Hep giderim ben o kahveye, hangisi mi, Herodot’un kahvesi canım. Bodrum’lu bir arkadaş kahvenin sahibi. Bizim barınaktaki arkadaşlar hep oraya takılır. Bostanlı’da Balıkçı Parkı’nın karşısındaki pasajda olan. Tarih Pasajı mı, tarihi pasaj mı öyle bir şey adı. Tam çıkaramadım şimdi. Neyse o gün denizden dönünce




Peki gerçekten Spartalılar ve Atinalılar, Zerkes’in Yunanistan Seferine karşı bir ulus bilinciyle bağımsızlık uğruna mı savaştılar? Yoksa bunlar deli saçması mı? Çünkü biz biliyoruz ki, bu milliyetçilik terimi Fransız Devrimi’nden sonra ortaya çıkmış bir kavram. Tüm dünyaya da o zaman yayılmış. Nasıl olur da bundan 2269 yıl önce, üstelik de aralarında bir birlik kuramayıp sürekli savaşan Yunan sitelerinin vatandaşları, böyle bir ideal uğruna ölümü göze alır. Bu durumu inandırıcı bulmayanlarla zaten benim işim. İşte bütün bu işin sırrını da, Herodot’un kahvesinde takılarak değil, Herodot’un Tarih’ini okuyarak çözebiliriz.

Sözü fazla uzattım. Buyurun alıntıları okuyun:
Altıncı Kitap : Erato
Bölüm 112 Plataia Savaşı
Saflar kurulup, kesilen kurbanlardan iyi belirtiler alınınca, Atinalılar atıldılar ve hemen barbalara karşı koşmaya başladılar. İki ordunun arası sekiz stadyondan az değildi. Düşmanın koşarak geldiğini gören Persler davrandılar. Atinalıları ölümlerine susamış deliler gibi görüyorlardı, sayıları azdı, koşarak geliyorlardı, saldırılarını örtecek atlıları ve okçuları da yoktu. Barbarlar böyle düşünüyorlardı. Ama göğüs göğüse geldikleri zaman, Atinalılar yüreği pek insanlar gibi dövüştüler. Bildiğimiz kadarıyla, Yunanlılar arasında, ilk olarak onlar düşmana koşarak saldırıyor, Med donatımları ve bu donatımla donatılmış Med askerleri karşısına ilk olarak onlar göze almış oluyorlardı; o güne kadar Yunanlılar arasında tek bir Med sözü bile korku yaratırdı.
Yedinci Kitap : Polymnia
Bölüm 102-104 Kserkes-Demaratos Konuşması
Yunanistan yoksullukla süt kardeştir: akıllı ve güçlü öğreniminin ürünü olan Erdem, ona zorla kabul ettirilmiş bir konuktur; kendisine onur sağlayan bu Erdem sayesindedir ki;yoksulluğa karşı kendini savunabilmektedir; tyranlığa karşı da kendini böyle korur. Bu uzak Dor topraklarında yerleşmiş olan bütün Yunanlıları selamlıyorum, ama konuşmam bunların tümü için değildir; Lakedaimon’lular için konuşuyorum; önce şunu haber vereyim ki, senin Yunanistan’ı köle haline getirecek olan yasalarını asla kabul etmeyeceklerdir; bir de şunu söyleyeyim; hatta bütün Yunanistan senden yana çıksa, onlar gene de sana karşı savaşacaklardır. Sayıları mı? Böyle durumlarda onlar sayıyı düşünmezler, bin kişi kalsalar da gene savaşa girerler, daha çok da olsalar, daha az da olsalar aynı şekilde savaşırlar.
Özgürdürler, evet ama her noktada değil; onların da bir efendisi vardır, o da yasadır, senin adamların senden ne kadar çekinirlerse onlar da yasadan öyle çekinirler. Çekinmek olmasa bile yasanın buyruğuna körü körüne boyun eğerler. Ve bu buyruk hiç değişmez: düşman sayısı ne olursa olsun savaş meydanından kaçmamak, yeninceye yada ölünceye kadar saftan çıkmamak.
Bölüm 135
Hydarnes, bize verdiğin öğüt bir noktada aksıyor; sen ki bize öğüt veriyorsun, iki durumdan yalnız birini biliyorsun, öbüründen haberin yok; kölelik nedir, bunu biliyorsun, ama özgürlüğün ne olduğunu, tatlı mıdır, acı mıdır, hiç tatmadın, bilemezsin. Eğer bir gün tadarsan onu, mızrakla değil, baltayla savunmamızı öğütlersin bize. Hydarnes’s böyle karşılık verdiler.
Kaynak : Herodot Tarihi, Herodotos, Çeviren Müntekin Ökmen, İş Bankası Kütür Yayınları ISBN 975-458-314-5
Kavram karışıklığı var maalesef yazıda. Öncelikle belirteyim, Spartalıların destanı İyonyalı da olsa bir Hellenli tarafından yazılmıştır. Dolayısıyla yanlı bir tarih aksettirilmektedir. Persler denildiği gibi köle zihniyetine sahip barbar bir kültür değildir. Tam tersine Persler demokratik ve hoşgörüye yönelik pek çok uygulamayı ilk kez gerçekleştirenlerdir. Sparta'da veya Atina kent devletinde kölelik yok mu zannediyoruz.
Ayrıca "ulus" kavramı muğlak bir kavramdır. Fransız devrimi sonrası tanımlanan kavramı baz alırsanız pek çok şuan kendine ulus diyen toplumun aslında ulus olmadığını çıkarsamak mümkün olur. Eğer Osmanlı zamanında Yunan ulusu diye bir toplum yoksa, çok rahat Osmanlı'nın da bir ulus olmadığı söylenebilir. Dolayısı ile ulus kavramını dar kalıplara sokmamak gerekir. Dil, din, gelenek ve görenekler ve yaşanmışlık (tarih) bir toplumu ulus yapan etkenlerdir. Bir fazla bir eksik farketmez.
Senin söylediğin gibi yanlı olduğunu ben zaten yazıda belirttim. Dikkatli okumamışsın. Kölelikten bahseden ben değil: Atinalılar, Spartalılar ve Herodot. Söylediğinin tersine Yunanlıların ulus olduğunu söylemişim. Bir kere daha okursan belki anlarsın. Yok Herodot'un tarihini okumanı beklemiyorum. Yazımı oku yeter.
Anlamadanş bilmeden eleştirmeye kalkmışsın. Bir de kendi yazını oku diyorsun. Onu zaten ben yazdım. Yazarken de 41 kere okudum. Yorumunda yazdıklarını ben zaten yazıda belirtmişim.
Ben en çok şu arnavut amcaya verdiğin derse bayıldım, dün serebrenitza katliamının yıl dönümüydü, boşnaklara da adam olsaydınız, sırpları sokmasaydınız der misin yoksa ağır mı kaçar ucu sana dokununca?
Ordaki Arnavut'un sen olduğunu bildiğinden heralde bu yorum. Ben sana mesajlaşırken Osmanlı Yunanistan'ı uluslaşamadığı için kolayca aldı dediğimde hiç itiraz etmediğin gibi bir de beni cahillikle suçladın. Oysa ki yukarıda tam tersini anlatıyorum. Ah be ah...
Bu kahraman Spartalıların evlatları ne arıyordu Sırp milislerin arasına acaba? Bak bu da bir çelişki. Peki Kıbrıs'ta Türk Bayrağı'nı indirmek isterken alnına kurşun yiyen elamanın Sırp olduğunu biliyor musun?
La havle..
Bana biliyormusun diye soru soran adam geçen sene wikiyi keşfetti, google ı keşfetti, ondan önce "çevremden öyle duyduydum" diye bilgi giriyordu.
Ulus olmayan vakit uluslaşmaktan bahsediyorsun, orada hangi hatanı düzelteyim, bizans ile yunanlı farkını mı anlatayım, osmanlı yunanistanı değil bugün yunanistan dediğimiz toprakları mı aldı onu mu anlatayım, yoksa bizans imparatorluğunun anadoluya girdiğinde ortada yunan devletinin tatlı anısını sahiplendiğini mi anlatayım, bizanslıların italyan romalı kökenini mi anlatayım, ne anlatayım ki sana?
Bazen bir cümle kuruyorsun, itiraz etmeyince seviniyorsun ama cümle içinde o kadar yanlış kavram bir arada ki...
Ondan sonra öğreten adam diye laf yiyoruz.
Kardeşim sanal alem kimin de ne olduğu belli değil ki, bir gün bu kılığa bürünüyor, bir gün öteki kılığa, bugün ulusalcı, yarın mason, öteki gün cahil balıkçı... Hadi bakalım sana kolay gelsin, önce kim olduğuna bir karar ver hele ondan sonra konuşalım.
Ya da konuşmayalım sktiret, sen saçmala bolca, ben de böyle dip not düşeyim ortalık şenlensin.
Al sana ödev ünite soruları:
-Osmanlı balkanlara girdiğinde bugünkü yunanistan dediğimiz yerde hangi devlet vardı?
-19.yy dan önce son yunan devleti hangi yüzyılda yıkıldı?
-Bizanslılara nooolduuuuuu? (Sevimli olmak için böyle yapılıyomuş hafifte, yoksa agresif diye kızıyolar)
-yunanlıların bugün okudukları yunanca klasikler, efsaneler orjinallerimidir, yoksa arapların bulup arapçaya çevirdikleri eserlerin yunancaya geri çevrilmesinden mi oluşmuştur?
-Heredot ile 19.yy da osmanlıdan bağımsızlık arasında yunanistan da ne vardı, yunanlılar neredeydi, yunanlı ile bizanslı aynı şey midir, grek kelimesi varken romalıya benzeren rum kelimesi nedir..
Masonluk ulusaldır. Ulusal Büyük Localara bağlıdır. Uluslararası yönetim söz konusu değildir. En azından günümüzde.
1923 de Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, ülkenin yabancıların işgali ve etkilerinden kurtulması sonucu, Masonlukta yeni bir ulusallık anlayışı ve bilinçlenme başlar ve bünyesini Atatürk devrimleri ve ilkelerine öz ve biçim olarak uyarlar. Türkiye Büyük Locasının o zamanki ismi olan ‘Maşrıkı Azamı Osmani’ adı ‘Türkiye Büyük Maşrıkı’ olarak değiştirilir.
Atatürk’ün Cumhuriyetçi kadrosunda görev alanların büyük bölümü Masondur. Bir bakıma yönetim ve devrimlerin gerçekleştirilmesi Masonlara emanet edilmiştir. Fethi Okyar, Rauf Orbay, Refet Bele Paşa, Ali İhsan Sabis Paşa, Meclis Başkanı Kazım Özalp Paşa, Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, Başbakan Hasan Saka, İçişleri Bakanları Şükrü Kaya ve Mehmet Cemil Ubaydın, Dışişleri Bakanları Bekir Sami Kunduh ve Tevfik Rüştü Aras, Sağlık Bakanları Rıza Nur, Adnan Adıvar, Refik Saydam, Behçet Uz, Milli Eğitim Bakanları Reşit Galip, Hasan Ali Yücel, Ekonomi Bakanı Sırrı Bellioğlu, Milletvekilleri Cevat Abbas, Atıf Bey, Edip Servet Tör, Yunus Nadi, Reşit Saffet Atabinen, Memduh Şevket Esendal, Hilmi Uran, Tevfik Fikret Sılay, Ahmet Ağaoğlu, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ve Belediye Başkanı Süleyman Asaf İlbay, İstanbul Valileri Muittin Üstündağ, Lütfü Kırdar, Danıştay Başkanı Mustafa Reşat Mimaroğlu, Jandarma Genel Komutanı Galip Paşa, İstiklal Mahkemesi Başkanı Necip Ali Küçüka, Amiral Mehmet Ali Paşa Atatürk’ün çevresinde ülkeye hizmet etmiş Masonlardır.
Cumhuriyet döneminde Dernekler Kanunu gereği Masonluk kurumları birer dernek statüsüne sokulmuştur. 1927 yılında Türkiye Büyük Locasının resmi statüsünü içeren derneğe ‘Tekamülü Fikri Cemiyeti’ adı verilmiş ve bu ad 1929 yılında ‘Türk Yükseltme Cemiyeti’ şekline değiştirilmiştir.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.