
- Martılar çığlık atmazlar, şarkı da söylemezler, Nuri!
- Haklısın abi. Hayvan işte, kendince konuşur o kadar.
- Ama onca şiir, onca şarkı hep martıların çığlığından bahseder. Yalan işte! Hepsi yalan bunların. Etrafımız yalanlarla çevrili. Sabah akşam bu yalanlarla oyalanıyoruz. İtiraz etmek aklımıza dahi gelmiyor.
- Abi, kafanı bir şeylere mi taktın. Pek celâllisin de bugün. Ne bileyim martılar falan...
- Nuri, efkâr bastı beni, anlamıyor musun? Doğru, halkımız efkârdan, yani fikirlerden pek hoşlanmaz. Kazara efkâr basarsa, doğru efkârını dağıtmaya koşar. Fikirden, düşünceden bu denli korkar işte!
- Abi, valla sen iyi değilsin.
- Doğru “iyi” değilim. Hem bugüne kadar “iyi” oldukta ne oldu? O “iyi” halimizle neyi değiştirebildik, hangi eksiği kapatabildik? Gerçi sana dün geceki Fener maçında kaçırılan gollerden, hakemin densizliğinden ya da ne bileyim manken kızın kayıveren dekoltesinden bahsetseydim “iyi” olacaktım, değil mi? Ardından da hayat pahalılığından dert yanacaktık karşılıklı. O zaman değmeyin “iyi”liğimize. Oh ki ne oh!
- Aslında haklı yanların yok değil ama öyle birdenbire şey olunca yani…
- Ben yalanlardan sıkıldım hepsi bu, Nuri. Bak meselâ, yengen hep beni çok sevdiğini söyler. Ne olursa olsun bana olan aşkının hiç değişmeyeceğinden dem vurur. Şimdi ben bugünden sonra içip içip eve gitsem sonra da bir güzel pataklasam yengeni. Sonra durup dururken saçıyla başıyla alay etsem yine de beni böyle sever mi?
- Sevmez mi?
- Eskisi gibi asla sevmez, sevemez. O değişmeyeceğini söylediği aşkı öyle bir erir ki, eminim buna o bile şaşırır. Ama ben yalana başvurmuyorum. Ne diyorum; “Seni seviyorum” diyorum. Hakkında hiçbir şey bilmediğim “gelecek” konusunda hiçbir söz vermiyorum. Kendimi de kandırmıyorum başkasını da. Böylelikle vicdanım karşısında kendimi “adi bir suçlu” olarak yargılamaktan kurtuluyorum.
- Nerden aklına esti abi tüm bunlar? Yoksa yengeyle aranızda bir tatsızlık mı oldu?
………………………………
(umarım devamı gelir)
[onlar ayrıldıktan sonra, karanlık, arnavut kaldırımlı dik yokuşta sessiz, ürkek adımlarla evine ilerlemekte olan nurinin yanına, bir gölge yaklaşır.. karanlıktan seçememiştir nuri yanında bir anda beliren adamın yüzünü.. adam nurinin kolundan tutarak kenardaki mezarlığın duvarına doğru çeker..]
nuri.. evladım şimdi anlatacaklarımı abine yetiştir.. bir kelimesini bile atlama sakın, yakarım..
birincisi.. çığlık atar martılar.. hele hele kargalar.. kim demiş çığlık atmaz, ağlamazlar diye.. ruhu olan ne varmış ağlamayan..? cevap versin abin buna.. o göremiyor diye oluk oluk akan gözyaşlarına "ter" mi diyeceğiz.. çekilen acılara "kâr" mı diyeceğiz.. martılar da ağlar, kargalar da.. ağaçlar bulutlar da..
ikincisi.. "iyi" olmanın getirdikleri ile sıkıntılara gark olanlar vardır.. hazmedemezler bu kazanımları.. dünyaya meydan okumuşlardır belki.. ama kendi çığlıklarına sağırdırlar.. mayalarında vardır iyi olmak.. yaradan vermiştir bu cevheri onlara.. fakat hazmedemediklerinden acı içinde kıvranır dururlar.. yapmaları gereken, "iyi" olma neticesinde ellerine geçeni kabullenmeleri.. ödül beklememeleri.. ödül verecek kimse yok bu hayatta.. etrafına bak.. yok böyle biri.. ödül yaşamın kendisi.. güçlü olmalılar nuri.. git anlat abine, abin gibi insanlara.. deli etmesin beni.. güçlü olmalılar.. kendilerine güvenmeliler.. güvenmedikleri sürece "tutunamayan" hali içinde göçüp gidecekler.. oysaki lazım abin bize nuri.. git konuş onunla.. izliyoruz onu.. lazım o bize.. sen de ayağını denk al.. daha dün görmezden geldin o karşıya geçmeye çalışan koltuk değnekli teyzeyi.. görmiyim bi daha.. hadi zıpla şimdi..
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.