Diyelim ki bir adam çıktı karşına. Üstelik tanıdığın biri. İnanılmaz kibar, bir o kadar alçak gönüllü. Buluştunuz, sohbet ettiniz, bara gittiniz. Grup her zamankinden daha güzel çalıyor. Yan yanasınız. Müziğin etkisinde salınırken hafiften kollarınız birbirine dokunuyor. İçinde bir sıcaklık.. Daha fazlasını isterken aslında bunu kendine dahi itiraf edemiyorsun. Müzik, votka ve sanki her şey iyi olacakmış gibi bir duygu.
Film bundan sonra devam eder. Grup çok iyi çalmaktadır, küçük dokunmalar çılgınca hoşuna gider. Gider. Gider. Dokunmalar artık daha alenidir. Sana öyle dokunur ki sımsıkı, çok güven verici. Sanki bu adamla bir ilişki olursa tam istediğin gibi olacakmış, sonunda ‘şükür’ dedirtecek gibidir her hali. Duygusal; karşıdakinin memnuniyetini sürekli kontrol etme, bilme ihtiyacı duyan ince bir adam.
Her şey o kadar güzeldir ki büyülü bir akşam gibidir. Sanki her şey şaşkınlık derecesinde güzel olmak için programlanmıştır. Sokulursunuz. Her dokunuş biraz daha yakınlaştırır. Artık birbirinize yakınlığınız açıktır. Öpüşmeye başlarsınız. Son birkaç şarkı dinleyip bir taksiye atlayıp eve geldiğinizde üzerinizdeki giysileri çılgınca çıkarmış mutluluğun en uç noktalarını yaşamaktasınızdır ‘bu adam bu kadar tatlıydı, hı’ derken. Hayallerinizin adamı gibidir. Her anlamda. Böyle bir şey yaşamadığınızı, kesinlikle aşık olduğunuzu düşünürsünüz.
Sabah tüm tatlılığıyla bir hoşçakal öpücüğünün ardından -bugünlük- bu duygusal adamdan hiçbir feed back olmayacağını düşünmemişsindir. Büyüler bir gecelik mi yalnızca demek istemesem de farklı olacağını düşünmek bu kadar güzel bir akşam sonrasında dahi olmadığına göre gecelik ilişkiler dışında bir şey beklememek lazım. Değişen yok. Değişen yok. ‘Aman Allahım, aşk var!’ demiştim oysa... Usandım oysalardan. Ruhsuz yaşamak bu kadar zor mu?
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.