
Yeter mi? Fazlasıyla yeter hem de… Hakkındaki bu tür bilgiler çok da önemli değildir zaten.

Bildik şehirlerde, semtlerde yaşanan olağanüstü durumlar, ilginç hikâyeler ve mucizeler bu topraklara daha bir sıkı sarılmamıza neden olur. İhsan Oktay Anar’ın romanlarını okuduktan sonra İstanbul ne de farklı görünür bizlere… O, insanı gün be gün içine çeken lanetli bir bataklık değildir artık... Trafiğinin, berbat havasının, keşmekeşinin arkasında, görebilen gözler için çok daha öte şeyler vardır aslında. Galata kulesinde nöbet tutan yeniçerinin uykulu gözleri, halice yanaşan kalyondaki aşçının sarf ettiği okkalı küfür, gizli örgütler, loncalar, şehrin dışındaki bekâr odaları, külhanlar ve çengiler çargâh makamında yazılmış bir eser gibi uğuldar kulaklarımızda ve gerçek gizemin esintisi içimizin ürpermesine neden olur. İlk kitabı Puslu Kıtalar Atlası belki de en çok sevilen, en popüler eseridir. Sonraki romanlarında da karşımıza çıkacak bir Uzun İhsan Efendi vardır mesela. Durmak bilmez uyku uyumaz hınzır çocuk Alibaz… Ebrehe’si, Kubelik’i, daha neler neleri… Yıl 1995'tir…
Ardından Kitab-ül Hiyel gelir (1996). Yafes Çelebi namında bir mucit, hatta yaşadığı çağdan yüzyıllarca ileride olan bir dahi… Sırrı kendinde saklı Davud namında bir çocuk ve daha niceleri… İlkine göre biraz daha ince, ilginç çizimlerinde yer aldığı anlatımı akıcı güzel kitap…
Yıl 1997, Efrasiyab’ın Hikâyeleri… Yapı itibarı ile diğerlerinden biraz daha farklı, daha masalsı, ikinci üçüncü kez okunduğunda diğerlerinden daha güzel bulunan romanı…
Sıra geldi Amat’a… “Ulan bu adam nasıl bu kadar şeyi bilebilir, sanki gitmiş görmüş, o dönemlerde bire bir yaşamış mübarek” dedirten türdeki güzel eseri… O dönemler hakkında öylesine şeyler yazmıştır ki İhsan Oktay Anar, okuyanlar, onları yazabilmesi için yine o konularda yazılmış ve o çağları anlatan yüzlerce eseri hatmettiğini tartışmasız kabul ederler. Bu kadar eseri okuduğu için onu takdir ederler, birazcık da kıskanırlar… Sene 2005 tir… Ve Suskunlar (2007)… Tasavvuf ehillerinin hayatlarını bir de buradan okuyun derim. Okurken de kulağınıza gelen melodilerin sizi alıp götürmesine sakın karşı koymayın… O gittiğiniz yerler güzel yerlerdir…

söyleyecek fazla bişey bırakmayacak kadar güzel anlatmışsınız
gerçekten insanda "o dönemdemi yaşadı" yada "kardeşim bu adam aslında denizcimiymiş" falan hislerini uyandırıyor okudukça.diğer unsur ise betimlemedeki güçlülüğü. okuduktan sonra üzerinden zaman geçince, acaba kitabını mı okumuştum filmini mi seyrettim hissi uyanıyor ...
bayılıyorum bu adamın yazdıklarına, şerbet şerbet...
Puslu Kıtalar Atlası kitapları arasında en iyisi denir genellikle ama Suskunlar, yazar olsaydım işte bu kitabı yazmak isterdim dedirtecek cinsten harika bir roman. Okumayanlara şiddetle, hiddetle, kuvvetle tavsiye ederim.
okuduktan sonra, kisinin hayal dunyasina kattiklari ve harikulâde kitaplari icin kendisine tesekkur edesi geliyor insanin.
Anar'ın muhteşem kitaplarının kapak tasarımları rezazlettir. bunu yayıncı firma utanmadan sıkılmadan sürdürmekte. son kitabı örnektir buna. biri de çıkıp "lan bu herif sıradışı bir yazar, harika eserleri var, bu durumda harika kitap kapaklarını da hakediyor" diyemiyor. arka kapak zaten rezaletin önde gidenidir. meymenetsizlik, tipsizlik, işlevsizlik. birer "okunmasın, sinir etsin" çabası ürünüdür.
bir arkadaşım vardı askerde. koptuk sonra. insanlık halleri maalesef. anar'ın öğrencisiymiş zamanında. söylediği bir şey vardı, "inanmayanın inanma arzusu" vardır o'nda demişti. hep hatırımdadır. sonra o gözle okudum kitaplarını. bu sefer farklı geldi bana. sonsuz hayatla, devr-i daim makineleri makineleriyle neden uğraştığını anlar gibi oldum. koptuk sonra. insanlık halleri. :)
Bir (aslında iki, lafın gelişi bir yani :P) arkadaş hikayesini de ben paylaşmak isterim;
Ege Felsefe'de okuyan bir arkadaşım, İhsan Hoca ile odasında yüksek lisans tezi üzerine çalışırlarken, Puslu Kıtalar Atlası'nın yenice çıkmış olması ve döneminde ses getirmesinden mütevellit meraklı bir kaç gazeteci röportaj yapmak için odasına girmiş, adam kalkıp arkadaşımı göstermiş ve "Gerekli herşeyi ondan öğrenebilirsiniz" deyip çıkıp gitmiş...
Psikoloji'de okuyan bir diğer arkadaşım da, devcileyin bu adamın koridorda her zaman dümdüz bir çizgide yürüdüğünü, elinde hep bir kupa olduğunu ve bu doğrultuda yürürken kimselere bakmadığını söylemişti (bunlara binayen, çok hafif bir şizofreni türüne sahip olduğuna dair bir tanısı da olmuştu lakin bilemiyorum tabi).
kitaplarında yer alan Uzun İhsan karakterinin eşgaline bakıldığında (ki Puslu Kıtalar Atlası'nda gayet detaylıdır karakterin tasviri) bu şahsın aslında kendisi olduğu ve güzelim eserinde kendisine yer verirken, filmlerinde 10 saniyelik anlık rollere tamah eden Hitchcock misali mütavazi olmayıp kitapta gidişi belirleyen anlatıcı kimliğine bürünmeyi seçtiği görülebilir.
Amat ise gemiciliğe meraklı, denizle haşır neşir olmayı seven herkesin ilgisini çekecek, tekneler konusunda cümle jargonu sürükleyici bir öykü temasına eritilmiş halde yek bir eserden öğrenebileceğiniz güzel bir kitaptır...
Araştırma yönüne gelince hakikaten, Puslu Kıtalar Atlası'nda sadece tek bir cümlede bir kereye mahsus kullanmak üzere, şimdi yitmiş bir Osmanlı tadı olan "Uskumru Dolması" ifadesini öğrenebilmek için dahi kitaplar bitirmiş birisi olduğuna hiç şüphem yok şahsen...
Güzel paylaşım için çok teşekkürler sevgili Cemazulevvel (özellikle yazıya İstanbul serpiş şeklinizi naçizane çok beğendim...)
anar, tarihi uslubuyla, en azindan bize nasil oldugumuzu nereden geldigimizi nereye gidebilecigimizi dusunmemiz icin yaziyor. ama dogaldir ki kendisi daha bir cok acisindan konusulmayi hak ediyor.
son kitabinin ciktigini bilmiyordum, Iletisim yayinlarinin kitaplari cok pahalidir, sanirim suskunlari almak icin korsana dusmesini bekleyecegiz, ben memlekete gelene kadar isporta tezgahlarindaki fiyati yariya kadar iner eh bizde saglam bir pazarlik yaptiktan sonra ustadin kitabini aliriz.
bende var o kitaplar çapulcu, sana göndereyim hem orjjinalini almış olursun eline, hemi de hiç para harcamamış olursun, hemi de kargo ücreti de benden olsun, bonus olaraktan...
Bilincli olarak korsan yayin kullaniyorum, yayinevlerinin politikasini protesto ediyorum, yayinevlerinden alinan vergiler dusuruldu ama onlar tam tersi fiyatlari daha da yukariya cekti, somuruye karsi yasasin capulculuk.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.