
düzeltmek için uygulanan çaba yok denecek kadar az.. çabalayanlar ise sistemin kendisi tarafından yok edilmekte..
"sistemin kendisi" denilen uzak diyardaki bir bilgisayar sanılmasın.. aynıyla bizleriz "sistem"..
peki herkes bir şeylerden memnuniyetsiz ve herkes (kendi mezhebince) birşeylerin eksik veya yanlış olduğunu söylüyor ise, nasıl oluyor da "sistem"e bu derece bağlı karakterler olarak devam ediyorlar hayatlarına.. ya da sadece sözde kalıyor isyanları..? bu çelişkinin sebebi ne olabilir..?
sadakat..?
korku..?
ne cevap verirsiniz bilemiyorum.. ama belki aşağıdaki deneyler bir fikir oluşumuna ön ayak olabilir..
Öğrenilmiş Çaresizlik denen bir kuram var..
bu kurama göre; eğer bir canlıyı kontrol edemediği zorluklar ile karşı karşıya bırakırsanız, bir süre sonra denemekten vazgeçiyor..
ilki 1967 yılında yapılan hayvan deneyleri çok ilginç.. 1970 li yıllarda bu model geliştiriliyor.. link vermeyeceğim.. zaten kamyonla yazı çıkıyor google da aratınca.. aramak isteyen bulacaktır..
1967 yılında Overmier ve Seligman tarafından yapılan bir deneyde kullanılan melez köpekler 3 gruba ayrılıyor.. birinci grup "kaçma grubu", ikinci grup "çaresizlik grubu", üçüncü grup ise "kontrol grubu" olarak isimlendiriliyor
birinci gruba, herhangi bir ön uyarı yapılmaksızın, arka ayaklarından elektrik şoku veriliyor.. eğer hiçbir işlem yapılmazsa 10 saniye sonra şok kendiliğinden kesiliyor.. bulundukları ortamda elektriği kesebilecekleri bir de pedal bulunuyor.. köpekler bir kaç denemeden sonra şoku kesebileceklerini öğreniyorlar ve her seferinde daha kısa sürede olmak üzere pedala basıp şoku önlüyorlar.. 64 kez uygulanıyor bu şok..
ikinci gruptaki köpekler de aynı ortamdalar fakat onların elektriği kesebilecekleri herhangi bir düzenek bulunmuyor.. başlarda canı yanan hayvanlar hopluyor zıplıyor inliyor fakat devam eden şoklardan kurtulamadıkları için bir süre sonra tepkileri azalıyor.. aynı sayıda şok bunlara da veriliyor..
üçüncü gruptaki deneklere ise herhangi bir işlem yapılmıyor..
deneyin ikinci aşamasında köpeklere kaçıp kurtulabilecekleri bir ortamda, bu kez bir ön uyaran kullanılarak (ışık,ses..vs) elektrik şoku veriliyor.. birinci ve üçüncü gruptaki hayvanlar bir kaç denemeden sonra şoktan önce kaçmayı öğreniyor ve güvenli tarafa geçiyorlar..
fakat ikinci gruptaki hayvanlar aynı başarıyı gösteremiyor büyük oranla yatıp şokun gelmesini bekliyorlar..

daha sonra kontrol edebilecekleri (çalışan) düğmelerin bulunduğu bir ortama konduklarında ikinci gruptakilerin tepkilerinin çok düşük olduğu ve büyük oranla kalkıp düğmeye basmak yerine oturup sesin geçmesini bekledikleri kaydediliyor..
çaresizlik öğrenilen ya da daha güzel bir ifadeyle "bellenen" bir kavram..
buradan çıkacak olan sonuçları sizin inisiyatifinize bırakıyorum..
şahlankoç; öncelikle kafa yorduğun bu çalışma için teşekkürler...
resmen literatüre geçmiş 'öğrenilmiş çaresizlik' demek ki..
Demek ki arabesk bir yaklaşım değilmiş çaresizliğin öğretildiği acı gerçeği aslında...
Üzüldüğüm; bu dünyadan göçüp gideceğimiz güne dek bu çaresizliği kimbilir kaç kereler öğreneceğimizdir...
Öyle ya, her seferinden baştan öğrenilen bir abece' dir kendileri...!
bunun bide maymunlarla yapılanı var.
bir araştırma için, maymunları bir kafese koyarlar. kafesin tavanına da bir hevenk muz asarlar. hevenkteki muzları gören maymunlar muzları kapmak için birbirlerini ezerek zıplamaya başlar. bunun üzerine eğiticileri, zıplayan her maymunun kafasına sopayla vurur, bir süre sonra hevenkten birkaç muz koparıp yere atar. maymunlar bu muzları yerler. kafeste bir süre sonra asayiş sağlanır. tüm maymunlar muzu nereden ve hangi şartlarda yemesi gerektiğini öğrenir.
bir süre sonra kafese yeni bir maymun gelir. yeni gelen, hevenkteki muzları görür görmez zıplayıp koparmaya çalışır..
ne olur dersiniz? kafesteki eski maymunlar, hevenge zıplayan maymunun kafasına güm güm vurmaya başlar.
milletin bir kısmını böle güzelce eğittiler, biz bunlara "bu kadar cahillik anca eğitimle olur" cahalları diyoruz. milletin geri kalan çoğunluğuna ulaşamadıkları için böle bişi onlar için yok, hala çalışıp didiniyorlar.
güzel ve uzun bi yazı olmuş, tebrikler.
bir de haşlanmış kurbağa hikayesi var ki o da sistemin tepkiyi nasıl önlediğini acı bir şekilde anlatır.
köpekleri ve maymunları anlarım bi yere kadar. ama insanların çaresizce kalmalarını anlayamam. eğer beni böyle bi yere tıksalar mümkünse tuşları sökmeye çalışır arkadaki kablo bağlantılarını kısadevre etmeye uğraşırım. olmadı hoparlöre parmak sokarım. dahada olmadı kapıyı kırıp çıkmaya çalışırım. benim gibi sıkıntılı insanlara gelecek bir deney değil sanırsam. acaba denekleri nereden seçtiler. bu deneyi bide Türkiye'de denesek acaba nasıl sonuç çıkar.
Sahlanankoc seni bu güzel yazı için(iyi araştırma) tebrik ediyor ve chattagush'a bravo diyorum bu akılcı kurbağa
yorumu için ;))
Acaba bu yazını Face Book'taki grubuma eklememde(alıntı olarak) bir sakınca var mı sahlanankoc?
öğrenme psikolojisinde çokça yeri olan bir kavram..öğrencinin okulda başarısız olması sonucu , tüm hayatı boyunca başarısız olduğunu kabullenmesi, ve ders çalışmayı bırakması..bu durumda öğrencilere, kolay, üstesinden gelebileceği hedefler vererek, başarılı olabileceğine ikna edilmesi gereklidir.
bu konuyla ve bu sorunun nasıl çözüleceğiyle ilgili geniş bir bilgi sunan mümin sekman'ın "her şey seninle başlar" isimli bir kitabı var. konuyla bağlantılı kişisel atalet konusunu da anlatır kitap aynı zamanda.
"kişisel gelişim" hadisesine saygım olmakla beraber bu işin iyiden iyiye "piyasa" olması sebebiyle kötü kokular geliyor burnuma.. biraz temkinli yaklaşmaya çalışıyorum.. ama tavsiye ettiğiniz zatı inceleyeceğim..
@gokkız.. elbette alıntı yapabilirsin.. paylaşımdan güzel şey var mı..? sorman büyük incelik.. sağol..
ÇIRPINAN KURBAĞA HİKAYESİNİN PESİMİST VERSİYONU...
Iki kurbaga sut gugumune dusmusler.
Birisi biraz cirpinmis ve bakmis ki kurtulma umidi yok, kendini birakmis ve
bogularak olmus.
Oburu cirpinmaya devam etmis. Cirpinmis, cirpinmis, cirpinmis...
Tam kollarindaki derman tukenecekken bir de bakmis ki sut,cirpinma nedeni
ile, tereyagina donusmus.
Minik kurbagayi izlemekte olan ciftci, hmmm demis, yayik mayik icin
yatirim yapmaya ne gerek var, ustelik yayik icin kalifiye isci (insan)
lazim. Oysa kurbaga kullanarak biraz yavas da olsa iyi-kotu tereyag
elde ediyorum, hem de bedavaya...Bizim dermani tukenmek uzere olan
kurbagacik tereyaginin ustune cikip, bir sicrayista gugumden disari atlarken
de dusunmus, 'ikimiz birlikte cirpinsa idik daha mi erken kurtulurduk'.
Oysa heyhaat, kendisini kotu bir surpriz bekliyormus. Uyanik ciftci,
daha once davranip gugumun cevresine bir yigin baska gugumler koymusmus.
Ustelik her birinin icine iki-uc kurbaga atmismis. Bizim tereyag deneyimli
kurbaga, az onceki deneyiminden hareketle, mecali tukenmek
uzere olmasina ragmen gugumdeki diger kurbagalara seslenmis: "Hey
arkadaslar, umudunuzu kaybetmeyin, hep birlikte cirpinirsak daha
erken kurtuluruz."
Artik ciftcinin keyfine diyecek yokmus. Pespese gugumleri siraliyor,
kurbagalar da bu arada hep birlikte cirpinmaya devam ediyormus.
Ciftcinin artik tek yapmasi gereken, gugumde olusan tereyagini bosaltip
gugume yeniden sut doldurmakmis.
Cirpinip duran kurbagaciklar yavas yavas, kurtulusun boyle sut gugumlerinin
icinde cirpinmakla olmadigi gibi birseyler dusunmeye
baslamislar ama bir yandan da cirpinmaya devam ediyorlarmis.
cirpinan kurbagalar sutu tereyag yapmayi basarirlar ve ziplayarak
kurtulacaklarini sanirlar- ama kazin ayagi oyle diildir- bunu onceden
dusunen uyanik ciftici etrafa yiginla sut dolu gugum koymustur- ziplayan
kurbagalar yandaki sut dolu gugume duserler ve cirpinmaya devam
ederler-dayanamayan kurbagalar ölür- dayananlar kole gibi cirpinmaya devam
ederler- cirpinmaya devam eden kurbagalardan ses seda alamayan disaridaki
kurbagalar bu isten killanirlar- yavas yavas ciftlikten ayrilmaya
baslarlar-ciftci bi sure
sonra yeni kurbaga da bulamaz- gugumlerdeki kurbaga sayisi gun gectikce
azalir- tereyagi satmaya calisan ciftcinin tereyaglarina, olu kurbaga kokusu
sindiginden malini satamamaya baslar. Kriz basgostermistir.
Ciftci IMF ve Dunya Bankasina bas vurarak yeni gugum,sut ve kurbaga ister.
Ayni senaryoya devam etmek icin.

içinden çıkılmaz bir kaos değil bu durum.. aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık gibi görünse de esasında çözümü var.. ama çok ciddi bir anlayış sıçraması yapmak gerekli öncesinde..
herşeyden önce bunu bir sorun olarak görmemeli insan evladı..
kimi şeyler boğuştukça, didiştikçe çoğalır, siz onunla uğraştıkça o güçlenir.. bu durumun farkında olmalı insan.. bu farkındalık ile doğru adımları atmalı.. yılmadan ama yanlışlarla da didişmeden yürümeli.. belki o zaman gerçek bir gelişimden söz edebiliriz..
"doğru adımlar" üzerine birkaç naçizane fikir belki konuyu biraz açabilir:
bu hususta belki daha pek çok "adım"dan bahsedilebilir.. önemli olan insanın bir amaç uğruna, yılmadan, usanmadan yürümesidir kanımca.. kurbağanın gözünden baktığında iki ucu boklu değnek gibi görünebilir.. zaten aynıyla yaşamamız kurbağadan ne kadar farklı ki..? o yeşil yapışkan yaratığın çoğu zaman daha fazla kolay bir hayatı yok mu..?
zaten ayrıntı da burada işte.. siz bir çiçeğe mis kokulu, muazzam bir güzellik olarak bakarsanız öyle olur.. mikrop yuvası bir alerjen olarak bakarsanız başka türlü.. çiçek aynı çiçektir.. fark ise görenin gözüncedir..
velhasılı kelâm, kaçış her zaman mümkündür.. her belanın bir "çare"si vardır.. yeter ki bulacak gücümüz olsun.. kendimize olan inancımızı yitirmemek en büyük silahımızdır.. vazgeçmekten, kabullenmekten ve "düzen" e uymaktan esirgesin yaradan bizleri..

eyvallah..
bahsettiğiniz linkler dizisinde pek çok şey bulunabilir.. özellikle (konuyla doğrudan bağlantısı bulunmamasına karşın) milgram deneyi çok ilginçtir.. üzerinde çok düşünmek gerek gibi geliyor bana...
dünden beri aklımda bu konu ve milgram deneyi var...
farkında olmadığım öğrenilmiş çaresizliklerim var mı diye düşünüyorum (:
olduğundan şüpheniz olmasın..
programlanmış algılardan öte bir şey değiliz.. bir de hayvanları aşağılarız "içgüdü"leri ile yaşıyorlar diye.. biz "düşünüyor"muşuz ya..!
şu düşünme nedir sorusuna da adam gibi bir cevap alamadım bu güne kadar..
her ne ise..
iş ki, farkındalik ile bu durumun dışına çıkmaya çabalayalım..
öğretilenlerin/gözlemlediklerimizin yani farkına varmadan öğrendiklerimizin ne zaman aksi de olabileceğini düşünmeye başlarsak o zaman programlanmış diye ifade ettiğiniz halin biraz daha dışına çıkmaya başlıyoruz...
yada öyle sanıyoruz...
karışık...
önemli olan çaba mı yoksa... (:
Evet, bir kaç gün önce bir şey ararken hafif'te, ben de farketmiştim gittiğini.
güzel şeyler bırakarak gitmiş...
çaresizlik
öğrenilsede öğrenilmesede zor ve insanın tüm kendine güvenini sarsıyor.
çaresiz kalınca güç kalmıyor
çaresiz kalınca umut ışıkları birer birer sönüyor.
bu kadar çaresizlikten bahsedince ahkamlarda "ya caresizsiniz yada care sizsiniz" yazısını bekledim göremedim.
kurbağayada üzüldüm, ben hikayenin ilk ayağını biliyordum, yani benim hikayemde kurtulmuştu kurbaa.
gunluk yaşantımızda sorunlarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
sorunlarla yaşamaya calısmak mı?
sorunları çözmeye çalışmak mı?
ikincisi daha mantıklı ama o sorunu cözünce kurtulamıyoruz ki, kurbaa kurtulamadı.
başımızdaki ciftciden nasıl kurtulsak?
sağlıcakla..
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.