koyu mavi gözleriyle baktı... birşeyler söylemek ister gibi. ama söyleyemezdi. bu ilkdi. zaten ne söyleyebilirdi ki? sadece bekleyebilirdi. sonunda ne olacağını bilmeden...
çocuk farkında bile değildi üstündeki mavi gözlerin. bilse memnun olurdu tabii ki, ama düşünmüyordu bile. olamazdı. neden olsun ki? neden sınıfın, hatta okulun, daha da fazlası dünyanın en güzel kızı ona baksın ki? ama bakıyordu işte... neden olmasın? çocuk da fena değildi hani. sadece arabasından, ne kadar bastığından, üstündeki kazağın ne marka olduğundan, yılbaşında hangi çok pahalı gece kulubünde hangi kızı tavladığından bahsetmiyor diye mi?
farkındaydı güzelliğinin yosma. çok kişi peşinde diye değil, biliyordu işte. aynalar yalan söylemiyordu. bas bas bağırıyorlardı; "şu dünyada yoktur senden daha güzeli" diye. peki neden bakmıyordu bu çocuk? neden farkında bile değildi? bilmiyordu ki içten içe yandığını. bilmiyordu ki sessizliğinin arkasında çığlık çığlığa "seni seviyorum" diye haykırıyordu evrene.
uyumak zordur aşıksan. çocuk onu düşünüyordu yine. çoktan uyuması gereken saatler öyle hızlı gelip geçiyordu ki her akşam. her akşam kafasının arkasında birleştirip ellerini o kadar çok seyre daldı ki tavanı. karanlık odanın karanlık tavanı. "artık yeter" dedi seslice. "ne yeter?" diye sordu kendisine. "bu kadar uykusuzluk yeter oğlum, bıktım artık her akşam onu düşünmekten". bir an durup kızdı kendine; "yo, hayır hayır... onu düşünmekten bıkmadım, beklemekten bıktım". kesin karardı sanki bu defa. ama nasıl?
yorgunluktan kapanan gözler açıldı okul yolunu tutmak için. ama midesi ağrıyordu. boğazına düğümleniyordu dalgınca ev arkadaşına bakarak yediği zeytin, ekmek, peynir. kalktı aniden. hazırlandı. içinde ki heyecanı büyüterek ilerledi kampüse. yine geç girecekti derse. yine mor gözler yine şişmiş. "girebilir miyim?" dedi iki kere çalıp açtığı kapının aralığından. mavi gözler oradaydı. kalbi daha hızlı atmaya başladı. daha çok döndü başı. nefes alamıyordu. herzaman oturduğu yere doğru yönelmedi ama. herkesin onu izlediğini bile görmüyordu. umrunda da olmazdı zaten. ilerledi. ilerledi. ilerledi... ve durdu. mavi gözlerin tam karşısındaydı. herkes nefesini tuttu. yutkunamıyordu. söylemek istediklerini söyleyene kadarda yutkunamayacağını biliyordu. kekeledi... "be..be..ben.."
biraz daha bekledi. başka hiçbirşey söylemedi. söyleyemedi. çok seviyordu. gerçektende de çok seviyordu. döndü ve yerine ilerledi. herşey bitmişmiydi!?
...eve gitmeye karar verdi. yeterince rezillik yaşandığını düşünüyordu. dersin bitmesini beklerken uyuyakaldı. rüyalar ile çabucak geçti ders saati. ders sonu gürültüsü ile irkildi. ovuşturdu uykusuz gözlerini. topladı hiç açılmamış kitabını defterini. ayağa kalktı ve... işte yanındaydı. oracıkda öyle duruvermişti. neden? ne diyecekti? fazla merakta kalmadı; "birşeyler içelim mi?". cevap ortadaydı...
...
hani aradan üç yıl geçmişti geçmesine ama hissettiklerinde hiçbirşey değişmemişti. sadece güzellik değildi ki sevdiği ondaki. o çok farklıydı. diğer zengin arkadaşları gibi değildi. burnu güzeldi ama havada değil. seviyordu çocuğu be. çok seviyordu hemde. o çok özeldi, o çok çok çoktu... nazar boncuğu bile takmalarını istedi arkadaşları. o kadar çok seviyorlardı ki arkadaşları onları. aslında sadece onları değil, aşklarını da seviyorlardı. film gibiydi. harikaydı. rüya idi. rüya!
nasıl bitti peki bu rüya? neden ayrıldılar? aradan tam bir yıl geçti hemde. ama sorular aynı acımasızlığı ile çocuğun beyninde oyuklar açmaya devam ediyordu. "çok seviyorlardı birbirlerini be oğlum" diyorlardı okuldaki çocuklar. kızlar "nasıl olur bu" diye soruyorlardı birbirlerine. ne de olsa rüya idi onlarınki! ama kimse bilmiyordu ki çocuğun her akşam o resim ile uyuduğunu, sıkıca göğsüne bastırıp saatlerce, hıçkıra hıçkıra ağladığını. tanrıya "neden?" diye bağırdığını bilmiyorlardıki! bilmiyorlardıki çocuğun gözyaşları rakı kokuyordu...
kolay mı sanıyorsun beyninin her kıvrımına kazıdığın yosmanın bacaklarının arasında başka birinin olduğunu hayal etmek her akşam? her akşam düşünmemek için o sahneyi yastığı kendini boğarcasına yüzüne bastırmak...
...
okul bahçesi... sapsarı güneş o kadar büyük ki bugün... sımsıcak. okulun son günü olmasa bu kadar insan da olmayacaktı hani... çocuk çok yavaş geldi ortaya. herkes gördü ki onu birdenbire uğultu kesildi. yüzler üstüne çevrildi titreyen ellerinin. hani o mavi gözleri seven eller. hani o sarı saçları okşayan eller. hani o her akşam mavi gözlerin resmini sımsıkı saran eller...
kız, kabacana sarılmış olan yeni sevgilisinin kollarından sıyrıldı ani hareketle. ona baktı. hâla ne kadar çok sevdiğini düşündüğü çocuğa. ne yapıyordu? niye orda öylecene durmuş yere bakıyordu? neden ağlıyordu? çocuk elini cebine attı... gördü kız cebinden çıkan fotoğrafı. hani o beraber martılara simit attıkları gün çektirdikleri en sevdiği resim var ya. hani çocuğun herakşam bağrına basıp şişeleri boşaltırken gözyaşlarını doldurduğu resim. öyle bir baktı ki resime çocuk milyonlarca kelime etse anlamazdı kız... çocuk bir daha attı elini beline... bir resim daha mı çıkacaktı? kız görmedi resim falan. kimse görmedi. siyah, mat bir çelik çıktı... sıkıca tuttu kabzasından katilin... parmağını geçiriverdi tetiğe. resmini son kez koydu kalbinin üstüne... onun üstünede çeliğin ağzını! gömüverdi oracıkta resimdekileri layik olduğa yere; çığlıklar ve de mavi gözlerin eşliğinde...
massattack - 1999
Bu ask hikayelerinde birbirini okadar sevenlerin kavusamaması beni hep üzer neden derim hep hikayedir tabiki bu ama gercektede rastladıgı oluoyor.sevgi bu kadar büyükse neden ayrılık olur kii...
... hiçbir geçen tartılmaz kalanla neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan
kimse kimse kimse sahi kimse ya da hiç kimse söylediklerimden çok sustuklarım seçtiklerimden çok reddedilmek için ne kadar varsam o kadar kimseyim kendime ...
"Bu ben miyim" doğru demiş. Kaybedince, elde edemeyinceya da kaybetme korkusu yaşarsan aşk olur. Gerisi yalan.
Ben terkedildiğimde bana biraz da olsa güç veren bir şiiri mtlda'ya nazire edercesine paylaşmak istiyorum. Şiirden nefret ederim ama benim bile sevdiğim 4 5 şiir var. Bu en sevdiğim. Bu şiir benden de kötü durumda olunabileceğini anlatırdı her okuduğumda. Sanki biraz utandırırdı da beni "üzüldüğün şeye bak" dercesine. Hala da duvarımda asılıdır. Birçok kişi tarafından çevirisi yapıldı. Ben de kendimce çevirdim. İsteyen aslını burdan bulabilir. Bu arada aslında tek boşluk bırakmayı biliyorum ama rahat okunsun diye sizin için uğraştım iki boşluk bırakıp yazdım. Bilmediğimden değil. Edgar Allen Poe'ya teşekkür ederim bu şiir için. Annabell Lee Uzun, çok uzun yıllar önceydi Deniz kıyısındaki bir krallıkta Belki bilirsiniz, bir kız yaşardı Adı ANNABEL LEE Ve bu kızoğlankız hiçbir şey düşünmezdi Beni sevmek ve bence sevilmekten başka. O da ben de çocuktuk Bu deniz kıyısındaki krallıkta Ama aşktan da öte bir aşkla sevdik Ben ve ANNABEL LEE Öyle bir aşk ki göklerin kanatlı melekleri bile Kıskanmıştı onu ve beni. Ve bu yüzden uzun zaman önce Bu deniz kıyısındaki krallıkta Bir rüzgar esti bir buluttan, üşüterek Güzel ANNABEL LEE'mi, Öyle ki soylu yakınları geldi bu yüzden Ve alıp götürdüler onu benden Bir mezara kapatmaya Bu deniz kıyısındaki krallıkta Yarımız kadar bile mutlu olmayan gökteki melekler Kıskanıp durdu onu ve beni Evet-neden buydu (bu deniz kıyısındaki Krallıkta herkesin bildiği gibi) Ki o rüzgar esti buluttan geceleyin Üşüten ve öldüren ANNABEL LEE'mi Ama çok daha güçlüydü aşkımız aşklarından Bizden daha büyük olanların Bizden daha bilge olanların Ve ne melekler yukarıdaki göklerde Ne de şeytanlar altında denizin Ayırabilir ruhumu ruhundan Güzel ANNABELL LEE. Çünkü ay doğmaz asla hayalini getirmeden Güzel ANNABELL LEE Ve yıldızlar bile ortaya çıkmazlar ama parlak gözlerini hissederim ben Güzel ANNABELL LEE Ve öylece uzanırım yanısıra bütün gece vakti Sevgilimin-sevgilim, hayatım,gelinimin- O deniz kıyısındaki mezarda Onun mezarında, uğuldayan denizin kıyısındaki. Edgar Allen Poe
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.