Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan ucandaire.org'da: "Dr.Jekyll ve Ms.Hyde"

Ön Sayfa yazıları gösteriliyor. (Çok tutulanları ya da tüm yazıları göster)

tuttum
36

İlk robotlar, sibernetik, su saatleri ve bir dahi: El-Cezeri

el cezeri al-jazari
el-cezeri

Dünyanın ilk programlanabilen insansı robotunun iddia edildiği şekilde Leonardo da Vinci’ye değil Cizreli El-Cezeri’ye ait olduğunu öğrendikten sonra El-Cezeri hakkında daha fazla şey öğrenmek istedim.

Cezeri’nin asıl adı, Ebü’l-İzz bin İsmâil bin Rezzaz’dır. Fakat Dicle ile Fırat arasındaki Cezire (Cizre) bölgesinde hayata merhaba dediği için dünya onu El-Cezeri olarak tanımıştır. Kesin olarak bilinmemekle beraber 1136–1206 yılları arasında yaşayan Cezeri, pek çok buluşa imza atan büyük bir dahidir.

Cezeri, Artuklu Türkler’in hükümdarı Mahmud bin Mehmed’e bir robot sunmuş. Hükümdar bu robotu görünce hayretler içinde kalmış ve şöyle demiş:

“Benzeri görülmemiş araçlar vücuda getirmişsin. Seni yoran ve kusursuz bir şekilde yapılan bu eserler yok olmasın. Bin bir zahmetle ortaya çıkardığın bu araçlar kaybolup gitmesin. Benim için, bu araçları toparlayan ve resimlerini ihtiva eden bir kitap yazmanı istiyorum.”

Ve o kitap yazılmış: Kitâb-ül-Câmi Beyn-el-İlmi vel-Amel-in-Nâfî fî Sınâat-il-Hiyel (Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar)

Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesinde yer alan kitabın bir nüshası tıpkıbasım şeklinde flash formatında sanal ortama aktarılmış. Orijinal Kitab-ül Hiyel’in tüm içeriğini buradan inceleyebilirsiniz.

Kitab-ül Hiyel el cezeri jazari Al-Jazari’s Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices
Kitab-ül Hiyel'den...

Bu değerli yapıt, 1974 yılında Donald R. Hill tarafından Al-Jazari’s Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices adıyla İngilizceye çevrilirken, maalesef ancak 2002 yılında Türk Tarih Kurumu Yayınları tarafından Türkçemize kazandırılmıştır.

6 bölümden oluşan Kitab-ül Hiyel, otomatik kuşlar, otomatik yüzen kayık, birbirine şerbet ikram eden iki adam, iki bölümlü testi (bugünkü termos), su çarkı kepçe mekanizması, motor-kompresör mekanizması ile ilgili pek çok şekil barındırıyor. Kitabın içeriğindeki tüm şekilleri Cezeri bizzat çizmiş ve renklendirmiş.

Kitapta yer alan ve otomatik olarak çalışan 300 araçtan bazı örnekler vereyim.

Filli Su Saati:

filli su saati cezire Al-Jazari's Elephant Clock
fil su saati

Karmaşık bir işleyişi olsa da basite indirgeyerek şöyle anlatayım; ilk yarım saatte sağdaki şahin ağzındaki topu sağdaki yılana bırakır. Daha sonra yılan topu vazoya koyar. Fil sürücüsü balta ile filin başına vurur. Top filin göğsünden çıkıp, karnında asılı duran çana düşünce ses çıkar ve yarım saat geçtiği anlaşılır. Kalan yarım saatte ise aynı olaylar düzeneğin sol tarafında cereyan eder ve bir saat geçmiş olur.

Cezeri’nin eserlerini mühendislikte bir devrim olarak niteleyen aşağıdaki videoda, filli saatin ayrıntılı işleyişini izleyebilirsiniz:

İki Şamandıralı Fıskiye:

İki Şamandıralı Fıskiye al jazari cezire fountain sprinkler squirt
iki şamandıralı fıskiye

İçi su ile dolu bir depodan gelen su havuza yerleştirilmiş fıskiye yardımıyla farklı şekillerde fışkırtılır.

Suyu Yukarı Çıkaran Araçlar:

suyu yukarı çıkaran araç el-cezeri al-jazari water devices
suyu yukarı çıkaran araç

Hayvan dönerek çarkları hareket ettirir ve kaşık bir miktar suyu yukarıya çıkarır.

Diğer araç örnekleri.

Ortaya koyduğu otomatlar göz önüne alındığında Cezeri’nin sibernetiğin temellerini atan bilim insanlarının içinde yer aldığı görülür. Ayrıca Cezeri, su mühendisliğine çok önemli katkılarda bulunmuştur.

Ve Beykent Üniversitesindeki Cezeri Sergisi:

55 ahkam var
Önceki yazı: İŞKENCE MÜZESİ
Sonraki yazı: Tutulma ne demektir?

Ahkâmlar

hadi buyrun bakalım! daha kimbilir neler saklanıyo...

Avicenne (İbn-i Sinâ), Averroés (İbn-i Rüşd), Albategnius (Mehmed İbn-i Câbir, İbn-i Sinân el-Harrânî), Avempace (İbn-i Bâcce), Avenzoar (Ebû Mervan Abdül’-Melik bin Ebi’l-Alâ), Albucasis (Ebû Kaasım Hallâf İbn-i Abbâs) , Alpetraglus (Ebû İshâk el-Batrûcî.... Daha gider bu...
Dunyanin ilk universitesi Harran da bin sene evvel musluman bilginler tarafindan kuruldugunu dusunursek, koca okyanusta bir damlayi anlatmistir bu blog... 13.yuzyilda Mogollar Bagdat kutuphanesini yakip yikmasaydilar, insanlik tarihi orta cagda yeni cagi yakalamis olacakti...
Gittik Ispanya da Endulusu kurduk, avrupalilar Endulusten aldiklariyla ronesans yapti, sonra kulak boynuzu gecti... Gerisini siz de biliyorsunuz zaten...

Bu arada blog cok guzel olmus, kitap okumus gibi oldum.

en ilginç buluşlarından birisi abdest alma makinesidir. ki günümüzde elektronik abdest alma makinesinin bile yapıldığını düşünürsek oldukça öngörülü olduğu su götürmezdir.

\

abdest alma düzeneği burada.

ayrıca chattagush çok az bilinen bu insanı buraya taşıdığın için teşekkürler.

ne oldu da taa oradan buraya geldik... qrio ya da raptor'u yapan neden bizler değiliz... bunları ne kadar sorsakta kendimize, hatta içimize ne kadar baksakta... bir aynadan kendimize bakabilmek kadar olamaz... hazerfen uçmayı başarınca " ne uçuyorsun lan padişahın kafasının üzerinde" diye indirmedikmi?... işte insanı uçuranda biziz, ne uçuyorsun lan diye kellesini uçuranda...

elin, kolun, dimağın dert görmesin chattagush.. eyvallah..

"ne oldu da biz böyle olduk" diye sorana ise "korku" dan başka verecek cevabım yoktur.. akıllı adamı sevmez basiretsiz yönetici.. çünkü çıplak kral er geç farkedilir aklın karşısında.. işte bu korkudur ahvalimizin müsebbibi..

elimizle elin gavurlarını başımıza alim yapıyoruz , kendi değerlerimize sahip çıkalım

Al Jazari'nin dehasi bir yana, yukaridaki minyaturler de mukemmel bir hazine.

Fakat anlayamadigim sey neden Arap veya Farslilarin icat ettigi seyi Turk miletine mal ediyorsunuz. Adam Arap iste. Osmanlilar zamanindan bile once yasamis. Sen Selcuklu degerlerine sahip cikiyor musun? Turkler ne icat etmis?

Araplar artik neden teknolojide gelisemiyorlar ? onlarinsahipcikmadigi seye sen nasil sahip cikacaksin.

Ancak unutmayin, I.O. 1000li yilarda Cinliler cok daha karmasik mekanizmalari tasarliyorlardi, barut, kagit vs buralara Mogol istilalari ile tasindi. Cinli mekanik muhendis arkadas cogu makinalarin harp icin gelistirildigini, cogunun da icat edilip bir kenara atildigini soyluyordu. Cinliler icat konusunda dunya lideri idiler.

dunyani en eski universiteleri Hindistan'da kurulmustu, University of Nalanda , IO 700 yillarinda.

Andoluda ki enonemli unilerden birisi IS 40 yilindan da eski Tarsus Universitesidir, Mersin civarinda Chrisyypus, Antipater, Xeno gibi Stoic okul felsefesi yapilmisir IO 200 lu yillarda. onlar Grek diye adamdan saymazsiniz siz simdi.

Ancient Universities and Student Life

Öncelikle chattagush, bu konuyu benden önce ele aldığın için seni kıskanıyor ama yine de tebrik ediyorum. Ben de bu konuda sürekli anlamsız komplekslerle kendi uygarlığımızı küçük gören "kendini bilmez" insanlara, aynı şeyleri tekrar yazmamak amacıyla bir yazı hazırlama niyetinde idim. Bu yazıyı da uzun yorum yazmadan linklemekte kullanıcam.

İkincisi muhterem Clicia bacım. Cizre'li Cezeri'ye Kürt yakıştırması yapman daha mantıklı olurdu ama Cizre Diyarbakır'In bir ilçesidir. İslam dünyasındaki tarihe malolmuş şahsiyetler bir etnisite yada ırka dayandırılmaz, onları yetiştiren belde adı ile taltif olunurdu. Haliyle bizim faşistnasyolistnazicimanyak (OK35'in deyişleri ile) algılayışımızla onları bir ırksal aidiyete sokmamız mümkün değildir. O insanların çoğu kozmopolit ve dönemin en gelişmiş İslam kentlerinde yetişmişlerdi. Anne ve babaları çok farklı milletlerden hatta dinlerden olabiliyordu. Çoğu Türk bilim adamı felsefi ve bilimsel eserini arapça yazar, Farsça edebiyat yapar ve Türkçe yaşam sürerdi. Çoğu kentte çok dilli bir yapı hakimdi. Zaten bu kozmopolit ve geniş bakış açısı nedeniyle dönemlerinin en parlak kentleri olma imkanı buluyorlardı. Dolayısıyla İslam medeniyetini ele alırken ırksal sınıfladırmalarıyla bakmak algı yanılgısı yaşamana neden olur. Mevlana eserlerini Farsça yazar ama Türk, Ermeni, Rum, Çerkes, Arap ahaliyle Anadolu diliyle temas kuran Orta Asya kökenli ama Rumi olarak anılan bir insandı. Algılaman, zor biliyorum.

~~~ Logos spermatikus ●~§~● אני לדודי ודודי לי ~~~

Hayir hic zor degil. Savascilara gelince kimin kim oldugunu biliyoruz ama degil mi? Bence komsularimziian bilim adamlarina ve dusunurlerine bel baglamayasak daha dogru olur. Ona bakarsan Samosata'li Lucian Roma'da Yunanlilara Yunanca diyaloglar yazarmis, ama adam hep Suriyeli Lucian olarak kalmis. Bu ayirimi yapmak irkciliktan degil, dogruyu soylemekten geliyor.

MAdem belde daha onemli de, neden Stoic felsefesinin babasi Mersin'li Chrysippus'a sahip cikmiyorsunuz? Ya da Sinop'lu Diogenes'e? Grek oldugu icin mi? Islam dunyasi diye neden ayiriyorsunuz anlamadim gitti. Biz Turkleri Islamdan ayri dusunememeniz Viking gecmisine ragmen Danimarkalilara Hristiyan demek kadar sakat ve kisitli bir dusunce sekli .

Öyleyse adam kendisini ne olarak tanımlasın Cli. Baba Türk ve İranlı anne babadan, anne ise Arap ve Yahudi anne babadan doğmuş. İlla bir ırkım var demesi mi gerekiyor. O Cezerî'dir, o kadar. Artuklu Türklerin topraklarında yetişmiş bir Anadolulu.

Bu konuyu yazmak farz oldu. Gerçekten senin illa bir ırksal sınıflandırmaya sokma çabanı o günün insanlarının algılaması çok zordu. Bizim onları algılama güçlüğümüz gibi.

~~~ Logos spermatikus ●~§~● אני לדודי ודודי לי ~~~

Ben Karadenizli olsam diyojen'i atam sayardım demiştim ki. Yunan filozoflarının torunlarının şu an kendini yunanlı olarak tanımlayan insanlar olmadığını çok defa yazdım ya. O insanların genlerini zaten taşıyoruz. Biz kültür değişimi yaşadık diyorum hep.

~~~ Logos spermatikus ●~§~● אני לדודי ודודי לי ~~~

anladıysam arap olayım. yada artık arap olamayacağıma göre aranızda bir arap varsa gelsin şu filli saati bize bir anlatsın. bir tek kapı'yı anladım o da kapı olduğundan.

Lecture, anlaman için seni Prof. Fuat Sezgin'e havale edeyim. Frankfurt Üniversitesinde kurduğu İslam Bilim ve Teknoloji Müzesinin bir benzerini de yakın zamanda İstanbul'da kuracak. Ben de merakla bekliyorum. Daha önce Frankfurt Müzesindeki eserleri Harbiye Müzesinde sergilemişti ama gidememiştim. Buraya kurulunca muhakkak giderim artık.

~~~ Logos spermatikus ●~§~● אני לדודי ודודי לי ~~~

HAyret bir sey. 75 milyonluk Turkie'de Normal bilim ve teknolojisi muzesi yok, adam Islam oncelikli bilim ve tek muzesi mi kuruyor, hayretler icindeyim. Her yer karanlik cok karanlik.

Dunyada muzelerin DIN BAZLI oldugunu hic duymamistim. Bu Nazilerin ARYAN FIZIGI gibi bir sey desene. Islam fasizmi degil de ne ?

Bilimde her ilerleme, her buluş öncekinin daha geliştirilmiş halidir. Tek bir kişinin yaptığı bir şey değil, öncekinden aldığı bilgi mirasını değerlendirip onu bir basamak ileriye götürmektir. Modern bilimde dahi araştıracağımız konuları bilimsel dergilerden inceleyip, değerlendirip, "biz bu bilinenlerin üzerine ne ekleyebiliriz?", "bu bilinenleri bir kere de biz deneyelim bakalım aynı sonuç çıkacak mı?" demiyor muyuz?
Bilimde metalaşma olamaz kanaatimce. Hiçbir bilim insanı yaptığı/bulduğu şeyi "ben buldum, yaptım" diye sahiplenemez. Etik olarak yanlış olur bu mantık.
O yüzden benim için çok da önemli değil türk-kürt-grek-çinli-müslüman-hristiyan-hindu vs. olması.

hayir ben buradaki "bizim degerler" tanimini anlamakta zorlaniyorum. Bir Arap mucit nasil oluyor da "bizim" degerlerimiz oluyor, bu adam bir Turk mucidi degil ki, internette baktim kimse bu adama "Turk" bilim adami demiyor. Merakim o noktada bitmiyor, Mezopotamya'dan cikan herseyi bu kadar benimsiyor muyuz?Yoksa zihnimizde bir "Islam " sablonu cevresinde de mi kuruyoruz gercekleri ? Anthro yu anliyorum cunku o akademik bir insan, arastirip okuyor, vatandasimiz nasil kuruyor araplarin basarisini ustlenmeyi? Da vincinin bir "Hristiyan" mucidi olarak goruldugunu sanmiyorum. Neden ayri bir "Islam dunyasi" diye bir sey var, hani o nefret ettigim "kadin dunyasi" "cocuk dunyasi" vs gibi; sanki dunya yetiskin erkekler etrafinda donuyor da biz "fuzuli yaratiklar" icin ayri bir tanim gerekiyor. sanirim kolonilesme sonrasi tarih revizyonu lazim.

@Canseren'e katılıyorum. Sonuçta evrensel olan bir şeyden, bilimden bahsediyoruz. Bunun nasyonel tarafı olmaz. Anca, ait olduğu bir medeniyet ona destek olur yada olmaz, bu söz konusudur. Destek olmazsa, bilime değer veren memleketlere kaçar o beyinler. Bugün bizden batıya kaçtığı gibi.. Yada dün Avrupa'dan Endülüs'e yada "Batı'nın Yakın Doğu'suna" yani bulunduğumuz coğrafyaya kaçıp gelen bilim adamları gibi. İbn Meymun bir yahudi filozoftu. Ama İslam dünyasının yetiştirdiği bir filozoftu. Onun ırkı hatta dini önemli değil, hangi sosyal ve bilimsel ortamda yetiştiği önemli. Eğer ortaçağ avrupasında yetişmiş olsaydı tarlada rençberlik yapan, 30 yaşında ise vebadan ölmesi muhtemel bir hiç olacaktı. Bugün bizim içimizde hala bazen bir hiç olarak dehası farkedilmeyen insanlarımız gibi. Ama her geçen gün çok daha ileri gidiyoruz. Bu kez dünyanın gelişim hızına paralel yada altında da değil, üzerinde bir hızla gelişiyoruz.

Bir de Türkiye'de Bilim-Teknoloji müzesi olmadığını nereden çıkarıyosun ki Clicia. ODTU'nun, Tübitak'ın yada pekçok özel sektörden holdingin açtığı bilim-teknoloji müzelerimiz var. Kendimizi bu kadar küçük görmeyelim. Yeterli değiliz ama bu kadar geri de değiliz. Türkiye önümüzdeki onyıllarda Dünya'da hakettiği noktaya emin adımlarla ilerliyor. Herşeye rağmen. Ve de İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi kurulmasından hoşnutsuz olmanı gerektirecek birşey göremiyorum. Sen bu toplumun inançlarına inanmayabilirsin ama bu ülkede insanların çoğunluğu inançlı ve de atalarımızın hem dindar hem de çağlarının en önde gelen bilim adamı olduğunu bilmelerinin ne sakıncası olabilir ki? Bu tip müzeler tüm dünyada olur ve toplumların, çocukların, gençlerin moral aşılanarak bilime yönlenmesi için kurulur.

~~~ Logos spermatikus ●~§~● אני לדודי ודודי לי ~~~

Fil Su Saati
Bu saat Cezerî'nin en ünlü aracıdır. Sırtında kare biçiminde bir kürsü, kürsünün
köselerindeki sütunlar üzerinde bir hisar, hisarın üzerinde küçük bir kubbe, kubbenin üstünde
de bir kus bulunan bir fil seklindedir. Hisarın filin bası yönündeki tarafında bir
balkon, balkonda oturan bir adam, adamın sağında ve solunda iki sahin, balkonun sütunları
arasında uzanan ve üzerine iki yılan sarılmıs bir mil, kürsünün orta kısmında bir yarım küre
ve üzerinde elinde kalem tutan bir kâtibin oturduğu platform, platform üzerinde 7 1/2
dereceye bölünmüs bir yay, filin boynuna oturmus, sağ elinde balta sol elinde sopa tutan bir
bakıcı ve filin boynunun iki yanında iki vazo bulunmaktadır.
Kâtibin kalemi yarım saatte 7 1/2 dereceye gelince, kus öter, deliklerden birinin yarısı
beyaza döner, balkonda oturan adam sağ tarafındaki sahinin gagasından elini kaldırır, sol elini
sol tarafındaki sahinin gagası üstüne koyar. Sağındaki sahinin gagasından, sağdaki yılanın
ağzına bir top düser, yılan topu filin sağ omuzundaki vazoya bırakır, filin seyisi balta ile filin
basına hamlede bulunur, sopalı sol elini kaldırır ve filin basına vurur. Top filin göğsünden
çıkar, karnında asılı bir çan üzerine düserek ses çıkarır, böylece yarım saatin geçtiği bildirilir.
Kâtibin kalemi derece isaretlerinin dısına gelir. Bundan sonra aynı islemler sol taraftaki sahin
ve yılan için tekrarlanır. Bir delik tamamen beyazla örtülür. Bu anda bir saat geçmistir.

bütün bunlar fikrî diyelim. sorum şu:
su nerde?

yanlış anlıyor olabilirim pek çok şey gibi youtubee de bir şeyler olmuş belki videoyu izleyebilseydim, neyse islam bilim ve teknoloji müzesi için teşekkürler anthro, rumuzumu ingilizceye çevirmişsin, eyvallah.

:-) Afedersin Lecteur, PC'mi LCD tv'ye bağlayacam bu gidişle. 17 inch monitörüm olduğu ve hafif'in sayfa tasarımındaki karakterlerin boyutları iyice küçültüldüğü için ilk algıladığım gibi yazmışım sanırım.
Alıntıyı da benim bilim tarihi hocam Yavuz Unat'ın kitabından yapmışsın. İşte ben de onun dersini alırken de pek anlamamıştım ve hatta hoca'ya tekrar sordurğumu bile hatırlıyorum. Ama anladığım kadarıyla bu çalışmalar daha çok bilimsel ve fantastik denemeler gibi. Bir nevi modacıların uçuk defileleri gibi. Kullanımdan ziyade hayal gücü gelişimi amaçlı. Aslında modern batı ve islam dünyası bilim çalışmaları arsındaki temel farkta bu. Biri doğaya hakim olma iddiası ile bilim yapmayı seçiyor. Seküler bir felsefe ile olayları anlamlandırıp sonsuz bir yokluğa mahkum olacağı dünyayı maksimum haz alanı haline getirmeyi amaçlıyor. Diğeri ise Tanrı'yı anlama ve huzur elde etme amacı ile bilim yapıyor. Dünya gelip geçeceği bir köprü ennihayetinde. Dolayısıyla modern dünyanın sanayileşme güdüsünü islam medeniyeti taşımıyor.

~~~ Logos spermatikus ●~§~● אני לדודי ודודי לי ~~~

moral aşılanarak bilime yönlenmesi

Tam bir Amerika koktendinci uslubu! Sen bu fundamentalist sablonda Evrim teorisini nasil ogeretecksin merak ediyorum? O zaman senin mufredatinda Organic Computing olmayacak cunku algoritmalari Darwin'in Dogal Secim teorisini baz alan bir bilim dali; ne olur ne olmaz, primatlarla olan genetik bagimizi ogrenmesin cocuklar mi diyeceksin?

Lutfen Anthro, su devirde bir DIN SABLONUNDAN gecerek bilimsel egitim yapan insan nasil rasyonel olabilir anlat bana. lUtfen birak d kisi ahlakli olup olmayacagina kendi karar versin!

Gercekler DOGMA ile nasil ogretiliyormus, biz ortacagda mi yasiyoruz? Dunyanin bunca universitesi DIN otoritesi altinda mi isliyor insaf!

Turkiye'de birak muzeyi, dogru durust okul yok ki Anthro, sen ne diyorsun. Adamlar okulda Evrim teorisini mufredattan atiyorlar! Bu nasil bir gericiliktir, nasil karanlik bir zihniyettir. Dunyanin tersine gitmek, bir takim cahil takunyalinin eline firsat gecmis, dogal bilimleri revizyondan geciriyorlar! Cocuklar daha gozleri acilmadan Harun Fuckwit sacmaliklariyla karsilasiyorlar, Turk bilimi bu kadar tehliklei bir dogma propagandasiyla karsi karsiya iken, sen kalkmis ISlamik muzelerden bahsediyorsun!

Bilimin dini yoktur, din kisinin kendi secimi ile ilgilidir, Amerika'daki dini muzeler FUNDEMENTALIST yaratiliscilar tarafindan yapilmis, dunyanin 4000 yil oldugunu iddia eden, alemin yuz karasi mickey mouse muzeleri mi lazim turkiye'ye ? yoksa tarafsiz, sadec ebilim ve teknlojiyi sergileyen egitici bir muze mi?

Sanirim Anthro sen gercek muze gormemissin, yurt disinda nasip olursa lutfen gezmeni tavsiye ederim, o zaman anlarsin Turkiye'nin son derece geri bir ulke oldugunu.

Hakkaten bir alemsin Clicia. Dindışı (seküler) olmakla din düşmanı olmak arasındaki farkı fazlasıyla aşan bir zihniyettesin. Söylediklerin de aklıma hep şu adamı getiriyor:

\

Ben tarihte müslümanların insanlığa kazandırdıkları bilimsel eserlerin müzesinden bahsediyorum sen ise buna din alerjin sebebiyle karşı çıkmaya çabalıyorsun. Ama bu yobaz faşist Wilders dışında seni anlayan kimse yok çünkü bu Müzeyi Frankfurt Üniversitesi zaten kendi bünyelerinde kurmuşlar. (sen şimdi bu üniversiteyi de "islamcı, el kaideci el kadı el tayyip ul mahdum" gibi sözlerle karalamaya çalışırsın) Senin için bilimin din karşıtı olmak dışında başka hiçbir değeri ve fonksiyonu yoktur. Bilim Tanrıyı yanlışlamaya çalışan bir araçtır. Tavırlarınla sadece bunu gösteriyorsun. İşte bilim tarihi boyunca yaşanılan yegane taassupta budur.

Clicia, bilim ne bir dinin ne dinsizliğin ne de bir ideolojinin maymunu olan onursuz bir araç değildir. Bilim etrafımızda varolan dünyayı algılamamıza yarayan araçtır sadece. Senin yaptığın hiçbir şekilde bilim olamaz, bu kafada yeryüzünün hiçbir akademik ortamı insana bilim yaptırmaya müsade etmez. Çünkü kafanda herşeyden önce kemikleşmiş önyargılar var. Bilim ise kemikleşmiş ve statik düşünen insanlara ihtiyaç duymaz.

Bir konuda müze açmak için de illa o varlığa değere inanıyor olman bile gerekmez. Frankfurt Üniversitesi bir islam ülkesinde olduğu için bu müzeyi açmadı. İngiltere'deki onlarca etnografi ve antropoloji müzeleri de Britanya adasından ziyade afrika ve asya ülkelerindeki insanların tarihte ürettiklerini sergiler. Ve bu müzeleri gezen genç beyinlere insanlığın geçirdiği aşamaları göstererek yol gösterici fonksiyon üstlenir. Aynı zamanda hala yaşayan ilkel toplulukları da göstererek kendi ait olduğu toplumun ne denli üstün bir konuma yükseldiği bilincini aşılamaya çalışır. Müzeciliğin toplumdaki fonksiyonlarını Türkler pek umursamaz ama sen bu denli dünyanın en paha biçilmez değerlerini çalıp sergilemiş bir ülkede dahi bu fonksiyonlardan ve bu müzelerin o topluma etkilerinden habersizsen daha ne diyebilirim ki.

~~~ Logos spermatikus ●~§~● אני לדודי ודודי לי ~~~

Soylemedigim sozu agzimdan cikmis gibi gostermen cok gereksiz. Bir Alman'in o muzeye bakis acisi hep relative olacak cunku ulkesinde yeterli derecede bilim ve teknoloji egitimi mevcut, adamlar bilimin kitabini yazan dunya capinda laboratuarlari var ve muzeleri tiklim tiklim dolu. Turkiye'de okuldan cok cami var, universiteler son derece yetersiz, laboratuarlar yok ve 70 milyon insani egitecek Muze de yok. Sen simdi bugunki bilimin temelini Al Jaziranin saray sakinlerini eglendirmek icin tasarladigi mekanik oyuncaklarla mi ogretceksin? Bilim sadece Islam caginda yasadigi icin adi islam olan bi muzeyle mi anlatilir? O muze olsa olsa buyuk bir muzenin bir bolumu olabilir. Sen daha once bilim gormemis insana "vay biz muslumanlar cok buyuk adamdik, saray cariyelerini eglendiren ve abdest aldiran robotlarimiz vardi " diyeceksin. ya sonrasi? bugun cevrede gordugun tum teknik gelismeleri Islam sablonu altinda mi gelistirdik? Cocuklar hic mi sormayacak, prisma isigi neden spektruma ayriliyor, radyo nasil calisiyor, kagit ve barut nereden geldi, sicak bir yuzeyde sivi damlatilinca neden misket gibi yuvarlaniyor; hic mi sormayacak dna nedir, genetik bilgi nedir, ben nasil olustum, bu bilgiler nereden ve nasil geldi, biz bu bilgileri nerede kullaniyoruz? Senin "Islami muzen"sadece automata tarihi ve tarih ve antropoloji merakllilarini ilgilendiren bir muze olabilir, ona da bilim muzesi diyemezsin.Bilim muzesinin iceriginin devamli ve bugunekadar takip edilebilir teknolojiden olusmasi lazimdir.

"İngiltere'deki onlarca etnografi ve antropoloji müzeleri de Britanya adasından ziyade afrika ve asya ülkelerindeki insanların tarihte ürettiklerini sergiler."

Korkunc bir yanlis. Osmanli eserlerinin cogu Ingiltere muzelerinde sergilenir. Turk cinilerinden tut silah takimlarina kadar her sey var. Cok cok cok buyuk bir yanilgi icindesin, sana kim anlatti boyle oldugunu. Gecen sene sirf Turkler uzerinde sergiler acilmisken anlasilir gibi degil soylediklerin.

Bu arada Kitab-ül Hiyel isimli İhsan Oktay Anar'ın da bir kitabı var. Kitap, Osmanlı döneminde bir bilim adamının hayatını anlatıyor. Kitapta aynı şekilde çeşitli çizimler yer alıyor. Tabi bu çizimler hayali buluşların çizimleri ama oldukça da inandırıcı buluşlar... Bu yazıyı okuyunca İhsan Oktay Anar'ın nelerden esinlendiğini daha rahat görebildim... Çok güzel bir yazı, çok teşekkürler.

Pek çok halkın iç içe yaşadığı Anadolu coğrafyasında "saf bir ırk" bulabilmenin imkansızlığını göz önüne aldığınızda Cezeri'nin hangi ırktan olduğu ile ilgili tartışmanın yersizliğini anlamış oluruz sanırım.

O Arap da olabilir Türk de olabilir vs. Ama şu bir gerçek ki O Artuklu Türkleri'nin sarayında yetişmiş, hükümdarının desteğinde ve himayesinde büyük işler yapmış EVRENSEL bir değerdir.

Al-Jazari (1136-1206) was an important Arab Muslim scholar

In the 12th century, the Arab Muslim inventor Al-Jazari created a variety of automatic machines including what amounted to a programmable humanoid robot in 1206.

The Arab contribution to civilisation

Basbayagi arap iste! Yoksa neden mufredatlarimizda "en buyuk Turk mucidi" diye okutulmadi bu gune kadar? O zamanlar Turk -Arab ayirimi yokmus falan abes seyler bunlar! Elbette vardi, komuniteler birbiriyle hasir nesir di ama, kendi ozeleliklerini her zaman korudular ki bugun Turkiye'nin bir Arap ulkesi olmadigini, Irak ve Suriye'nin bir Arap ulkesi oldugunu biliyoruz. Bir Arap bilgini Turk'e mal etmeniz icin kafanizda bir cross-border Islam sablonu olmasi ve "gorunmez" bir Islam ulkesinde yasamis olman gerekiyor. Bu dusuncenin SSCB modelinden hic bir farki yok: Olamayan bir ulkenin insanini kendinize mal etmenin hic bir anlami da yok. O mucit zamaninin insaniydi, dahice buluslarinin devami gelmedikce, onun turettigi mekanizmalari biz sadece Islam propagandasi yapmakta kullandikca ne yazik ki yeri sadece tarih muzelerinde kalacak (oyle olmasini kesinlikle dilemezdim, bunu da belirteyim).

Batının Fransız ihtilali fikirleriyle islam medeniyetini değerlendirmek bu olsa gerek, oryantalistlere medeniyet dersi verilir ilanıyla dolaşmak gerekiyor hafifte..abi bu sarıklı Türk değil neden sahiplenyoruzki dimi, bu zihniyetin ikinci aşaması şudur, yanlışlıkla Diyarbakır doğumlu bir bilimadamı çıkartsak abi bu adam Kürt neden sahipleniyoruzki olur. Dünyaya değer katmış ve islam medreselerinde eğitim görmüş (o yüzden islam bilginleri diyoruz) Müslüman bilginleri ırklara göre ayırmak komik oluyor. Dur bakalım daha neler duyacaz...

Tarihte boyle bir ayibi ancak Nazi Almanyasi Heisenberg'i ARYAN FIZIKCISI olarak teshir ederek yapmisti. Newton bir Hristiyan degil Ingiliz fizikci, Fourier bir Hristiyan degil Fransiz matematikci, Niels Bohr bir Yahudi degil Danimarkali fizikci olarak gecer. Cunku bu kadar mukemmel beyinlerin insanogluna katkisi dinlerinin ustunde ve otesindedir. Bu bilim adamlarini sirf belli bir devirde yasadi o dinin urunu gibi gostermek dupeduz YOBAZLIK PROPAGANDAsidir.

bu bilim faşisti beyinlerin sadece sol "lob" u çalışıyor, her an her şeyi duyabilirsin.

Bilim fasizm ise derhal in o arabadan, TV ni. cep telefonunu cope at, doktora gitme, ilac alma, ucaga binme, kisacasi modern hayat sana gore degil cunku bilim fasistleri o araclari gelistirdi, sana d abuulasir sonra alim allah dininden falan olursun.

bu yazı milyoncuk.com tarafından izinsiz yayınlanmaktadır.

milyoncuk.com tam bir içerik hırsızı.

sadece benim yazılarımı değil, hafif'teki ön sayfa yazılarının tümünü çalmış.

üstelik mynet'ten de reklam almışlar. bence mynet'e bilgi verilip, reklam gelirlerinden yoksun bırakılırsa bu işten vazgeçer.

@chattagush,
olay mynet'e şikayet edildi. sen de mağduriyetini bildirebilirsin.

teşekkürler pilli pati,
şikayetimi hemen iletiyorum.
el birliğiyle bu hırsızlığa son vereceğiz!

www.Ebuliz.com sitesini açan kişi olarak bir şikayette de ben bulunmak istiyorum.

Yazı içinde sitemizdeki swf Flash kitaba direkt link verilmesi şık olmamış. (Yukarıda kitabı gezebilirsiniz denen yer.)

El Cezeri'nin kitabını bir toplama kütüphanesinden edinmemiz 3 ayımızı aldı. Her sayfayı yüksek çözünürlükle tek tek scan etmek rengin birebir aynı olması için tek tek her sayfa ile uğraşmamızda 1 ay.

Sonra flash kitap yaptık. Onu hiç anlatmayayım.

En son site tasarımına geldi sıra. Bir wordpress tema üzerinden çalışıp ara verdik.

Ancak bütün bunlar es geçilip sayfaya bile değil swf dosyasına link verilmiş. Sanki site bir ftp sitesiymiş trafik sorunu vs. yokmuş gibi. Oysa WP teması gibi 1mb bie tutmayan paketleri yapanların bile direkt zip dosyalarına link verilmemesi bir centilmenlik anlayışıdır. Kaldı ki kitap her ziyaretçi başına 25 MB gibi bir yüklü içeriğe sahip.

Sitenin uğraşısı adı bile anlatılmamış. Sitenin lansmanı bile yapılamadan tüm emekler ve bir yıllık uğraşı hiçe sayılmış. (Daha öncesinde konu hakkında webdeki ilk makalelerden birisi yine Mihrace.net'te yazılmıştı)

Son olarak, bildiri yazarken lütfen emeğe saygı! (3. sınıf rep. isteyen forumlar gibi bu cümleyi söylemek istemezdim. Ama web sitesi olan arkadaşlar sanırım hak verecektir.)

Süleyman SÖNMEZ
www.ebuliz.com

usturlap
usturlap

Bu konuyla ilgili dünya bilimler tarihi yeniden yazılmalı diyen Fuat Sezgin'i herkese öneririm. Doğunun İslamın gereklerini yerine getirmek için yaptıkları çalışmaların günümüz biliminin temelini attığını söyler. Mesela usturlap denilen bir araç geliştirilmiştir. Usturlap çölde kaybolmamak ve namaz yönünün tespiti için kulalnılırmış. Zaman dilimi olarak 1200'lü yıllara tekabül ediyor.

Fuat Sezgin Otomatlar Kitabının yazarı El Cezeri'nin de arap olduğunu söyler.

imzamı kaybettim, hükümsüzdür

Astrolab'i Araplarin Greklerden aldiklari soylenir.

yok öle bişey clicia, usturlab arab icadıdır, iskandil de öğle, hatta sextant da, ayrıca dünya denizciliği ve yön mesafe ve mevki saptama olayını araplardan öğrenmiştir,
ha! kim geliştirdi kim adam oldu? dersen o ayrı...

Su siteyi tavsiye ederim arkadaslar:

Epact

The name 'astrolabe' has a Greek origin and means essentially 'star holder'. Via the Arabic form the name came back to medieval Europe.

The earliest surviving astrolabe treatise was compiled by Theon Alexandrinus in the 4th century A.D., followed by a few more Greek texts on the same subject.

Bence Islamin gerekligi zirt pirt nedenler, asil motivasyon eski Akdeniz denizcilerinden geliyor cunku yon bulmak maddiyata ulasmayi sagliyor. Portekizliler, Finikeliler, Grekler, Deniz insanlari, Clicia korsanlari vs hepsi icin astrolabe cok onemliydi,

Gunesin Tam icinde DİYOR Kİ,

Son olarak, bildiri yazarken lütfen emeğe saygı! (3. sınıf rep. isteyen forumlar gibi bu cümleyi söylemek istemezdim. Ama web sitesi olan arkadaşlar sanırım hak verecektir.)

Süleyman SÖNMEZ
www.ebuliz.com

Süleyman Bey, böyle bir çalışma için gecikmiş teşekkürlerimi umarım kabul edersiniz.

lecteur DİYOR Kİ,
....yanlış anlıyor olabilirim pek çok şey gibi youtubee de bir şeyler olmuş belki videoyu izleyebilseydim....

en sonunda youtube açılmış. şimdi filli saati izleyebiliriz...

chattagush, asıl bu konuyu böyle güzel bir bildirim halinde sunduğunuz ve toplumu bilgilendirdiğiniz için ben teşekkür ederim.

20 yıl önce El-Cezeri'nin ilk model resimlerini gördüğümden beri orijinal kitabı arıyordum. Bunu topluma anlatmayı çok istiyordum. O zamanlar Internet yoktu Türkiye'de ve en kötü bir yazı yazarım diyordum.

Kitabı bulmamızdan sonra da çok araştırma yaptım. Mesela kitabın içindeki bilgiler aslında şifreli ! Genelde bu pek anlatılmaz bilinmez ama aynı Leonardo Vinci'nin yaptığı gibi şifrelemiştir. Bu şifre anahtarını bizim sitede kitap bölümüne girdiğinizde hemen kitabın başlarında görürsünüz.

Bir bilimadamı olarak bence eşsiz bir insan, sitede hayatını çalışmalarını ve kaynakçasını da yayına açtım. Şimdiki aşamada ise tek tek ürettiği modelleri eklemeye başlayacağız. Dolayısıyla gerçekten hayal ettiğim siteye ulaşmış olacağız.

Sizden rica etsem bu yazının içindeki "Orijinal Kitab-ül Hiyel’in tüm içeriğini buradan inceleyebilirsiniz" yazısında verilen linki şöyle düzeltebilir misiniz?

http://www.ebuliz.com/orijinalkitap

Tekrar teşekkürler kolay gelsin.

Ne acidan sifreli? Sen arapca okuyabiliyor musun, merak ettim. arastirmalarini sakincasi yoksa bizimle paylas lutfen. Siteniz ilginc olmus

@Gunesin Tam icinde,

linki bahsettiğiniz şekilde değiştirdim. değişikliğin onaylanması ile birlikte yazı da güncellenecek.

Tarihin farklı dönemlerinde farklı uygarlıklar medeniyet ve teknoloji açısından öne geçmiş yada geri kalmış. İcatlar ihtiyaçlardan ve yerleşik toplum düzenin verdiği rahat ortamlarda yeşerir. Türklerin kökeni ve konumu açısından oldukça geç yerleşik düzene geçmiş olmaları, yerleştikten sonrada aslında yerleşememiş olmaları diğer medeniyetler kadar mucit yetiştirememiş olmalarına sebep olabilir. Farabi'yi, Ali Kuşçu'yu, İbn-i Sina'yı bir kalemde silerek tarih sayfalarından geçemezsiniz. "Türkler olmasaydı tarih olmazdı" diyen Montesquieu'yu da anmadan geçmeyelim. (Pozitif-negatif ayrımı yapmadan!)

Ayrıca o kadar şeyi icat ettiler de insanlığın boyu bir arpa boyu uzadı mı dedirtmeyin gece vakti :P

bakınız; Erasmus "Deliliğe Övgü"

Who Is Me?

Oh God let me see

Who I ‘m trying to be;

Being me or

Being him;

Lost somewhere

In between?

Can I ever

See who I am?

Or am I moving

Too fast to know

Or too slow

To hear?

If I could just be:

Stop thinking,

Stop feeling;

Just be me.

Would I be free,

To finally see me?

I’m always free

To be me;

Whether I’m free

Or trapped in me.

Who the heck

Is really me?

Bu yazıda doğrusu en çok hoşuma giden Clicia nın herşeye korsan gözüyle bakan sadece kendi fikirlerinin doğruluğunu savunmaya çalışan yorumları... Sanırım bu tarihlerde o yerleşkede hangi Türk boyunun bulunduğunu pek kavrayamamış.Yazıda bu açıkça belirtilmiş "Artuklu Türkler".(Artuk Beyliği Anadolu nun Türkleşmesine en çok katkıda bulunan beyliktir.Andolunun kapılarını Türklere açan Malazgirt Savaşında da bulunmuşlardır.)El-Cezeri Artuk Beyliğinin buyruğu altında yaşamış bir toplumun parçası olduğundan ancak bir Türk olarak anılması mümkündür...Ben bir çok yazı ve kitap okudum ancak hiçbir yerde Cezeri nin bir Arap yada Fars olduğundan bahsedilmiyor...Eğer varsa böyle bir yazı bende okumak isterim...

Beni asıl etkileyen olay bu şahsın sanki bir düşmanı gibi davranıp olaylara tek taraflı bakması...Ne acıdır hayata hep önyargılı davranmak...

“Ben önyargılı mıyım?”
Yukarıdaki soruyu kendimize soruyor 'olabilmemiz ne kadar cesaret gerektiriyorsa '-çünkü önyargılı olmak, olduğumuzu farketmek veya olmakla itham edilmek pek hoşumuza gitmez- önyargıyı ve önyargılı olmayı çözmek de bir o kadar düşünmeyi gerektiriyor. Peki problem nerede? Önyargılı olmak, bunu kanlı-canlı bir sıfatımız hâline getirmek kötü bir şey mi? Kötü ise neden? Acaba, önyargılı olmak, adına önyargı denilen bir zihnî fonksiyondan dolayı mı kötü? "Önyar”nın kendisi kötü olabilir mi? O hâlde "önyargı nedir?".
Bu sorular bizim için önemliyse eğer, önyargıyı düşünme tarzımız (daha da geniş tutacak olursak hayata bakışımız) içinde nereye yerleştirebileceğimiz, onun zamanla kesinleşen yargılarımız içindeki yerinin ne olması gerektiği gibi önemli soruları da cevaplandırma yolunu bulabiliriz sanırım...

İlk gözlemde, ilk tecrübede oluşan bir ilk intiba olarak önyargı, insanın savunma mekanizmasının en dış zarfını oluşturan kendiliğinden bir tepki olarak ortaya çıkar.

Aslında yargılarımızla yaşarız. Hayatı, insanları ve insan davranışlarını, oturmuş, kökleşmiş normlar(ımız)ın belirlediği yargılarımızla değerlendiririz; yaşantımız da buna göre şekillenir. Fakat yargılarımızın kökleşme süreci önyargılarımızı test etmeden ezbere ve gözü kapalı cereyan ederse, zaman içinde yeni tecrübeler olmaksızın sürekli olarak aynı önyargıyı tekrarlamak ve onu temelsiz bir yargıya dönüştürmek bizi önyargılı hâle getirir. Önyargılı olmak veya önyargılarla hareket etmek: işte yanlış olan bu. Önyargılarımız olabilir ve bu gayet tabiidir, fakat sonraki yeni tecrübelerle kesinleşecekleri âna kadar bunları bir kenarda bekletmeyi, düşünce sürecimize ve davranışlarımıza yansıtmamayı bilmek lâzım.
Bize en iyilerini vereceğini söyleyerek, çoğu çürük elmaları satan bir satıcıyı bir hafta sonra pazarda gördüğümüzde yargımız bellidir. Burada bir defa alışveriş etmiş olmayı bu yargıya varmak için yeterli buluruz genellikle. Satıcının iyi niyetli olmakla birlikte dikkatsizliği sonucu böyle bir durumun ortaya çıkmış olabileceğini düşünmeyiz. Bu çok zayıf bir ihtimaldir. Çünkü önce kendisi bize söz vermiştir, bu bir; el çabukluğu ile poşete doldurduğu elmaların yüzde doksanı çürük çıkmıştır, bu iki. Böyle bir durumda onu bir daha denememiz çok zordur, şansı kalmamıştır. Fakat yargımızın sıhhatli olması için gerekli ve yeterli şartlar her zaman bu kadar açık ve net olmayabilir. Meselâ satıcı bize söz vermemiştir ve elmaların yüzde otuzu çürük çıkmıştır. İşte bu takdirde yine bir önyargımız vardır fakat, ona bir sonraki hafta bir şans daha verebiliriz. Burada iki veya daha fazla teste, yani belli bir sürece ihtiyaç olduğu ortaya çıkmaktadır.

Peki bu önyargılar size mi ait?
Bu sornun cevabını çok merak ediyorum doğrusu...
Şunu çok iyi bilirim:
"İki ucu keskin bir bıçaktır önyargı!"
Zihnimizde oluştuğu andan itibaren bize hata yaptırma ihtimali çeşitli sebeplerden dolayı yüksek olabilir, Bunlardan biri, önyargımızın başkaları, hem de hiç tanımadığımız başkaları tarafından oluşturulmasıdır

Ve sanırım zihnimize akan bilgiler arasında en hatalı önyargılarda bulunmamıza yol açanlar işte bunlardır. Bunların gelişini istesek de engelleyemeyiz (Sözgelimi, gazete, dergi veya televizyon programlarını izlerken bu türden bilgilere muhatap oluruz). Burada çözümsüz olan husus, şu veya bu şekilde oluşmuş ön yargılarımızı test etme ve doğruluğunu sınama imkânı bulamıyor olmamız iken, daha da kötü olanı, bu imkânı bulduğumuz durumda bile buna yanaşmıyor olmamızdır.

Bu sadece önyargı değil,genel önyargı.

Zaman, yer ve muhatap sayısı itibarıyla sınırlı sayıda gözleme dayandırılan yargılar gerçekçi ve kuşatıcı olamaz. Bunların genelleştirilmesi ise daha büyük bir haksızlık olur. Meselâ bir şehre atfen, "şuralılar sözlerinde durmazlar" veya "oralılar çok bencildir" demek için, oralıların tümünün tek tek tecrübe edilmiş olması gerekir. Aslında tıpkı yukarıdaki gibi, buna önyargı bile denemez, çünkü ön de olsa belli bir yargıda bulunmak için oralıların tek tek tümüyle muhatap olmuş olmak, yani üzerine hükmün bina edileceği vak'aların olması gerekir. Dolayısıyla, bu olsa olsa ciddi bir bühtan ve iftiradır. Kaldı ki tek bir kişi hakkında bile bunu söylemek için tatmin edici sayı ve muhtevada tecrübenin bizzat yaşanmış olması gerekir. Sonuçta bu, sağduyudan uzak, mantıksız bir kurguyla ifade edilmeye mahkum bir düşünme yöntemidir.

Peki hakikatin hiç hatırı yok mu?

Hayat herkes için acı, çünkü benim boş yere dilediklerime sahip olmuş nice insanlar gördüm, onlar da mesut değil.

bakalım daha neler göreceğiz ne yazıktır ki hiç bir değerin arkasında duramıyoruz Leonardo da Vinci dediğimiz saygıdeğer amcamızın yaptığı tasarımlar dünyaya ne kadar tanıtılıyor bir düşünün bir de kıçımızın dibinde yaşamış El-Cezeri amcamızın yaptıklarından hatta adından bile yeni haberdar olmamıza ama helal olsun ne diyelim benim gönlümden geçen birilerinin bu saati mesela mühandisler eşliğinde çözerek ki kitabında anlatmıştır bu amcamız nasıl yapıldığını o videoda da simülasyonu yapılşış olan meydan gibi bi kent meydanı için falan yapılıp inşasının sergilenmesi hem de çok değişik ve alışılagelmişten farklı olan bu saatle zamanın değerini farklı bir şekilde anlatmaları fakat kim koyacak bu taşın altına elini :S

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

reklam

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu