
XVIII. yy. sonunda Mozart ve Haydn'ın senfonilerinde çelloları üst oktavdan daha az sayıda viyola ile ikileme alışkanlığı zamanla bırakıldı, tahta nefesli çalgılardan (flüt, obua, klarnet, fagot) ikişer tane kullanılmaya başlandı. 1800'e doğru Beethoven çağdaş orkestraya kesin biçimini verdi, bu orkestrada yaylı çalgılar dörtlüsünden
(gerçekte kontrabasla beş eder) başka çift olarak tahta nefesliler, kornolar, trompetler, timpani, bazen de pikkolo flüt, kontrafagot ve tombonlar yer aldı. Orkestra anlayışı da bu arada gelişti, gür ses çıkarma çabasının yerini iyi tını elde etme kaygısı aldı.


Güzel yazınıza naçizane bir katkı
batı disiplininin ve zekasının somutlaşmış en büyük örneği, dünyada avrupa dışında, bu müzik türüne ve orkestralarına, japon toplumunun sahip olması (çıkması) çok ilginçtir.
Ankara'ya geldigimde CSO nun performanslarini kacirmam, zira mukemmel bir orkestramiz var.
Gaykedi'nin orneklerine ek olarak
Baslarinda Kazakhstan'li viyolinist Marat Bisengaliev gibi mukemmel bir direktor var.
Hayatımın en vazgeçilmezi trt3, yıllar boyu sadık arkadaşlık etmiştir bana, hâlâ etmektedir...orta okul yıllarından itibaren dinlediğim bu kanal, klasik müziğin hayatımdaki en büyük keyiflerinden biri olması konusunda başroldür...
O yıllarda klasik müzik hakkında herhangi bir bilgim yokken, trt spikerinin o duru, serin ve berrak Türkçesi ile : ' şimdi size Academy of St Martin in the Fields orkestrasından ...... adlı eseri dinleteceğiz, bölümler; andante, adagio, allegro...demesine nasıl alıştığımı, ruhuma işlediğimi anlatamam...
Ben sırf bu yüzden, bu orkestranın adını ezberlemiş, hani neredeyse çalınan eserin bu orkestra tarafından çalınıyor olduğunu biliyor konumda bile hissetmiş olduğum anlar yaşamışımdır:)
(bazen radyoyu açtığımda, eserin tam ortasında dinlemeye başlamış olduğum zamanlarda spiker sonradan; 'evet size...orkestranın ....eseri ile veda ettik' dediğinde teyit ettiğim oldu demek istedim)
Dolayısı ile benim favori orkestram, arkadaşlarım:)
The Academy of St Martin in the Fields
bu yazı için teşekkürler:)
trt radyo 3 benimde vazgeçilmezlerimden, sipikerleri, dj'leri yavşak olmayan bu ülkedeki tek kanal sanırım, yalnız şu 4 dilde verdiği haberlerde olmasa tadından daha bir yenmez :p
gaykedi:))
komik veya tuhaf olabilirm ama ben o haberleri bile çok keyifle dinliyor, kanal değiştirmiyorum:))
nostaljik bir huzur duyuyorum, anlatması zor...alışmışım, haberlerin geçişlerindeki o ara sese bile bayılıyorum, tipik trt3 işte!
dediğin gibi alameti farikası onun bu; şimdi ingilizce, fransızca, almanca, haberler... :p
birde son zamanlarda radyo 3 "trt süper, en büyük trt" tarzı birkaç dakikalık tuhaf, kendi formatına hiç uymayan cıngıllar yayınlamaya başladı, aman ona da bir haller olmasın, korkuyorum, bu ülkede herşey kafayı yiyiyor, yozlaşıyor zaten :p
rönesansta yeni yeni keşfedilen çalgıları ile varolan çalgıların çıkardığı seslerin büyütüldüğünü okumuştum. tabi, sonrasında da barok çağ dediğimiz yükselme devri geliyor. bunları düşündüğümüzde orkestranın varolması neredeyse tamamlanmış.
bunlar sayesinde, orkestranın çokca kesimin ilgisini çektiği söylemek mümkün.
Evin İlyasoğlu'nun bu konuda iyi bir kitabını duyurayım bari. Zaman İçinde Müzik, YKY.
Yanısıra gelen CD lerden hayli ilgniç örnekler dinleme şansınız var. Misal bizde hala moda olan reminör ve laminör ağlaklığının, teee 1100 lü yıllarda türkü tadında var olduğunu dinleyince şaşıracaksınız.
o kadar çok etiket yazmışsın ki ne aratsak bu yazıya çıkıyor sonuçlar.. şaka bir yana :)
fazıl say'ın büyük orkestralarla yaptığı çalışmalara hayranımdır ben. çok müzik bilgim yoktur, o kadar entelde değilimdir belki ama iyi bir dinleyici olmaya çalışıyorum. klasik müziğin biyolojik varlıklar üzerindeki etkileride azımsanmayacak kadardır nede olsa.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.