Biz Kolombio'da iken günde 15 saat tarlalarda çalışır, bir göz oda evde kalırdık. O zemanlar en büyük eğlencemiz bir çay demleyip, sigara yapıştırıp iki kelam edip uyumaktı. Hayallerimiz vardı o zemanlar. Bir çiftlik evi alıp sebze meyve yetiştirmek, hayvanlarla uğraşmak. Sonra amerika'ya inandık ve amerika'ya taşındık. Şimdi tek hayalimiz taksitlerimiz bittiğinde arabamızı değiştirip yeni bir eve geçmek; ve koltuk takımlarını değiştirmek.
Not: Bu yazı alabildiğine anlaşılır yazılmıştır. Kolombio; kolombiya demektir. Kolombiya'ya kolombiyalılar kolombio dediklerinden öyle yazdım. Sigara yapıştırma deyimi; tütün sarmak manasında kullanıldı. Amerika'ya inanmak ise Godfather filminin ilk 10 dakkasında geçmektedir ve anlam olarak taşı toprağı altın istanbul'a göçen köylülerle bizi eş tuttum.
yazınızdan gerekli dersleri aldım,
ben sarıkızımla ve 2 kazımla madagaskardaki köyümde biber ekmeğe devam edicem, asla plazma tv alma gibi bir olgunun peşinde koşmıycam,
sen fakir balikciyla ,amerikali milyonerin hikayesini cok iyi biliyorsun ...eeeeee epifani filozofu olmaya gerek yok....ben bu konunun maturasini yapiyorum yakinda tezini yazacam:-))) tezci teyzeye duyrulur :-))
Değişen dünyada, eğer bir tarlam olsaydı hala, en çok çiçek ve en çeşitli meyve benim olurdu...Ama tarlam düşlerimde şimdi...Modelleri kullanmak ise sadece benim rahatlığım, sarfettiğim çaba ise benim umutlarıma ulaşma isteğim...Bunları gerçekleştirmem ise başarım..
Cebimizde beş kuruş olmadan evimize 2 tane plazma tv almak uğruna meydan muhaberesi verdiğimizi atlamışsın zen insanıı:)))
inan anlatınca aklıma geldi. 1187 yılının 4 temmuz sabahı açıyorum gözlerimi kudüs'te. tarikatın üstadının kararı kesin olduğundan ödüm kopsa da gitmem zorunlu. zırhı giyip kudüsün kapısından çıkıyorum. mahşer gibi kalabalık. eyyübi ordusu ile savaşacağız. ulan hayatımda elime kılıç almamışım. ne kadar ağırmış bu meret. bir de bunu kaldırıp savuracağımı hiç aklım almıyor. zırh desen zaten felaket bir mevzu. insan içinde hem terliyor, leş gibi kokuyor, hem acaip ağır. daha şehrin kapısından çıkmadan yorgunluktan ölüyorum. ağzıma toz toprak doluyor. nefes alamıyorum. iyice korkuyorum. öleceğimi anlıyorum gün kavuşmadan. kabulleniyor. sabah uyanıyorum. acaip ferahlıyorum.
tek göz evinde oturmaktaydı Hunhar Dede.. sallanan sandalyesinde, şöminenin kıyısında.. elma soymaktaydı.. elma kabukları.. ateşe atıldığında çok güzel kokmaktaydı..
zen...! aza çoğu sığdırmak, bir küçük yazıda neleri anlatmak...!!
bitmeyen hayaller, bitmemesi ve yerine yenilerinin mütemadiyen getirilmesi marifeti ile insan ömrünün birilier tarafından bitirilmesidir olay....!
acı, ama koltuk takımlarının cazibesi kadar gerçek...
benim bir tarlam var. düşle ekip, gözyaşımla suluyorum. damlama usulü oluyor: en iyisi. azardan, ufaraktan büyüyor, ne büyüyorsa artık!...
elma kokulu tek göz ev geçmişin izleri ile dolu.. gramofondan odaya yayılan çıtırtılı taşplak sesine dalmıştı Hunhar Dede.. duvarlardaki bütün siyah beyaz fotoğraflar ona bakmakta sanki.. üstüne üstüne gelmekte geçmişi.. kurtulamıyor onlardan Hunhar Dede.. konuşuyorlar.. fısıldaşıyorlar aralarında.. belliki onu çekiştiriyorlar gözünü her kapattığında.. kararmış çerçevelerin ardından.. gramofondan odaya yayılan çıtırtılı sesler bir şarkı suretinde elinden tutup yaşama bağlıyor Dede'yi..
...geçmez günler unut kendini
bu hayat zor var mı çaresi
zaman aksın hızına bakma
seni dinlemez nasıl olsa
bırak aksın seni de götürsün
hepsi hepsi hayat nasıl olsa.
Tüm hafif insanlarına ahkam ve paylaşımları için teşekkür ederim. İnternet cafe insanı, rüyalar aşikar anlatılmamalıdır. Hatta anlatılmamalıdır.
İnan6666 insanı sizin için kısaca bir açıklama yapabilirim;
Der her teref zi hayl-i havadis kemingehist
Z'an rû inan keşide devâned süvar-i ömr
İn yek du dem ki furset-i dîdâr mümkünest
Der yab kar-i mâ ki ne peydâst kâr-i ömr
kucağındaki tabağı bırakıyor Dede Hunhar.. içinde yarım elma.. şöminenin üstündeki rafa uzanıyor eli.. ağrıyan bacaklarına inat kalkıyor parmak uçlarında.. oradan aldığı kahverengi cildi yer yer ipliklenerek dağılmış olan bir kitabı çekip alıyor.. cildin üzerindeki yazıların yaldızları silinmiş ama kabartmalardan eski türkçe ile şu yazı okunuyor;
"HAFIZ"

Yasim henüz 9, yil 1972 Babam bizi birakip Alamanya'ya gelmisti, burada sadece 2 sene kalip dönecekti bir ev, bir tarla parasi diyordu hep...
Her nedense bu parayi 2 senede biriktiremedi, 2 sene daha diyordu.. ama o her 2 sene demesinde Türkiye'de enflasyon cikiyor evvelki hesap bir türlü uymuyordu.. böyle böyle 1979'a kadar sürdü, sonunda anladi olmuyordu, olmayacakti.. artik hem o'nun hem bizim gurbetlik canimiza yetmisti, bizi de aldirdi yanina.. simdi onun yasi 67 emekli, en büyük cocuk ben 44 olduk.. hala dönme hayalleri bitmedi bitmeyecekte...
Niceleri gitti döneme di
Bu ülkenin insanına revamıdır bu çig yavrusu gibi dağılmışız Dünya'nın her yerine bizim kadar dağılmış bir millet var mı yeryüzün de
Hak ettik etmedik ayrı bir mevzu ama bu ülke belli bir noktaya gelse ve bu dağınıklık en azından durdurulsa diyorum artık.
Kaderimiz böyle yazilmis cekecegiz.. neden nicin demenin bir anlami yok! Gercek bu.. sagolasin necronamber.
Arkadaslar sakin yanlis anlamayin.. duygu sömürüsü gibi algilamayin.. biz alistik artik Avrupa'ya kök söktüren Türkleriz biz. Her firsatta ülkemizi, milletimizi korumaya, kalkan olmaya gönüllü Türkleriz biz. Artik öyle isci misci de degil, is veren bulunduklari ülkelerde en üst noktalara tirmanan Türkleriz biz. Kimimiz Milletvekili, kimimiz is veren.. sayimiz 3 milyon, sadece Almanya'da 50,000'i askin isyerlerimiz var, bunlar sadece döner budeler degil, 100,000'lerce isci calistiran firmalara sahibiz. Bir elimiz Türkiye'de, bir elimiz Avrupa'da.. soyumuz belli.. biz iliklerimize kadar Türk, ve müslümaniz...
Biz kolombio'dayken bir tane kasap nurettin amca vardı -Allah ondan razı olsun- pazar günleri adana yapardık mangalda. Hatta chile'li komşularımız çok sevmişlerdi adana kebapı; sonra öğrendimki fernandes gonzalez ponce, bir adana kebap salonu açmış chile'ide. İşte o kadar muthiş bir kültüre sahibiz. Biz döndük Türkiye'ye yalnız nurettin amcadan sonradan haber alamadık. Zaten o dönemler kolombio çin sınırında iç savaş vardı. Allah yardımcısı olsun. Ama kolombio'da kahvede takılırdık boş zemanlarda; nurettin amcayla gençlere batak, 51, king, kılıç gibi bir çok kağıt oyununuda öğreterek; kültürümüzüde yaymış olduk. Eski zemanlar. Orda manavlık yaptığım sürece bir kere bile kimse pazarlık etmedi benle. Türkiyeye geldim; yarım kilo domates için pazarlık ediyor teyze. Tövbe tövbe sabah sabah yine asabım fırladı...
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.