nick cave ve kötü tohumlar
yeni albüm nocturama çıkıyor. bir de yeni single brbig it on dinlenebiliyormuş. ben dinlemedim, üşendim.
ben albümü bir şekilde edindim ve nick cave'in üzerine son yıllarda sinen huşuyu bir kez daha hissettim:-) no more shall we part'a benzer bir albüm, sanki onun devamı filan gibi. murder ballad'larla, boatman's call'larla pek ilgisi yok. ama ben bundan şikayetçi miyim? tabii ki hayır:-) şarap gibi bunlar, yıllandıkça güzel müzik yapıyolar:-)
Nick Cave'in üzerine biraz fazla huşu sindiği kanaatindeyim. No more shall we part'ı sevemedim ben, seri katil ve elektrikli sandalye öykülerinden sonra hak yolunu bulmuş abinin son şarkıları izlenimi verdi biraz bana. Tabii Nick Cave'den böyle Bob Dylan türü "hayatın anlamını buldum galiba.. yok ya bulmamışım, yok buldum mu acaba?" stili bir hareket beklemiyor ve son şarkılarının uhrevi değil müzikal bir arayıştan kaynaklandığını düşünüyorum ama insan yine de murder ballad türü şarkılar bekliyor ondan yine de.
Bu arada Nick Cave'in 80'lerin sonunda yazdığım romanını okudum geçen sene. Bi iki arkadaşa söylemiştim kısaca buraya da yazayım, roman çok ama çok iyi. Paranoyak şizofren bir gencin, yaşadığı vadi sakinlerinin tarikatı tarafından tanrıça ilan edilen kıza olan aşkını ve bu arada işlediği cinayetleri anlatan romanı okuduktan sonra, "acaba editörün birine parayla yazdırdılar da altına Cave imzası mı attılar bunun?" diye kıllanıyor insan.
oğlu ile çok huzurlu olduğunu ve bu yüzden tavrının değiştiğini anlatmıştı bir yerlerde,.. açıkçası,.. serinkanlı erkek müziği tarzını pek sevsem de, nick cave'in yenileri daha çok hoşuma gidiyor,..
cave incili falan yazdıydı ya da onun gibi bir şeyler yapmıştı. kaptan, o bahsettiğin kitap "when ass saw the angel" mı? bir de söylemeden geçemeyeceğim, "we came along this road" var "no more.."da , her dinlediğimde ağlamaklı oluyorum. böhüüü:( bakalım yeni albüm nasıl olacak.
Evet "And the ass saw the angel", sonra bi tane daha yazdı galiba Tarantula falan bir ismi vardı.. Beni şaşırtan, romanın acaip kahramanlarına, öyküsüne falan rağmen "amma da saçma, böyle şey olur mu ya?" havası vermemesi. Romandaki Hristiyan tarikatı, türlü gerzeklikleriyle insanı kendisinden tiksindiriyor mesela. O açıdan, psikotik katilin romanın iyi adamı olması saçma durmuyor. Ama diğer yandan roman boyunca hep şöyle bir şey hissediliyor: "Yanlış olan tarikatın değerleri değil, o tarikatın üyeleri."
Tanrının temsilcisi olarak seçilen kız fazlasıyla iyi biri olunca, tarikatın gerzekliklerinin suçu, Hristiyanlık'ta değil, tarikatın üyelerinde kalıyor. Tanrıçanın sevgili olarak psikotik katili seçmesi de olayı tamamlıyor ve Nick Cave'in şarkılarındaki "insanlar çok kötü-people aint good" ve "Tanrı iyi" teması romanla üst üste örtüşüyor.
Romanın finalinde de acaip bir Hristiyanlık göndermesi var: Tanrıçanın hamile olduğu anlaşılıyor ve tarikat "Tanrının oğlunu" beklemeye başlıyor (Bakire Mary olayı), ama kimse bilmiyor ki o çocuk psikotik katilin çocuğudur ve tanrı Bakire Mary aracılığıyla, yeni peygamberin babası olarak, ailesi ve kendisi deli olduğu için tarikattan dışlanan bir adamı seçmiştir.
Sonuç olarak, hakkaten garip bir eser, roman üzerinde daha fazla yorum yapabilmek için Hristiyanlığı daha iyi bilmek gerekiyor sanırım..
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.