
Yoksa hepsi bir kenarından yakabildiğini mi yaktı?
Ya da kadim zamanlara ait bilgilerin yok olmasının bokunu birbirlerinin üzerine mi atmaya çalışıyorlar?
NOT: Yanıtı bilenler arasında yapılacak kurada kazanan bir kişi Babil Kulesi'nde 1 hafta all inclusive tatil kazanacaktır, duyurulur.
Başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır.
İnsanlar,
kitaplar,
eserler,
şehirler,
ülkeler,
medeniyetler...
Maddenin zamanla aşınması,
biçim değiştirmesi
kaçınılmazdır.
Yokoluş kaçınılmaz olan sondur!
Oysa ki,
bir ve tek olan,
gücün gerçek sahibi olan,
bilginin gerçek sahibi olan,
başlangıcı ve sonu olmayan,
doğmamış ve doğurulmamış olan,
zamandan ve mekandan münezzeh olan,
Allah (CC) için geçerli değildir bu kural.
Biz insanlar,
ne zamna ki O'ndan yüz çeviriyoruz;
işte o anda kendimize sahte ilahlar edinmeye
başlıyoruz.
Sonu olan, kalıcı olmayan, eksik, kusurlu ilahlar!
İnsanları,
eserleri,
şehirleri,
medeniyetleri
kutsallaştırıyoruz.
Onlara kutsal değerler atfediyoruz.
Halbuki, onlar da bir gün çürüyüp gidecek!
-Ezberci robot yetiştirme fabrikası-
okullarımızda,
hep bizden soruları cevaplamamız istenir.
Cevapları daha önceden verilen sorular...
Bize, kendi cevaplarımızı üretmemiz bile yasaklanır!
Ki,
kendi sorularımızı bile soramayız!
Ya cevaplar yanlışsa,
ya daha iyi cevaplar varsa,
ya sorular da yanlışsa!
Sistem bizden kölelik yapmamızı bekliyor.
Birer robot gibi davranmamızı...
Kendi fikirlerimizi,
kendi çözümlerimizi üretmemizi istemiyor.
Çünkü o zaman başkaldırmaya başlayacağız!
Bu yoruma sebep olan kısa yazı,
ve soru...
Kadim zamanlara ait medeniyetlerin izlerinin
kutsallaştırılmasının (putlaştırılmasının)
sonucudur.
Onlara ait kitaplar yakılmış,
ve suçlusu aranıyor!
Soru hazır,
cevaplar çoktan seçmeli...
Peki sonuç?
Okurun zihni biçimlendiriliyor.
Aynı kutsal işletim sistemi yüklenecek!
Okur suçlu arıyor, suçun tanımı empoze edilmiş!
Okur kendi bakış açısını yaratamıyor.
Çünkü metin ve sorular aynı amaca hizmet ediyor.
Cevaplar bile hazır!
***Gerçek niyet şurada gizli:
Cumhuriyet’in ilk yılları, Osmanlı’yı hem akıllardan hem gönüllerden silmek adına “Türk Tarih Tezi” oluşturma peşinde geçti.
Yaa, işte böyle!
Osmanlı kimliğini, İslam kimliğini
yokedeceksin;
yerine ne idüğü belirsiz
eski medeniyetlerle ilgili "teorilerini"
ispatlamaya çalışacaksın.
Soru:
"Neden bu işi, sayıklayıp durduğumuz
'bilim'e havale etmiyoruz?"
Araştırırsın, ölçersin, biçersin...
Ondan sonra sonuçlarıkabul edersin!
Ama olmaz!
Çünkü asıl olan amaç
hakkı silip batılı kabul etmektir.
Önce teori ortaya atılıyor,
sonra "zan"lar sayesine,
elde edilen veriler delil olarak kabul ediliyor.
Tıpkı "evrim teorisi" gibi!
Türklük üst kimliğinin ırkçı olmadığından bahsediliyor!
Peh, sözler kağıtta durduğu gibi durmuyor,
gerçek hayatta! Tıpkı içki gibi...
Mlliyetçiliğin her türlüsü,
faşizmin- ırkçlığın topal ayaklarından birisidir!
"Arapların dili, arapların dini, arapların elbisesi..."
diye diye İslam'ı küçümsedik!
Yerine, eski putperest medeniyetlerin hayranlığını,
ve barbar batının kültürünü- yasalarını benimsdik.
Ne oldu sonuçta?
İşte halimizi görüyorsunuz:
Aynı sistem AKP'yi iktidar yaptı, yaşasın demokrasi!
ABD'nin kölesi olduk!
Rezillik diz boyu.
Cumhuriyetçiler, laikler servet içinde yüzerken
millet eşşek gibi çalışıp aç geziyor.
Ve hala birileri sarık, sakal va başörtüsüyle uğraşıyor.
Lan, sınırlar çoktan çizildi,
ülke çoktan bölündü,
ABD restini koymuş!
Senin ödediğin vergilerle şampanya kadehlerini devirenler,
-bunu da çağdaşlık sananlar-
hala irticanın- laikliin tanımnı adam gibi yapamadılar!
Çünkü bu iş yavşak işi.
Sağ gösterip sol sallama işi.
Çevir kazı yanmasın işi.
Tereyağından kıl çekme işi.
Damara göre şerbet verme işi.
Karda yürüyüp izini belli etmeme işi.
"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!" işi.
Güç sahipleri, dünyanın geleceği için
öyle kararlar aldılar ki,
"ARTIK BİR MUCİZEDEN BAŞKA HİÇBİR ŞEY
KAÇINILMAZ OLAN KAOSUN ÖNÜNE GEÇEMEZ!
"
***
İnsanlar akıllı yaratıklar.
Güzel evler,
güzel binalar,
güzel bahçeler,
güzel sanat eserleri,
üretip duruyorlar.
Ve bunları yaparken de,
kendilerini güçlü zannediyorlar.
Gücün gerçek sahibini unutuyorlar.
Kendilerini bilgili zannediyorlar,
bilginin gerçek sahibini unutuyorlar.
Kendilerini ölümsüz zannediyorlar,
ölümsüzlüğün gerçek sahibini unutuyorlar.
Kendilerini sanatçı zannediyorlar,
sanatın gerçek ustasını unutuyorlar.
Peki,
işte size bir soru!
Doğru cevabı veren herkese bir hediye vaat ediyoruz!
Gerçek, size ancak gerçeği vaat ediyoruz!
O kitapların hiçbiri yakılmasaydı,
hatta,
hatta dünya tarihi boyunca yazılmış
tüm kitaplar önümüzde dursaydı
ne olacaktı?
Evet,
düşünün ve cevabını verin!
Size ancak gerçeği vaat ediyoruz!
işte cevap: “Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı. Atomu parçalayabildik, eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı elimize ulaşmış olsaydı, bugün çoktan uzayda galaksiler arasında seyahat ediyor olacaktık” pierre veya marie curie.
o kitaplar gerçek sahiplerinin ellerine ulaşsaydı maddi olarak çok daha ileri bir noktadaydık. manevi olarak bugünkünden farklı olmazdık herhalde.
şimdi vaat edilen toprakları, pardon gerçeği alayım. babil kulesinde 1 haftalık tatilde kabul edilir.
Sezar Kleopatra'nın saçlarına hasta oluyordu, bir gün dayanamayıp bir elçi gönderdi ve ona şu notu iletti: "benimle çıkar mısın?" Buna çok sinirlenmiş gibi gözükmeye çalışan Kleopatra'nın aynı zamanda içi içini yiyordu, ilk defa çıkma teklifi almıştı ama aynı zamanda kölelerin önünde karizmayı çizdirmek istemiyordu. Bir kaç gün düşündükten sonra cevabını bir papirus kağıdına yazarak yolladı. "Arkadaşlık teklifini kabul ediyorum ama şimdilik buna çıkmak demeyelim..."
Sezar 3 günlük bekleyişin sonunda aldığı bu saçma sapan cevaba dayanamadı. Hemen giyindi ve başına zeytin yapraklarından oluşan tacını taktı. Sütunların arasından hızlıca geçerek halkın önüde konuşma yaptığı arenaya geldi. Sinirli sinirli bağırmaya başladı:
"Maximus, minibus... Ne kadar komutan varsa hepiniz askerleri toplayın ve gidip İskenderiye kütüphanesini yakın. Yakın yıkın yağmalayın. Kağıt kağıt üstünde kalmamalı! Bundan sonra çıkma teklifi veya kağıda yazılan notlar tarihe karışmalı. Kültürü en kökünden silmek istiyorum." Sonra haince güldü ve kendi kendine mırıldandı: "Bakalım şimdi ne yazacaksın, benim küt saçlı kleom."
Bestloser, :))
Bence Babil gezisini hak ettin.
Ama maalesef buna karar verme yetkim yok.
-----------------------------
"Hepsi bir ucundan yaktı." demek biraz akla yatkın.
Ama,
Ya da kadim zamanlara ait bilgilerin yok olmasının bokunu birbirlerinin üzerine mi atmaya çalışıyorlar?
O üç kişi, zaten güç gösterisi yapmış.
Kimseye hesap verecek durumda olmadıklarına göre,
bok atma gibi bir dertleri de olmayacaktır.
Yok, bok atan kişilerden kasıt,
o şahısların sonraki kuşakları ve- veya
bugünkü hayranları ise;
yakma eylemiyle ilişkili olmadıkları
için yine mantıksal bir çelişki söz konusu.
------------------------------------
Neyse, gelelim kapanış yorumumuza.
Bilim ve teknoloji akıl almaz bir hızla ilerliyor.
Bugün içinde bulunduğumuz zaman,
büyük gelişmelere şahit olduğumuz bir devir.
Fakat şunu gözden kaçırıyoruz!
Binlerce yıllık bir gelenek devam ediyor!
Zalimlerin hükümranlık ve zorbalık geleneği!
Bizler evimizde plazma televizyondan
dünyayı izliyor ve çeşitli eğlencelerle
vakit geçiriyoruz.
Aynı anda dünyanın başka noktalarında ise,
insanlar açlıktan ölüyor,
insanlar vahşice öldürülüyor.
Gelişen teknoloji ezilen insana daha fazla
zarar veriyor.
Gelişen teknoloji zalimlerin elini güçlendiriyor.
Gelişen teknoloji bizleri eğlenceyle uyuşturuyor,
duyarsızlaştırıyor.
Eğer İskenderiye'deki kütüphane yakılmasaydı,
bugün bilim ve teknoloji daha ilerilerde olacaktı.
Köleler daha kolay ezilecekti.
Zalimlerin eli daha güçlü olacaktı.
Bizler ise,
hipersanalsimüle dünyamızda,
süperdijitalize sörraund oyun, film ve konserlerin
tadını çıkarırken;
daha fazla uyuşacak,
daha fazla duyarsızlaşacaktık.
Zalimler, oturdukları yerde
köleleri spesyeraund uzaktan kumandayla
yönlendirecek,
bir parmak hareketiyle dilediklerini öldürebilecekti.
Kadim zamanların üzerinden
çoookk zaman geçti.
fakat bazı gelenekler hiç değişmiyor.
-----------------------------------
Aşırı derecede önemli dipnot.
Hassas olduğumuz konularda fazlaca agresifleşip,
ağzımızı bozabiliyoruz.
Sözlerimizin çoğunu söylerken,
binlerce yıılık zaman aralığını,
sayısız olay ve insanı göz önünde bulunduruyoruz.
Serdar Sabri'ye karşı özel bir kinimiz yoktur.
Kendisini yeni mekanında ziyaret edip,
-utanmadan bir de-
yorum yazmışlığımız da vardır.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.