Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 22dakika.org'da: "kyle xy ocak 2009'da yeni sezon ile bizlerle!"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

tuttum
3

Şiirimsi

Etiketler: , , ,

Yemyeşil çimenlerin arasında çılgın bir çocuk gibi koşuyordum. Coşku, sevinç ve heyecan bedenimin her yanını sarmış, beni sanki tuhaf ve canlı bir cennetin içine sürüklemişti. Görüntüler hızla gözlerimin önünden kayıyor, insan yüzleri seçilemiyor ve diğer birçok renkli şekiller havalarda uçuşuyordu. Kuşların cıvıltıları ve çocukların kahkahaları beni neşeye boğuyordu. Yüzümde bir gülümseme belirmiş dilimin altındaki salgılama bezleri fazlasıyla salya salgılamışlardı. Tükürmek istedim, küçük bir yorgunluk ve tıkanma hissettim bedenimde. Böbreğimin hemen altında veya hemen üstünde bir yerim şişmişti. Dalak denen o lanet organ. Bu büyük parkın sonuna, trafik ışıklarının dibine kadar durmadan koşmuştum. Ağaçlar yavaşlamışlar ve yapraklarının arasından ışık huzmeleri yüzüme daha düzgün bir halde serilir olmuşlardı. Yeşil ışık yanıyordu ve çok şanslı olduğumu hissetmiştim birden. Sağıma soluma hiç bakmadan karşıya geçmeye başladım. Birkaç adım attım ve ani bir fren sesi, sert bir yumruk gibi patlattı sağ kulağımın hemen dibinde. Acı ve korkuyla sağıma çevirmeye çalıştım yüzünü. Oraya bakmak, ne olduğunu görmek isteği doldu refleksimin içine, yarısını görebildim görüntünün, hızla gelen üstüme…

ÇAAAATTT!!!

Beynimin parçaları eşliğinde, kafamı patlatan paslı, metal bir kaporta, beni öldürüyordu! Ya da öldürmüştü. Kandamlaları saçılıyordu sağlı sollu dört yana.
İçim ürktü, beynim durdu sanki bin parça halinde. Birçok ayrı yerde birçok ayrı acı çekiyor, kendimi canlı ile cansız arasında can çekişen bir hayvan gibi hissediyordum. Ölmekte olduğumu idrak ettiğim an, neye kızacağımı, neye üzüleceğimi, neye pişman olup, neyi özleyeceğimi düşünmek için zamanım yoktu. Sadece hala düşünüp düşünemediğimi, ölümün nasıl bir şey olduğunun akılda tutulup tutulamayacağını ve akılda tutmanın bu saatten sonra ne işe yarayabileceğini düşündüm. Bunları düşünmek daha kısa zaman gerektirirmiş gibi geldi bana. Sonra görüntüyle ilgilenmek geçti aklımdan. Kararıyordu bir şeyler ve korkutuyordu beni, bu istem dışı kararması görüntümün. Çok alışmıştım bu görüntüyü kontrol etmeye ne de olsa. Kulağıma gelen ses yavaş yavaş anlamsızlaşmaya başladı. Sesi anlamı olmadan duymaya da alışık değildim. Anlamı olmayan bütün gerçeklikler, gerçekliklerini yavaş yavaş yitiriyorlardı beynimin parçalanan kıvrımlarında. Süzülüyor ve saçılıyordum dört bir yana. Hiçbir şeye odaklanamıyor, hiçbir şeyi “benim yararıma mı, yoksa zararıma mı?” diye kategorize edemiyor ve hiçbir şeyi birbirinin karşıtı olarak göremiyordum.

Her şey dağılan bir bütündü, bende o bütünün içindeydim…

Ölümü yaşarken, onun, şimdiye kadar yaşananların çok kısa bir özeti olduğunu fark ettim. Ama film şeridi falan göremedim ben. Görüntüden çok sesin, kokunun ve en çok da hissedilenlerin özetleri vardı ortalıkta. Zaman kavramı dağılıp gitti, bir dakika mı bir saniye mi, yoksa birkaç sene mi geçtiği kesinlikle anlaşılamıyordu. Zamanın aklımızın sayabilme gücünden başka bir şey olmadığı belirgin bir şekilde anlaşılıyordu ölürken. Zaman geçiyor, zaman geçmiş veya zaman gelecekti, bunların hepsi aynıydı. Bir şeyi yapmayı hayal etmek ve bir şeyi yapmak aynı şeydi artık. Bir şeyi yapmış olmak, bir şeyi yapacak olmak kadar gerçekti. Hayal gücünün sınırları yeni zamansız yaşamın sınırlarıydı aynı zamanda. Yeni yaşam ve eski yaşam aynı şeydi ne de olsa…

Korku bedeni değil kendini kavrayabiliyordu sanki. Elle tutulabilir şeylerden biri de merak duygusuydu. Merak ediyordum evet! Ama neyi merak ediyordum, bunu bilmiyordum. Korkuyordum korku duygusunun kendisinden, başka korkan bir yerim yoktu aynı zamanda. Utanç duygum bir köşede utanıyordu kendisinden. Fikirlerimi birbirine bağlayacak damarlar yoktu… Muhtemelen beynim patlamış ve bedenim başsız, kanlar içinde, iğrenç bir görüntüye sahip olmuşlardı. Ne olup bittiğine emin değildim gerçek hayatta! Öldüğüme emin olsam her şey bitecek ve ölecektim sanki. Bu emin olmuş düşünceyi bekleyen diğer huzursuz düşünce topluluklarından ibaret gibiydim… Yılları yaşamış, güzellikleri görmüş ağlamış, gülmüş, sevinmiş, sevişmiş ve utanmış bedenim şimdi benden ayrı, kim bilir ne haldeydi. Merak duygum da işte tam buna yöneldi. Duyguları kaybetmemiş olmak sevindirdi birden beni. Onların düşüncelerden ibaret olduklarını hiç tahmin etmemiştim önceleri. Beni yalnız bırakmamış ve hala yaşıyormuşum gibi hissetmemi sağlamışlardı. Sanki onları yaşarken beslemiştim ve şimdi de faydalarını görüyordum. Kendimi deli gibi özledim o an. En çirkin hallerimi, en mutsuz günlerimi bile çılgınca kıskandım. Boşa geçirmiş olduğum her saniye için vahşi bir kızgınlık hissettim kendime. Bu aptal ölümsüzlük yerine birkaç gerçek dakikayı tercih ederdim. Kızabiliyordum kendime hala, ortalıkta kendim diye bir şey kalmamışken bile. Ne kadar alışmıştım “ben” gözüyle bakmaya her şeye… Ortaya çıkan gerçeklik kesinlikle hayatım boyunca düşündüğüm felsefelerin hiç birine benzemiyordu…

Ah, ilk aşkımın banyodan çıplak çıktığı o hareketli ve sesli görüntüler…
Ah, köpeğimin öldüğünü öğrendiğimde hüngür hüngür ağladığım gece…
Ah, tatilde geçirdiğim boğulma tehlikesi.
Anneciğim ve onun sıcak, anne kokan, güven saçan, yumuşak kucak dolu şefkati.
Ah babacığımın o muhteşem ilgisizliği…
Ailemin sevinci, ah ülkemin hasreti…
Dünyamın büyüklüğü, ah sayabildiğim yıldızlar.
Nerede olduğuna asla emin olamayacağım hayali mekân.
Küçük cennetim ah, her ne olursak olalım yaşanası yaşam!
Karıncanın bacakları ve kelebeğin anteni…
Son bahar yaprağının barındırdığı hüzün
Ah duygulara dönüşmüş güzel eylemler.
Ah benim aynayla inandığım kişilik.
Neredesin ey yüce yaşam,
Neredesin kendini özletmeyi iyi bilen?
Sevişmeler var aklımda, çarpıcı veya hüzünlü.
Ürpermeler var gidip gelen.
Neredesin ey ıslak yaşam,
Sıcak ve soğuk yaşam,
Neredesin ey yüce yaşam?

Ortaya çıkan gerçeklik şimdiye kadar neredeydi?
Ne yapacaktım bu tarafta, yalnız ve kimsesiz?
Ne yapacaktım paramparça, katledilmiş geçmişim
Ne yapacaktım burada, nerede olduğumu bilmediğim.
Bilincim kendi ile konuşan iç ses gibi.
Birden fazla olduğuma şimdi buradan eminim.
Düşünsene yaşamak anlatmakla ilgili,
Düşünsene anlatmak, hep yazmakla ilgili…

DEVAM EDECEK…


4 ahkam var
Önceki yazı: İçinde…
Sonraki yazı: Kan Sıcak

Ahkâmlar

evet edecek.

ya bu aralar ben de hep düşünüyorum.insan ölürken neler hisseder,neler aklına gelir?ya da acılı ölüm var mıdır,ben acı çekecek miyim acaba?ölürken aklıma neler gelir?off offf!!!

KENDİNİZE GÜVENİN,O ZAMAN GÖRECEKSİNİZ Kİ GÜVENDİĞİNİZ KİŞİ OLMUŞSUNUZ!!!!

çok düşünme gk, sonu yok... allah herkese hayırlı ölümler versin.

bence de;ölümün de hayırlısı gerek...düşündükçe ölüme yaklaşıyor sanki insan

KENDİNİZE GÜVENİN,O ZAMAN GÖRECEKSİNİZ Kİ GÜVENDİĞİNİZ KİŞİ OLMUŞSUNUZ!!!!

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu