
Son yıllarda, takımın, bazılarına göre "talih kuşu", bana göre "yüz karası" Tayyip torpillemeleriyle havalanarak, ikbal merdiveninin basamaklarını birer ikişer çıkması, bu yükselişin değerini -indimde- bir hayli düşürdüyse de; öte yandan, ezelden Kasımpaşalı olarak, -öyle veya böyle- gelinen bu son durumu sevinçle karşılamadım da diyemem doğrusu..
Çelişki mi dediniz?. Bence pek değil..
Gerçi, gayet açık yüreklilikle üstte maruzatımı bildirdim, muhalefet şerhini de koydum; ancak, -duygusal bir tip olarak- pek sık yapmadığım bir şeyi yapmamı, olanlara hayatın/ülkenin gerçekleri penceresinden bakmamı salık verenlere kulak verince, gördüklerim sizin de tahmin edeceğiniz gibi hoş şeyler olmadı..
Şöyle söyleyeyim; yurdumun büyük çoğunluğu, bu olup bitenlere özetle: "Parayla değil sırayla" ya da daha cuk oturtarak, "Sırayla değil parayla" diyor maalesef..
Her neyse; ben yine o hisli dünyama dönerek, kulübümle -kendimce- yaşadıklarımın bende bıraktıklarını son olarak ortaya dökeyim de kaçayım.
Yıllarca üçüncü ligde cebelleşen lacivert-beyazlı takımımı, bir avuç taraftarıyla birlikte, yaz-kış Şeref Stadı(!)'nın kırık dökük basamaklarında boğazımızı yırtarcasına destekleyerek geçirdiğim ortaokul çağı günlerimin, bu gelinen aşamada bir küçücük pay sahibi olduğuna inancım, -her şeye rağmen- kendiliğinden oluşan bu sevinci bana yaşatıyor.
Bir zamanlar, kış günü Boğaz'ının buz gibi ayazını iliklerinde hisseden o güzelim kadim taraftara; üç kuruş transfer parasına kah Kulaksız'ın çamur deryası antrenman sahalarında yuvarlanan, kah Vefa'nın, Şeref'in zımparavari toprak sahasında derilerini bırakan o fedakar topçulara, selam olsun buradan.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.