Her şey koptu nasıl olsa, anlayamıyor ve anlamanın o kadar da önemli bir şey olmadığını düşünüyordum bir yandan da. Gözüm kapıya ilişti, çıkıp gitmek düştü birden aklıma. Ne olurdu onu burada tek başına birdenbire bıraksam acaba. Bıraksam ve şaşırsa ne olur ondan sonra… Kapının yağlı boyası saçılmış, camına ve kapı koluna bulaşmıştı. Orta kısımlara doğru poster yapıştırılmış sonrada sökülmüştü. Bunun için kararmış bant izleri ve kurumuş kalmış bant parçaları dökülüyordu kapıdan. Kapatınca tam kapatılmıyor, uğraştırıyor ve küçücük bir nefret duygusu oluşturuyordu içlerimizde. Koltuğun üstüne doğru çevirdim yüzümü yine. Hala oturuyordu orada, koltukta, hala anlatıyordu bitmemişti derdi. Dinledim devam etti:
“Tanrı benim diyebilen, anlatmalıdır nereden aldığını bu cesareti. Korkuları bundan kaynaklanmamalıdır. Güzel olan bu olmalıdır tanrı için. Güzel burada yaratılmalıdır tanrılar için. İşte güzellik budur, yanlış zamanda ortalıkta dolaşan küçük bir çocuk gibi. Benim tercihlerim bunu söyler. O çocuk şimdilik yanlış beslenen bir hastadır. Ona doğru ilaçları vermek için tam zamanıdır.”
Güzelliğin ne olduğuna bağladı sonunda lafı. Memnun değildim, sarhoş bir minibüs şoförünün geyiğine dönmüştü muhabbet. Söylediklerinin hepsini anlamış ve anlamaya değmez konuşmalar olduğunu fark etmiştim. Sordum:
“ Güzellik doğal mıdır, değil midir sana göre?
“Doğal olan ve doğal olmayan her şey, doğal olan ve olmayanı içinde barındıran bir şeyin iki parçasıdır sadece.”
“Nedir o şey? Doğal olan ve olmayanı içinde barındıran şey nedir?
“Bizim doğal olanı olmayandan ayırabilmemizi sağlayan şeydir.”
“Her şeyi kafamızda mı yaratıyoruz sence?”
“Kafamız bile yok bence”
“Bu dediğin doğru olsaydı bir düşünceler dünyası olsaydın ve beni yaratmış olsaydın, benim bu konuda hiçbir fikrim olmazdı değil mi?”
“Ne fikrin var?”
“Öncelikle senin kafayı yediğini düşünüyorum, konuşmaların uçup gidiyor, eğlendirici olmaktan uzaksın, bir arkadaşınla konuştuğunu unutuyor ve aptalca davranıyorsun. Beni kızdırmaya çalışır gibi bir halin var ve ben buna hiç kızmıyorum. Belki biraz acıyorum.”
Bunlar birdenbire ağzımdan çıkıvermişti. İlk defa bu kadar sinirlenmiş ve artık kendimi tutamamıştım. Bilinçli bir şekilde onu aşağılamış ve fazlasıyla yaralamıştım. Hiç tepki vermedi buna, korktuğum buydu. Endişe ve üzüntü dolu bir yüz ifadesiyle, acınacak halde onu affetmemi bekler gibi duracağını sanıyordum. Sanki yerçekiminden veya uçurtmalardan bahsediyormuşuz gibi durağan, ciddi ve umarsız gülümsemesi el sallıyordu yüzünde. Öfkeleneceğini ve ne yapacağını bilememesini bekliyordum hâlbuki. Sigaraya saldıracağı yerde kavuşturulmuş elleriyle duruyordu karşımda. Titreyip sallanacakken yerine bacak bacak üstüne atılmış rahat bir pozisyonda oturuyordu. Koltuğun üstündeki o yerinden hiç kıpırdamamış, ara sıra gerinerek ara sıra konuşuyordu. Şöyle dedi:
“ Bu fikir olmasa yaratamazdım belki seni.”
“Merak etme” dedim. “Sen benim tanrım olursan, bende senin şeytanın olmayı bilirim.”
“Teşekkür ederim” dedi “beni tanrılaştırdığın için.”
“Senin beni tanrılaştıracağını sanıyordum.”
“Tanrı için onu kimin yarattığı önemli değildir.”
“İkimiz de tanrı değiliz o halde.”
“İkimiz bir bütünün parçasıyız sadece.”
“Umarım bizden başka parçaları da vardır tanrının. Ot muhabbetini dinleyelim derken tanrıyı paylaştırdın bana.”
İkimiz aynı anda bastık kahkahayı. Sonunda gülmeye başlamıştık işte, üçüncü sigara bitiyordu henüz yeni kendimize gelmiştik. “Sigara boktanmış” diye geçirdim içimden. Ama bana hiç kızmamış olmasına hâlâ şaşkındım. Tam tersine gülmekten yaş geldi gözünden, dumanı öksürdü, boğazını temizledi ve kesik kahkahalar attı aralarda. Konuşmaya hazırlanıyordu, bende dinlemeye hazırlandım ve kahkahalarıma çektim freni:
“Tanrının eğlendirici olduğunu mu sanıyordun?”
Ciddileştim ve “sen iyice sıyırdın, tanrı mevzusunu geçelim, bir şey soracağım” dedim. Onun çok sevdiği konuyu geçmemize üzülmüş ama benim soru soracağıma sevinmiş bir ifadeye büründü şaşkın yüzü. Yarım yamalak “dinliyorum” işareti yaptı gözleriyle.
“ Her şeyin sırrı, tek bir şeyde gizlidir lafı doğru mu?”
“Tek olan her şey, o her şeyin parçalarıdır. Bu yüzden tek bir şey veya her şey diye bir şey yoktur. İkisinin arasında bir şeydir bu, İkisi aynı şeydir. Her şeyin ayrı ayrı tek bir şeyler yaratmasıyla, tek bir şeyin diğerleriyle bir araya gelip her şeyi yaratması da aynı şeydir. Her şey, tek bir şeyin çoğul ismidir sadece. Tek bir şey ise, isim bile değildir. Bu mantığa göre her şeyin sırrının, tek bir şeyde gizli olması doğrudur, o bir şeyin, bir şey sayılabildiği anda.”
“O bir şey sayılabilmesi için ne yapar bir şey?”
“Kendini o bir şey sayar”
“Farkındalığın tanrılıkla aynı şey olduğunu mu söylüyorsun.”
“Bir şeyin her şeyle aynı olduğunu söylüyorum.”
“Bir şeyin başka bir şeyle veya şeylerle aynı olması nedir sana göre?”
“Aynı kökten gelmelerinin getirdiği duruma aynılık diyebilirim ben, aynı bütünün parçası olması aynı bütüne taşıyorsa onları."
“Farklı olmaları için ne gerekir iki şeyin?”
“Farklı olduklarını bilmeleri gerekir sadece.”
Muhabbetimiz hızlanmış ve garipleşmeye başlamıştı. Karşımda duran adam sanki eskisi gibi değildi. Bende de çok değişiklikler vardı. Bir keresinde bana, ne kadar derin konuşursak o birbirimizi o kadar iyi anlayabileceğimizi söylemişti. Ama şimdi kendi derinliklerimizde ayrı ayrı yüzen iki balık gibiydik. Beni anlayamadığına emindim, bazen ben bile kendimi anlayamıyordum. Kafam öyle güzeldi ki…
Ne istediğini merak ediyordum başından beri, bir şey vardı onu huzursuz eden. Gülünecek durumuna acıdım ve alaycı bir tavırla sordum:
“Ne istiyorsun öyleyse? Benden veya diğer insanlardan istediğin nedir? Ne olmalı, nasıl davranmalıyız sence?”
Soruma çok şaşırdı, yine konuyu başka bir tarafa çekmiştim ona göre, ama konunun geleceği yer zaten buymuş gibi cevap verdi:
“İçinizde hissediyorsunuz, biliyorum, bazılarınız… Tanrı olduğunuzu söyleyin diğerlerine ve bırakın şaşırsınlar. Beklemedikleri kişilerin Tanrı olduğunu öğrendiklerinde yüzlerindeki hayal kırıklıklarına gülün. Bu sizin mizahınız olsun. Mizah, iki farklı bilinç seviyesinin bir arada bulunmasıdır, Büyük bilincin küçük bilinci diğer büyük bilinçlere tanıtmasıdır mizah. Emir almak ve emir vermek arasındaki bu aptal dünyada özgürlüğe koşun. O sizi tek bir şeyin parçası olmaya taşıyacaktır. Özgürlük, değil midir istediğimizi yapmakla bizi kandıran. Gerçekte ne istediğimizi kim bilebilir bizden başka. Özgürlük aynı zamanda gönüllü köleliktir. Ona koştuğunuzda, sizi bütünleştirecek ve size sevmeyi öğretecektir. Sevmek o zaman, gerçek anlamına ulaşacak ve çıkarcılıktan kopacaktır. Düşmanınızı sevin ve tamamlanın. Dostunuzla savaşın ve tamamlayın. Büyük sözü dinleyecekseniz önce sözünü dinleyeceğiniz büyükleri seçin. Bu özgürlüğü kendinize verin. Bana katılın ki yeni bir dünya yaratalım. Kendinize inanın ki, sizi var olduğundan haberinizin olmadığı o muhteşem cennetle tanıştırayım. Kendinize tapın ki, dünya ve ahreti birleştirip cenneti şimdi yaşayalım. Kendinizi sevin ki biri sizi örnek alsın. Herkes kendini, o tek bir şeyi sevsin ki sevgi var olsun. Kendinizi sevin ki sevmeyi tanıyın. Sevmeyi tanıyın ki sevildiğiniz her anı hissedin. Sevgi hissedildikçe vardır. Nefretlerinizden nefret edin ki, yitirsinler anlamlarını. Kötüyü görmezden gelin ki yok olsun sonsuza dek. Bilgiyi kullanın ki bir araç olduğunu unutmasın. Dini dinleyin ki bir masal olduğunu hatırlasın. Ve sizi yakıp yıkan, dünyaya kötülük saçtığına inandığınız her ne varsa isteklerinizden kaynaklandığını unutmayın. İsteklerinizi buna göre değiştirin. İsteklerinizin üstüne çıkın ki iradeniz canlansın. Güçlü ve korkusuz olun ki ne kadar güçsüz ve korkak insanların arasında kaldığınızı fark edin. Gelin, kendi bacağınızdan asılın ki, canlanmış iradelerinizi birleştirmenin yeri ve zamanı gelsin. Kalkın gidelim ki gidilecek bir yer olduğunu herkes anlasın. Gelecek için kurduğunuz hayalleri şimdi için kurun. En büyük hayali kurun. Hayallerinizi büyütün, büyütün, büyütün. Tanrı olun… Tanrıya ihtiyaç duymayacak hale gelmektir tanrı olmak. Yazın, çizin, söyleyin, dinleyin, yaşayın. Yaratmaya dair her ne varsa yapın. Elinizi ve beyninizi yaratmaya alıştırın. Bütünlüğü sağlayabilmek için ayrılın, kopun birey olun. Bütünlüğe ve aileye özlem çekin ki bir aileniz olsun. İçinizde ve dışınızda hissediyorsunuz, biliyorum, bazılarınız… Şeytanı ve melekleri kurşuna dizin. Tarafsız bir tanrı olun. Adalet böyle zamanlarda gereklidir. Adalet böyle kişilik bulur. Karakterinizi kendinize göre belirleyin. Kendinizi hiç kimseden örnek almayın. Eşitlik böyle sağlanır. Kendisinin ortadan kalkması gerekir önce… Alınacak örnekler olmadığında, herkes özgün olacaktır. Eşitlik hiyerarşinin olmamasıdır.
Yalnız kendiniz için savaşın. Tek bencilliğiniz bu olsun. Bencillik gerçekte bu kadar saftır. Gerçek anlamında uygulandığında diğerleri ortadan kalkacaktır. Her şeyinizi sizin dışınızda herkesle paylaşın. Paylaşım aslında bu kadar büyüktür. Cinsel özgürlüğünüzü kısıtlamalarına izin vermeyin. Ahlak aslında bu kadar ahlaksızdır. Yaşam ve ölümü barındıran bütünü ikiye bölmeyin, olduğu gibi yaşayın. Kendinize hiçbir şeyi kısıtlamayın. Taşkınlık yapın ve bırakın taşsın içiniz. Taşkınlık sayesinde oluşturun güzelliklerinizi. Sınırlar böyle kaldırılır ve güzellik böyle anlamını bulur. Huzur duygunuzu huzursuz edin ki daha huzurlu olasınız. Mutluluk duygunuzu aşağılayın ki daha büyük mutluluklara dalasınız. Korkularınızın üstüne gidin ki neyden korktuğunuzu bilesiniz, kendinizi tanıyasınız.
Emir verin ama verdiğiniz emirler, herhangi biri tarafından size emredildiğinde itaat edebileceğiniz emirler olsun. İtaat edin emir verebileceğinize. Emir, itaat ve isyan böyle yok edilir. Bir amaç uğruna çalışın, amacınızı ve çalışmanızı devamlı geliştirerek, amacınızdan emin olacak duruma gelin. Amacınıza emin olun. Daha önceden ulaşılmış amaçları izleyin. Daha önceden yaşanmış hayatları gözleyin. Yarını görün, geleceği yaratın. Bilin ki gelecek, sizin farkında olmadan yarattıklarınızdır. Bilin ki yazgı içinizde başlar. Hayat kafanızın içinden odanıza, oradan da sokağa açılan kapı gibidir.
Orta kısımlara doğru poster yapıştırılmış sonrada sökülmüştü.
Bunun için kararmış bant izleri ve kurumuş kalmış bant parçaları dökülüyordu kapıdan.
İyiden iyiye kafa yorularak yazıldığı her hainden belli olan davul tozu ve minare gölgesi kıvmındaki betimlemelerle ''yıkılıyoooo'' tarzında iki muhteşem cümle...
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.