Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan torpilli.com'da: "link vermek ve imaj eklemek"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

tuttum
1

Oda arkadaşı (6)

Bunun üzerine gülümsedik ve ben bu söylediği şakayı ciddiye alıp ve hiç bozuntuya vermeyip ikinci sigarayı yaktım. Birasının dibini yudumlarken göz kırptı ve tam o sırada genzine bira kaçtı. Gülmekle öksürmek arasında bir hareket yaptı ve gözlerinden yaş geldi. Birkaç kahkahadan sonra kendimize geldik ve ilki öksürük olmak üzere kelimeler ağzından döküldü:

“ Öhhöğ yaptığın edebiyatın veya sanatın gerçeğin bir parçası olup olmadığını soruyorsun galiba ve sana diyorum ki gerçek parçalardan oluşur. Öldürmen gereken değil doğurman gerekendir o. Önemli olan onun var olması değil, neye hitap ettiğidir. Bu yolla basamak atlarsın. Elindeki çok değerli bir ciladır. Ama onu hangi taşa sürmen gerektiğini bilmiyorsan ziyan olmaz mı?”

“Mutluluğun sahte olduğunu onaylıyorsun o halde değil mi?”

“Sahtelik nerede başlıyor sana göre?”

“Bir şeyin gerçek olmamasından anlaşılır sahte kavramı”

“Peki gerçek nedir?”

“Soruları sen sormaya başladın galiba?”

“Gerçeğin sana göre tanımı benimkinden farklı olabilir onun için sordum”

“O halde sen anlat gerçeğin ne olduğunu ben bakayım tanımlar tutuyor mu diye?

“Güzel soru.”

Bazen konuşmamız bu şekilde sorucuklar halinde sürüp giderdi, bu kez, biraz daha anlamlıydı sadece, genelde ot içilen ortamlarda hep böyleydi çünkü. Sorular sorulur, cevaplar verilir ve o cevabı kimse dinlemez çünkü o sırada başka bir soru peşindedir. Bu kez biraz farklıydı ve takip edebiliyorduk nereye gittiğini. “Anlat” dedim:

“Gerçek, insana göre, insanın algılamasını sağlayan organlarının yardımıyla ulaşabildiği tüm bilgilerinin toplamıdır, bu yüzden insanın algıları değiştikçe, o da sürekli değişebilme gücüne sahiptir. Gerçeğe en yakın insan, algıları en açık, en kapsamlı olandır. Bunun bir üst kademesi gerçeğin kendisi olmaktır. Kendini gerçekleştirmek denebilir bu olaya. Bir fareye oranla bir kedinin gerçeği arasındaki farkı düşünecek olursak kademeler gözlerimizin önünde az da olsa belirecektir. Kendisi dâhil her şeyin içinde bulunduğu fiziği, metafiziği, zamanı, işleyişi, nedenselliği ve özgür iradeyi kapsayandır. Bu yüzden gerçek herkesin tanımında birbirini tutmaz ve bu yüzden birçok kişi birçok şeyin ismini yanlış söyler, çünkü anlamını bilmeden söylemek, yanlış söylemektir.”

“ Gerçek tanımlarımız tutuyor, peki ya sahtelik nedir öyleyse?”

“ Benim için sahtelik bir şeyin gerçek olmaması değil, gerçekmiş gibi anlatılmasıdır. İşte bu sırada gerçekleşir bir yalan. Bu yolla karışır gerçek olmayan gerçeğe. En büyük tehlike budur gerçek için. Onu çirkinleştirebilen tek şeydir yalan.”

“O halde mutluluk sahte bir şeyse çirkin bir şey midir senin için?”

“Ben gerçeğe en yakın zamanlarımda hissederim mutluluğu, istediğim şey mutlu olunmaması değil, mutlu olunan şeylerin yerlerine oturmalarıdır.”

Lafını bitirdiğinde onunla aynı mutlulukları paylaşmadığımızı düşünmüştüm. Zaten hangi iki ayrı insan aynı mutluluğu yaşayabilirdi ki? İnsan neyden mutlu olduğunu biliyorsa ve böyle mutluysa, neden o değiştirebileceği şeyi, o güce ulaştığında bile değiştirsin? Ama acılar için düşünülebilirdi bu… Ellerimi birbirine kavuşturdum ve parmaklarımı birbirine geçirerek sıktım, ters çevirip çıtlattım, sonra yeni sardığım sigaralıktan derin bir nefes çektim ve sordum:

“Acılarımızı biz mi belirliyoruz sence?”

“Başlangıçta hiç birini, sonunda hepsini biz belirliyoruz acıların. Bu işin matematiği biraz karışıktır. Belirlenmiş her acı kalıcıdır, yok edilemez, durdurulabilir. Ne kadar acıttıysan içini, sınır odur her defasında, sınırı zorlamak veya en çok oraya kadar gitmek senin elindedir. Senin yapman gereken şey iş işten geçmeden sınırları belirleyen olmaktır. Gerçeğin canını yakan bu acılardır, gittikçe büyüyen, sınırları genişletilen ve mutlulukların yerini alan değişim. Acılarda korkulacak bir şey yoktur bunun yanı sıra, kendi karşıtını taşır o da yanında. Hem de en büyük hediyeyi verir bize. Kötünün iyisidir verdiği de, olgunlaşmayı ve sınırlara hâkim olma gücünü kazanırız böylece. Lafı gelmişken, çocuklardır felsefeyi ve sanatı en çabuk öğrenmesi gereken, yeteri kadar gereksiz acı çekmeden. Sanat küçük acıyı büyük gibi gösterebilir abartma gücüyle, felsefe de o büyük gözüken acıyı gerçek bir olgunluğa dönüştürür. Daha az acı çekerek yaşamanın yolları düşünülüyorsa çocuklara bu yapılabilir.”

“Aşka döneceğim” dedim, “konuştuklarımızın bir rotası olmalı, karışmış kafamın yoğunlaşmaya ihtiyacı var. Cevap bulamadığım soruları ardımda bırakarak ilerleyemem. Basit bir cevap bekleyeceğim basit soruma. Her zaman sordum ama açık olamadım yeterince, şimdi kazandığım dürüstlük ve açıklıkla anlatıyorum. Ne olur önyargılarından kurtul sende. Anlattıklarından anladığım kadarıyla gerçeğin daha ilkel ve bu dünyada değişmekte olduğunu düşündüğünü sanıyorum. Benim algıladığımdan farklı algılıyorsun her şeyi sadeleştirerek. O kadar sadeleştiriyorsun ki yok oluyor bazıları dünyanda. Küçük bir dürtü, basit bir bencilik olabileceğini söylüyorsun iyiliğin. Değişen gerçekliğe de karşısın bazı durumlarda…”

Eliyle işaret yaptı ve lafımı kesti:

“Gerçeğin değiştirilebilir olmasıdır burada önemli olan.”

Devam ettim:

Peki aşk nedir öyleyse? Tüm duyguları barındıran? Çoğu zaman uzun bir yaşamı kısa dakikalara sığdıran, hüznü, coşkuyu, acıyı, mutluluğu ve kıskançlığı yüzümüze vuran? İçimize dokunan, bizi bir kukla gibi oynatan ve bazen geleceğimize bizden önce, bizim yerimize karar veren? Hiç yapmayacağımız şeyleri yaptıran, ağlatan, güldüren ve hayata küstüren? Yeniden doğduğumuzu hissettiren? Bir yağmur damlasının içine sığdığımızda, bir kar tanesine tutunduğumuzda ve dönerek düştüğümüzde, ay ışığının yorgun şarkılarıyla ıssız kıyılara sürüklendiğimizde, yüreğimizin en derin sularında hissettiğimiz nedir? Keskin bıçak yarası gibi sızlayan kalbimizde hiç kanamadan sadece acıtan, kış uykuları kadar ıslak ve sakin, huzur veren rüyalar gibi bitmesini istemediğimiz nedir? Aşk nedir aşk değilse? Çöl tümseklerinde kavrulduğumuz, herkes eğlence ile yüzerken, bronzlaşırken? Ve an be an herkese küçümseyen gözlerle bakacağımız kadar güçlü hissettiren? Ensemizde yaşamın o yıldırıcı nefesini hissetmediğimiz mucize anları yaşatan. Hayat denen çilenin, bir darbesiyle en uzak köşesine fırlatan, cenneti dünyaya taşıyıp bizi içine atan nedir? Saplanıp göğsümüze, inleten, yıllar yılı oradan hiç çıkmayan inatçı kör hançer kimin? Aşk nedir gerçek değilse? Gözleri kör eden ışığıyla, loş kuytulara hasret bırakan, karanlık zindanlarında bizi keyfi esir alan ve an be an gördüğümüz herkesten utanacağımız kadar küçülten nedir bizi? Saçtığı korkuyla ölümlere kafa tutan ve dağıttığı ödülle inançları hiçe sayan kim bu ahlaksız? Aşk nedir gerçekse? Susuzluğun kurumuş dudaklardaki hali, açlığın mide gurultusu, sonsuz isteğin dile geldiği an, ızdırabın çığlığı gibi, keskin, yırtıcı ve çığırtkan bir canlı mı? Gördüklerim yalan mı, duyduklarım masal mı? Hangi gizemli satir böylesine uydurma bir masalı yaşadığıma inanabileceğim kadar güzel anlatabildi bana? Aşk bir masal mı? Aşk nedir yaşamın kendisi değilse?

“Bencilliktir” dedi soğuk bir şekilde, masadaki suyu almak için ben kalktım bu sefer, konuşmaya devam etti ben ayaktayken:

“Aşk, eksiklikten doğan isteğin ortaya çıkışıdır. Sahip olma isteğinin belirleyici yoğunluğudur. Bir sonuç olarak kabul edilebilirse aşk, sebebi eksikliktir. Bir sebep olarak düşünülürse mutlaka canlı sonuçları doğuracaktır. Bizde olmayanı istemek ve almak bencilliğimizdir. Normal ve doğaldır, gerçektir ve görünmez olabilir çoğu gerçek. Nesnel dünyada görebilirsin aşkı, içinde hissettiğin gibi. Toprağın yağmuru istemesine aşk diyebilirsin, ateşi buna sebep yapabilirsin. Ama kendi kendini sevmekten alıkoyamazsın hiç bir aşkında. Aşk içindeki aşk gücünedir, yatağındaki kıza değil! Gerçektir ve işleyişin bir parçasıdır aşk. Gereklidir ve bu yüzden vardır zaten. Yaşamın kendisi değildir ama. Ondan bir şey öğrendiğin zaman anlamlıdır her şey gibi. Sana bir şey katar ve karşılığında senden bir şeyler alır izin verdiğin sürece. Sahip olma isteğinin, sahip olunamadığı sürece artmasıdır. Kendini tamamlamaya çalışmaktır, eksik olduğunu düşündüren şeyler sayesinde. Hiçbir şey tamamlanmış veya eksik değildir oysa. Hiçbir şeye tamamen sahip olunamaz böylece. Seni alıp sürükleyen şey senden başkası değildir. Acılarla seni yoğurduğunu düşündüğün güç, içinde biriktirdiğindir. Kendini kandırabilme gücüdür aşk, bir rüya gibi, eksiğini tamamlamana yardımcı olmanı sağlayan. Kendine yarattığın hırstır yaşaman için. Bencilliğinin en saf halidir aşk. İçindeki merakın en çocuksu tarafıdır. Her aşk nefreti yaratır gizlice, âşık olduğun şeye karşı. İçinde tamamlanmadığını düşündüğün eksiklikleri fark ettiğinde rahatsız eder seni. Tamamlandığında ise bilirsin onu başkasından aldığını ve başkalaşmış olmanın korkusu kaplar içini. Bu korku doğurur nefreti. Aşk ve nefretin arasındadır korkunun yeri, nefretin doğduğu yere korku denir. Sonuçta her aşk büyütür nefreti, yok olana kadar kendisi. Tamamlanana kadar o eksiklik. Aşk, kendine karşı kibirli olmaktır böylece. Aşk sende olmayan ve başka bir şeyde olandır. Karşıtına duyduğun istektir aşk, evrende her şeyin ve hiçliğin içinden geçtiği evredir. Karşıtların çekimidir aşk, bencilliktir. İki karşıtın yeni bir tez oluşturmadan önceki istekli döneminin adıdır aşk. Aşka yenik düşmek normaldir onu anlayana kadar. Hayatını buna adamak ise olduğun yerde saymaktır.”

devam edecek...

10 ahkam var
Önceki yazı: Oda arkadaşı (5)
Sonraki yazı: Para ne işe yarar

Ahkâmlar

yandık !

benle uğraşma kop, sonra bir sürü olay oluyo bana patlıyosunuz.

hayatı HAFİF'e alın...

ben sayın yazarın yazısına yorum yaptım, şahsınıza deil, okuduğunuzu anlayamıyor musunuz acaba?

peki özür dilerim yanlış anlamışım ben

hayatı HAFİF'e alın...

rica ederim, keşke sorsaydınız önce, açıklardım ben size...

ne kadar kibarsınız sevgili kopanisti.

sağolun, sevgili mansonilized, ne kadar naziksiniz.

kop sen bana mı bir şey demek istedin

Perdeler Kalkar Perdeler İner Azrail'e "hoşgeldin" Diyebilmekte Hüner

sonra okumadım ama öyle demek geldi içimden
yanlış anlama sakın vakit bulamadım ama bundan sonra vaktim olacak çünkü boşum sende
hoş ol merhaba results...

anlamadım EfgaN, bişey mi demek istedin?

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

serbest: son ahkâmlar

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu