Ayrılığın acıyı doğurduğu bir yer vardır. İşte tam o yerde kıvrılmış duruyorum. Etten kopan bir et gibi, ıslak, acı dolu, belki kırmızı… Yarısı giden veya yarısı kalan bir eksiklik gibiyim. Eksik olan tarafın bir başka tamamlayıcı istemesi gibi bir de istek var içimde. Yarımlığıma sığınarak yalvaran, hüznü pompalayan bir istek. Sahteden canının yanması gibi… Sahteden yanıyor canım. Bütün gerçekliğiyle bakıyor diğer yarım yukarıdan, acımasız ve neşeli tavırlarıyla. Bir yanım gerçek bir yanım değil. Külümü silkiyorum ayrılığın tam da acıyı doğurduğu yere, kendimi güçlü hissetmek adına yaptığım en basit davranışın içinde. Kıvranıyorum kendi acımla ve seviniyor bir tarafım buna. Çekiyorum bütün pisliği içime, bütün güzelliğiyle. Sadece oluyor olan ve sadece seyirci olmak olduruyor olanı. Hiçliğin içine saklanmışım ben. Hiçliği seviyor ve ondan korkmuyorum çünkü. Bütün büyük acılar diz çöküyor önümde. Bütün büyük hırslar eriyip kayboluyorlar ve hiçbir şeyim kalmıyor geriye. İşte o hiçbir şeyi seviyorum ben. Onu anlatıyorum gerçek diye. Burada sevindiriyor beni içimde doğan hüzün ve burada anlıyorum yaratıcı olduğumu. Yalnızca bu kadar yalnızım ben. Yalnızlığın acısını çekemeyecek kadar küçük ve bir o kadar kalabalık… Ben’i arıyorum geceleri yatağımda. Gerçekten hala orada bir yerlerde diye. Ben’i bulamıyorum artık, anlatabilecek kadar bile. Ellerim şiir yazarken, aklım şarkı söylüyor. Oturup okuduğumda ve yatıp dinlediğimde hep aynı mısra tekrarlanıyor: “eller şiir yazamaz, akıl şarkı söylemez” Bunu söylüyor aklım, bunu yazıyor ellerim. İşte ben, buna şaşırabilenim. Ben şimdi yine canlıyım ve ben hiç ölmedim. Çocukça korkan, âşıkça seven ve gereksiz üzülen hep benim. İki arada bir deredeyim. Bunun için sevinmek aynı zamanda bunun için üzülmektir benim için. Kendim dışında korumam gereken hiçbir şey yok gibi. Ama ben korunamayan her şeyim. Eksikliklerim, hissetmediğim sürece yoklar ve hissettiğimde onlar eksiklik değil! Ben devamlı büyüyen ve gelişen bir yok edilişim. Ben, ben olmayan her şeyin karşıtıyım. Ve sen de öylesin…
Huzursuz ve korkak, bilinçsiz bir çocuk gibi cesur aynı zamanda…
Beni tanımak mı istiyorsun? Aynaya bak.
Çaresiz, kendi çareleriyle boğulmuş ve hayvansal.
Kendi içine kapanmış bir salyangoz gibi…
Güçsüz ve aşkın elleriyle yoğrulmuş,
Huzursuz, korkak ve kendi korkularıyla kısıtlanmışım.
Sen yoksun, hiçbir zaman yoktun.
O kadar yoksun ki
Umudum hiç bitmedi…
Git!
insan ilk 'ben' mi yoksa 'sen' mi demiştir diye merak ederim bazen.bu kelimlerden hangisi önce gelmiştir?
Doğu felsefesinde "ben", batı felsefesinde "sen" önce öğretilir. Bu iki kavram benim inancıma göre insan hayatının bütününü etkileyecek bir nitelik sağlar. Ben ve sen'den ayrı tutulabilen şey gerçekliktir. Senin ve benim içinde olduğumuz gerçeklik..
absence işaret parmağını karşına uzatıp sen dediğinde, diğer 4 parmak kimi gösteriyor kendini yani ben diyorsun...
absence işaret parmağını karşına uzatıp sen dediğinde, diğer 4 parmak kimi gösteriyor kendini yani ben diyorsun...
@bestloser,doğu batı felsefesi dediğinin geçmişi nedir,ben çok daha öncesinden bahsediyordum.söylediklerini anlamam çok zor oluyor,ben ve sen'den ayrı tutulabilen şey ne olaki,gerçeklik olsun..sonrasında bu gerçekliğin içine katmışsın seni ve beni.i..süslü cümlelerden mi varacağız gerçeğe? linet,dört parmağım beni göstermesi için benim önce seni göstermem mi gerekir?
@Absence dostum ilk ben'i sen'i ayırdedebilen insan batı felsefesinin de temelini atmıştır ister istemez, doğu felsefesinde önce gelen "ben" sadece ben'den değil varolan her şeyden bahseder aynı zamanda. Gerçeklik tek bir bütündür onun için. Bu yüzden ne kadar bencilse o kadar zararsız olur doğaya karşı. Sen dediğin anda ayırdetmeye başlamışsındır senin dışında olan her şeyi senden. Onun için "sen"in öğretildiği insan bencilliğin gereksiz kısmını kullanır. Doğal bir bencillik, doğayı korur. Boza güzel bir içecektir.
ne kadar göz varsa o kadar hakikat vardır,yani hakikat yoktur..bu yüzden kendinize dayanak noktası olarak seçeceğiniz evrensel bilgi,sizi bir öncekinden daha büyük yanılgıya sürüklemekten öteye gidemez.unutmayın ki bu tanımları koyanlar sizden daha gerçek değildi,kendilerine gerçek diyebilmek için,biraz kıyak geçmeleri varoluşa,muhtemel.
Sevgili Absence of Mind en azından yanılgıların yanılgı olduğuna emin olmak lazım.
Senin denklemine göre "ne kadar göz varsa o kadar hakikat vardır, yani hakikat yoktur" - yani göz de yoktur. Sonucuna ulaştıktan sonra insan gerçekten felsefeden biraz soğuyabilir.
İnsanın kendine gerçek diyebilmesi için varoluşa kıyak geçmelerine gerek kalmayacağını düşünüyorum.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.