Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 3ayak.org'da: "xdepth raw"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

tuttum
0

K-O-M-İ-K

Ben ve yaz aşkım sahilde yürümekteyiz, tam


güneş denizin içine batmak üzere ve o manzarann


önünde fotoraf çekilmek istiyoruz. Güneş her an


batabilir ve manzara güme gitmek üzere. Çevrede de bizden


başka şahsiyet yok.. O anda birden nerdeyse takım elbiseyle karşıdan


gelen bir vatandaş görüyoruz. Hemen yanına koşuyorum


ve elimdeki fotoğraf makinesini ve kız


arkadaşımı göstererek" Abi pardon ya, şurda bi fotoğraf çekilebilir miyiz ?"


diyorum.. Adam bir makineye, bir bana, bir kıza ve bir de


sahilde batan güneşe bakıp " Heralde çekilebilirsiniz,


burası kamuya açık bir yerdir, sorun olmaz"


diyor ve yürüyüp gidiyor..




Geçen bakkalın birine girdim adam


arkadaşıyla konuşuyordu arkadaşı işler nasıl diye


sordu: Bakkal: Artık iş yok fazla kapatıp burayı İNTER-KAHVE


yapacam dedi.




Bir arkadaşımın başından geçmiş. Taksim Yeşilköy dolmuşuna binmiş gidiyor.


Akşamdan uykusuz olduğu için uyuklamaya başlamış, başı


sol yanında oturan yaşlıca bir kadının omuzuna düşmüş.


Kadın omuzunu silkip arkadaşı uyandırmış :- Beyefendi dikkat


etseniz. Bizimki toparlanmış ama biraz sonra yine uyku. Kadın


omzunu silkip arkadaşı uyandırmış, bu sefer


kızmış: - Ne yapıyorsun hayvan!. Bizimki ağzından salyalar


aktığını farkedip,söyleyecek birşey bulamayınca salak salak


sırıtmış. Kadın devam etmiş: - Aaa şuna bak bir de gülüyor, hayvan dedikse


kuş kelebek demedik ya AYI !




Halk otobüsündeyim. Gayet halk


bir şekilde yolculuk yapıyorum. Hemen yanımda köyden yeni


gelmiş sevimli, gariban bir kadın bir de kocası var.


Ama koca aşmış bir zat, iki de bir geğiriyo öküz, veyahut


ötesi hallerde seyrediyo. Neyse inicekler bunlar.


Yanaştılar kapıya. Otomatik kapı birden açılınca zavallı


kadın ürktü. "Anaam" diye geri sıçradı. Kocasındaki


tavır ne olsa beğenirsiniz. Elleri cebinden çıkarmadan ,


göz ucuyla kadına öyle bir baktı "ne tırsıyon ulan


öküz,accık medeni ol"




İbrahim Tatlıses bir gün mağazanın


birinde oyuncak reyonunda kocaman bir "pembe panter"


görür ve reyon sorumlusuna "ya bunun kırmızısı yok mu?"


diye sorar..




Bir keresinde sanayiye işim düşmüştü. İşim halledilirken köşedeki bakkala gidip birşeyler atıştırayım dedim. 15-16 yaşlarnda sıska bir


çocuk vardı içerde. Bir tost aldım kenardaki tabureye oturdum. Dükkan


oldukça küçüktü, çocuğun iki de bir


yanımdan geçmesi gerekiyordu. Her geçişinde


tuhaf bir koku duyuyordum. Sonunda dayanamayıp sordum.


Aramızda özetle şöyle bir diyalog geçti: - Yeğenim bu koku ne böyle ya?


- Ne kokusu abi? - Sende tuhaf bir koku var ama nasıl bir şey


anlayamadım. -- Haaa...dedi ve önlüğünün yakasını açtı. O anda


tam dumura uğradım. Otomobillerin dikiz aynasına asılan


kağıt kokulardan iki tanesi boynundaydı. -Abi dükkanda sucuğun falan


kokusu siniyor da ondan taktım!




Birgün marketin birinde meyve reyonunda


meyvelerden tadıyordum. İşte kiraz, şeftali vs vs...


Görevli de bana bakıyor ama ben hiç aldırmadan


yemeye devam ediyorum. Sonunda görevli yavaşça yanıma yaklaştı ve: "Abla


karpuz da keselim mi?" dedi...




Bizim bir arkadaş Ramazan'da (Boğaziçi camiine) teravih


namazına gitmiş. Ön saflarda da namaza durmuş.. Malum ön saflar daha sevaptır..


Neyse tam imam namaza duracakmış.. Ellerini kaldırmış


tam tekbir getirecekken arkaya dönmüş ve muhterem


cemaat lütfen "fill in the blanks" demiş.. ve bizim


arkadaş resmen bitmiş yani.. Gülmekten bi hal olmuş..


Neyse gülmesine biraz mani olmuş tam namaza durmuşken


tekrar hatırlayıp gülmeye başlamış ve abdestten olup


camiyi terketmiş bakışlar arasında..




"Kim 500 Milyar İster"i


seyrediyorum. Sanırım Marmara'da okuyan bir öğrenci. Kenan Işık


çocuğa sordu. Sporla aran nasıl? Çocuk baştan beri


sürdürdüğü ukalalıkla "Gayet iyi" dedi. 4 milyarlık


soru geldi: Teniste servisin üstüste 2 kez başarısızlıkla


sonuçlanmasına ne ad verilir? a. çift hata c. backhand b.


forehand d. net Gayet rahat bir biçimde "d.net" dedi.


Seyirciden öyle bir uğultu koptu ki ekranlardan dahi bu


gürültü duyuldu. Sonra cevabını değiştirdi ve "a.çift


hata" dedi. Bir sonraki soruya geçilirken Kenan Işık


çocuğa niye ilk cevabından vazgeçtiğini sordu. Aldığı


cevabın şokunu ben bile hala üzerimden atamadım. Kenan


abim ne olmuştur Allah bilir: -Az çok İngilizcem var zaten. Backhand


olamazdı zaten. Çünkü back arka demek. Kortun gerisinden vurursanız


backhand olur. Bu durumda forehand de kortun önünden vurma oluyor. Yani biraz da seçeneklerden gittim. Bir sonraki soru da Uluslararası Af Örgütü'nün kısaltması ile


ilgili. Kenan Işık çocuğun melül bakışlarına dayanamadı ve "Hadi yine


İngilizce'ni konuştursana" dedi.




Hisarüstü-Eminönü otobüsü. Orta


yaşlı bir adam bindi. Özel halk otobüsü değil. Adam,


şoföre dönerek: -Yalnız biletim yok, binebilir miyim? -Yolculara


sor. Adam bize döndü: -Binebilir miyim?




Bir firmaya bilgisayar kurmak için Adana'ya gitmiştik. Arkadaşımla sigara almak


için büfeye girdik. arkadasim: bi kısa camel verir misiniz


dedi.Gelen cevapla dumurun doruklarındaydık: -Ne yalvarıyon


lan adam gibi istesene!




Bandırma'da bir restoranın camı: "23 saat açığız"




Erenköy - Kadıköy otobüsü. Otobüs


Marmara Üniversitesi Durağı'nda dolmuş durumda. Arka


taraf ilerlemiyor. İnsanlardan arka tarafın


ilerlememesi üzerine tepkiler giderek artıyor ama arka


tarafta kıpırdayan yok. Bu arada şoför beyin herkesi güldürecek ve arka


tarafı ilerletecek açıklaması duyuldu: "Beyler lütfen ilerleyelim; otobüsün arkası da Kadıköy'e gidiyoooor..."





Bir gün kardeşim ben ve annem


Ankara'ya gidiyorduk. Kardeşim babamdan tuvalet için para


aldı.Tuvaletten çıktık ve kardeşim parayı adama


uzatıp 'amcaa iki öğrenci' dedi. Ben gülmekten


kırılırken adam 'yiğenim öğrenci farketmiyo, aynı


para'demesi beni bir kez daha yıkıma uğrattı...




Eski işimde, Hindistan'ın koyu müslüman kesiminden bir firmayla çalışıyorduk. Bir


gün telefon etmem gerekti, adama "how are you?" dediğimde


aldığım cevap tüyler ürperticiydi: fine elhamdullillah! yetmezmiş gibi bir


isteğimi ilettikten sonra gelen


tepki ise: okey inşallah!




Binmek üzre olduğu otobüsün


hangi istikamette gideceğini bilmediği için, en bilen


kişi olduğunu zannettiği şoföre sordu. -Mecidiyeköy'den geçer mi?


-Sen nereye gitcen kardaş? -Evee!"




İzmir festivalinde Efes antik tiyatrosundaki konsere doğru otobüsle gidiyoruz. Önümdeki koltukta beş ya da altı yaşında bir çocuk yanında ise


entel bir baba. çocuk soruyor: -Baba sonuncu sayı kaç,sıfır mı? Entel


baba: -Hayır oğlum sonuncu sayı "iks üzeri en"? Çocuk


dumur, ben çocuktan daha da dumur..




Arkadaşlarımla gezi amacıyla geçen sene Zonguldak'a gitmiştim. Dağlık bir yolda giderken bir tabela gözüme ilişti: "Osman Et Lokantısı 100


metre geridedir. Daha sonra geri dönüp bunun sebebini sorduğumuzda


ilgili kişinin söylediği söz:"Napalım arkadaşım anca burada yer bulabildik.




Bu olay Trabzon


Farabi tıp fakültesinde aynen yaşanmış bir olaydır. Acil kapısının


önüne kornalar çalarak 2-3 araç geliyor. içinden


insanlar fırlayarak klasik "doktorlar nerde sedye


getirin"şeklinde bağırmalar oluyor. Öndeki arabadan


çıkan bir kişi arkadaki arabaya hastayı arabadan


çıkarmasını söylüyor. Ve arkadakinin yanıtı: "SİZİN ARABADA DEĞİL MİYDİ?"

Yani vatandaşlar hastayı Rizede bırakıp diğer arabada olduğunu


sanarak Rize'den yani 1 saatlik yoldan son sürat gelmişler...




Besiktaş'tan minibüse binip Yıldız'da inecektim malum yokuş. Şoförün önü bildiğimiz


dantel,havlu ve bilumum süs eşyalaryla dolu ve de


havlunun ortasına özenle yerletirilmiş cep telefonu.


Tahminen iki yüz metre ya gittik ya gitmedik cep telefonu


çaldı. Şoförümüz sol dirsek camda, el direksiyonda sağ


eli ile cep telefonunu aldı ve açtı: - ALOOOO.. BUYRUN CEP TELEFONU....




Master yapmak için Amerika'ya gitmeye karar


verdim. Ankara, Kavaklıdere'deki Amerikan Büyükelçiliğine çarşamba


günü saat 10'da gittim.Lakin


vize işlemleri "Pazartesi-Çarsamba 8.30-10.00"


gibi bir ilanla karşılaştım elçilik kapısında.


Mecburen iş bir hafta sonraya kaldı. Pazartesi gittiğimde, saat henüz 8.30


olmamıştı.Kapıdaki görevliye, durumumu anlattm. O da bana


neden perşembe günü gelmediğimi sordu. Ben de kapıdaki


ilanı gösterdim. O da bana "O ilan İranlilar için"


dedi. Bu laf üzerine uzun süre düşündüm. Şu an


Amerika'dayım, hala düşünüyorum.




"ER RYAN'I KURTARMAK" filminin,


muhabbetleri vahşet ve hüzne çevirdiği dönemlerdi. Ben de


dayanamadım gidiyim dedim şu filme. Gittim, abi


film acayip manyak başladı tüm salonu uçurdu zaten ilk


10 dk.'da. Neyse izleyenler bilirler bir karakter


vardı "upham" miydi neydi?. Adam tırsak bir tipti öyle


savaşma falan gibi becerileri yoktu. Heyecanın


tavana vurduğu dk.'lardı. Filmin ortaları felan bu


bizim "UPHAM" korkudan arkadaşına cephane taşıyamadı


ve o herif öldü. Herkes kendi çapında bu senaryoya üzülürken arkadan


bir ses beni ve tüm salonu dumurdan

geçirdi : "ULAN ALLAH BELANI VERSİN. SENİ BU


FİLME ALANIN AĞZINA SI..YIM."




Geçenlerde Eminönü'nden


Aksaray'a giden treni kaçrmamak için altgeçide girdim. Bilirsiniz;


altgeçitte, sağlı sollu dükkanlar


ve seyyar satıcılar vardı. Bunlardan oyuncak


satan bir seyyar satıcıda gördüğüm bir oyuncak beni


dumurdan dumura soktu: ActionMan'leri biliyorsunuz... Amcalar onun


yerlisini üretmişler. "Macera Adam". Yalnız beni daha


da şaşırtan, Macera Adam (yani ActionMan) tam


bir Türk: Sakallı, Maltepe paketi var cebinde, bir adet Kırıkkale


silahı var, bir adet Kuran-ı Kerim (küçük


yeşil kitap yani), bıçak, yeşil renk bandana ve tesbihi var!




Bir dumur da Ortaköy'den. Eşimle bir akşam üstü Ortaköy'e


inmiş, elimizde gözlemelerimiz, batan


güneşin deniz üzerinde yaptığı ışık oyunlarını


ve gözyüzünün kızıla çalan renklerini izliyorduk.


Fakat, hiç bitmek bilmeyen bir cep telefonu


melodisi (çok kıvrak bir şarkının türevi), bizim, ses kirliliğinin geldiği


tarafa bakmamıza ve bir kez daha


dumura uğramamıza neden oldu: Gençler, cep telefonunu ortaya


koymuşlar, cep telefonunu çaldırıyorlar ve cep telefonu


melodisi bitinceye kadar dans ediyorlardı. Melodi


bitince, o telefonu yeniden arayıp, bu işkenceye devam


ediyordu.Adana'dan bir arkadaşım, bu melodi ile halay


çekenleri de görmüş... Öyle rivayet ediyor!




2 sene önce


Sevgililer gününde dolmuşla Kadıköy'e gidiyordum. Ön koltukta


oturuyorum, çalan radyoda dj şöyle bi anons yaptı "bu güzel sevgililer


gününde şimdi yanınızdaki o güzel insana dönüp


elini tutun ve seni seviyorum deyin" Arkadakilere bi


göz attım, oturan çiftler birbirlerinin elini tutup


seni seviyorum dediler. Önüme dönerken şoföre gözüm


takıldı ve şoför bana aynen şunu dedi: "Sakın aklına


bile getirme"




Yine her zamanki gibi IETT otobüsüne binmiştim.


Kibar bir amca ineceği durağa yaklaşınca düğmeye bastı ve orta kapıya


yaklaştı. Ama sevgili şoför otobüsü durdurunca sadece arka kapıyı


açtı, orta kapıdan inecek amcayı farketmedi. Bunun üzerine


amca "Şoför bey, orta kapıyı rica edebilir miyim?"


dedi.Şoför ne dese beğenirsiniz "Al götür, senin olsun"




İstanbul'a yatılı olarak okumak için gelen Anadolulu


arkadaşlarım bi sabah erkenden Kalamış


sahiline güneşin doğuşunu seyretmeye gittiler.


Baya bir süre bekledikten sonra güneşin arkalarından yükselmekte


olduğunu gördüler...




Arkadaşın hediyelik eşya dükkan var.


Camda "annenize babanıza sevdiklerinize bir hediye


alın" yazıyor. Dükkanda otururken teyzemin biri girdi


ve şunu sordu "olum burdan hep başkalarına bişey alıyoruz, kendime


bişey alsam olmaz m?"




Bir gün trafiğin çok da kalabalık


olmadığı zamanda bindiğim taksi ile yolda giderken taksi


şoförü birden önündeki arabanın şoförüne bağırdı:"Ya


kardeşim ilerlesene trafiği kapatıyosun!" Neyse


önümüzdeki araba hareket etti ve yanından son gazla


geçerken arabayı kullananın bayan olduğunu gören taksi


şoförü aynen şu kelimeleri kullandı: "Haa, ŞOFÖRÜ YOK


MU arabanın, anlaşıldı neden duraklayarak gittiği..."




Bir arkadaşım Topkapı otobüs duraklarında otobüsün


kapılarının açılmasını bekliyordu.


Hemen arkasında bir kadın ve çocuğu vardı, otobüsün


hareket saati geldiği zaman kapılar açıldı, arkadaşım


kadınla çocuğa öncelik verdi onlar otobüse bindikleri


zaman çocuk bomboş otobüste hangi koltuğa bineceğini şaşırmıştı, bir o


koltuğa koşuyor bir o koltuğa,annesi çocuğa: "Bak oğlum özgürlük işte böyle


bir şey."




Kısa anlatacam; üzerine düşünmeye vaktiniz


kalsın. Bi turist kiralık jipini parketmeye


çalışıyor,bir abimiz de yardım ediyo: Come with the ball,


come with the ball.!! Ne diyim?




Mevsimlerden yaz, berbat bi


sıcak. Ankara, Sıhhiye'de kuzenle otobüs bekliyoruz. Sıcağa


daha fazla dayanamayıp hemen ordaki büfeye gidiyoruz birşeyler içmek


için. Kuzen büfedeki tipe "Bize iki


Yedigün Light" diyor. Tipin verdiği cevap bizi koparıyor:


Yedigün Light kalmadı abi, Marlboro Light


veriyim mi?




Arkadaş evde bangır bangır müzik dinliyormuş. Annesi


de çıkarmış elektrik süpürgesini


bütün evi süpürüyomuş. Tabi gürültüden aletin


sesini duymuyo... Müziği kapatınca farketmişler ki


kadın çalışmayan süpürgeyle bütün evi dolaşıyomuş


yarım saattir.




Geçen yaz bi arkadaşımla Datça'da çarda


geziyoruz. Bi eczane gördük, camında da öküz


kadar puntolarla şu ifade: Alkolikler Müjde!!! Karaciğer yenileyen hap geldi!!!



Bu da benden ilave:



Behiç anlattı,minibüsle eve dönerken birden yanlarındaki araba ani bi hareket yapıyo,



şoförün ustalığı falan anca kurtarıyolar.Arabaya baktıklarındaysa dehşetengiz manzarayla karşılaşıyolar:Arabanın bayan sürücüsü,direksiyonu koyvermiş MAKYAJ yapıyo!!!!



Şoför diş fırçalıyanları da görmüşmüş!! Oha yani.


Yurtdışında yaşıyorum. Bigün icq'da


Türkiye'den bi kızla sohbet etmeye başladık.


Benim bilgisayar Türkçe karakterleri tanımadığı için,


Türkçe karakterler karman çorman çıkıyor, yazıdan bişey


anlaşılmıyor. Ben de kıza Türkçe karakterler kullanma dedim. o da ben İngilizce bilmiyorum ki dedi.





90'ların


başlarında Boğaziçi'nde okuyanlar bilirler, Uçaksavar'daki bir


"turistlik"lokantada


menü hem Türkçe hem de İngilizce idi. Bu menüden


dumura uğratıcı iki kalem ise:İçli köfte: sensitive meatballs


yani duygusal köfte ve Karışık salata: confused salad yani kafası


karışmış salata...





7 ahkam var
Sonraki yazı: borderline

Ahkâmlar

Yahu bunların hepsi ayrı ayrı bloglar halinde burada yada şurada var. Bence gereksiz bir blog olmuş.

http://www.serkanyoguran.com/

bunların çoğu internet sitelerinde defalarca yayınlanan geyikler, şehir efsaneleri vs. bunların, hele böyle toplu şekilde bir de burada yayınlanmasını aslında doğru bulmuyorum..

önceden bunları çok okuduk, çok güldük. sanırım biraz geç ulaştı sana:)

birinci tekil şahıs ağzından ya bi de, o acayip kıl oluyo. Hani ne adammış be neler görmüş geçirmiş valla gibi. Alt alta iki bloğun birinde bakkal çırağı abi diye hitap ederken diğerinde market görevlisi karpuz da keselim mi abla diyince o hissiyat artık iyice laçklaşma haline girip bu benliğin ırklar ve cinsiyetler üzeri bir süper-olay-yaşayıcısı olduğu düşüncesini uyandırıyo.

..sanki Embesilde gördüm gibi hatırlıyorum ama.. Bildirgeç'te olabilir...

bunu ben yaşadım diye yazmadım sadece benim elime geçmişti copy/paste olayı

ya boyle $eyler yazilmasin. gunluk hikayeler, kendi emegimiz falan. neymi$. burasi mail list degil ki...

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

serbest: son ahkâmlar

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu