
Maslow’un psikoloji ve davranış bilimleri açısından önem kazanmasına neden olan teorisi ise ‘Maslow Teorisi’ olarak da anılan meşhur ‘İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi’dir. Buna göre bireyin davranışlarında iki ana çıkış noktası vardır: Birincisi, her davranış belli bir ihtiyacı karşılamaya yöneliktir. İkincisi ise bu ihtiyaçların bir hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşideki kademeler ise şöyledir:
(Maslow’un ölümünden önce altıncı basamak olarak ‘Topluma Katkı gereksinimi’ni de eklediği söylenmektedir.)

Teoriye göre bireylerin bu aşamaları gerçekleştirme oranları kişiden kişiye farklılık gösterir ve üst basamağa çıktıkça bunun gerçekleştirilme oranları azalma gösterir. Hatta bazı bireyler üst basamaklara hiç çıkamazlar.
Aslında Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Teorisi’ni ‘tüketim’, ‘marka’, ‘popüler kültür’ gibi farklı konular bağlamında ele almak gibi niyetim vardı fakat üşengeçlik ve zamansızlık nedeniyle hep erteliyordum. Ancak okuduğum bu haber bu konuda bir türlü yazamama tembelliğimi dinamitleyen sebep oldu.

Bir dilim ekmeğe muhtaç öldü
Geçtiğimiz hafta İzmir Buca’da trafik kazası geçiren genç kız, organları ile 6 kişiye hayat verdi ancak geride toplum için hazin bir iz bıraktı.
Buca Atatürk İlköğretim Okulu'nda öğrenci olan 14 yaşındaki Sercan Borduk, geçen hafta okul çıkışı karşıdan karşıya geçerken yoldan hızla geçmekte olan bir minibüsün altında kaldı. Ağır yaralanan genç kız 6 gün ölüm kalım mücadele verdikten sonra hayatını yitirince, genç kızın organları ailesi tarafından bağışlandı. Ancak genç kızın geride hazin bir öykü bıraktığı anlaşıldı. İnşaat işçisi olan Baba Himmet Bodruk'un düzenli işi olmaması nedeniyle evlerine çoğu zaman yiyecek girmiyordu. Anne Durdu Borduk olay günü öncesini şu şekilde anlattı: "Akşam evde kalan son unla bir ekmek yapmıştım. Kızım akşam yemeği olarak, üzerine margarin sürdüğü 1 dilim ekmek ve bir domates yemişti. Sabah bir dilim ekmeğimiz dahi kalmamıştı. Sabahçı olan kızımı, akşam geldiğinde yine 'margarinli ekmek hazırlama sözü' vererek, aç aç okula gönderdim. Kızım da yoldan karşıya geçerken, açlığın neden olduğu dalgınlıkla minibüsün altında kalmış olabilir."Sercan'ın defterine yazdığı şu sözler ise her şeyi özetliyor: "Yanlışlıkla gelmişim bu dünyaya, yaşamaya mecburum."
Boş sofraya oturduklarında ise babasına şöyle diyordu: "Bizim ne zaman ekmeğimiz, suyumuz, yemeğimiz ve salatamız bir arada olacak?"
Açıkçası bu haberi okuduğumda hissettiğim utanç ve payıma düşen 72 milyonda bir ağırlığın bana düşen hissesi dahi beni fena halde ezdi. Bu konudaki sorumluluğum ve sorumsuzluğum beni vicdanen bir hayli yaraladığı için de, ‘İhtiyaçlar hiyerarşisi Teorisi’ni bu bağlamda ele almak istedim.
Zaman zaman toplumdaki yardım duygularını ve çalışmalarını bazı insanlar ‘sadaka kültürü’ diyerek küçümsemektedirler ama bu önemli görevin aksatılması, bu gibi ‘toplumsal cinayetlerin’ de merhametsizce gerçekleştirilmesine neden oluyor. Evet, balık vermektense balık tutmayı öğretmek daha değerli bir hediyedir ancak bireyler bu öğrenimi ve kendilerini gerçekleştirme aşamalarının en alt tabakalarını dahi elde edememişlerse, bu insanların kendi balıklarını tutmasını öğrenmelerini beklemek, doğa belgesellerindeki vahşi yaşamı izlemek kadar vahşet dolu bir sahneye dönüşüyor. Özellikle toplumda henüz bu hiyerarşinin birinci basamağını dahi yeterli düzeyde gerçekleştiremeyen bireyler ve aileler varsa, o toplum her türlü hırsızlık, gasp, tecavüz ve kapkaç gibi adi suçları yaşamaya mahkum bir toplum olur. (Sakın kimse, “İhtiyaç duyan insanların, birinci basamak olan fizyolojik gereksinimlerinden yemek, içmek, uyumak ve solumak kısmını olmasa da “seks” konusundaki ihtiyaçlarını giderebilirim” şeklinde espri yapmasın. Şu an ki moralim bunu hiç kaldırmaz. Sonra çok pis dalarım! (–; )
Dolayısıyla, ‘sadaka kültürü’ diye aksatılan bu önemli toplumsal görevi yerine getirmemenin ne gibi ağır toplumsal vahşetlere ve farkında olmadığımız cinayetlere neden olduğunu, 14 yaşında, balık tutmayı ‘henüz’ öğrenmekte olan insanların gencecik hayatlarını nasıl söndürdüğümüzü bu vesile ile tekrar vurgulamak istedim. Üst basamakları gerçekleştirebilen her bireyin, alt basamakları gerçekleştiremeyenler üzerinde görevi vardır.
Aslında bunun felsefi, psikolojik ve sosyolojik açıklaması olduğu kadar, kültürümüzün kökeninde yatan dini alt yapısı da mevcut:
Basamak 1: “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.”
Basamak 2: “Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına da yapma.”
Basamak 3: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş olamazsınız.”
Basamak 4: “O kapıda (Erenler Dergâhında) Yunus, en aşağı mertebedeki önemsiz bir kuldur. Zaten ezelden ebede kadar sadece tek bir izzet, şeref vardır, o da Hakk’a Ermektir. Bu yolda kişilerin, rehberlerin isminden, namından çok erişilecek şerefli makam önemlidir.”
Basamak 5: “Kendisine aklını yerinde kullanma becerisi verilen kimse, kurtuluşa ermiştir.”
Ve son söz: İnsanların en hayırlısı, ahlakı en güzel olandır.
hafifte uzun zamandır okuduğum en manidar yazı. umarım son paragrafından ötürü yine bir akp, islamcı karambolu oluşmaz. zira bir olaya hem toplumsal ahlak, hem insan doğası, hem din açısından bu kadar objektif bir şekilde ışık tutulması çok doyurucu. yazı güzel mantık güzel ancak maalesef belki de uygulama kolay olmadığından kelime biraz abartılıysa affedile ama ütopik. anlatılanları başarabileceğimiz bir sabaha uyanmak umuduyla.
"Sahip olduğunuz tek şey çekiç ise herşeyi çivi olarak görürsünüz"
Bu sözü de çok harika Manson. Sağol eklediğin için..
Diğer dediğin; olayı belli bir noktadan ve takıntı ile algılama olup olmaması durumu için de diyeceğim birşey yok. Bu, toplumsal, kültürel bir olaysa, bunun çeşitli yönleri de var demektir. Ben de çeşitli açılardan (sayfa elverdiği ölçüde) ele almaya çalıştım. Herkes olayı kendi tutumuna göre değerlendirsin artık. İnanıyorsa, inancı açısından baksın; inanmıyor, ama bilimsel bakıyorsa sosyal-psikolojik yönü ile bakar; ama ne inancım var ne de bilimsel bakarım diyen varsa o da artık kelimelere takılıp vurgulamak istediğim olaydan uzaklaşır. Onlar için yapabileecğim birşey yok.
yazı çok güzel olmuş, tebrik ediyorum. yalnız canımı acıttın, daha önceki mimi verende acıtmıştı lakin bu yazı çok pis koydu. allahtan olay burda geçmedide kalpten gitmedim.
bide sabit banka hesaplarını verseydin iyi olurdu, kızılayınkine baktım, bulamadım. hesap 20 doları geçmişti, verelim birisine gitsin.
nefis bir konu, yaklaşım ve anlatım, çok güzel birleştirmişsin anthro. kendimce tebrik ediyorum, çok beğendim.. umarım ulaşmakta olduğun yere herkes en azından ulaşmak için çaba sarfeder. tekrar tebrikler..
ellerine sağlık..bir alt basamağı bir nebze doyuramayan kimseler, bir sonraki basamağa asla geçemezler.
@anthro yazını okuyunca nihat genç'in bir yazısını hatırladım, "bu topluma neler oluyor" diye başlayan bir yazıydı ve "açlıktan kimse ölmez" sözüne sahip türkiye'nin artık geçmişte kaldığını, bu ülkede açlıktan ölenlerin haberlerini duymaya başladığımızı anlatan öfke dolu bir yazıydı.
Gaykedi, bugün i.ne yaptıktan sonra bu kez de Nihat Genç mi yaptın beni? Ben sana napıyorum bu aralar, neden bana böyle agresifsin? Ne gıcığın var, açık ol! :)
Şaka bir yana samimi olmak gerekirse yazımı benzetmen konusunda pek hoşnut olacağım bir insan değildir Nihat abim ama itiraf ediyorum olaya bilimsel olmanın ötesinde duygusal da yaklaşmışım ama bundan rahatsız da değilim. Bazen duygusal olmak da gerekiyor.
Oğuzkağan, Puella, Absence, hoş sözleriniz için çok sağolun. Sadece başta kendim için olmak üzere, bu akşam yemeği için birinin yiyeceği öğüne katkımız olabilir mi diye yazayım istedim.
geçen aylarda dünya basınına düşen "açlıktan ölen japon" haberini duymuş muydunuz arkadaşlar?
anthro,
çok dokundu bana bu yazdıkların, tespitlerin...en nihai anda neler olacak? dünya nereye gidiyor?gibi şeyleri düşenmeme sevk ettiğin için teşekkürler:((
manson, ben de umarım ki, son paragraftaki tespitler kimse tarafından polemik konusu edilmez. Zirâ gayet yapıcı, huzur verici emirler, insanlığın devamını sağlamaya yönelik mucizeler bence...
Basamaklarda hapis nasıl yaşadığımızla ilgili bişi..
Vatandaşın hayatının her gününü hangi ihtiyaçları karşılamaya adadığı ile ilgili..
Günlük hangi gereksinimleri zaruri ise o basamakta yaşamaya mecbur..Ötesi berisi için ne isteği var ne de bir fırsat tanınıyor.
Baba, kızı tarlada ona yardım etsin diye kızını okula göndermiyor. Baba, gereksinimini hızlı ve karın doyurucu şekli ile sağlamak adına kızının bir üst basamağa çıkmasını engelliyor.
burada çok can yakıcı bir olay var. bu kızın annesi sabah evde ekmek yoktu kızı aç yolladım okula diyor. aç çocuğunun cesedi geliyor eve. o pişmanlık hissini düşünemiyorum. allah kimseyi yoklukla terbiye etmesin. neden yok sorusunun yanıtı çok çok fazla olabilir. eleştirilecek, kızılacak bir sürü insan da olabilir ortada. ama sonuçta elde kalan şey o annenin babanın yüreğinde yanan ateştir.
bence etsin
koç ve siyolarını 1 hafta aç bıraksın mesela ve öyle aç aç girsinler çalışanlara ücret artış toplantısına,
milletvekillerine bakanları aç bıraksın mesela 1 ay öyle girsin onlar asgari ücret tartışmalarına,
patronlar, servet sahipleri, siyasetçiler 3 gün aç bırakılsın mesela, safdece 1 dilim margarinli ekmek verilsin klendilerine beki o zaman terbiye edilirler,
arada bir bu taktiği uygulayıp unutturmasın tanrı...
PEr Aquam cancağzıma katılıyorum ve ekmeği 10 liradan domatesin kilosunu da 25 liradan almayı zorunlu kılmak istiyorum kendilerine.
10 milyar maaş alırken gözlerini emeklinin parasına dikenlerin de gözlerini silifke kaşık oyunu eşliğinde oymak istiyorum.
ayrıyetten, altlarından arabaları, odalarından sekreterleri, götlerinden donları da alınsın, işe halk otobüsüyle 2 saatte gitsinler, evlerinde odun kömür yaksınlar, gökçekin daattığı yardım paketleriyle hayatı idame etsinler, çöpten alsınlar, pazardan toplasınlar
Kira pazarlığı yapsınlar, mahkemelik olsunlar, İlaç kuyruğuna girsin, doktor itiş kakışına maruz kalsınlar.
evlerine icra gelsin, memurlar eşyaları kaldırsın, işten atılsınlar, tazminat almasınlar, ameliyat parasını ödeyemeyip hastanede rehin kalsınlar, bakkal borçları kabarsın, sonra onlara melih amcaları gıda yardımı yapsın
Eldeki malzemeler ile yeni yemekler icat etsinler, gece uyuyamayıp Samsun 216 içsinler. Ciğerleri kömüre dönünce içkiye başlasınlar.
sofra şarabı içsinler, sakal tıraşı olamasınlar, kirli kıyafetler ile dolaşsınlar, dışarda insanlar onlara kötü bakıp ay ne pis adam desinler
3 ay banyo yapmasınlar, hamama gitmek için paraları olmasın, saçları keçe gibi olsun, lokanta vitrinlerinde kuru fasulye seyretsinler, cama ekmek bansınlar. Otobüse binmek için paraları olmasın, 12 saat yürümek zorunda kalsınlar. Pabuçlarının tabanları çürüsün.

Onlar diye birşey yok adamım. "Biz" varız. "Ben" varım. Banane elin Koç'undan danasından.
en azından cep telefonuna kebelekcim.
Zaten verdiğim yorum linki de bu gibi derneklerin telefonla (sms) bağış hattı. Herhangi birine bir mesac at, 5 yada 10 ytl ile birilerinin karnı doysun.
fakir fukaraya gene bizim gibi fakir fukara yardım eder, yemeğini paylaşır, nafakasını paylaşır
sermaye sahibi de geviş getirmeye devam eder
maslow un pramiti diye dersim vardı :) evet insan ihtiyaçları için piramitin içini doldurmaya çalışabilir,ama ben insanlar üzgünken geceleri rahat uyuyamıyorum.yani aslında önemli olan o nadir yaşanan mutlulukları paylaşabilmek, çünkü hüzünler sizi hep bulacaktır :(
heyoo iyilik yapalım, iyilik bulalım. üstüne birde sevelim sevişelim daha ne olsun tarzındaki yazınızı hiç tutmadım, anthro beyfendiciğim. hele üstüne yardım yapabileceğimiz dernekleri ve sms numaralarını yazmak ayrıca bir ironi olmuş.
maslow'un hayatını anlatıp bu kadar kısır bırakmak, türkiye'deki durumu sadece sefalete indirgemek ise nasıl bir mantıktır, hâlâ çözemedim. aslında ekmek bulamıyorsan pasta ye sözünün geçerli olduğu yurdum insanının, üşenmeden piramidin en altında yazan kendini gerçekleştirme şıkkını açsaydın pek bi güzel olurdu. mesela ne demektir kendini gerçekleştirme? yurdum insanı neden bunu sınıfsal algılar? neden bu sorgulama sadece sınıfsal olarak döner. tek başına bu piramid yeterli midir? daha ben de soru çok da, seni yormayayım. parası olmayan, karnı doymayan insanın mesela hırsızlık yapması meşru mudur? karnı doyuyor ama ya daha çok yemek istiyorsa, o zaman neden suçlu oluyor. hep bir açlık ve doyurulma sorunu karşımıza çıkıyor. en önce neden en iyi cep tlf. sahip olmak istiyoruz, mesela?
insan maslow denildi mi biraz daha açılım bekliyor. yoksa hepimiz vicdanı rahatlatmak için gönderiyoruz bir sms. sonra mahallemizdeki yaşlı komşunun açlıktan ölmesini izliyoruz. eee nasılsa ben geçen ay yolladım sms'yi. vicdanım rahat, sırtım pek. hele hakkında bir sürü spekülatif laf dolaşan deniz fenerinin linkini vermen de ......yazacak kelime bulamadım.
daha çemkireceğim de, çok sevimlisin anthro. hadi ordan kurtardın.
Nevdalist. İnan abartmıyorum, yazı yayına girdikten sonra senin bu yazıya yapacağın yorumun temel içeriğinin bu olacağını tahmin etmiştim. Şimdi Nevdalist kesin bu yazıyla alakalı "Naber Nihat Genç" şeklinde takılacaktır dedim. Ama dedim yazıda da, aslında benim bu konuyu ele alışım esasında farklı tarzda olacaktı. Klasik sol tavırla mazlum edebiyatı yapmak babından ele almak gibi bir düşüncem yoktu. Aksine popüler kültürden yola çıkarak senin de belirttiğin gibi 5. basamağa angaje olmakla alakalı ve farklı toplumlarla karşılaştırmalı kültür örnekleri verecek bir yazı yazmayı arzu ediyordum. Ama bu haber üzerine yazıyı bu şekilde ele aldım. (Fakat şuna eminim ki; Nevdalist o yaklaşıma da eleştiri getirecekti. Bunu negatif anlamda demiyorum. Ben de her şeye eleştirel açıdan yaklaşıyorum ve fikrimin açıklarının, noksanlarının söylenmesinden de rahatsız değilim. Senin değişik yazılardaki her yorumunda muhakkak eleştirel bir yön bulmandan da hoşlanıyorum ve benim farkedemediğim ne yönü farketmiş diye yorumlarını merakla okuyorum derhal. Fakat bu kez beni sükut-u hayale uğratıp düşük performans gösterdin ve tahmin ettiğim noktadan yaklaştın. Bir daha ki sefere daha orjinal bir performans bekliyorum senden (: )
Ayrıyeten yazıyı çok kırpmak zorunda kaldım ve temel konuyu değiştirdim. Amacım Antropoloji ve kültürel psikoloji konusundan hareket etmekti. Burdan hareketle kitle psikolojisi açısından ihtiyaçlar hiyerarşisini ele alayım istedim ama çok uzun yazılar pek okunası olmuyor diye mümkün olduğunca kısa tuttum. Ama bu konularla alakalı ek yazılar yazılabilir.
Sonuçta o gün Nihat Genç'liğim tuttu ve bundan da rahatsız değilim. Fazla üzerime gelirsen yoksul edebiyatını çok feci abartıp uzatabilirim. Beni kızdırmamanı salık veririm. Ama gerçekten de, gerek bu sınıflandırmadaki 5. basamakla 1. basamak arasında, gerekse diğer sosyal-ekonomik sınıflandırmaların en alt ve en üst basamakları arasında çok önemli bir bağ var. Bu dengesizliğin ve kopukluğun büyümesi o toplum için büyük sorun oluyor. En alt sınıfın problemleri halledilmeden de üst sınıflar daha da yükselme gerçekleştiremiyor. Sonuçta ait olduğun toplumun totali sana da etki ediyor.
Haliyle ben 'toplum'dan hareketle yaklaşmayı yeğledim. Şayet senin vurguladığın şekilde 'birey'den hareketle yazacak olsaydım, konuyu elbetteki farklı ele alırdım.
Bilmem bu söylediklerim şimdilik yeterli mi Nevdalist'cim. Beni dürtükleyip konuşturttuğun için sağol.
:)) İnsanlar kavga patırtıyı iyice içselleştirmiş yahu.
Benim en büyük keyfimdir tartışmak PBK. Bu en büyük keyfimi kavga şeklinde yapacak olsam ben de ne ruh sağlığı kalır, ne akıl sağlığı. Ne kendimi ne de karşımdakini incitmeden, tadınca bişiler yazıp paylaşmaya çalışıyorum. Hele ki muhatap tartışmaya mizah katıyorsa ne âlâ. Kötü mü ediyorum bea?
''Kötü mü ediyorum be?''
Yok be canım be, sadece karşındakini kırmadan istediğini söyleyebilme gücünü seviyorum..
Madem bu konuya girdim..Rahmetli bir hocam çok bahsederdi Maslow basamaklarından, bir de derdi ki, bu basamakları çıkarken, bir bireyin en üst basamağa çıkması yetmez, her bir hareketinizle, ses tonunuzla, düşünceli ve duyarlı olmanızla yansıtacaksınız kendinizi çevrenize.. o geldi aklıma ..Toprağı bol olsun..
Duyarlı olmana sevindim..
Hmmm. Bak işte rahmetli de benim dediğimi diyormuş. Toprağı bol olsun. Belki şimdi ikna olur Nevdalist, koskoca prof. da dedikten sonra.
Ben her zaman 'birey'e önem veririm, işe kendimdeki problemleri hallederek başlarım ama etrafımızdaki insanların durumu da bizim için belirleyici olur.
Rahmetli olmamakta direnen bir başka çok möhim prof. Lévi Strauss da der ki: "Biz kendi bilincimizden önce, ait olduğumuz kültürün, toplumun sonucu olan yaratıklarız." Yani bilincimizi de büyük ölçüde sosyal aidiyetlerimiz belirliyor. (Allah ömür verirse kasım ayında 100 yaşını devirip dalya yapacak muhterem hoca. Onunla alakalı bir yazı yazmayı da düşünüyorum ama onu anlatacak bir yazı yazacak kadar delikanlılığa ve güce ulaşmam lazım önce. Sonra nevdalist'e yeni açıklar bırakmamam lazım.)
Fakat bu kez beni sükut-u hayale uğratıp düşük performans gösterdin ve tahmin ettiğim noktadan yaklaştın. Bir daha ki sefere daha orjinal bir performans bekliyorum senden
son günlerde hep bir vur kaç taktiği izliyorum. kısaca cevap vermiyorum. ancak sendeki egoyu görünce birkaç cümle eklemek boynumuzun borcu oldu.
iyi güzel cevap vermişsin, sevimliliğinde devam ediyor; ancak sorulara ya da konuya dair değişen bir durum yok. üstelik ben bireyden bahsetmedim, toplumsaldan bahsettim. nerden bireye çektin yahu? hırsızlığın, toplumsal şiddetin bu derece artması; açsa hırsızlık yapması kabul müdür sorularım bireyle değil; toplumla alakalı. toplumu da bireyler oluşturur zaten diyerek ikinci bir ukalalık yapmayacağım- hadi yaptım.
sen eleştiri gelince geri adım atıp, telaş oluyorsun. sana dair benim gözlemim de bu.
eee, cevapları görelim ki konuyu tartışalım değil mi?
Dip Not: ego savaşına çevirme. can yakarım, kan çıkarırım. o derece pis egom vardır :)
Ben geri atmadım, sadece nezaket ettim. Alttan alta çok sevimsiz ve kabayımdır ama bunu açıktan etmiyorum. Onu egom benim yerime yapıyo. :)
Ben şunu vurguladım Nevdalist, şayet bir toplumda en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanlar var ise, bu insanların hırsızlık yada kapkaç yapması doğru olmasa bile olasıdır. (Sadece bu teorideki toplumsal kategorizasyon bağlamında söylemiyorum. Her türlü sosyo-ekonomik sınıflandırmalar içinde geçerli bu.) Tabi hırsızlık yada diğer suçlar alt tabakaya özgü değildir. En çok, varlığını idame ettirmek zorunda kalan alt tabaka kadar, güce tapınan üst tabakada da görülür. Uçurum arttıkça da bu iki uç kesim toplumun dengesini bozar. Haliyle alt tabakadaki kapkaççının da, üst tabakadaki hortumcunun da problemleri benim problemimdir.
Mesela sen şu an benim zihinsel yaratıcılığımı geliştirmem için fikir paylaşımında bulunmuyor musun? Sana ne benden. Neden fikirlerini burda paylaşma gereği duyuyorsun?
Elbette fikir, ideal ve yaratıcılık konusundaki edinimlerini başkaları ile paylaşım yapmak için.
Benim vurguladığım da en hayati paylaşım. Fikirsiz, edebiyatsız, sanatsız yaşayabilirim ama ekmeksiz yaşayamam. Bir de hürriyetsiz.
Dip not: Egosu büyük bir insan değilim. Haliyle ne canın ne de kanın çıkmıycak. Korkma! :)
sosyo-kulturel bi degerlendirme yapayim gecenin koru.(kisa ve oz ossun ltf uzatmayin).
--acsa kirkizlik yapmasi ne derece dogru beyfendi??
--derecesi merecesi yok hemserim, acsa yapabilir,yaparda.
Biolojide Çevre kuramcısı Alman Uexkull her bir canlının besin, ortam, düşman ve eş olmak üzere dört fonksiyon çemberi ile kuşatıldığını ve güvenliğin ise bu dört işlevden önce geldiğini söyler.. aş, eş, iş ve ev işe yeteri kadar başa çıkamadığımızda doğrudur. Siyasi açıdan olarak bedenin gereksinimi olan eşitlik ve ekmek ile ruhun gereksinimi olan özgürlük ve kardeşliğin halkı temsil eden marksist ve seçkinlerin sözcüsü masonlar tarafından dava edilmesiyle bu iki tarafımızın küresel dengeye kavuştuğu bir başka gerçek. Elbette İslamin yüksek amaç ve ideallerini gerçekleştirilmesi insanlığında bunlardan başka araçları yok.Fakat ekmek ve güvenlik ile dil ve din özgürlüğün BARIŞ denilen ancak savaşla kurulan bir ORTAM da gerçekleşebildiği bir başka gerçek. Ve daha da önemlisi insanın naksından doğan gereksiminden / ihtiyacından başka kasrında çıkan bir diğer ARAYIŞI da unutulmamalı.. hasılı insan kompleksi, bir kuramın anlam çerçevesine kadar derin bir yumak.. örneğin kendimi, eğer böbürlenmek saymazsanız, vereyim.. yıllardır insanbilim ve yöntembilim için çalışıyorum.. bunlar karnımı doyurmuyor.. dört beş kişiden başak bir hedef kitlede aramıyorum.. öldükten sonra gelen ünle avunacak kadar da salak değilim.. yaptıklarıma karşılık baki ve uhrevi bir karşılık bulacağıma dair "umudum" var.. fakat biliyorsunuz bilimde bu beklenti "nesnel" bir gereksinim değil.. bitmeyen özlem, tükenmeyen beklenti, doymaz arayış ve benzerleri gibi İSTEKLER, karnı dolunca ve torbası boşalınca rahat eden GEREKSİNİM'lerden farklı..
Kurama bu noktadan eleştiri getiriyorum: Kuram, "gereksinim"i geniş anlamda kullanıyor ve iç sferlere ve ahirete yönelik açılımları göz ardı ediyor. Evet bazılarının gözü olmaz ve ışığıda bilmet ve ihtiyacıda olmaz. Fakat insan körlerden ibaret değildir. Neyse.. çoğu yahudi gibi bununda gözünü dünya ve para ve hacat bürümüş.. ne diim.. toprak doldursun...
Sağlıcakla kalın.
Osmanziya
Söz dizim ve anlam bilim yanlışlarım için DÜZ yazıdan özür delirim.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.