Beni terk eden kadınları hep sevmişimdir. Onlar en azından beni, uğraşmak istediğim şeyle baş başa bıraktılar. Engel olmadılar ve ben özgür kaldıkça daha çok uğraştım o şeyle. Onlar beni terk ettikçe ben yalnızlaştım ve bu her zaman iki tarafında işine geldi. Kadınlar terk etme zevkini aldılar, ben de bu sırada farklı kadınlarla farklı deneyimler yaşamış olmanın verdiği tecrübeyle oyalandım. Birer ay, on beşer gün beni deneyip küçük mutluluklarla evlerine döndüler, birçok genç kızın günlüğünde rol aldım ve çoğuna âşık oldum. Hakkını vermeye çalıştım elimden geldiğince. Kadınlar erkeklerden daha çok farkındaydı, hayatlarının aslında birer oyun olduğunun. Kural dışı yaşamak bir kez olsun denenmeliydi onlara göre, istedikleri zaman gelip benimle birlikte oyunbozanlık etmelerine izin verdim. Onları sevdikçe kaybettim, kaybettikçe amacıma ulaştım. Onları hep sevdim, birlikte oldukça o güzel renkli hayatlarına özendim ama hiçbir şekilde bu oyunun kurallarına uyamadığımı en başından hissettirdim. Diğer türlüsü adaletsizlik ve yalancılık olurdu. Hiçbir kızgınlığım yok ama hâlâ hepsini deli gibi kıskanıyorum. Ben bir deliyim çünkü bütün dünyanın deli olması imkânsız. Terk eden kadınlarım bunu hep başından biliyorlardı… Kaybetmeyi sevdiğimi hissettikleri anda, neyi kaybettiğimi sorgulayacak kadar meraklı oldular hep. Bu yüzden kadınları kedilere benzetmiştim. Merak düşüncenin anasıydı. Ve işin bundan sonrasını hiçbir zaman merak uyandıracak kadar gerekli görmediler.
Dikkat ettiyseniz kadınların ellerinde hep büyük bir güç var. Ve yine dikkat ettiyseniz bu gücü kullanmayı bir türlü beceremiyorlar. Ben kaybederken böyleydi…
Bu güne kadar beni terk eden kadınları hep sevmişimdir çünkü en büyük çıkarımlarımı, en sosyal düşüncelerimi ve kullanabileceğim en büyük gücü bu kaybetmeler sayesinde kazandım. En sosyal düşüncelerimden biriydi: “bütün büyük güçlerin, büyük yenilgiler sayesinde doğduğu”
En içinde hissettiğim aforizmaydı: sahip olduğum şeylerin, sahiplerim olduğu…
En gözümün önündeki silahtı, aşkın, bir seviye üste çıkmakta olan kişiye basamak aracı olduğu.
En korkulu rüyamdı güzellik denen şeyin, uydurma bir kavram olduğu.
Gerçeğe itti kadınlar beni, gerçek dışılıklarıyla ve sahtelikleriyle. Onları hep sevmişimdir, gerçeği, biz erkeklerden çok daha çabuk, farklı bir kimlikle kabullenebildikleri için.
“Sarışın, mavi gözlü, kıvırcık veya esmerlerim. Kadınlarım, sevgililerim…
Şimdi sevginin aslında neye dönüşmekte olduğuyla hiç ilgilenmeyenlerim. Neye karşı korkusuz olduğunu bilmeyen korkusuzlarım. Rüya yaratıcılarım ve mutluluk doğurganlarım. Acıyı şekillendirip, aşkı görselleştirenlerim. İnce ruhlu doğuştan sanatkârlarım. Güzellerim.”
Onlar beni terk ettikçe ben şekillendim. Acılar bir kayayı yontar gibi yonttular yine beni. Ortaya çıkan heykel, beklendiği gibi bir boka benzemedi. Çünkü onları hep sevdim. Çünkü yumuşak bir at gübresi gibi olduğum yere yığıldım. Özüme dönmek isterken bir boka dönüştüm ve özümün bok olduğunu anlatmaya çalıştım. Gerçek buydu. Bunu bulmak için mi beni ömür boyu mutlu edebilecek tek bir gerçek aşk fırsatını tepmiştim? Evet bunun içindi.
Özüm boktu ve ben özümü gerek tuvalete sıçarak gerek yazıya dökerek kusuyordum.
Onlar beni terk ettikçe ben şekillendim. Acılar bir kayayı yontar gibi yonttular yine beni. Ortaya çıkan heykel
Ferhat'ın kayaları delen olağanca gürzüvari...
Beni terk eden kadınları hep sevmişimdir. Onlar en azından beni, uğraşmak istediğim şeyle baş başa bıraktılar.
giriş herşeyi anlatıyor ve çok yeterli.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.