


pek bi edebiyatçı gördüm seni, güzel yazı emmevelakin ben hiç pamuk kitabı okumadım, o sebepten bişi söyleyemeyeceğim. nobel almasına ilişkin bişi söylerdim ama adamı korkutup kaçırdılar, o sebepten şimdilik mazur görüyorum.
bu tür pazarlama stratejileri magazin mallarına mahsustur. sanmıyorum, ama dediğin gibi hiç belli olmaz!
ilk romanını bastırtıp yayımlatmaya yetecek kadar parası olmasına rağmen, yazarın sırf idealist ve inatçı tarafı yüzünden dört yıl yayımcıların kitabı bastırmalarını beklemiş olması belki sorunuza ışık tutacak bir yanıt olabilir. kanımca pazarlama stratejisi yayınevlerinin kozudur fakat yazara has özellikleri tartışıyorsak; idealist tarafının yanısıra inatçı ruhunu da gözden kaçırmamak gerekir.
dip not: Benim Adım Kırmızı'nın lezzetini tam da almaya başlayacağınız yerde, kitabı elinizden bırakmışsınız. zira yazar o kitabın yarısına kadar ipuçlarını usul usul dizer, yarısından sonra da olayı çözümleme kısmına geçer. :)
adam nobel aldı o ödüle bile sahip çıkmadık bi futbolcu öyle bi ödül alsa yere göğe sığdıramazdık millet ayağıyla alır ödülü kutlarız pamuk beyniyle aldı o ödülü demediğimizi bırakmadık
ben gene yarım bıraktım benim adım kırmızı'yı..bu kez 180. sayfaya gelebildim.. bayıldığım, adamın ustalığını konuşturduğu kısımlar da var..ama gene de sıkıldım:(
dün radikal gazetesinde yayımlanan habere göre, masumiyet müzesi 30 ağustos'ta tüm kitapçılarda olacakmış..
ORHAN PAMUK (KRAL) ÇIPLAK Orhan Pamuk\'un Masumiyet Müzesi balonunu patlatıyorum!!! Böyle masumiyet istemediğimi ilan ediyorum.
1-Benim Adım Kırmızı'da , Norman Mailer’ın Ancient Evenings; Kar için Dostoyevski Ecinniler- J.M. Coetzee’nin Petersburglu Usta’dan, Kara Kitap’ın Eco’dan aşırma-devşirilme söylentilerine değinmeyeceğim.( Bu konuda basında çok şeyler yazıldı)
2-Orhan Pamuk’un Ruanda’da Fransa tarafından soykırım uygulatılan Hutu- Tutsi diyecekken dili sürçüp, Ermeni katliamı demesinden de bahsetmeyeceğim.
3-MOSSAD'ın entellektüel merkezi Ben Gurion Üniversitesi'nde ders verecek kadar Osmanlı üzerine uzman abisi Şevket Pamuk'tan da.
Bizzat romanın kendisinden bahsedeceğim.
Yazarı tarafından "yeşilçam filmlerini anımsatan ve güzel şarkılar içeren bir aşk romanı" olarak tanımlanan “Masumiyet Müzesi” projesinden pardon romanından…
Nerde Türk filmlerinde ki tat nerde bu ayrıntı kalabalığı roman.
İNAT, SABIR, SESSİZLİK, ÇİLEKEŞLİK ORTAÇAĞ'IN DEĞERLERİDİR
Hikaye şu, 18 yaşındaki fakir ve modern kız Füsun ile 30 yaşında Nişantaşı cemiyetinin popüler genci Kemal’in aşkı-çilesi vs…
Çile diyorsam Orhan Pamuk’un gözüyle çile!!! Sekiz yıl boyunca sevdiği kadın, kadının kocası, annesi, babası ile aynı sofrada rakı içip, gezip tozarken çektiği çile!!!
Vah vah vah…
Bu arada masum aşıklar!!! ilk günden ilkel toplum ritüelinden arınıyorlar.!!! Yani aşklarında bol bol cinsellik var. Öyle Lal Masalları’ndaki Azer’in Yadigar’ı alnından öpüşü gibi değil.!!! Bu pek bir değişik; post modern masumiyet!!!
Bizim bildiğimiz "Aşk" beden ve duyguların paylaşımından öte bir şeydir. Hem edebiyatta, hem analarımızın öğretilerinde…
Aşk, “Yığının Dibindeki Kadın” hikayesindeki fedakarlıktır.
Aşk, Ferhad’ın sabrıdır…
Aşk yanmadır, olgunlaşmadır...
Oysa bu romanın kalbinde aşk değil 'bekâret' tartışması var. Yazar, ilk yüz sayfada sürekli sorguluyor. Henüz 18 yaşına yeni basan bir kızın yaşadıklarını “her makul aşk hikayesi”nde olması gereken olarak tanımlıyor.
http://www.kadinhaberleri.net/index.php?ctgr_id=605&yazar_view=3203
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.