Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan sinepil.org'da: "Ünlülere Joker Makyajı"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Sait Faik'in Öyle bir Hikaye'sini "dinlediğim" zaman, çocuk aklımla bir kurmaca yazmanın ne kadar zor olduğunu düşünmüştüm. Büyüdükten sonra bunun zor mor değil, basbayağı imkansız olduğunu idrak ettim. Bambaşka bir durumdu.

Hele bu hikayenin girişi... Alman, İtalyan, İspanyol, Amerikan, Japon, Arap, Çin ve Hint edebiyatı hariç biraz bilirim. Ve bu mükemmellikte bir hikaye girişi görmedim:

"Sinemadan çıktığım zaman yağmur yine başlamıştı. Ne yapacağım? Küfrettim. Ana avrat küfrettim. Canım bir yürümek istiyordu ki... Şoförün biri, 'Atikali, Atikali' diye bağırdı. Gider miyim Atikali'ye gecenin bu saatinde, giderim. Atladım şoförün yanına. Dere tepe düz gittik. Otomobilin buğulu, damlalı camlarında, kırmızı, sarı, yeşil türlü ışıklar görerek, bir renk dalgası içinde Atikali'ye vardık."

Bir kıyaslama yapacak olsam, ancak Mimar Sinan'ın Selimiyesi gelir aklıma.

Şimdi tarih olan pikapların, bizde ilk çıktığı zamanlardı. Dual, Philips… 33 devirlik LP'ler ve 45'lik ufaklar… Bir de 33 devirde çalınan, ama 45'lik ebadında tuhaf plaklar vardı. Babam her akşam Sirkeci'deki Sahibinin Sesi'nden bir plak getirirdi. Bunlardan birinin üzerinde "Öyle Bir Hikaye- Sait Faik/ Okuyan Kerim Afşar" yazıyordu.

Saatlerce, defalarca dinlerdim. Bu hikayenin hiç yerinde fazladan tek bir cümle, hatta boşa harcanmış bir kelime dahi yoktu. Kurgu olağanüstü basit ve muhteşemdi. Anlatım ve sıralama kusursuzdu. Anlatılanlar o kadar gerçek gibiydi ki; hem Hidayet'in yazarın sabah yediği simitin kokusu sinmiş cebine girmesi, hem de finaldeki seslenişin uzun bir yol katederek camdan içeriye süzülmesi son derece muhtemeldi.

Final demişken:

"… Bir taksi geçiyordu. 'Bomonti'ye gidiyor musun ağabey' diye seslendim. 'Atla' dedi. Atladım."

O zaman Sait Faik'le birlikte o arabaya binmiş ve artık bu hikayenin parçası olmuştum. Sonraki yıllarda hangi müsait yerde indiğimi hiç hatırlamadım.


6 ahkam var

Ahkâmlar

Çok sevdiğim bir şiiri:

O VE BEN
Sana koşuyorum bir vapurun içinden
Ölmemek, delirmemek için.
Yaşamak; bütün adetlerden uzak
Yaşamak.
Hayır değil, değil sıcak
Dudaklarının hatırası
Değil saçlarının kokusu
Hiçbiri değil.
Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
Ben onsuz edemem.
Eli elimin içinde olmalı.
Gözlerine bakmalıyım
Sesini işitmeliyim
Beraber yemek yemeliyiz
Ara sıra gülmeliyiz.
Yapamam, onsuz edemem
Bana su, bana ekmek, bana zehir
Bana tad, bana uyku
Gibi gelen çirkin kızım
Sensiz edemem.

Sait Faik Abasıyanık

Adapazarı büyükşehir belediyesi Sait Faik'in doğumunun 100. yılında etkinlikler düzenlemişti.Belediyenin girişimiyle Adapazarı hikayeleri tek bir kitapta toplandı.Benim de elime geçti kitap.Sonra arkadaşlar bakayım edeyim derken öyle gitti..

"Kumpanya" isimli eserinde üsküdar ile söyledikleri geliyor aklıma. Allah'ın adabazarlısı ne güzelde anlatıyordu üsküdar delikanlısını.Üsküdarı tanıyordu ve diyordu ki; "üsküdar, istanbul'dan diyarbakır kadar uzaktır" ve sözü sokak isimlerine getiriyordu..Daha önce üsküdarı bu kadar samimi anlatan bir yazı okumamıştım.
Belki bir gün yazıyı buraya iktibas ederim..

Samimiyet..Evet sait faik'i bu kadar severek okumamızı sağlayan şey bu olsa gerek.
Ada'nın tozlu yollarında yürürken arada gözün mahalle kahvehanelerine ilişiyor.İşte diyorum, Sait'in hemşerisi..

valla feci kıskandım.

nasıl oluyorda eskiden sesli kitap plağı alınabiliyorken sürümünden kazandığımız kodumun teknolojisi zamanında piyasaya kitap cd'si çıkmıyor? ideefixe'ye baktım abuk subuk şeyler var.

internette ise bu sektör körlüğün elinde. nüfus cüzdanının fotokopisini göndererek kör olduğunu ispatlaman gerekiyor. Gideceğim bir doktora, rapor versin diye görmüyorum diyeceğim, duyabilmek için görmüyorum.

Sahaflar Çarşısı'nda hala bu tip plaklar bulmak mümkün. Kapalıçarşının Fesçiler Kapısı ile Beyazid Camii arasında kalan yerde sahaflar çarşısı. Benim de masal plaklarım vardı eskiden, hatta "Ayça" diye bir de kız çıkmıştı, "Bebeğim Kırıldı" falan diye şarkı söyleyen, "Telefonun Delikleri İçinde" vardı, vardı da vardı. hepsi ahşap kutulu o philips pikabın iinde kaldı o pikap da durur hala bir yerlerde, süper 8 lik duvara projeksyon makinasının durduğu yerde, eski evde, yaşgünlerimde oynatmayı adet edindiğimiz tom ve jerry çizgi filmleriyle beraber...

şimdi bir tane gramafonum var, antika, çok ucuza almıştım, hatta dükkan sahibi bir kutu da iğnesiyle beraber verdi, sanırım ermeniydi, şivesinden anladığım kadarıyla. neyse, Seyyan Hanım'ın tangolarını (*) aldım en son, 4 sene kadar oldu, o plaktan sonra bi daha gitmedim sahaflar çarşına. şimdi aklıma girdi bak, Sait Faik benim de çok sevdiğim bir üstaddır. bulursam alayım plağını da, Müşfk Kenter'in okuduğu Orhan Veli şiirleri'nin yanına koyayım...

"hinc illae lacrimae"

Haklısınız S.Faik'in cümlelerinde fazladan bir kelime yoktur.Yaşar Kemal'de bu konuda şöyle der " Her cümleden sonra ağacın dallarını şöyle bir sallarım fazla olan ne varsa yerlere dökülür"...

Semaver isimli öyküsü de güzeldir, hüzünlüdür. Hareketsizlik, gündelik yaşamdaki durağanlığın anlatımı mükemmeldir. Ölümün verilişi de.

just in time

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

serbest: son ahkâmlar

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu