-. Otur!
Bu, annesiydi.
-. Ne var!
Bu da oğul.
-. Otur dedim önemli bir şey söyleyeceğim.
-. Peki ama işim var çabuk söyle, ne diyeceksin?
-. Hayatın bir yalandı.
-. Hah! Tamam, güzel ama onu geç bana bilmediğim bir şey söyle.
-. Ne biliyorsun? Bir halt bilmiyorsun. Dur kalkma!
-. Saçma! Ben gidiyorum.
-. Ben senin… senin hayatın tamamen yalandı… benim… ben…ben profesörüm ve baban da öyle… aynı üniversitede… sen bir araştırma deneğisin. Yani bir deneksin sen…
Oğul kahkahayı bastı.
-. En sonunda o darbeler beyninde kalıcı hasar bıraktı ha? Valla olacağı buydu. Ne diyeyim. Dayaktan kafa olmuşsun.
-. Anlamıyorsun, her şey yalandı. Sahici değildi yani. Biz bunun için eğitim aldık. Dahası var. Sen işi çakmayasın diye ayrıca aile olma eğitimi bile aldık… yani normal zamanlar için. Bunu sana yaş gününün ertesinde söylemek istemezdim ama maalesef durum böyle. Araştırma sonuçlandı. Bitti yani.
-. Hassxxxktir! Sen gerçekten uçmuşsun.
-. Dinle. Bundan yirmi bir yıl önceydi. Üniversitede ilk yıllarım. Senin babanla ki geçek baban değil, aslına baban kim bilmiyoruz, biz seni Ersin’le çocuk esirgeme kurumundan aldık; neyse. O sıralar ikimiz de aile dinamiğiyle ilgileniyorduk. Fikir Ersin’den geldi. ‘Aile dinamiği ve gelişim psikolojisiyle ilgili ayrıntılı bir araştırma’. Sonunda kitap olarak basılacaktı ve ilk zamanlar, inan ki bu kadar uzun süreceğini planlamamıştık. Ne var ki veriler yetersiz kalıyordu, bu da bizi devam etmeye zorluyordu. Sonra iş, sorunların irdelenmesine geldi. Bu, bizim sürekli kavga etmemizi gerektiriyordu. Yani senin anlayacağın bütün o kavgalar, dayaklar, bağrışlar, inlemeler, her şey yani bir kurguydu. Ersin’le…
-. Ben gidiyorum.
-. Ne…Nereye gidiyorsun? Dalga geçmiyorum! Biz gerçekten sadece o araştırma i….
-. Fark etmez!
-. Ne demek fark etmez? Senin şimdi öfkelenmen, çıldırman ne bileyim, eşyaları duvarda paralıyor falan olman gerekirdi. Nasıl bu kadar sakin, gidiyorum, fark etmez diyebiliyorsun anlamıyorum!
-. Fark etmez. Çünkü yirmi üç yaşındayım ve bu söylediklerin doğru olsa bile ben!, yirmi üç yaşındayım!
-. Ne demeye çalışıyorsun?
-. Bunu sen analiz et!
-. Biliyorum şimdi büyük bir travma yaşayacaksın… biz her şeyi düşü…
-. Sen öyle san! Benim için yokluk haline o kadar yakın yaşayan siz lanet ucubelerin, bırak her şeyin yalan olduğunu, Hitler’in gayrı meşru oğlu olduğumu söyleseniz de hiçbir şey değişmez. Bununla yıkılmam… ayrıca..
-. Evet?
-. Şüphelenmiyor da değildim zaten. Senin şu, yüzünde emanet gibi duran lanet domuz burnun; sonra onun, sürekli karşımda bir penguenle konuşuyor hissine kapıldığım orantısız kolları… sizin oğlunuz olduğuma ‘bin şahit’ti zaten…
Şaşkın bir gülümsemeyle:
-. Evet, kolları kısa değil mi? ama iyi bir akademisyendir…
-. Ben gidiyorum!
-. Ersin gelecek birazdan, sana bunları açıklarken yanımızda olamayacağını söylemişti.
-. Duygusuna osurayım.
-. Beklemeyecek misin?
Kapı çalar.
-. Ersin geldi.
-. Koş
-. Merhaba Ersin’ciğim.
Ersin için söyleyeceğim bir tek dişlek olduğudur. Şu ana kadar gördüğüm tüm Ersin’ler gibi bu da dişlektir.
-. Anlattın mı?
-. Evet, ama, hiç beklediğimiz gibi bir tepki göstermedi. Yani o bölümü çıkarman gerekebilir.
-. Peki bakarız. Naber Ender? Nasılsın? Nası…ahhh!
Ender’in yumruğunu Ersin’in ağzının tam orasına geçirdi. İyi oturtmuştu, tam on ikiden. Ersin klimaya doğru uçarken Ender “Al! Bu da imzam olsun kokuşmuş ruhunuza ve boktan araştırmanıza” dedi ve ekledi “dişinin biri şurda”.
Şimdi, kadın, Ersin’nin yanında çömelmiş, elinin biri onun, biri kendi ağzında, ağlıyordu. (sanırım, yani tam değil, ağlıyor gibi yapıyordu daha doğru olur.)
-. Nerde hata yaptık dersin Ersin ha? Nerde yanıldık?
….
-. Ben gidiyorum. Size iyi çalışmalar ve teşekkürler! Sebebi her ne ise… Hayatımı mahvettiğiniz. Teşekkürler! Hah bak öteki de şurada. Hadi bana eyvallah….
Closing credits:
…akıbet: Kitap, türünün tek örneği olarak büyük ses getirdi. Ersin ve karısı kırklı yaşlarında, gerçekten onların olacak bir çocuk sahibi olmayı denediler. Çocuk anomalili doğdu sonra düştü. Kadın bir hafta sonra hastaneden taburcu olup eve geldiğinde bir kanama daha geçirdi, -Ersin Sorbonne’daydı- geberdi. Ersin tam iki ay dört gün yas tuttu(yani gene tam değil, neyse durum anlaşıldı zaten), sonra tekrar evlendi. Ender’dense haberim yok. Son şiir kitabının başarısızlığı yüzünden büyük bir bunalıma girdiğini duymuştum. Borçlanmadığı bir ben kalmışım. Anlatan öyle demişti. Neyse. Gene bir güzel şarkının daha, içine ettim ama teşekkür edeceğim gene de, hikayenin fon müziği Nick Cave’e ve esin kaynağım Pis Moruk’a…ve kafiye olsun diye şöyle bitireceğim: hadi bana da eyvallah.
Ben nasıl bir tepki verirdim acaba? O an orda olmak...Bilmiyorum, yaşanmazdan bilinmez ama bu kadar duygusuz yaklaşamazdım sanırım...
Ne b..... bir durum valla. Korkunç, en korkuncuda adamla kadının bu kadar ruhsuzca tepkileri. İnsan en azından daha başka türlü anlatır, daha sevgi dolu... Resmen çocuğu denek farelerle bir tutar gibi buz gibi bir anlatım. Ne yani şimdi bunlar bir çocuğu kurtardılar mı yoksa hayatını mı mahvettiler. Bence çok büyük bir bencillik bu yaptıkları..
Genelleme yapmayayım ama bu bilimciler hep böyle ruhsuz ve herşeye madde gözüyle bakmaya mecburlar mı acaba ?
Sözüm meclisten dışarı...:)
"farketmez, ben 23 yaşındayım" bu en güzel yumruk olmuş zaten... süperdi. bayıldım bu cümleye. siz deney yaparken ben sizden alacağımı almış büyümüştüm zaten. üstelik istediğiniz tepkiyi de vermeyerek 23 yılınızı çöpe atıyorum... keşke öyle bir durumda o kadar olgun ve sakin düşünebilse insan.
"son kozum olsun zorda sukunet"
ben bir akademisyen adayıyım ve böyle bir çalışmanı içerisinde olabilir miydim bilmem ama bildiğim bir şey var ki bizim akademisyenlerin hiç biri bu kadar sene kitap yazmak için çabalamazlar. farzedelim ki çabalamaya karar verdiler diyelim... o zaman da büyük bir ihtimalle kes kopyala yapıştır yaparlardı. bunu yapmaları da 23 sene almazdı.. (sözüm gerçekten düzenli ve dürüst çalışanakademisyenlere değil)
yazıya gelince ellerine sağlık çok güzel olmuş...:))
teşekküler yorumlarınız için.
tombik, haklısın. kafamda kurduğum tek bir öğesi olduğu için yazının, gerçekte olurluğunu çok düşünmedim. yorumlardan, anlatmak istediğimi fazlasıyla anlatabilmiş olduğumu görüyorum. biraz daha bekleyip konuya daha iyi bir kulp bulabilirdim ama o zaman da yazma isteği uçuyor. hikaye bir durumdan ibaret. ruhsuzluk, yıllarca duyguların sindirilmişliğinin sonucu. genelleme yok. tekrar teşekkürler.
Ben ergenlikte iken etrafıma hep kurgu gözüyle bakmıştım. Malum o yıllarda çok fazla piç sezercik vb. ömercik, ayşecik filmi vardı. İnsan ister istemez kuşkulanıyor. Ardından Truman Show geldi. İçime iyice kurt düştü. Allah' tan anne tarafına benziyorum ama ablam soru işareti yaratıyordu ya denek oysa. Neyse onu da baba tarafına bağladım. Ama ablamla yan yana dolaşınca kardeş olduğumuza kimse düşünmüyordu onlara söyleyene kadar. Sadede gelelim. Hala etrafıma kurgu gözüyle baktığım oluyor, ne de olsa bu öğrenci evi benden önce başkasınındı, mikro kameralar, küpküçücük dinleyiciler neden olmasın? Eheh, hayata renk katıyor bazen deneyin. Yazı güzel olmuş, eline sağlık soulinlimbo...
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.