Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Minik testi"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Hep düşünürüm;



Belki de, bazen gerçekten de şu içinde yaşadığımız dünyayı sanal gibi, matrix gibi yada hayal gibi düşünmek gerekir ve bazen cidden de kendi kendimize, yaşadıklarımız gerçek değil, belki de aldatmaca, bu kadar da olamaz demeliyiz.





Bu dünyanın gerçek olmamasını istemek ile yaşanılanların yakından ilgisi olduğunu düşünüyorum. Yani, henüz gençliğinin baharında bir insana nasıl da hoş geliyordur bütün çevresi, ama büyüyüp, yaşayıp, acı çekip hele acılarını saklamayı da öğrendiğinde, gülen yüzlerin gerçek niyetlerini gördüğünde, en sevdiklerinin ona nasıl da çelme taktıklarını gördüğünde, insanların gösterdikleri ile yalnız kaldıklarındaki gerçek suratlarının nasıl da farklı olduğunu öğrendiğinde, bazı şeylere (para, hırs, kin gibi) nasıl da taviz verilip, diğer başka şeylere (fedakarlık, vicdan,erdem gibi) nasıl da değer verilmediğini ayrıca gördüğünde kimbilir artık büyümüş olan o insan belki de isyan noktasına gelip, hayır hiçbir şey bu kadar gerçek ve acımasız olmamalı diyerek içinde yaşadığı dünyayı matrix gibi görmek isteyecektir.



Kabullenmeme sınırındaki bu insan, bu şekilde davranarak kendini rahatlatmayı seçmiştir ama kimbilir belki de doğru olabilecek yada doğru olması gereken gerçek bu seçimdir.



Adlandırdıklarımız yada bizim yerimize adlandırılıp önümüze konulanlar ne kadar doğru yada ne kadar gerçek?



Gördüğümüz yada görmek istediğimiz düş gerçeğe en yakın ise mutlu mu olmalıyız?



Yaşamak istemediğimiz gerçekleri düş mü, matrix mi sanmalıyız?



Ya acılarımız, onları düş yerine koyarsak daha mı az batar ruhumuza?



Nasıl istiyorsak öyle mi? Yoksa gerçek ne ise onu mu yaşamalıyız?


Bilmiyorum.


8 ahkam var

Ahkâmlar

diyo soruyo morpheus neo'ya, gerçeği nasıl tanımlarsın? gerçek ve rüyayı nasıl ayırt edersin? insan neye inanmak isterse onu gerçek görür, birinin sizi sevdiğini düşünürsünüz ama aslında bu sizin öyle olmasını istediğiniz için düşündüğünüz şeydir. acı, nefret, kin, yada aşk, sevgi, merhamet, bunlar da sizin gerçekliğinizin bir parçası. ama zaten bu dünya da bir matrix. bazı inançlar (benim inandığım da dahil) bu dünyanın geçiciliğinden dem vurur. yaşadıklarımızın, gerçeğin bir yanılsaması olduğundan. matrix filmi simgesel olarak ve bazı insanlarca gerçeğin ta kendisi olarak bunu göstermekte. ama yaşadıklarınızı ne kategoriye koyarsanız koyun, ne isim verirseniz verin sonuçta yaşadıklarınızdan bir ömür boyunca etkileniyosunuz ve onlar sizin gerçekleriniz oluyo. morpheus'un dediği gibi; "ne yazık ki, kimse matrix'in ne olduğunu sana anlatamaz, bunu kendin görmelisin!" ve gerçeği de kendin görmelisin...
  • hazır filmin gösterim tarihi de yavaş yavaş yaklaşırken, konuya adaptasyon bab'ında güncel yayıncılıktan çıkan "matrix ve felsefe" (yazarı william irwin) kitabını okumanızı tavsiye ederim, gerçekten matrixle ilgili bi çok değişik bakış açısı içeriyo ve matrix'i anlama açısından baya faydalı bi eser.
şu an gelmiyo aklıma bişi...

bazen kıçımdaki hortumun beni de rahatsız ettiğini düşünüyorum. beynimdeki tad hissi, görme derinliği, dokunma hissi, bidibidi yanılgısına referans elektrik bağlantısı tamam da, aga kafama bişey takıldı. elin edisonu bilmez, başkasına "herhangi" olan bireyinde yitmek hangi hortumun marifetidir kuzum? bu noktada; ruhuma hortum sokabilirsiniz ama hislerime asla deyip şahlanmak istiyorum. genede matrix in hissiyata yönelik kodları varsa, bana bir "emotinal function" kodu öğreten ajan simitin kırk yıl kölesi olurum... kırmızı hap istemem.

insanın kendisi olduğunu düşündüm hep. bunun gerçekçilikle falan alakası olmadı ama hiç. hayat bu yani. artı ve eksisiyle bu. nasıl bir savunma mekanizması içerisine girerseniz giriniz bu'dur hayat. matrix'de can alıcı söz benim için. m:kadere inanır mısın? n:hayır, hayatımın benim dışımda bi şeyler tarafından yönlendirildiği fikrinden hoşlanmıyorum.

Bizim mahledeki yazlık sinemada, Bruce Lee filmi seyredip dışarı çıktıktan sonra hepimiz birer Lee olurduk.

Geçer Geçer :))

Yazıma yada ahkamıma ahkam girmek istemedim hiç bir zaman, spekülasyon yaratmamak ve anlamsız yarışlara girmemek adına.

Bir kez daha anladım; bazen ne kadar da yüzeysel yaşıyoruz biz insanlar.

Ve hayatımızda geçen bazı zamanları yada mihenk taşlarını hafife alarak ne kadar da yanlış bir iş yapıyoruz, biz, sırf birşeyler söylemiş olmak için, lafın nereye gittiğine hiç bakmadan, hatta kırabileceğini bile hiç düşünmeden sadece konuşuyoruz, sadece aklımıza gelenleri söylüyoruz, çünkü sadece ahkam kesiyoruz, yaşamamışız o cevap verdiğimiz zamanları. Yada yaşamış da unutmuşuz ve hatırlamayız ancak bazıları aradan yıllar bile geçse asla unutmaz ve acısı sürer gider içeride.

Biz insanlar katı yüreklimiyiz neyiz?

Biz böyle yüzeyden gidersek nasılsa boğulmayız da!

Vurgunu yiyenler dipten gidenlerdir!

Hoşçakalın.

Ve hep gülün siz yine de? Gülmenizin altında yatan gerçeği yalnızca siz bilirsiniz?

N'olcek halimiz?

herkesin gerçekliğe bir bakış açısı vardır. herkesin bir savunması. bence insanları güldükleri için suşlayamazsın. her zaman söyledim yine söylerim. insanlar seni anlatmak istediğim gibi değil de anlamak istedikleri gibi anlarlar. bilmiyorum belki yaradılıştandır bu. yada insan olmanın temelinde yatıyordur ama bu böyledir. blogu girerken ki ruh halinle şu an ki aynı görebiliyorum. ama sen başkasını ne kadar anladın ki, seni senin gibi anlamasını bekliyorsun. düştün demek geçmiyor içimden ama aklıma bu geliyor yalnızca bulunduğun yerden herkes istisnasız herkes geçti. bir çok blogu sende es geçtin yada yüzeysel nasıl tabir edilmesini istersen. suçlamıyorum seni. sende öyle yap derim ben. fikrim bu'dur. zikrimde...

hayat bazen boyutumuzu deiştiriyo galiba.herşeyi sorgulama isteği uyanıyo içimizde.farklı anlamlar yüklüyoruz çevremizde olan bitenlere.sonra 5 dakka içinde unutuyoruz.matrix o işte bence.matrix dünyada olan biteni sorgulamamız için oluşturulan düzen...çözemeyince sorgulayamıyorz..sıradan sorunlarımız yeniden büyüyo gözümüzde..sonra buna yaşamak diyoruz.al sana matrix.

Morpheus, şuna benzer birşeyler söylemişti Neo'ya.

-"İçini kemirip duran sorular var.Cevaplayamıyorsun.
Ama onlar beynini meşgul ediyor.

Ya sorduğun sorular yanlışsa,
doğru soruyu sorduğun zaman,
cevabına da ulaşacaksın."
(Tam olarak böyle değildi aslında)

Gerçekten hilaydan, hayatta bazen öyle sorularla karşılaşıyoruz ki...

İçimizi kemirip duran.

Oysa Morpheus'un sözleri aklıma geldiğinde,
aslında dedim, işte çözüm yolu bu!

_____________________________
_____________________________
Dalga nedir bilir misin?

O her zaman her yerde seninledir, ama sen onu farkedemezsin.

Dalga yeryüzü şeklidir, kimi noktalar deniz seviyesinin üstünde,
kimileri altında.

Dalga elektriktir, cep telefonunun, radyonun, internetin olduğu yerde.
Havada veya kabloda, yerkürede.

Dalga elektronun dönüp durmasıdır proton çevresinde.

Dalga, denizin bir dokunup bir kaçmasıdır karaya.

Dalga sevişmektir.

Dalga rüzgardır, buradan gelir, oraya gider.

Dalga hayatındaki insanlardır, kimileri senden önce vardır.
Kimilerin ardından bakarsın giderken.
Kimilerinin merhaba deyişini görürsün dünyaya.

Dalga beşikle mezar arasında kısa bir yürüyüştür.

Mutluluk dalganın yükselmesiyse, üzüntü dibe vurmasıdır.
Tatlı yükselme, acı dibe vurma.
Zenginlik, fakirlik.
Sevgi, nefret.
Aşk, ihanet.

Dalga hayattır.
İsteriz ki her zaman yükseklerde olalım.
İsteriz ki herşey tatlı olsun.
İsteriz ki bir gazoz ağacı olsun, ama sahibi olmasın.
İsteriz ki bedava olsun çikolatalı gofret.
İsteriz ki sevgilimiz hep yanımızda olsun.
İsteriz ki annemizin yaptığı sıcak yemekten yiyebilelim hep.
İsteriz ki hiç üzülmeyelim.
İsteriz ki gözümüzden yaş gelmesin, mutluluk hariç.
İsteriz ki savaşlar bitsin, kan hiç akmasın.
İsteriz ki sonsuza dek yaşayalım.
İsteriz ki hiç yaşlanmayalım.
İsteriz ki...

Ama buna karar verme yetkimiz yok.
Doğum ve ölüm denilen iki nokta arasında ne yapabildiysek o!
Ve dalgalar, onları da kotrol edebilmek istiyoruz.
Ama buna da yetkimiz yok.
Ne kadar çaba göstersek te sadece bir yere kadar.

Kaçınılmaz son!
Ölüm ise hepsinden de acı.
Kendisinden ne kadar kaçsak ta.
Bir gün gelip oturacak sedirin üstüne.

-"Haydi! Görüş günü bitti!"
-"Ne çabuk, biraz daha kalsaydım, daha yapacak çok işim vardı!"
-"Haydi! Sana yeterince zaman verilmişti!"
-"Ne olur, ne olur biraz daha kalsam, hiç yoktan vedalaşayım!"
-"Haydi! Sen bugünü unutmuştun, hiç gelmeyecek sanıyordun!"

Evet, hayat tatlıdır.
Aşk, sevgi tatlıdır.
Çikolatalı dondurma, az kuru az pilav, haşlanmış taze mısır.
Sahilde sabahlamak tatlıdır, dalından koparmak taptaze elmayı.
Kırlarda koşmak tatlıdır, rüzgarda sallanan ağaçları seyretmek.
Çoraplarını çıkarıp, sallandırmak çıplak ayaklarını,
yeşil nehrin sularına daldırıp.
Kasetten çalan en sevdiğin müzik tatlıdır, radyodan dinlemek bir başka.
Otobüs yolculukları tatlıdır, trenle bambaşka, vapurla başka tatlı.
Bakışmak tatlıdır, konuşmak, dokunmak.
Aynı hisleri paylaştığını hissetmek...
Uyku tatlıdır, koşmak deli gibi, oturmak çınarın dibinde...

Tek acı olan ise, herşeyin bir sonu olduğu.
Öyle ya, başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır.
Ölüm, buz gibi soğuk, yılan gibi sessiz ve sinsi.
Ansızın, hiç beklemediğin, hiç ummadığın bir zamanda.

Bunun için sevmeyiz kendisini.
Hafızamızdan çıkarırız, sözlüğümüzden.

"Dinsiz ve namussuz olmalıyız!"

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

serbest: son ahkâmlar

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu