Bir adamı tanıyorum bir süredir. Masum. Kire karışmamış. Hayatta olmayan bir yerde yaşamış gibi. En iyi okullarda okumuş şimdi de çok enteresan bir işi var.
O kadar masum görünüyor ki, incitemezmiş gibi...

Ben, kimliğini sorguladım. Acaba çok mu acayibim diye. Acayip kim diye. Düşündüm, tanıdıklarımı, edimlerimi...
Telefon beklemeyi unuttum sanıyordum. Sıkılıyordum sanıyordum. Aslında sıkıldığım adamlardan telefon beklemiyormuşum, hoşlanınca ayrı yani...
Dün çok güzel bir gündü...
Geçti.
Bitti.
Ne oldu?
Niye yattım?
Hayatıma kalmak mı, ne, nasıl, buna inandım mı? Hala safım ben? Bu dünyaya uyum sağlayacağım bir dönem olacak mı? Hep böyle başka bir yerden gelmiş izlenimi mi yaratacağım kendime.
Okyanuslarım niye hep kendi içimde?
Niye ben Ankaray’a binmeyi beceremeyen, sağdan yürümeyi öğrenememiş hayatlara sinir oluyorum, kaçmak gitmek istiyorum. Kendi içimde bile gitmek var...
Nereye? Hangi mekana? Hangi huzurlu mekana?
Anlamın anlamsızlığı giderek somutlaşıyor...
Anlam yok ve zaman da anlamsızlaşıyor!
Ben, sen- olmayan, yaşam; anlamsızlaşıyor....
Kime, neyi anlatıyorum, beni mi? Neyin sorgusu, neyin tanımlaması? Neyin açıklaması* patolojik görmesin diye bir çaba mı bu?
Neyin acısı diyordum, işte tüm bunların... yersizliğin acısı. Mekansızlık. Güvensizlik. Yalnız olmak ve böyle olacağını bilmenin acısı.
Çalışmak zorunda olmanın acısı, köle sistemine dahil olmanın acısı. Kendini ifade yöntemlerinin yeterli bulmamanın acısı...
kendini ifede etmek için belkide hiç bir şey yapılmamalı
ifadenin yanlış anlanması aktarılmasıyla uğraşmak neye yarıyacak ?
herkese bunun anlatılması mantıklı mı?
yaşıyoruz kendi içimizde biz
etrafımız dolu ama anlamsız
sadece anlam yüklediklerimiz yanımızdalar, bi süre sonra umarım onlarda anlamsızlaşmazlar
ya da biz !?
sorular sorular sorular ?????
kolay gelsin..
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.