Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: ""LOVE" ME"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Uykumda bir düş gördüm, bir suç düşü. İnsani bir suç değil de küçük bir tahta kutunun ya da geometrik kübün, eğer bu tür nesnelerin bilinci varsa, hissedebileceği ümitsiz, çaresiz bir mutsuzluk gibi; mutlak varoluş suçu.
—Beni seviyor musun?
—canım benim, sevemem, sen çok gençsin ve bir gün bana bir bakacaksın, cildim kurumuş, kırışmış, beni fazlasıyla iğrenç bulmaya başlayacaksın; ama o vakit gelene kadar, sana ne kadar düşkün olduğumu senden gizlemek için elimden gelen her şeyi yapacağım.

Düşümde 11 yaşındaydım.
Sabah uyandığımda, gece ki seslerin beynimin bana oynadığı bir oyun olduğunu düşünüp hatta unutup kahvaltı hazırladım kendime. Mantarlı omlet, nane dere otu ve nar ekşisiyle süslenmiş domates ve kızarmış ekmek kafiydi. Kahvaltının keyfini çıkarıp kahvemi de alıp odama geçtim montaj için.
Düşün etkisi vardı hala üzerimde, hala 11 yaşındaydım belki de.

—Ben seni seviyorum Ezgi.
—ama ben seni istemiyorum Akın, Batu’ya aşığım.
—Batu puştun teki ama Ezgi, tam bir puşt!

Anlayamadım ilk başta, dünkü olanları cidden unutmuşum, ya da düşle bağdaşlaştırıp bilinçaltına atmışım ki çok şaşırdım, yeniden ilk kez duyar gibi. Hatta irkildim bekli de.
Karar verdim ansızın, kafesi andıran siyah örtülü köşesiz nesnenin üstündeki örtüyü açacaktım birazdan. Bir “Hassstir” çekip oradan uzaklaşmak, Selin’in gelmesini beklemek ne kadar da kolaydı oysaki.
Müziği kapatmam mı gerekiyordu, ya da boxerımın üstüne bir pantolon mu geçirmem ya da nebilim kahvemi bitirmem mi. O an için birden fazla sayılabilecek “acaba”lar ile yaklaştım kafesi andıran nesneye. Örtü elimdeydi, o ana kadar ki kumaş bilgime başvurarak örtünün kadife olduğuna kanaat getirdim.
Şaşıracağımı bildiğimden, ağzımı hafif aralayarak kaldırdım örtüyü. Az değil, kıyısından köşesinden değil, tamamen sıyırdım örtüyü. Ağzımın az daha açıldığını hissederken işte o anda okkalı bir “hassssikkkktir ya” demenin tam zamanıydı.

—“Bak Akın benden sana yar olmaz, uzak dur benden. Hem bak Sezin seni çok seviyor.” Dedi küçük kadın.
Tam o esnada küçük adam, cebinden minik bir sigara çıkartıp yaktı.
—“Ama ben seni istiyorum. Buna Batu değil kimse engel olamaz.”

İzledim öylece, 5 dakika boyunca.Şaşkınlığımdan ayılmayı istemiyordum. Bekliyordum. Bilmiyorum neyi..
Kapı çaldı.
İkinci kez yine çaldı.
Üçüncü için, tam zile basacakken kapıyı açmıştım. Selin.
Siyah saçları, anlamlı, hüzünlü kahverengi gözleri vardı. Genç ve güzeldi. Ruhu var gibi görünüyordu ayrıca. Sevinmiştim aslında ama bunu, çabalamama rağmen gram belli edemedim.
—Açtın mı?
Evet, tabi ki açtım ne sanıyordun. Açmayacağımı mı, sesleri duyup meraklanmayacağımı ya da nebilim tedirgin olmayacağımı mı sandın. Hem açmam için bir kapı bırakmamış mıydın; “açacak olursan da bir şey yapmadan önce benim gelmemi bekle” diyerek.
-“Evet” dedim.
Açıklama yapmaya hazırlanıyordu. Ne diyecekti, ilk cümlesi ne olacaktı. Nasıl tanıtacaktı “Akın, Ezgi, Batu ve Sezin” i. Ya da belki özür dileyip hiç bir şey söylemeden alıp gidecekti emanetini.
-“Pek ala” dedi yüzüne yerleşen tebessümüyle.
Gamzelerinin, ilk defa o zaman bu kadar belirgin olduğunu gördüm. (Lanet olsun, kalbinden çok gamzelerinde yer bulabildim.) ( bu ve bundan önceki parantez içinde yer alan cümleler hikaye ye ait değil, yazarken birini hatırlattı, onu andım.)
Kapının açık olmasından istifade edip içeriye doğru ilerledi. Elimden tutarak, beni kendiyle gelmem konusunda ikna etti. Odamın yerini biliyordu sanki önceden. Hiç tereddüt etmeden odamı buldu. Tahmin etmişti sanırım.
Kafesi görür biçimde yan yana oturduk, kafeste olanları izledikten kısa bir süre sonra bana döndü.
-“Bunları üretiyorlar” dedi. “Çok pahalıya patladı bana bunlar.”
Aslında çokta garipsememiştim. İrkildiğim anlar, sadece ilk başta algılamaya çalıştığım anlardan ibaretti. Zaten sonrasında anlamaya çalışmadım. İşte Selin karşımdaydı. Bana bakıyordu. Bana anlatıyordu.
- “Nasıl ürettiklerini bilmiyorum ama yasal olmadığına eminim” diye ekledi.
Ama benim niye haberim hiç olmamış bunlardan. Neyse Selin yanımdaydı ve anlatıyordu. Ve hala gözlerimdeydi.
-“Neden? diyebildim sadece, dakikalar sonra. Yeniden heyecanlanmıştım. Sonuçta heyecan verici bir olaydı ve heyecanı yeni yeni hissediyordum içimde.
-“Bu minyatür insanları aldım ve artık onları izliyorum. Çünkü sorunlarını yaşamadan ilişki yaşamak gibi bir şey onlara sahip olmak.”
Haklı olabilirdi, farklı bir deneyim, farklı bir açı. Ya da sadece “farklı”, bilmiyorum.
Artık minyatür insanlara bakmıyordu. Gülen gözleri vardı. İki yanağında minik gamzeleri. O an, gamzelerine sığabileceğimi hissettim. Hala 11 yaşındaydım belki de.
- “Bak” dedi minik adam, “büyükler de öpüşecek”. “Hadi biz de öpüşelim”
-“Ne dediğini duydun mu?” diye sordum Selin’e.
“Öpüşeceğimizi söyledi. Doğru mu bu?”
Cevap vermedi, hala gülüşünü yitirmemişti gözlerinde ki. Minik bir hareketle beni kendine çekti. Boyun eğmiştim. Gençti, güzeldi, ruhu vardı. Bir kez daha aşık olabilirdim. Mümkündü. Öpüştük. Gözlerinin içine düştüm. Ayağa kalkıp koşmaya başladım. Nerede olduğumu biliyordum.
“Öldüreceğim seni, Batu’yu yar etmeyeceğim sana Sezin” diye bağıran minik Ezgi’nin sesi, güneş batarken odanın içinde yankılanıyordu.

  • Selin’in teyzesi yoğun bakımdan çıkmış. Sağlığı iyiye gidiyormuş.

2 ahkam var

Ahkâmlar

ruhu varmış gerçekten:)

romantik bilim kurgu film senaryosundan bir kesit gibiydi... :)

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

serbest: son ahkâmlar

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu