Sabah... 9.30-11.30 Toplantı. Beynimde kelimeler, cümleler birbirinin üzerine çıkmaya çalışıyor, garip bir devinim var içimde. "hijyen projeler, çalışma sistematiği, sinerji yaratmak, metodolojinin dışında çalışma tarzı, bilimsel nosyonumuzu projeye aktarmak, irrasyonal düzlem, içimizdeki patinaj ve korkuları geçirmek, ışığa yönelmek, riskleri masaya yatırmak, kavga zamanı kullanılacak deliller yaratmak..." onlarca kalıp, onlarca sıkışmış düşünce, eğitimden yeni gelmiş "yönetici cümleleri"... Çalışma grubu sıkıntılarını, heyecanlarını birbirleriyle paylaşıp, liderinin nasihatlerini dinliyor ve motive oluyor. Şimdi herkes işinin başında, daha bir azimle ve heyecanla çalışıyor. Daha verimli olmalılar. Bu işler güçler arasında herkes birbirine ne kadar da dost ve yardımcı görünüyor. Oysa herkes içinden diğerinin başarısızlığını istiyor. Diğerlerinin başarısızlığı, onun başarısı olacak. "Takım ruhunu kazandırma" eğitimleri işe yaramamış. Oysa ne kadar paralar yağdırmıştı insan kaynakları birimi. Mükemmel mühendisi yaratmak istiyorlardı onlar, mühendislik bilgisi tam, vizyonu geniş, insan ilişkileri sağlam, yeni fikirler üreten ve bu fikirleri uygulamak, gerçeğe dönüştürmek için yeterli enerjiye ve altyapıya sahip, rasyonel ve günümüz insanı.... Bu insanların kariyer hırsları herşeyin ötesinde. Kendi izole, güvenli dünyalarında yaşıyor ve mutlulukları kazandıkları parayla, statü ile ölçüp tartıyorlar. Geride kalan dünya umurlarında değil. Hayatı oyun oynar gibi yaşıyor. Ben buradan, onların yaşadığı hayattan ve taşıdıkları düşüncelerden çok uzakta olmak istiyorum. Hiç bir yerde olmak, hiç bir yere ait olmak. Burada “Safe mode” da yaşadığım hayat gözüme batıyor.
Yukarıdaki üst üste 3 yazıyı okuyunca aklıma Fight club geldi nedense.
bu basit soz bir cok seyi beraberinde getiriyor ve goturuyor. bu sozu icimize sindirdikce bazi duyarliliklarimizi torpulemek durumunda kaliyoruz, tabiri caizse kasarlanma prosesinde ilerliyoruz. hayati monopoli oyunu gibi yasayanlar, sizden de kendileri gibi olmanizi bekleyenler var. Iyi bir caddede ev yapmak, mumkunse otel kurmak istiyoruz; bir tren yoluna ortak olup duzenli gelir saglamaya calisiyoruz. Bu arada da defalarca monopoli turunu donup duruyoruz, gecen zamani fark etmeden. Birileri iflas ediyor oyundan cekiliyor, onlarin kasasina el koyuyoruz icimizde en ufak bir sizi bile duymadan; kimileri hapse dusuyor iki el oynayamiyor, onu da oyunun bir gercegiymis gibi kabul ediyor uzerinde dakika dusunmeden bir sonraki zari atiyoruz. Eeee sonunda ne oluyor ?
Dunyanin yuku uc bes cilgin adamin omuzlarinda bence. Gerisi itis kakis icinde oyunlarini oynuyorlar. Oyunu gorebilmek oyuna kafayi takmamak icin gerekli herhalde. Oyuna kafayi takmamak da mutlu olabilmek icin yeterli belki de.
Bizim dalla ilgili oldugu icin ben de corbaya katki malzemesi saglayayim dedim. Clicia'nin yazis stilini de sevdigimi belirtmek isterim. Dil devriminin bekcileri hemen takilmasin arkadasimiza, biraz daha sans versinler :))
Bir yazida telekom sektorundeki kapasite fazlasinin nedenini soyle aciklamislardi. Telefon icat edildiginde bu aleti kim alir da masasina kor diye dusunmus zamanin ileri gelen mutesebbisleri. Ayni sey TV icin de soylenmis. Insanlarin aksamlari bir kutuya bakacaklarini dusunmuyoruz demisler. Sonrasi beklenmedik taslar ve disler teorisine katki olmus.
Telekomun cokusu ABD yatirimcilarin excess money dedikleri (bok gibi para) paralarini ne yapacaklarini bilememelerinden kaynaklandi. Muhendisler de umut tacirligi yaptilar, olmayacak start-up sirketeri kurdular. Yatirimcilardan olmadik miktarlarda paralar alindi. Optik kelimesini dogru sekilde yazabilen kisilere optik uzmani, fikir sahibi kisi diye para verildigi soyleniyor (abarti bir miktar). Robert Lucky bir yazisinda tv-telefon'daki ongorulemeyen ilerlemenin internet bazli teknolojilerde de olacagini soyluyordu (sene 1998). Lucky'e gore "Field of Dreams" filmindeki Kevin Costner'in karakteri gibi eger alani kurarsaniz oyuncular mutlaka ama mutlaka gelirlermis. Yatirimcilar bu sefer firsati kacirmayalim, hem alani kuralim, hem de oyunculari bulalim diye islere para akittilar. Ve bunlarin neredeyse tamami batti. Su anda ABD'nin halihazirdaki internet kapasitesinin gayet dusuk bir yuzdesi kullaniliyor ve beklenen oyuncular (yani uygulamalar) yok. Robert Lucky yillar sonraki bir yazisinda islerini kaybeden 40-50 yaslarindaki telekom muhendislerine "diversify" etmelerini, yani piyasa risklerini azaltmak icin yeni yetenekler gelistirmelerini tavsiye ediyordu.
Sonuc: "Investor" denilen zatlar adi ustunde risk yatirimcilari. Isleri cakallar gibi dolasmak, havayi koklamak. Cakal muhendisler asil cakallarin ellerindeki paralari aldilar. Kaliforniya'da emekli olmus 20'li yaslarda nice muhendis gormek olasiymis. Ohh iyi oldu buyuk cakallar kaybetti diye dusunebilirsiniz. Ama piyasa ekonomisinde gercek cakallar asla kaybetmez. Cakallarin kaybettikleri paralar cakal olmayan muhedislere ve sonraki nesilere issizlik olarak yansidi. Piyasa ekonomisinin guzelligi de budur zatii. Hersey dengelenir ama nasil dengelenir o bilinmez ?
Sirketlerdeki management insanlari diger cakallarla muhendisler adina catisan insanlardir. oyle iste...
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.