
Artık sen ile kurulan, senin ile başlayan, senin için olan cümlelerimi çıkardım hayatımdan. Yaşadıklarımdan ve yazdıklarımdan attım. Oysa hiçbir zaman “ben çizdim” dememiştim. Ama kesilen en ağır cezayı hep ben ödedim. Artık gülerek yüzleşiyorum olur olmaz cezalarla…
Sen başkalarının kelimelerine eşses olurken, ben kendi sevdamı, kendime ait sensiz cümlelerde yaşıyorum. Artık sana ait olan tek sesli harfim bile kalmadı. Ünlemler yok artık. Senin için açılan tırnaklar yok, parantezlerin bir ucu kayıp bundan böyle.
Sen başkalarının kelimelerine ağdalanırken, ben sevdamı kendi yalnızlığımda yaşıyorum. Herkesle aynı cümleleri kurmuyorum… Kuramıyorum… Sebepsiz gidişine en çok soru işaretleri sevinmişti o zaman, sorularıyla canımı sıkan, ortalıklarda sabırsız, cevapsız, amaçsız dolaşan… İşte bu yüzden seni tanımlayan kelimeleri gömdüm kendi karanlığıma. Hayallerime yaşayamadıklarımı siper ettikçe, hayallerimde öldü. Direndim yine de, iyi olacağına inanmadan iyi olsun diye bekledim… Güzel olacağına inanmadan güzel olsun diye umdum…
Umutsuzca…
Şimdi içim, dışım sanki irin kaplı. Her soluk alışımda bir acıya bulanıyorum… Kendi karanlığımda, kendi çorak kuyumda… Tepemde gökyüzünün ışıltısı… Ellerimle, tırnaklarımla tutunuyorum… Tutulamaz kaygan dilli, sivri dişli kayalara… Çıkmalıyım bu kuyudan. Eğer gökyüzünü görmek istiyorsam…
Bazen tuttuğum ufacık taş parçalarının avucumun içinde dağılıp, sert kayaların tırnaklarımı sökmesine aldırmadan… Bazen kesilen küçücük bir cezanın beni tekrar dibe savurmasını umursamadan…
Tırmanmalıyım…
Gökyüzünün ışıltısında, ip atacak bir SEN yok artık…
artık "sen" diye birşey yok noktasındaysa yürek, çakıldığı dipten yukarı doğru tırmanış için ilk adımı atmıştır...
çıkarken arada bir durup, aşağıya bakıp, "keşke böyle olmasaydı..." demek de olası...
ancak yine de soluklanıp devam etmek gerek.
çok güzel yazmışsın plakton.
teşekkürler.
-Zordur öyle değil mi?
-zor elbette
-Peki dayanmak için neye yaslandın?
-Kendime, yaşamak bile istemediğim günlerimi adımlarımın ardında bırakıp, zamanın içinde asılı kalan ve artık hissetmediğim kırıklarımla sadece kendime yaslandım.
-Sevinmelisin geri kalan günlerine
-Neyin önemli olduğunu farkettim.Zaman önemsizdir, geçmiş ya da gelecek ya da şuan..Sadece ben gerekiyordu yeniden yol almak için. Herşey unutuluyor
-Ama insanlar birbirlerini unutmaz,yokluklarında yaşamaya alışır sadece
-Unutmalı, hatırlayınca aklından kovmalı. Kahretsin .. yine düşünüyorum..
-Umutların hep kendine dair, nedir bu zaman zaman raydan çıkartan dönüşüm?
-Başta söyledim, çok zor..
-Hiçbirşey kolay değil,öyleyse bir zaman sonra herşey hafiftir.
-Belkide
-Karamsarlık..Kurtul bundan lütfen
-Bu mümkün mü peki?
-Cennet dünyadaymış gibi yaşamaya ne dersin?..
Not: Karaladım naçizane birşeyler sevgili plakton
Şöyle yani sahinden, irin veya cerahat (ki ne olduklarını bilirsin) kaplamak için bulaşmak için muhakkak içinden gelmek, doğmak zorunda değildir. Dışarıdan da bulaşabilir...
Sevgili çilek,(Strawberry) dönmene sevindiğimi söylemişmiydim bilmiyorum. (Söylemişsemde olsun bir daha Hoşgeldin) Bazen soluk almak gerekiyor haklısın. Zannedersem bu aralar nefes almaya yeniden başladım.... :)
Ve Dejavuu88 naçizane karalaman çok güzel ve hoşuma gitti. Fikrimce devam etmelisin. Merak ettim açıkcası...
Teşekkürler....
Bir dost söylemişti
Kuyuya düşmek endişesiyle birileri yıldızları gözlemekten vazgeçseydi, ne olurdu halimiz?
Tekrar teşekkürler
bencede tırmanmalısın.gökyüzünü görmelisin,yeşilini böceğini yeniden keşfetmeli ve dahası nefes almanın nefes alabilyor olmanın tadına varmalı ve aldığın nefeste mutlu olabilen insanları düşünmelisin.iyi güzel de boş bunlar azizim boş.istediğin kadar mutluyum iyiym yaşama döndüm artık desen de gökyüzünü göreceğim diye kararlar alsanda boş...acı yüreğe oturdumu hiç birşey çare olmuyor. ve acıyarak öğreniyor insan....ve inan gidene hiç birşey olmuyor...tek çare biraz zaman.
ne garip
ne zaman bir cümle yazsam
geri dönüşsüz
bir iş de yapmış oluyorum
sen ayak sesini düşünmüyorsun
çünkü daima seninle
ama ben düşünüyorum onu
çünkü sen benimle değilsin
ve ayak sesin yer etmiştir gönlümde
Gönlümde bir fırtına kopmuş, yüreğim demir attığı yerden batmış... Gece karanlık değil ki sadece karartan sensizlik...
Oysa ki dibe batarak yol alsamda; içindeki güzellikleri hala görüyorum...
O ne resim be plakton! şimdi yazıyı okuyup bir yorum gireceğim...
Seviye zaman demektir. Tıpkı yeşeren hayaller gibi...
İnsan seviyesiz mi doğar?/ mi olur?/ mi sanar? sol!
Kalmak seviyedir değil mi, gitmek te öyle! Nereden bakacaksın? Bak!
Seviye bakana ve duyana mı sadece, bir korku seviyesi yok mu? Korku mu kaçış için yeterli, yoksa bir yüz mü ardından gelen?
Ona ait oldugu için,
yüreğinin dar sokaklarından geçmesini bilemediği için seversin ayak izlerini belkide.
Ve öyle gölgesiz, matemsiz, kaldırırsın duvağını sessizliğin, ıssızlığın.
Plakton bir daha okudum bir daha beğendim dost..
olmadı
geniş caddeleri ve kısa ağaçlarıyla
büyük bir kente giderim
ve bir odaya
penceresi bir ak köprüye açılan
her gün öğleden sonra
esen soğuk rüzgarla büzüşmüş halde
geçerim rıhtımdan
olmazsa aitliğim eğer
yeni bir dil
yeni bir dans öğrenirim
bir kitap alırım sahaftan
ve kalırım camın ardında yağmur dinene kadar
merdivenlerden yukarı çıkar
pencerenin kenarında
yüzüm köprüye dönük
öylesine seyre dalarım
kimseler farkına varmadan...
"Kim bilir belki bir gün boş bir yeri olan bank'a rastlarım"...
İnan sana değil sözüm plankton!
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.