Bugünkü haliyle pop müzik endüstrisinin yaklaşık 50 yıllık bir geçmişi var. Bu kısa sayılabilecek geçmişe rağmen, pop müzik bugün, ekonomik bazda yüzyıllık endüstrilerle boy ölçüşecek düzeyde. 50 yıllık süreçte, müzik dinlemeyen, risk almayan takım elbiseli yöneticileri, hit şarkı üretme makinesi prodüksiyon ekipleri, pazarlama taktikleri, yerleşik kuralları ile, sözgelimi bir araba üreticisinden çok da farkı kalmamış durumda.Neyse ki, belli periyotlarla, bu sıkıcı seri üretim döngüsünü kıracak, endüstriyi sallayacak gruplar, müzikal hareketler ortaya çıkıyor. 70'lerin sonunda punk rock böylesi bir işlevi yerine getirdi. 90'ların başında, ABD'de ortaya çıkan grunge akımı, İngiltere'de acid house ve rave'ler etrafında dönen elektronik dans müziği alt kültürü de, benzeri spontane süreçler sonucu ortaya çıktı.
Döngünün doğal sonucu olarak, bu akımlar, alt kültürler, paranın kokusunu alan endüstrinin manipülasyonuna uğrayıp, yenilikçi güçlerini kısa surede kaybettiler. Bill Drummond, bu bağlamda incelenmesi gereken, ilginç bir pop müzik figürü. 70'lerde punk ile müzik dünyasına adım atan ve 80'lerin sonundan itibaren Jimmy Cauty ile The Justified Ancients of Mu Mu(The JAMS), The Timelords, Kopyright Liberation Front (The KLF) isimleri altında yaptığı elektronik müzik kadar, tartışmalı performanslar ile de adından söz ettiren Drummond, endüstri manipülasyonu kırmış, oyunu kendi kuralları ile oynamış, bir taraftan da endüstri ile dalgasını geçmiş, bugünlerde pek de hatırlanmayan egzantrik ve entelektüel bir deli/dahi.
1953 yılında Güney Afrika'da İskoç bir misyonerin oğlu olarak dünyaya gelen Bill Drummond'in teenager'lık yılları, İskoçya'nın kuzeybatısındaki Galloway bölgesinde geçti. 70'lerin ortasında Liverpool'a sanat okumaya giden Drummond, 1977'de yeni patlayan punk rock'tan aldığı ilhamla Holly Johnson, Budgie ve Ian Broudie ile Big In Japan isimli kısa ömürlü bir punk grubu kurdu. Grup bir başarı elde edememiş olsa da, tüm elemanları sonraki yıllarda İngiliz pop'una damgalarını vurdular. Basçı Holly Johnson, Frankie Goes To Hollywood ile 80'lerde önemli pop müzik başarılarına imza atarken, davulcu Budgie, The Slits ve Siouxsie & The Banshees'i kurarak, gitarist Ian Broudie ise Lightning Seeds adlı grubun frontman'i olarak isim yaptı. Big In Japan, 1978'de dağıldıktan sonra Bill Drummond, bir başka Big in Japan üyesi Dave Balfe ile birlikte Zoo Records adlı plak şirketini kurdu. Şirket, Liverpool'dan çıkan en önemli iki post-punk grubu Echo & The Bunnymen ve Julian Cope'lu Teardrop Explodes'ın ilk albümlerini yayınladı. Drummond, iki grubun menajerliğini de üstlendi. Şirket, özellikle Echo & The Bunnymen'in gördüğü ilgi sayesinde büyüyüp daha büyük işlere imza atabilecek düzeyde iken, Drummond beklenmedik bir şekilde şirketi feshetti; iki grubun menajeri olarak garip projelere imza attı ve gelecekte yapacaklarını adeta haber verdi. Aynı anda, dünyanın ley hattı (dünya üzerinde enerjinin yoğunlaştığına inanılan yerler) üzerinde bulunduğu söylenen İzlanda'da Echo and The Bunnymen'e, Papua Yeni Gine'de ise Teardrop Explodes'a konser verdirme projesi bunlardan biriydi. Projenin Papua Yeni Gine ayağı lojistik sorunlardan dolayı iptal edildiyse de, İzlanda ayağı hayata geçirildi.
Drummond'un müzik endüstrisinden emekliliği yalnızca 6 ay sürdü. 1987'de Brilliant günlerinde dostluk kurduğu Jimmy Cauty ile, tek bir single yapmak üzere The Justified Ancients of Mu Mu (The JAMS) adlı topluluğu kurdu. Grup ismini Robert Anton Wilson ve Robert Shea'nın yazdığı "Illuminatus Trilogy" adlı kült olmuş anarşist bilim-kurgu üçlemesinde adı geçen, evrenin ilk anarşist grubundan alıyordu. Liverpool'da sanat okulunda iken romanın tiyatro uyarlamasında çalışan Drummond, sonraki işlerinde de bu üçlemeden, üçlemenin numreolojik ve mistik ögelerinden sıkça yararlandı [ http://easyweb.easynet.co.uk/~stuey/klf/23.htm ].
İkilinin The JAMS olarak yaptıkları ilk single, "All You Need Is Love" ve birkaç ay sonra yayınlanan ilk albümleri "1987: What The Fuck Is Going On?", o günlerde yeni gündeme gelen sampler teknolojisi ile kotarılmış, TV programlarından ve başka müzisyenlerin albümlerinden izinsiz alınmış sample'lar içeren ilkel fakat yenilikçi işlerdi. Müzik basını, albüme büyük ilgi gösterdiyse de, "Queen And I" isimli, ABBA'nın "Dancing Queen"inden izinsiz sample içeren şarkı yüzünden, ABBA ile başı derde girdi The JAMS'in. ABBA elemanlarının, konuyu konuşmak üzere İsveç'e giden Drummond ve Cauty ile görüşmeyi reddetmesi üzerine, albümün bütün kopyalarını feribotla İngiltere'ye geri dönerken yakıp Kuzey Denizi'ne atarak, olayı bir sanat performansına dönüştürüp medyada geniş yer aldılar. Yine aynı dönemde, billboardlara ve resmi binalara yaptıkları illegal graffitiler ile gündeme geldiler, hatta bu eylemlerden biri yüzünden göz altına alındılar.
1992 başlarında, şöhretinin zirvesinde iken, mainstream pop arenasından çekilmeye karar verdi. "3 AM Eternal"i icra etmek için çağrıldıkları Brit Awards töreninde gerçekleştirdikleri beklenmedik ve görkemli performansla müzik endüstrisini terk ettiklerini ilan ettiler. Sahneye kilt giymiş halde çıkan Drummond ve Cauty, "Extreme Noise Terror" isimli metal grubuyla birlikte "3 AM Eternal"ın, değişik sözlere sahip ("The Justified Ancients of Mu Mu vs. Extreme Noise Terror - this is television freedom!") trash-metal versiyonunu icra ettiler. Performansın sonunda, bir taraftan sahnede patlamalar olurken, Drummond çıkardığı makineli tüfekteki plastik mermileri seyircinin üzerine boşaltıp, "Ladies and gentlemen, The KLF has now left the music business" anonsu ile sahneyi terk etti.Müzik endüstrisi ile bağlarını koparan ikilinin 1993 sonrası faaliyetlerini, büyük ölçüde Drummond'un "performans" olarak değerlendirdiği etkinlikler oluşturdu. Bu etkinlikleri, büyük ölçüde 23 Şubat'ta kurdukları K Foundation isimli vakfın ismi altında gerceklestirdiler. Mayis ayinda, Kizil Ordu Korosu'nu davet edip "Que Cera Cera" melodisi ile "K Cera Cera (War Is Over If You Want It)" isimli bir şarkı yaptılar. Bu şarkıyı, sadece o günlerdeki İsrail ve Filistin arasındaki Oslo barışının anısına, İsrail ve Filistin'de kısıtlı sayıda piyasaya sürdüler. Para ödülünü reddetmeye hazırlanan Whitread, Drummond ve Cauty'nin para ödülünü kabul etmediği takdirde parayı yakacaklarını söylemesi üzerine, parayı istemeye istemeye kabul etti. Olay, gerek sanat, gerek medya çevresinde çokça tartışılan, sebepleri üzerine kafa yorulan bir "performans" oldu. Özellikle sanat çevrelerinde soytarılık olarak nitelendirilse de, medyanın bir kısmı, sanatın kıymetini sorgulayan "situasyonist sanat terörizmi" olarak adlandırmayı tercih etti.23 Ağustos 1994'de (23'lere dikkat ettiniz mi?) Cauty ve Drummond, bu defa iki gazeteci ve iki adet bavul ile İskoçya açıklarındaki Jura adasına gittiler. Gazeteciler, bavulların içinde ne olduğundan habersizdiler. Grup, bavullardaki, müzikten kazandıkları ve K Foundation'ın mal varlığını oluşturan 1 milyon sterlini, gazetecilerin gözleri önünde yaktı ve olayı filme aldı.
1997'den beri, Bill Drummond'dan pek ses çıkmazken, Jimmy Cauty, değişik mahlaslar altında remiks, prodüksiyon islerinde gözüküyor. Drummond, 1998'de 45 yaşına denk gelecek şekilde, 45 yılın hatıralarından oluşan, 45'lik plak boyutlarında, "45" isimli bir kitap çıkardı. Şu sıralarda da WEA günlerinden dostu Zodiac Mindwarp ile "Bad Wisdom" isimli bir kitap çıkarmış durumda. Drummond şimdilerde, Kuzey İngiltere'de bir köyde, Cauty ise Londra'da yaşıyor.Bill Drummond ve Jimmy Cauty, ortaklıkları boyunca pop müziğin bütün yerleşik kurallarını hiçe sayarak, delice fikirlerini başarıyla hayata geçirerek, pop müziğin heyecan verici, meydan okuyucu olabileceğini ispatladı. Her zaman zirvede iken, bütün yaptıklarını bir kalemde silip atarak, arkalarına bakmadan çekip gittiler. Belki bu yüzden, hiç kimsenin yapmaya cesaret edemeyeceği şeyleri yaptıkları için, The KLF ve ikilinin diğer enkernasyonları, her zaman bir efsane olarak anılacak.
pop müzik üzerine bir deneme olacağını sanmıştım ama drummond çıktı altından :) yalnız yazıda pop müzik endüstrisini sallayacak grup olarak beatles'ın gösterilmesi bana biraz ters geldi. açıkçası. sallamanın tam tersi inşa ettiğini düşünmüşümdür hep. öncelikle kronolojik olarak senin söylediğini tarih diliminin hemen başına denk gelmeleri bir kere önemli. yani aslında başladıklarında daha pop kavramı muallaktı. dünya çapında ünlenmeleri, elvis'in ya da sinatra'nın çok daha ötesinde bir şöhretin sahibi olmaları ile "pop"a yeni bir ölçüt koydu. hatta bu ün, lennon'ı "isa'dan daha çok tanınıyoruz" diyecek noktaya kadar taşıdı. şöhretin getirdiği sansasyonları, nerdeyse her şarkısı hit olabilecek kadar sevilmeleri, kendilerini taklit edebilecek bir çok yeni gruba ve türe yol açmaları da pop açısından kayda değer veriler bence. yeni politik ayrımların yeşermeye başladığı bir dönemde, kitlesel hareketlerin özüne uygun müzik ve tavırları ile dinleyicilerini cezbederken, kendilerini besleyen endüstri ile karşılıklı bir bağımlılık geliştirmişlerdi. her ne kadar kişisel bir yorum olsa da brit-pop hadisesinde hal ve vaziyetin ve hatta soundalrın beatles ile ne kadar bağlantılı olduğu da ortada. nihayetinde; kesinlikle, senin savına katılıyorum. pop müzik kendi diplerinden çıkardıklarıyla var olan bir olgu. belki de sürekli kendini kemirdiğinden bu kadar çok tartışılıyor.
İlk blogun buysa, ikincisi nasıl olacak çok merak ediyorum. Hem lütfen bok muhabbetimizin içine etme :)
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.