Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan sinepil.org'da: "Robert Downey Jr."

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

2 Ocak 2007 gecesi; Bursa'da lodostan 59 kişi zehirlendi...
Kaynak: Yazılı ve görsel iletişim organları...

Bilindiği gibi; Bursa, Güney Marmara'da bir yeşil kent... Her nedenli yeşilini yoketmek, yakmak, çalmak için uğraşlar verilse de, yeşil adını yitirmemek için direnen bir yeşil kent...Bir de Güney'den esen yeli, bir diğer deyişle lodosu olan kent...Kentin üstüne kapkara çöken kirliliği doğallıkla dağıtan, kentin havasını arındıran da Bursa'nın bu lodosu...
İpekçilik Enstitüsü'nün ( ki diğer adıyla Tohum Mektebi; Bursa ipeğinin böceğinin tohumunun yetiştirildiği okul ) komşuluğundaki evimizden Setbaşı İlkokulu'na başladığım 1960-61 yılından bu yana bilinçli bir biçimde lodosla tanıştığımdan, diyebilirim ki lodoslu Bursa'nın LODOS ÇOCUKLARI'ndan biri olarak büyüdüm. Okula giderken, lodoslu günlerde annem öğütlerdi:
-Aman saçak altından gitmeyin, başınıza kiremit düşer...
Annem yalnızca böylesine bir uyarıda bulunurdu, o kadar...Ne okullar kapatılırdı lodos esecek diye, ne de Ölüm
Meleği bizlere lodos kimliğinde gelirdi...Çünkü o günlerde Bursa evleri iki katlı ( ne de olsa birinci dereceden deprem kuşağında yaşadığımızın bilincinde olan yerel yöneticiler, 3 kattan çoğuna izin vermezlerdi ki bunun bir diğer anlamı; o günlerde oydan çok, oyverenler daha önemliydi ), sokakları bol ağaçlı, apartman denilen ölüm tuzaklarıyla çirkinleştirilmemiş, en önemlisi de okulların çatıları uçmaz, yap-satçılar devleti yanıltmaz, devlet görevlileri de yetkelerinin "denetim" olduğunun ayırdındaydı. Bir de lodos estiğinde sobalar yakılmaz ( ki gerek de yoktur, çünkü lodos estiğinde hava ılık olur ), doğaldır ki lodos kurbanlarına helvalar kavrulmazdı. Sonraları neler oldu, ne değişiklikler yaşandı da Bursa'da çocukları yel aldı süpürdü, bir de uçan çatılardan düşen damlalarla sel aldı götürdü...
Mart 1994 seçimleri öncesinde Yıldırım İlçe Yerel Yönetim Başkanı'nın yapımına gözyumduğu, Uludağ'ın yamaçlarında, orman sınırının içinde yükselen beş katlı gecekondu-apartmanlar, ardından yine ilk kadın başbakanımızın döneminde sözverdiği imar afları, derken Teferrüç bölgesinde yaşayan çocuklar için açılan okullar ki Uludağ'ın eteğinde, başkaldırırcasına doğaya, başkaldırıcasına lodosa, sele, yağmura...Doğa bu; dinler mi us dışı eylemleri, istemleri?...Uçuruverir çatıları...Üstelik; "Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir" anlayışındaki yetkililer umursamazsa bu yaşananları...Ne de olsa en kolayından nüfus planlaması...Yerel ve genel seçimlerde oy toplama kaygısıyla; ulusumuza saygısızca, sorumsuzca Doğu'dan Batı'ya göçü özendirme, Anadolu'nun yoksuluna liberal libas giydirme çabaları...Kentte sanayileşme, siyasetçilerin "iş var, aş var" yalanıyla, tarım topraklarının talanı...
Ardından dağ-tepe, orman-dere yerleşmelere açılacak, sonra lodosta çatılar çevreye saçılacak...Sonuç; 1998'de 7 can...1999'da neyseki sorunun yaralılarla geçiştirilişi...O günlerden bugünlere pek çok ölüm, pek çok zehirlenme olayı ve 2007 yılının ilk lodos zehirlenme duyumları; 2 Ocak gecesinden 49 zehirlenme...
Henüz Bursa'ya kış gelmedi, kar yağmadı...Kar yağsa en çok birkaç gün kalır kentte, ardından lodos eritir, siler, süpürür karı ve de pekçok canı...İşte bu bağlamda sormak gerekir ki; günümüzün Bursa yerel yönetimlerince, geçmişde yaşanan yanlışlardan ders alınıp, yetersizlikleri gidermek, onarmak ya da lodosa karşı alınacak önlemler için kentimize sonradan gelenleri uyarmak ( seçim yatırımı için ev ev dolaşıp oy karşılığı gıda yardımı yapmanın dışında ) için neler yapılıyor?...Yoksa; "Söylemimiz AK'tan, Ölüm Hak'tan" düşüncesiyle, lodosta öleceklere yalnızca beş metrelik AK KEFENLER mi hazırlanıyor?...
Daha önceki yerel yönetim de; "toplam kalite" söylemiyle gelmişti yerel yönetime güvercinlerini uçurarak...Kuşkusuz "toplam kalite" çağdaş bir kavram, iyi de "Neredeydi kalite?"...Yaşam alanlarının insan sağlığına uygunluğundan bile öncelikli, sağ kalmasına uygun olup olmadığını ( ki 1998'de 7 çocuğun yitirildiği gerçeğinden yola çıkıldığında ) incelemeden, araştırmadan yapılar yapılsın, "imar affı" çıkarılıp, halkın ağzına bir parmak bal çalınsın, karşılığında oylar sandığa atılsın, "gelsin yerel yönetimlerin egemenliği" düşüncesinde miydi?...
Gerçi sorunsalın başlangıcı vurgulanırken, 1994'ün yerel yönetimlerinin anılması nedeniyle sanılmasın ki bu yanlışların öncüsü onlar...Kuşkusuz onlar değil, onlar yalnızca ardılları...Kaldı ki bu yanlışların başlangıcında, o günlerde belki onlar henüz çocuktu, belki de bu Dünya'da bile yoktu MENDERES'in; "her mahallede bir milyoner" düşleriyle, Batı'ya göçü özendirdiği günlerde...Bilindiği gibi; bu yanlış kararların sonucunda enflasyon canavarımız her mahallede bir değil, binlerce milyoner yaratmasına yarattı da bununla birlikte her mahallede yeni yeni gömüt alanları açıldı. Korkarım ki bu gidişle; her yapının otoparkı, oyunparkıyla lodostan ölenler için gömütlükler oluşturması da koşul olacak yeni yapılaşma tüzüklerinde, yönetmeliklerinde...Ve Nazım Usta da dizelerini yeniden yazma gereği duyacak...

Hoşgeldin bebek; yaşama sırası sende
Senin yolunu gözlüyor; fuhuş mafyası, porno tacirleri
Uyuşturucu - tiner bağımlılığı, lodosta duman zehirleri...


7 ahkam var
Sonraki yazı: GÖLGELER

Ahkâmlar

Duyarlı yazınız için teşekkürler...Ama Nazım'ın şiirlerini bu kirlenmişliğe alet etmesek...

souls on fire

Nazım da o günlerin kirlenmişliklerini dile getirmişdi anımsarsanız;
"Senin yolunu gözlüyor;
Sarı çiçek, sıtma, kuş palazı, boğmaca
Yürek, enfarktüs filan,
Savaş, işsizlik, açlık falan..."

Ve bu sorunların kimilerine çözümler bulunsa da; kimilerinin boyutları çok daha büyüdü...
Bu sorunlara çözüm bulmayanlar/bulamayanlar; işlerine geldiğinde Nazım'ın dizelerine sarılıyorlar ya...Belki utanırlar da çözüm üretirler diyedir Nazım Usta'dan yardım alışım...

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

güzel yazı... eline sağlık.

RakıRokaBalık... yada sizin dediğiniz gibi . RRB

Çocuklardan söz açılınca; son günlerde bir de NESİN VAKFI'na ilişkin bir olay gündeme getirildi...
Devlet korumasındaki çocuklara, devletin koruma sağlayamayışına yönelik eleştirilerden kamuoyunu uzaklaştırmak, konuyu saptırmak, bakışları/yorumları/sorgulamaları başka hedefe kaydırmak amacıyla; bu arada da hertürlü olanağı değerlendirip Değerli İnsan Aziz Nesin'in adına kara çalmak, leke sürmek için...Kuşkusuz bu girişime ussal düşünceli hiçbir yurttaşımız kanmadı...
"Aziz Nesin, sen nesin?" sözleriyle onu yoksaymaya çalışanlar, Sivas'da ateşe atmaya kalkışanlar; onun en değerli yapıtı NESİN VAKFI'nı kirletmek istediler, kirli dilleriyle...13.Ocak.2007/Bursa

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

Bu yazımda Nazım Hikmet'den esinlenerek, eğer ozan yaşasaydı, günümüzün bebelerine nasıl "hoşgeldin bebe" diye seslenebilirdi biçiminde yaptığım örneklemeye, Sayın "Koza68"; Ozan'ın adıyla-bu kirlenmişliği yanyana getirmiş olmama ( ki kuşkusuz haklı olarak) pek onay vermemişti, biraz gönül koymuştu...
İşte "koza68" arkadaşımızın gönlünü almak amacıyla Ozan Nazım Hikmet Ran'ın "doğum günü" iletimi buradan vermek istiyorum...

Bugün Nazım Hikmet'in Doğum Günü...
Türk yazınında, en önemlisi de ülkemizin özgürlük savaşımında çok önemli bir değer olan Ozan Nazım Hikmet RAN'ın; 15 Ocak 2007 günü, doğum günü kutlanıyor...
Bedensel olarak yaşamıyorsa da; yapıtlarıyla sonsuza değin yaşasın, doğum günü kutlu olsun!...
O'nun "ülke, ulus sevgisi", günümüzün II.Cumhuriyetçi/bölücü/ırkçı/dinci/ kimliğiyle ozan/yazan/düşündüğünü sanan, "ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ'nin aydınlanmasında varlığını sürdüren TÜRKİYE CUMHURİYETİ" düşmanlarına örnek olsun!...

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

18 Ocak gecesi Bursa'da "lodos" oldukça güçlü esti; bugün duyumlar alırız lodos eserken yakılan sobalardan zehirlenen erkek-kadın-çocuk ayrımı olmaksızın zehirlenenlerle ilgili...

16 Ocak 2007 günü de çocukların zehirlenmesiyle ilgili bir başka duyum gelmişdi Diyarbakır'dan; bölge yatılı okulundaki çocukların akşamları "cemaat evleri"ne götürülüp, beyinlerinin 21. yüzyıldan, 6.yüzyıla uyumlandırılması amaçlı uğraşlara ilişkin...

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

Ve Hrant Dink'in delik ayakkabıları...
http://img412.imageshack.us/my.php? image=ist3070030 918x3.jpg

Ulusal birliğimize, ülke bütünlüğümüze yönelik saldırganca söz söyleyenlere bile hoşgörüyle, sıcak yürekle yaklaşan yapımız...Kimin içini sızlatmadı ki o delik ayakkabı?...

Ama şimdi bizler, Hrant Dink için yürek sızısı çekmekle kalmaz, "parçalanmış aile" çocuğu, okul çantası yerine, tabanca taşıyan "katil" Ogün SAMASTI'ya da içleniriz, yanarız, yitirilmiş bir genç diye ağıtlar yakarız...

Çünkü o da; 16. yaşını henüz bitirmiş bir yeniyetme... O da zehirlenmiş...O da "lodos çocukları"ndan biri...Dumandan zehirlenmekle, dumanlı değerlerden/düşüncelerden zehirlenmek?...Sonuçta; her iki durumda da yitirilen çocuklarımız, yitirilen geleceğimiz, yitirilen genç insan kaynaklarımız...
Ve ülkemizde sisli-puslu havalar açılmadıkça/aydınlanmadıkça; esenyele kapılıp savrulan, yönünü yitiren, yaşamını bitiren, dolayısıyla herdem zehirlenen çocuklarımızın sonu gelmeyecek...

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu