Miriam Williams, kitabında Tanrı'nın Çocukları adındaki bir tarikatta geçirdiği yıllarını anlatıyor.Kitap, kahramanımızın tarikata girişiyle yarım bıraktığı kariyerini, uyanışının ardından devam ettirmesi ve yaşadıklarını bilimsel bir bakış açısıyla ele almayı denemesi sebebiyle bir biyografi olmanın ötesinde. İnsanların hangi sebeplerden ötürü bu tarikata katılmayı seçtiklerine dair önermeler sunması ve tarikat yapılanması aracılığıyla insanlar üzerinde ne denli büyük bir tahakküm kurulabildiğini göstermesi dolayısıyla dikkatle okunması gerektiğine inanıyorum.
Günlerini dualarla, ayinlerle ve çeşitli angaryalarla tamamen dolu ve itaat esasına dayalı olarak geçiren üyeler, zamanla, sorumluluk almaktan kaçınmanın, karar vermek üzere meseleleri muhakeme etmekten vazgeçmenin plastik konforuna kapılıverir. Ayrıca, doğal olarak tüm dini yapılanmalarda olduğu gibi itaat etme vektörünün kadınlar üzerinde hissedilen şiddeti (!) çok daha yüksektir.
Zaman içerisinde David Moses, tarikatın korkunç bir hızla genişlemesi, önce avrupa, ardından tüm dünyadaki kolonileşme hareketlerinin etkisiyle dini olduğu kadar politik bir kişilik haline de gelmeye başlar. Müritleri üzerindeki tahakkümü ise, onlardan özgür bir insanın asla kabul etmeyeceği türden taleplerde bulunmasını sağlayacak şekilde artar. Müritlerinden, sırasıyla, kadınlarını paylaşmayı, arayış içerisindeki varlıklı insanları tarikat bünyesine katabilmek uğruna bu insanlara tanrının sevgisinin (!) sunulmasını, zamanla bunun karşılığında para elde edilmesini, tarikat çocuklarının dahi cinsel istismar konusu edilmesini bekler. İstedikleri ne oranda korkunç gözükürse gözüksün, karşılıksız kalmayacaktır.
David Moses ve yakınlarının bir elit zümre oluşturmaları, herşeyin üstünde yetkiye sahip oluşları sebebiyle istisnayi durumlar yaratmayı çok iyi beceren liderlerin türemesi de dahil olmak üzere daha bir çok gerçeğiyle, örneğin hastanın doktora gitmek istemesi inançsızlıktır, mantığın çok uzağında olmasına rağmen, insanlar ayrılamayacak denli sağlıksız düşünmektedir. Miriam bu noktada karşımıza, tarikat üyelerinin küçük yaşta karşılaştıkları cinsel istismarlar, üyelerin toplumu yozlaşmış bulmaları ve değiştirmek hususunda idealist olmaları sebepleriyle tarikat üyesi haline geliverdikleri önermeleriyle çıkıyor.
Kitap, cemaatleşmenin safhalarını, tipik kabullenimlerini ve finansal kaynakları nasıl elde edip doymaz, iflah olmaz bir düzen haline geliverdiğini içeriden birinin gözüyle anlatıyor. Ayrıca, tarikatın kolonileşme hareketinin, sömürü ülkelerindeki halkların ihtiyaçlarıyla, yaşam algısıyla alakasızlığının çok ötesinde, bir çeşit inanç ithalatı şeklinde gerçekleştiğinin gözden kaçırılmaması gerektiğine inanıyorum.
Dolayısıyla kitap, tüm kaynaklarının yeşil sermayeye peşkeş çekilmediği (!), cemaatlerin kendi yapılanmalarına çözülemeyecek denli derin ağlarla bağlı kıldığı güvenlik güçlerini kendi özel kolluk kuvveti haline getirmeye başlamadığı (!), insanların ülkelerinin sahipsiz olmadığını göstermek uğruna olmadık gerekçelerle zindanlarda kanserden ölmediği (!), delirmediği (!), çürümediği (!) ve zaten sahipsizleştirme yolunda birçoklarının katledilmediği (!), cemaat soruşturmalarının susturulmadığı (!), cemaat-vakıf-terör üçgeninde kas kusturulmadığı (!), şeyhler-dervişler ülkesi olmayan (!), geleneksellerin çocuk tecavüzcüsü çıkmadığı (!), gemiciklerin alıp başını yürümediği (!), çiftçinin kovulmadığı (!), işçinin dövülmediği (!), ulusalcılığın suç sayılmadığı (!) ulus devletlerin insanları için devletin varlığı ve bütünlüğü yitirilmeden önce okunması gereken yüz kitaptan biridir.
wikipedia
xfamily
amazon
antoloji
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.