
Geç kalkılan bir Pazar sabahı... uzun saatler gazete okumalar, karbonhidrat ve çay içerikli bir kahvaltı...
Babam musluk, alçı işleri var diye hemen geldi. Lakin pek sohbet edemedik. Sudan konu bile pek olmadı. Eve geri döndü hemen. İçimde bir yalnızlığı ve sessizliği gömdü gitti...
Söylenebilecek tonla laf var. Sebepleri sonuçları üzerine... Mücadele etmeye dermanım yok, sempatik görünmeye, ‘sizdenim’ demeye...
Hayattayım hala... Belki, onlarla yaşamadığım için uzak bana, içerliyor.. Belki pek aramadığım için ve belki de hepsi benim paranoyam sadece canı sıkkın olduğundan...
Oradan her şey güllük gülistanlık, eminim. Burada, süper rahat huzurluyum (öyle olmamasına rağmen sürekli sızlanmadığımdan huzurda bir moda hüküm sürüyorum gibi görünmekte diğer diyarlardan). Zaten sorunlu olmaman dahi sorundur. Tuhaf bir durum ama öyle...

Derdimin dermanı iç’te bilmekteyim. İyi de çözmek için bilmek yetmiyor bilinen bir deyimdir ya... Onlarca kahve sakinleştirse keşke yaşamın iz’lerini ve kimi izsiz’liklerini... geriye bir tek -sess’izlik- kalıyor ki, çok fena... sessizliğin nedeni izsizliktir ki; sözcükte de böyle ne fena, görmek!!!
Sistit olmuşum, sürekli tuvalete gitmekten bıktım... Bacaklarım ağrıyor, yağmur habercisi...belim ağrıyor çünkü reglmin ilk günü. Tonla yazı yazmam lazım, millete havadan bir iş geliyor, ah ne yazık; en başta babama...
Koca bir hafta sonu geçti!!! Hayat da böyle geçiyor, hafta sonu yanında küçük kalıyor, geçti diyoruz...
Dün ikinci dünya savaşıyla ilgili bir film izledim. ‘İnsanlar ne zor koşullarda ayakta kalmışlar, çabala biraz, savaş farz et bu hayatı!’ dedim.. Habire motive ediyoruz, habire sönüyoruz maşallah modern zamanlarda...
Ben hangi arada derede bu denli yalnız oldum, tercih ettim.. hem kendi dünyasına dönen hem bu dünyadan çıkmak için debelenen ben... işte her şeyin orta yerinde yalnız olduğunu söyleyen ben. Neyi kaçırıyorum? Belki ben yapıyorum tüm bunları, efkarı, karı veren de benim...
Kardeşim dr a git diyor... Anlamsız geliyor o da. Bunca gerçeğe adam ne yapacaksa diye bir düşünce hakim içimde...

Pürüzsüz nasıl olunur?? Bölüm birincisi olan ben, genel müdürüne katlanamaya çalışan ben aynı ben...
Her şeyin bana patladığını düşündüğüm şu zamanlarda nasıl bir dingin ruh haliyle yaşanır? Öte taraftan, ekonomiyle mücadele ederken içimde patlayan denizleri kime anlatırım? Suskun bir denizim ben...
Susan, dalgalansa dahi konuşmayan...
Bugün biraz çizim yaptım nasıl iyi geldi!
Çatlak taraflarım sakinleştiriyor beni...
Nerde o deli gibi çapkınlık yapan, çok içen, çok gezen, saatlerce günlerce seks yapan kız nerde??
Niye canım çekmiyor hiçbir şeyi?
Nerde durulur nerde vurulur bu yüreğim? Var mıdır öyle bir ihtimal daha? Şiirler yazan ben HİSSEDEMİYORUM!

Ve, haberi de yok bendeki, ondan...sessizliğimin içinde bir resim sadece... sanki bir renge takılmışımda diğer renkler faso fisoymuş gibi, gibi....
Ya, bir de mevzu öyle bol ki; ben şu genel müdürümle ne yapacağım bilmiyorum: adam agresif sularda gezip gezip oda bize patlıyor. Karşılık vermiyor, susuyorum ama nereye kadar. Herifte bizi pasif sanacak. Patlayacağım, karşılık verdi olacak direk, ne olacak? Adam patron ama bir yere kadar. Epey yormaya başladı... adama saygı da duyuyorum o ayrı ama agresifce konuşuyor, her şeyi o biliyor, konuşturmuyor, sinir etme eğitimi almış....

Adam rüyalarıma giriyor ya, bir şey çıkacak ‘niye bu böyle oldu!’ diye patlayacak diye...
Sizin yüzünüzden diyeceğim, olan olacak!!
İşte her şeyin oratsında ‘ben’. Her şeyin ortasında yalnızlık...

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.