım bunu yaptığımı göğsümü gere gere yazardım!
hiç kuşkunuz olmasın! yazdıkların(ız) hezeyanlarınız ve
kurban arama gayretkeşliğinizdir.
cidden bıktım! ister inanın, ister inanmayın!
bak, mesela bunu ezbere bilmiyor(d)um: "mea mihi conscientia pluris est quam omnium sermo!"
cicero'dandır...
Başka birinin benim yüzümden tartışmanın öznesi konumuna gelmesi, canımı yakıyor. Açıklama yapıyorum, kimse okumuyor, duymuyor. Bari direkt sorayım:
Numb; Naylon Vicdan'ın bu açıklamasına mı kızdın? Moderatörlere eleştirisini böyle bir yazıyla ( Serdar Sabri deyimiyle kedi fare oyunu) göstermesine mi kızdın? Bazı şeyleri bizden daha fazla bilmesine mi? Oysa herkesin alanı farklı. Dil konusunda bizden daha yetkin, hadi yumuşatayım, benden daha yetkin. Şimdi benim tersini söylemem haksızlık ve çocukca olur. Fakat, tabi ki bu ona bir ayrıcalık vermez.
Moderatörler yazının ilk halini anlamamış, sormamış da, bu nedir diye? Direkt bir bahaneyle geri yollamış. Ki! Ben bunu da normal buluyorum. Birçok sebebi olabilir. Ama normal bulmadığım sonrasında olanlar. Bilmiyorumu kabul etmek bu kadar zor değil. Bilmediğimiz bir şeyi de biliyor gibi yapmaya gerek yok. Şu yorumlarda ben elitist bir tavır görmedim. Hani Naylon Vicdan alıngandır falan ama, "ben biliyorum, siz bilmiyorsunuz havalarına" henüz rastlamadım.
Anlamamışız yazıyı, üzgünüm der geçersin. Durum budur.
Beklenen çarpışma!!!
Kanımca "culdesac" hanım çok sağlam bir şekilde az ve öz manevra ile, kendini soktuğu veya fazla sahiplendiği durumdan sıyrılmış kendini tutabilmiş...
"Naylon Vicdan" sağlam zeminde sekmeden gitmek ızdırabını içinde ki anlayabileceğim yazı dönmesi siz kimsiniz edasını dışarı çıkarabilecek bir ortama dönüştürme hırsını kendince tutabildiği yere kadar tutmuş kendini rijit tutabilmiş ve alenen haklı gördüğüm analitik bakış üzerinde...
Her yazısı dönen hafif yazarının hissettiği o garip duyguyu yaşamış ve hafifçe serzenişte bulunmuş "nevdalist"e helal diyorum atış alanına girip duygusal yeknasanlığının arabulucuğuna soyunarak aslen iç dünyasını açma girişimine... (ego'yu bastıran kader arkadaşlığı-bilinç altı etkileşim ve humanist üst benliğin neticeye hakim olması sonucu çatışma ve tam arayı görme durmu-arayı bulmak-)
Anladığım kadarı ile moderasyon sanatçı hassasiyeti ve kural yapıcı olmanın duyarsızlığını aynı potada eritebileceği coşkusunun insanları nasıl erittiğini görmezden gelme ve daha iyi bir çözüm bulma eğilimindeler tavırları su götürmez herkez bu ayırımın stresini yaşar! Ancak hak daima yazarındır kurallamak ne için kim için demokratik bir tartışmanın ve yeniliğe açık olmadığı şu halde bir tür derin devlet algılaması oluşturuyor.(seçilenlerin değil atananların yönettiği ülkemizden bir kesit sadece) Unutulmamalıdır ki demokrasi yüce bir sistem değildir. yönetimdir naçizane önerim daha deneysel olmaya cesaret ve biraz daha anlayış özellikle moderasyonda ki arkadaşlar biraz daha açık olmalılar bahsedilen o dünyalara...
Aferim Naylon; biraz kafanı toplayıp, cevap saçayım da ne olursa olsun, ünleyeyim de ün olsun demediğin zaman, anlaşılır da olabiliyorsun bak. bazı derli toplu cümle çalışmalarını gördüğüme sevindim. cevap yazmak için bir süre çalışmış olmanın bunda etkisi büyük gerçekten.
selmaelma hanım'a verdiğin cevaplarla bana verdiğin cevaplar arasında cümle kurma, mantık yürütme gibi kategorilerde de kalite farkı oluşmaya başlaması ayrı bir sevinç kaynağı.
konunun özünde, bu yazını yayınlayış şeklinle, hala yanlış bir sınav verdiğini düşünmekle beraber, ıkınınca kan giden yerlerinin olduğunu görmek gayet ferahlatıcı. ferhlatıcılığı, soğuk su olmadığında, ılık suyu center fresh'le içip soğuk gibi algılamak ayarında olsa da, sevindim gerçekten.
bıkmışsın ama sakın gitme, senin gibi renkler lazım buralara...
Şimdi şurada, bu yazı ve ahkamların nezdinde tüm hafif.org ile ilgili naçizane fikirlerimi açıklamak isterim...
Öncelikle "eskiden böyle miydi bıybıy" lara cevap vereyim:
"Hayır, değildi." Hafif, dünya üzerindeki her web sitesi gibi kendi evrimini geçiren bir site. Hafif Uyku'nun tamamıyla kendi isteklerine uygun şekillendirdiği hafif.org yönetiminin (ki dönem dönem tamamen kullanıcıların eline bırakılmıştır) günümüzdeki şekli "parlementer monarşi"dir. Yani ne demek? Bir "parlemento" (moderasyon) nun ortaya çıkarttığı kurallar, mutlak monark (hafif uyku) tarafından reddedilmediği sürece uygulanır.
Moderasyon "şiir yok" diyorsa, hafif uyku "hayır efendim, şiir var!" demediği sürece, hafif.org da şiir yoktur. Moderasyon "meme fotoğrafı koyamazsınız!" diyorsa, hafif uyku "bana ne meme isterim!" demediği sürece meme fotoğrafı koyamazsınız. Örnekler çoğaltılabilir.
"Moderasyon" konusuna biraz şeffaflık getirmek gerekirse, hepinizin bildiği üzere bir takım insanlardan oluşmaktadır. Bu insanlar, moderasyon işini birer "birey" olarak sürdürmektedirler. Nasıl? Gelen yazılara bakıp, onay kuyruğundan uygun gördüklerini onaylayıp, görmediklerini reddederek.
Kimi zaman, bu onay/red işinde daha önce karşılaşılmamış ve/veya standardın dışında bir durum ortaya çıkar ve bu durumla karşılaşan kişi, sorumluluğu tek başına üstlenmek istemez, yahut basitçe ne yapacağını bilemez. İşte bu durumda, "moderasyon mail listesi"ne mail atar "yahu ne yapsak bu yazıyı?" diye. Fikirler atılır ortaya, konu tartışılır, hafif uyku'nun da gözetimi altında dönen bu tartışma bir sonuca vardığında moderasyonun o yazı ve o yazının takipçisi benzer yazılar hakkında kararı, fikri ortaya çıkmış ve uygulanmış olur.
Anlaşılması gereken şudur: bu yönetim şekline geçilmesinin sebebi "var olan hafif.org yönetimini aynı şekilde sürdürmek" değil, "hafif.org u moderasyon+hafif uyku ekibinin ortak kararlarıyla yönetmek"tir. Yeni kurallar olabilir, eski kurallar değişebilir, siteye yeni bölümler eklenebilir, eski bölümler kaldırılabilir, her an her şey olabilir.
Peki neden şiir yok? Çok basit: moderasyonun büyük çoğunluğu şiir sevmiyor, sitede istemiyor. "Memleketin yarısı şiir sitesi, gitsinler orada yazsınlar hafif şiirsiz kalsın" diyorlar. Diyoruz.
Bu gigantik açıklamayı geçtikten sonra gelelim "şiir olunca yayınlamadınız, içinde yatak döşek geçince yayınladınız" iddialarına...
Güzel kardeşim naylon vicdan, gözün görüyor kulağın duyuyor mu? sağa sola "yalak", "mahalle karısı" gibisinden saldırmalarda bulunmadan ne dediğine bir dönüp bakıyor musun? Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın ne denli tehlikeli bir hadise olduğundan haberin var mı? İnsanlar -hayli kalabalık şekilde- sana gülüyorlar, farkında mısın?
Ne bu şiddet bu celal? Karşındakinin dediklerini anlamaksızın, söylenenleri "yalan", "iftira" diye niteleyerek nereye varabileceğini düşünüyorsun? Şimdi bana da bir sıfat bulup yapıştıracaksın muhakkak, amma ve lakin önerim "al takkeni önüne, şöylece bir düşün" olacaktır. "Bu insanlar deli mi, neden bana böyle şeyler yapsınlar?" diye. İşte ossaat aslında kimsenin sana bir şey yapmadığını, kendi kendine bağrıştığını fark edeceksin. ("Kendi kuyruğunun peşine takılmış köpek gibi" diyecem zira çok uygun bir benzetme ama o zaman da 'köpek dedi bana' diyeceksin, mevzu çıkacak.)
Neyse efendim. Genel olarak diyeceklerimi dedim. Tekrardan hatırlatmakta fayda görüyorum, hafif.org bir "demokrasi" değil, bir "parlementer monarşi"dir. "Halk" çok huzursuzlanırsa parlementonun görevi halkı dinlemektir ancak, halktan iki kişinin huzursuzluğunu kimse sallamak durumunda değildir. Ha buna rağmen moderasyonun yarısının size cevap vermiş, açıklama yapmış olmasını hiçe sayıp "yalak", "mahalle karısı" diye ötmek, terbiyesizlikten öte bir şey değildir.
Konuyla ilgili bir daha tek satır kaleme almayacağımı bilin, cevap verecekseniz öyle verin ki komik duruma düşmeyin e mi canlarım?
çok iddialı olmuş yazdıkların. oysa burada sadece naylon vicdan yazmıyor. ben kendi adıma bi şey yollamak istesem de yazmak gelmez içimden uzun süre. tam da buna benzer nedenlerle sokayım sosyomatına diip sosyomattan tasdikname almışken aynı tarz saçma salak şeyleri burada tartışmak içimi sıktı. Sokayım monarşisine de moderasyonuna da döndüre döndüre demek için erken olsa da olayın gidişinden sanki varacağı yer orası gibi.
öncelikle wassago2000'e selamlarımı yolluyorum.
noktalama işaretlerini koymayı ihmal etmeseydi yazısını
anlamak daha kolay olacaktı. olsun. yine de çapraşık, çetrefil
anlatımı güzeldi.
ve suziq... "monarşi" için tertiplemeyi düşündüğü fillere katılacağım aklımın ucundan geçmezdi valla!
"asgari müşterek" bu olsa gerek! ona da selamlarımı yolluyorum bu bağlamda... selamına sokiim naylon, demez
umarım!
ve NuMB... akil adam... klavyesi kanlı cengaver... teşbihlerin
efendisi... analizlerin çelimsiz çocuğu... algılamanın üçüncü sınıf kompartımanı... vs. vs. vs.
o çok bilmiş (bilen, değil!), "elitist", ne oldum delisi, hazımsız
halinin bir benzerini keçi sakalını çekiştiren menguzar'da da
görünce bütün "moderasyon"un bu vehimle, bu marazi halde; getirin ulan atımı, edasıyla yazıp çizdiğini düşünmeden edemiyorum!
cevabım ikinizedir... yarası olan gocunsun.
işlerim vardı da, o sebeple geç cevap verdim. ama bu gecikmeyi bile dalga geçme bahsi için veri kabul edip aklınca
kafa bulmuş NuMB. yakışır... non-diyalektik alemlerin peygamberi...
"cevap yazmak için bir süre" çalışmadım anlayacağın...
o kadar arş-ı alada görmektesin ki kendini...
bu "en bi" havaların çok itici, tüylerim tenimle 45 derece açı yaptı NuMB! nasıl, bu da mı "kalın" geldi?!
ders 1- kullandığım üslubu ve kelime seçimimi, teşbihlerimi
diline dolayıp bunu aşağılama, alay konusu yapmayacaksın!
"moderasyon"dan daha "oturmuş" bir tavır beklerim kendi adıma. ama ben de insanım, benim de canım var makamındaysan o başka! o zaman da, "parlamenter monarşi"nin de bir adabı erkanı vardır demek isterim.
bana yüklenirken senin "ıkınınca kan giden yerlerinin olduğunu görmek ferahlatıcı" benzetmesi ne oluyor?
ılık su, "sentır fıreş" esprisini bulmak için kaç gece kafa patlattın? zor olmuştur bunu bulman...
demek ki neymiş? üslup ve bunun mütemmim cüzü olan teşbihlerle dalga ge-çil-me-ye-cek-miş!
ders 2- "moderasyon" sınıfta çakmıştır! bunun lamı cimi yoktur!
neden mi çakmıştır? bir kere kendi koyduğu ya da kaldırdığı kurallardan habersizdir.
serdarsabri'nin görmeyen gözlere soktuğu bir gerçeğe cevap verememenizden belli değil mi!
"suphi"nin ve bilumum zat-ı muhteremin ve dahi benim de "şiirimsi"lerime onay verildi.
o kadar da uzun süre olmadı üstelik.
ada68, o şiirimsimle pek güzel de dalga geçmişti...
düzelttiğim bir dize için; boşuna düzeltme, bir halt olmaz, diye...
velev ki, şiire hayır diyorsunuz, dediniz. göreve gelen bu yeni moderatörler taifesi, oturur, adam gibi; şu yasak,
bu yasak değil, formatında liste yapar ve bunu hafif üyelerine duyurur...
bunu yapmamışsınız, plumprune rumuzlu sanal şahıs, şecaat arzederken sirkatin söylemekte... farkında değil!
o da almış plastik, ışıklı kılıcı, ya allah deyip koşturuyor
maşallah!
"şiir yayınlanmıyor naylon bey" diyor ama bu "naylon bey"in en az 4 şiirimsisi yayınlandı burada!
lahana turşusunu ben de severim ama gutu tetikliyor namussuz!
devam... "bel altı" bölümünü beğendiği için de, ece'ce
mütevazı düzyazı şiir denememe "onay" verdi, verildi.
bunu tartınca, analiz edince ortaya çıkan sonuç nedir
çok bilmişler kumpanyası?
bir tutam cinsellik eklersen marleau-ponty'den, h. müller'den bile bir "alıntı" yayınlatmak mümkündür.
bunda utanılacak bir şey yoktur. erdemdir, hatasını görüp kabullenmek. inadım inat, demekle ne olmuş oluyor?
sizler akil adamlarsınız, ben bilmem, sizler bilirsiniz!
bunu da, nevdalist istiyor diye yazdım üstelik.
dikkat isterim, dikkat!
kitap, ansiklopedi karıştırmayan bir memleketin üşengeç çocukları merak edip de, sağı solu kurcalasın diye o "düzyazı şiir" denemesini yollamıştım. yollamaz olaydım!
bir dip not hastası ve kurcalayıcısı olarak "en saf, tertemiz" hislerle o yazıyı "revize" edip göndermiştim.
aklınız ha babam komploya çalıştığı için bu pür "naylon vicdan"ın da size "tuzak" kurduğunda gönül birliği etmişsiniz
plastik monarşinizde... ne acı!
sizin çok önemsediğiniz ve iyice havaya girdiğiniz "parlamenter monarşi" ipe sapa gelmez, ötekinin berikinden haberdar olmadığı, tam bir arap saçı modunda,
alaturka bir dikta rejimine evrilmekte, benden söylemesi.
hele o "elitist", kimseleri beğenmez, astığı astık kestiği kestik babalanmalarınız, efelenmeleriniz yok mu!..
hem gülünç, hem de "gerçek" hayatın boğuculuğundan kaçıp sığındığımız hafif'in de; o "gerçek" hayatın pespayeliğine, insanı acıtan, içini daraltan toleranssızlığına
doğru pupa yelken gittiğini göstermesi bakımından da
elem verici.
kendinizi bu kadar da önemsemeyin canım! halk otobüsüne binin biraz da... hep porsche coupe olmaz ki ama!
saçma sapan, popodan üfürme laflarla yine iftira, yine iftira!
kardeşim, yazılarımda "yalak" yazmış mıyım?
yazmamışım. o zaman "yalak" malak yaz-ma-ya-cak-sın!
o kadar!
bana niye gülsünler, akıl hastanesinde kendini allah zanneden biçarelerden beter bir haldesin(iz)!
ahali bana gülmekteymiş! sevsinler...
bu moderasyonun "big brother" becerisi de mi var?!
nasıl da, gördün/bildin cümle alemin bana güldüğünü!!!
bravvo sana tepedelenli menguzar paşa!
takkemi aldım önüme ve önerine uyup düşündüm. merak buyurma...
"yalak, mahalle karısı diye ötmek" ha?! gerçekten sizler neden bu kadar edepten nasipsizsiniz?..
bunu "parlamenter monarşi" kılıfıyla mı açıklıyorsunuz?
anlamanız için bir örnek... sizler öğretim üyesi olun,
bizler de öğrenci...
demediğim bir lafı demiş gibi söyleyen, itiraz noktalarını açıklamasını ve hadiseyi samimiyetle anlatmasını "ötme" olarak değerlendiren, "derli toplu cümle çalışmalarını gördüm" diyerek aklınca öğrencisinin üslubuyla dalga geçen, verdiği cevabında buram buram "ben senden çok yetkiliyim, istersem seni anında okuldan attırırım" havalarında padişah hezeyanlarıyla sırça köşk sahibi olarak tebaasına sümüğüm kadar bile değerin yok edasıyla "lutfen" cevaba lütfeden... örtmenler...
beni anlayan anladı. sizleri de... nasıl "aşağılık, ağırlık" kompleksleriyle dolu olduğunuzu, tutarsızlığın kitabını
ortaklaşa yazarken biribirinizden kopya çektiğinizi,
şu "özgür" platforma nasıl da babanızın çiftliği gibi
muamele çektiğinizi, ne oldum delisi halinizi...
kıssacası, sonradan olma/görme zavallılığınızı...
takke düştü, kel olanca haşmetiyle gözlerimizi kamaştırmakta artık!
hadi, en azından benim için öyle, diyelim.
beni "örtmen" gibi saygı barındırması gereken bir merciyle
ağız dalaşına soktunuz ya...
yazık! oysa, meramımı en saf halimle yazmıştım.
nevdalist de açıklama yapmıştı.
seppuku'ya "tuttum" diyenler var değil mi içinizde?
aynı erdemli tavrı göremedik içinizden birinden şu lastikleşen konu için...
zeytinyağı dolaşıyor damarlarınızda hepinizin.
benim bu konu üzerine yazacak bir şeyim kalmadı artık.
bundan sonra neylerseniz eyleyin! eytişin, at binin, kılıç kuşanın,
"monarşi"nizde yeyin için, ıkının, sıkılın, bugün böyle, yarın şöyle deyin...
ne yaparsanız yapın yani!..
görmemişin bir "monarşi"si olmuş, tutmuş "monden" olmuş!
eyvallah!
bu konuya değinmiş olman iyi oldu, aceleci davranıp kurallar bölümüne "şiir kabul etmiyoruz" diye not düşmeden kuralı uygulamaya başlamıştık, bu vesileyle herkes duydu, bildi, öğrendi, biz de tecrübe edinmiş olduk. yakında blog formatı da değişirse bunu anasayfadan duyurup kuralı uygulamaya başlayacağız mesela.
şiir sevmesek de konu bu değil aslında, sadece bunun yerinin hafif.org olup olmaması, ki bizce yeri burası değil.
geçmişin boy aynasının karşısına konuşup konuşup duruyon be güzel kardeşim! dediğini bir sen anlıyon birde sen; yanında duran ısırıklı sanal hatunda bi pok anlamıyor, alttaki komşunda…hepsi benim gibi muzdarip.(he anlayan yok mudur vardır mutlak ama sadece okur o kadar),buna hiç birşey demiyorum. en doğal hakkın tabi.
her üye istediği dili kullanır pek doğal olarak, adı üstünde “serbest”.
çin edebiyatındanda etkilenmiş olabileceğini sandığım üslubunun bir faydasını görmedik çok şükür. Olsun. Eyvallah!
arabi farsi türki dillerde harmanladığın anglosakson lada süslediğin şurubla pok attın millete(adam anlamadığı için tam olarak pok atma sayılmaz ama) kibirini harladın bolca
bunada eyvallah anasını satayım
neymiş neymiş bilmem şu yazıyı tutanlar erdemli değilmişiniz falan filan zeytin yağı dolaşıyormuş damarlarda.
Bak! güzel kardeşim yukarıda anlattığım her durumda haklı bir tarafın var mutlak ama tepkime isyanıma ortak olun ey sefiller diye çığırırken jargon kesmeyi bırakıp benle aynı dili konuşmak zorundasın. Bence tabi! fikirdir.
yaa, sizler aynı tornanın ürünleri misiniz nesiniz ya?!
nedir bu papağan gibi "üslup, jargon" evelemeleri gevelemeleri!!! sıktınız ha!
"tepkime, isyanıma ortak olun" diye jargon margon kesmedim "güzel kardeşim"!!!
nasıl "aynı dil" oluyor mu? mesut musun? rahatladın mı?
oldu mu?
sen ve senin gibi konunun taaa özüne kafasını çevire çevire ben gay tüplerini har vurup harman savuranlar!..
daha ne kadar açık yazayım, daha ne kadar basite indireyim yahu?!
anlamak isteyene sipsi, londra senfoni orkestrası gibidir...
ama size en "hard rock" gruplar düzeyinde
yazsak da, ı-ııhhh! olmuyor.
şimdi ne yazsam kızacaksınız. yazmıyorum.
sizin bu çelimsiz nöronlarınıza ben deva olamıyorum.
ve en önemlisi SI-KIL-DIM!
dediğimi anlamıyorsan bu senin beyninle aranda olan bir mesele. gayet aççık seççik yazdım.
hala ne demeye ortalığı bulandırıyosun! bu yemek daha
fazla su kaldırmaz!
üslubumdan faydalanmanı uman, bekleyen de yok zaten!
herkes kendi meşrebine göre yazar! sana ne benim üslubumdan, sana ne benim kullandığım arapçadan, farsçadan, latinceden!..
almasını bilen, alır. bu kadar basittir bu hadise.
saçma sapan çıkarımlarla adam hacamat etmek, imalarla laf sokmaya çalışmak falan... gerçekten bu ipe sapa gelmez
hokkabazlıklarınızdan sıkıldım!
önce yazdıklarımı bir anlamaya çalışsan da,
sonra bana "giydirmeye" soyunsan daha iyi olurdu.
anlamamışsın. karambolde bi de ben şu lavuğa geçireyim diye "topic"e damlamışsın.
bak, şunu anlamamışsın: "seppuku yazısını tutanlar erdemsiz" demedim.
nerenle okuyorsun? ve en önemlisi; okuduklarını
hangi organının süzgecinden taktir ediyorsun?
koyu-kalın cümlelerimde açıkladığım
moderasyon'un kriter çerçevesi hususundaki
"iç rahatlatmayan" tavrından ötürü, evet ulan, bel altı girince
ok lan moruk, demişiz ama ece'ce "düzyazı şiir"e olmaaaazz,
demişiz diyerek günah-sevap dökümü yapması ve bir zihniyet seppuku ile "erdemli" hata kabul müessesesini
işleme alması gerekirdi.
anladın mı? jargon margon kesmek de yok, umarım anlayabilmişsindir "güzel kardeşim"!
ANLAMAK İSTEMEYENLERE SON KEZ!
"monden moderasyon" "düzyazı şiir"e yoo, katiyen olmaz, dedi mi? dedi.
bu tuzakçı, kumpas uzmanı, fare avcısı çenebaz, "pok atıcı"
ne yapmış peki?
o "düzyazı şiir"in başına bir sevişme sonrası diyaloğu eklemiş ve yazıyı tekrar onaya sunmuş.
ki, "moderasyon" da, yazınızı tekrar gönderiyoruz ki, üzerinde çalışasanız diye, demiş mi? demiş!
biz ne "pok" yapmışız? üzerinde çalışmışız bay bossout!
ve yazıyı o haliyle gönderince yayınlamışlar.
nevdalist arkadaşımız da, iyi niyetle demiş ki: bu süreci herkese açar mısın?
ne demişiz? peki, açayım, demişiz.
açmışız. ne olmuş? yazmıyorum. yazınca "jargon yapmış" oluyoruz. yazmıyorum.
azıcık kafasını çalıştırmasını beceren olan biteni görmüştür
herhalde! göremediyse de, o onların sorunu artık!
nasıl yeterince açık oldu mu bay bossout?!
sizin bu mabad kaynaklı üfürmeleriniz çok çirkin!
sana da söyleyeyim! ben kimseye "sefiller" de-me-dim!
gördüm ki çoğunuz çok ama pek çok tahammülsüzsünüz!
hoşunuza gitmeyen üsluba laf sokma, farklı kelimelerle
düşünce ifade etmeye dalga geçip giydirme, huuoop n'oluyo diye omuz atma, "pure" gerçekleri samimiyetle yazmaya da "hain" damgası vurma, olan biteni harfiyen anlatmaya da ucuz mazlum, sahte isyankar mührü basmak için fellik fellik gezinme...
ne bunlar be aabi yaa! ne bunlar, ha, ne bun-lar!?!?!
yetişir! ne haliniz varsa görün bilmediğini bilmeyen
sanal alemin perdesine sığınmış, bir avuç bilmiş samimiyetsizlik kumkumaları!
ne haliniz varsa görün gayrı! ne haliniz varsa...
bırak viiviklemeyide acaba karın ağrısı olmaktan nasıl kurtulabilirim diye düşün biraz, lezzetsizsin tad vermiyorsun artık bunuda bil!
şoparlık felan yap sen sabah programlarında tınnn tınnn tınla oralarda, hatta mümkünse başka bir gezegende yap ki bunları acı acı geğirmeyeyim seni okuyunca
sevgiler!
ben onu bunu bilmem amcalarım abilerim biz şiir yayınlamıyoruz derken 90 da top görmüşsünüz. sonra nedir lan bu yok serbestin kurallarını yazdık şiir istemiyoruz yok biz ne dersek o olur tripleri. biz sizin çay takımı gibi bir örnek yazılarınıza baygın mıyız bi sorsanız ara ara. yerim lan hafifin meraklı ol konseptini de. zaten sosyomattan kuyruk acım var üstüme gelmeyin her bloğun altında geyik çeviririm içi pişkininden, forum sitesine çeviririm burayı amazondan kankaları yurdun 4-1 yanından manitaları salarım bloglarınızın altına inim inim inlersiniz.
bossout, sadece ufak bir soru "Naylon Vicdan"ın açıklama yorumu ve senin anlamadığın bir dil eleştirinin içerik olarak tamamen aynısı olduğunu farketmişsindir. E peki güzel kardeşim neyi kanırtıyorsun ve neden anlayıp yorumladığın halde anlamamazlıktan geliyorsun getiren yakınsak değer yargıların senin duruşunu bu denli ortaya çıkarırken neden devam için hırslanıyorsun? Ayrıca beliretmek isterim ki;
"menguzar" yorumlara açıklık getirdiği gafletine düşerek vur kaç yapmaya çalışmış ve haklılığı su götürmez bir konuya "Mahalle Karısı" diyerek aşağılama tabir edilen kelimeyi cümle içeriğine zerk etmiş, nefşiriyatından habersiz kullandığı mahalle kadınları bize hizmet eder. Örneğin tarla başı mahallesinde uyuşturucu satan, kendini satan kendi iç ritüelleri olan veya istanbulun her hangi bir yerindeki az eğitim almış cırlayan kadınların benden ve daha nicelerinden naylonunkinden daha az kalır bir şerefleri haysiyetleri olmadığı gerçeğini anırtmak isterim!? Şaşkınlık içerisinde düşltüğünüz gafletten anlıyorum ki cosmos yazılarınız ile çelişen bir tür bilinçli arama motorundan(googl'ın kendi kendine tahriklisi gibin) farksız nezde düşmüştür.
Serdar sabri ne güzel demiştir, ziktir diyerek ben rahatlatayım okuyucunun zihninden tanımladığı kısmı SİKTİR!
yani arkadasimizin teki bir siir le yatak ta ,sevgilisiyle ne yapmis dudaklarini nasil moratmis baglaminda da nasil güzel bir siir yazmis (yazi ) ya ne cok fesat ,kiskanc ve onun yerinde olmak isteyen insanoglu varmis amannnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn uzattinizda uzattiniz yani hepiniz kastiniz ha .......yakinda secimler var cikin meydanlara dostlar.ve hepiniz ...tir olabilirsiniz ikinci emre kadar.
tabii bu yavelerine oturup tek tek cevap yazmak da var ama ben de sıkıldım senden.
moderasyonun yürüyüş şekli anlatılıyor, ona saldırıyorsun. yönetimle birebir ilişki kur, gerekirse eleştir mesajlarla deniliyor, görmüyorsun. nasıl bir yönetim ve nasıl bir moderasyon şekli olması gerektiği konusunda verdiğin tek fikir yok. sadece saldırıyorsun. fasit bir muhalefetin içine saplanmış kalmış durumdasın.
hafif + seçtiği 6 kişi bir takım düzensizlikler olduğunun farkında, yeni düzenlemeler getirmeye çalışıyorlar, aksaklıklar da oluyor. anlatılıyor, anlatılıyor... konuşma sırası sana gelince benim elitistliğime, cengaverliğime, bilmemneyime, başkasının başka şeyine giydirmeye kastığın için kendini, mugalataya kaptırıp işin özünden tamamen kopuyorsun.
anlayabileceğin lisanla yazdım bir kez daha... yine aynı şekilde çözümsüzlük feveranlarıyla cevap verirsen, kıymetli zamanımın bir kısmından ayırmaya başlayacağım sana...
suziQ'in, yurdun dört bir yanından manitaları bloglarımın altına salması fikrini, sonuna kadar destekliyorum...
blog denen meret kollektivizm'den gayrı bir şey değildir. yazarsın kafandakini, açarsın tartışmaya, eleştirilir ya da zenginleştirilir, aynen burada yapıldığı gibi. yok efendim biz derin blog'uz, efendim biz karar aldık ama söölemeyi unuttuk, olmuyo!
hafif'e nasıl yeni insanlar çekeriz, içeriği nasıl zenginleştiririz diye düşüneceğinize elinize geçen ilk fırsatta hafif'ten nasıl adam kaçırtırız, içeriği nasıl daraltırız onu düşünmeye başladınız. güç kullanmak kalite, hazım ve tecrübe gerektirir, hangisi eksikse onun üzerinde durun.
bunun dışında vık vık vık, bıy bıy bıy gene vık vık vık gene bıy bıy bıy, he mi?
efendim,polemik yarışması puanlarımı açıklıyorum;
suziq ; sanatta eski,saha da eski uslupta eski fakat partnerde yeni.bu işin erbabı olarak yeni partneri laylon vicdan'la uyum içerisinde dansetmekte ayrıca O'na sahada destek olluyor ve özellikle "lifting" lerde partnerini başarıyla taşıyor.5.9
serdarsabri ; sahada tek hareketle tüm seriyi ifade edebiliyor,kendisini tebrik ediyorum.5.9 puan helali hoş olsun,yarasın üstadıma.
mengüzar ; yapımcı şirketin sesi ama kendine ait duruşu var.tebrik ediyoruz.ancak serisi kısa ve yeteri kadar teknik değil.ondan beklenen daha teknik daha şiirsel bir seriydi.kendisinden bekleneneni veremediği için 5.5
laylon vicdan ; ilk haftalardaki acemiliğini atmış,"moderasyon uyuyor mu ?" dan "uyu lan moderasyon uyu da büyü" durumuna gelmiş,kulak memesi kıvamında.sonunda sahada kendini buldu denebilir.serileri şiirsel,dili estetik fakat sivri.bu zor ikilinin altından başarıyla kalkıyor ve kendini izlettiriyor.gerçek dalı olan "ölümüne polemik" serilerinde buz üstünde adeta uçuyor,uçuyor.çok etkilendim,tebrik ederim mevcut da olsa 16.0 fakat imkanlar dahilinde 6.0
hafif'e nasıl yeni insanlar çekeriz, içeriği nasıl zenginleştiririz diye düşüneceğinize elinize geçen ilk fırsatta hafif'ten nasıl adam kaçırtırız, içeriği nasıl daraltırız onu düşünmeye başladınız.
nasıl yaptılar bunu? anlatsana bir serdarsabri? düşüncelerini mi okuyorsun, belgen mi var? ayrıca bir de madem insan çekmeyi içeriği zenginleştirmeyi biliyorsun, arkadaşların yapmadığı, senin yaptığın bir şey mi var? ya da bir önerin?