
İlk taktik ürün yerleştirme (product placement). Logonun veya ürünün medyasal bir dokümana yerleştirilmesi anlamına geliyor. Aslında her yerde karşılaşıyoruz onlarla, dizilerde, filmlerde, bilgisayar oyunlarında, hatta kitaplarda bile ve öyle yerleştirilmiş ki onu eylemin bir parçası olarak görüyoruz. Ürün yerleştirmenin tarihi 19. yüzyıla dayanıyor. Jules Verne’in “80 Günde Devr-i Âlem” kitabı muhtemelen ilk örnek. Kitapta gemi ve balıkçılık şirketi markaları geçmekte.

İkinci taktikse nöromarketing (neuromarketing ya da neuro science marketing). Nöromarketing, insanların ürünlere nasıl tepki verdiğini araştıran bir yöntem. Örneğin, Coca-Cola’yı sadece Pepsi’den daha iyi olduğu için içtiğinizi düşünüyorsanız muhtemelen yanılıyorsunuz ; çünkü 2004’te yapılan araştırmaya göre hangisi olduğu söylenmeden iki kola da tattırılan denekler, ikisi için de benzer beğeniler göstermişler.


Bir ürünü rafta gördüyseniz ve birden onu almak istediyseniz aslında bu o ürünün çok güzel ya da kullanışlı olmasından değil, bu taktikler sayesinde bilinçaltınıza gönderilen komutların ortaya çıkışından olabilir, bilginize!
Çoğu reklamcının, psikolojikreklam için, "onlar işe yaramaz" dediğini duydum yada okudum. Ama bi türlü anlamlandıramamıştım bu yazıyı okuduktan sonra daha bi garipsedim...
Aslında bu ürün yerleştirme olayına inanıyorum... Her ne kadar çok kimse tarafından inkar edilse de... Yaşasın hepimizin içtiği Coca-Cola, yaşasın hepimizin yediği McDonalds, Yaşasın hepimizin dini Hristiyanlık(!)...
vay jül vern üstadım vaaaay! sende bize kelek attın ya. biz daha kime güvenelim de okuyalım, seyredelim!

nöromarketing kelimesi herşeyi özetlemiş, tüm nöronlarımızda ayrı ürün jenerikleri duruyor:)
bu çağın en kuvvetli silahı bence reklam, onsuz hiçbirşey olamayacağını anlayan endüstri bununla ilgili her bir denenmemişi deniyor, devam da edecek...mecburuz izleyeceğiz!
Bütün tv kanallarının reklamlar çıkınca, yayının sesini otomatik yüseltmeleri de, acaba bu tanıma giriyor mu?
farkındalığımızı arttıran güzel bir yazı...
bir ekleme de benden olsun hadi!
marka sahiplerinin reklam tasarımcılarıyla oturup fikir alışverişinde bulunurlarken en çok çekince duydukları nokta; ünlülerin reklamda ne kadar rol alacağı konusudur.
çekinirler; çünkü reklam piştiğinde ve hedef kitleye ulaştığında ünlünün ürüne göre daha çok dikkat çekmesi ve bazen ürünün geri planda kalması riski, her zaman vardır.
yani reklamdaki ünlü, ürünün önüne geçip asıl mesajı örtebilir. bu durumda, mesela bir tv reklamında, hedef kitle reklamı bir film izler gibi seyreder, kendilerine ürünün ne olduğu sorulduğunda, neredeyse ürünün adını ifade edemeyecek duruma bile gelebilirler.
bunun tabii ki;velhasıl, bu bakımlardan zor ve fakat zevkli bir iştir reklamcılık!
gaykedi;
merhaba yukarıda bahsettiğin yorumla ilgili olarak bunu yazmıştım, sanırım gözden kaçmış :)
min gayr-i haddin düzelteyim dedim.
"münhazır" değil, "münhasır".
arapça; elinde bulunan, tekelinde bulunandan mülhem
inhisar eden manasına...
meslekî bir takıntı olsa gerek...
bizim patron da, subliminal reklam işine basar küfrü...
eh, ben de ucundan...
rica ederim.
hatta tam kullanımını yazayım da yarım kalmaya:
"nev-i şahsına münhasır".
latince paralamak isteyenler: "sui generis"i tercih eder.
latince ya da arapça/farsça kalıp ifadeleri kullanmayı
bilgiçlik taslamak olarak görmem.
yazıya şıklık verir, merakı diri tutmaya yarar, sığ sulardan boyu geçen uzaklıklara kulaç attırır, kat kat açar yazıyı.
bence tabii.
sevdiğim bir piyale madra karikatüründe şöyle bir diyalog geçer: bir bankta kız ve erkek oturur...
erkek, kıza döner ve der ki: amor vincit omnia.
kız sorar: anlamı ne bunun?
erkek: aşk her şeye kadirdir.
kız: ayy, ne banal!
Yazinin kendisi buyuk bir ironiden ibaret bence. Noromarketing diye tanimlanan seyi yazinin kendisi Pepsi icin yapiyor. Zaten bu "coca-cola / pepsi reklam aldatmacasi" yazilarinin cogunun kaynaginin ya Pepsi sirketi, ya da oturup kolalarin tadina bakmayi denemeden okudugu kisisel gelisim kitaplarindan yaptigi cikarimlari aktarmaya calisan deneysellik dusmani yazarlardir. (Yaziyi alintilayan sahis lutfen alinmasin, sozlerim bu tur yazilarin asil kaynagi icin.)
Yillarin kola icicisi olarak sunu soyleyebilirimki Pepsi ile Coca-cola arasindaki tat farki Yeni Raki ile Efe arasindaki tat farki kadar barizdir. (Bakin, noromarketing yaptim) Yani onume iki bardak kola getirsinler, icer icmez hangisinin Pepsi, hangisinin Coca-Cola oldugunu anlarim. (Cola-Turka`dan hic sozetmek istemiyorum, noromarketinge giriyor) Bu yazilarin birde efsane formatinda olanlari var ki onlar ayri bir yazi olur. Mesela bir aralar Coca-Cola yazisini tersten okudugumuzda "No Allah, No Muhammed' gibi birseyler cikaran tipler hatirliyorum. Meyan tarlalarindaki fare hikayeleri falan...
Sonuc: Soyleyen kim olursa olsun sorgulamayi unutmamak lazim. Profesor soyledi diye her zaman dogru, bahcivan soyledi diye her zaman yanlis olmaz.
Not: Isyerimdeki klavyede ingilizce oldugundan, Turkce karakter yazamiyorum.
reklamın etkisine dair bir şey anlatayım.
karakter 17 - 18 yaşlarında ağır abiliğe özenen bir genç. çalıştığım işletmede stajer olarak çalışıyordu. bir gün bu elemanı kadın ped reklamında kullanılan bir parçayı çok içten bir yorumla söylerken duymuş, önce dumur olmuş sonrasında ise kahkahayı basmıştım.
şimdi burada da bir nöromarketing var herhalde. ben eleştiri yaparken biraz sinirlenmiştim, ama bir sebebi olsa gerek.
5 yaşındaki kızımla Migros'ta alışveriş yaparken çok sık rastladığım bir durum.
"_baba bana bundan al"
"_neden?"
"_çünkü şöyle böyle"
"_sen nerden biliyorsun kızım bunları?"
"_reklamlarda gördüm"
"_ama reklamlar her zaman doğruyu söylemez. reklamların çoğu kandırmak içindir. bundan sonra reklamları izlerken daha akıllı ol. seni kandırmalarına izin verme"
"_peki baba ama yine de bundan istiyorum"
:)
:)) çok hoş! bizim ki 2,5 yaşında istemeye başladı, ne yapacağız?? özellikle alışveriş merkezinin teknoloji bölüminden geçerken, çizgi film dvd' si koydukları bağıran kocaman bir tv gördüğünde 'bu benim, eve götürelim,' diyor! güler misin, ağlar mısın:)
Aklıma Yeşilçam'dan bir sahne geldi. Çocuklar Eti cin'i reklamda görüp annelerinden istiyordu, anne de daha eve yeni gelmiş televizyonun yeni gelmiş reklamlarına baya bi sövüyodu =)
Coca-cola ve mc. donald’s reklamda öyle etkili ki; sadece tüketiciyi değil, marka sahiplerini de çok etkiliyor. bir dönem reklam almakta zorlanan radyo ve TV’ler reklama ihtiyacımız yok diyen marka sahiplerine; “aaa olur mu öyle şey. Bakın, mc. Donald’s ve coca- cola’nın da reklama ihtiyacı yok, ama her hafta yenilenmiş bir reklamla karşımıza çıkıyor.” diyerek ikna etmişler ve inanılmaz reklam almışlardır bu sayede.
Reklamları seviyorum ben izliyorum. Son zamanlarda yapılan reklamların çoğu gerçekten helal olsun dedirtiyor. Özellikle ısıcam’ın son reklamı (videosunu bulamadım) tek kelimeyle mükemmel, hayranlıkla izliyorum. Reklamda her gördüğü şeyi isteyen çocukları hepimiz biliyoruz. Tamam iyi reklam yapılıyor ama reklam tasarımcıları bazen iyi bir senaryo ile yanlış bir ürünü ön plana çıkarmaya çalışıyor. Mesela bu reklamı izleyen bir çocuğun markette annesine deli gibi bağırarak-ağlayarak “domestos istiyorum ben” dediğine şahit olmuştum. Tüm müdahalelerimize rağmen susturamadık. Annesi mecburen aldı domestos’u. Hastalık derecesinde çocuk seven biri olarak o reklamdan nefret ettim. Keşke bir diş macunu markasına ya da çocuklar için faydalı başka bir ürüne senaryo olsaydı. Çocukların TV izlediği saatlerde tüm program, reklam vs. yayınlarının çocuklar için faydalı olması gerektiğini ömrümün sonun kadar savunacağım. Satırlarıma burada son verirken sıradaki reklamı kime armağan edeceğimi bilemeden linkliyorum.
Küçük bir istatistik "Gıda ürünlerinde kullanılan animasyonlar 100 çocuk'dan 73 ünü etkilemeyi başarmıştır."
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.