Bir türlü susturamayanlara
—Ah! Benim zavallı kalbim... Vazgeçemiyorsun değil mi bu sevdalardan. Kaç kere bu büyük kapılardan geri döndün, her seferinde boynunu bükerek sessizce? Unuttun mu yoksa? Uslanmayacaksın değil mi? Hiçbir zaman durmayacaksın? Sen ne zaman hayaller kurmaya başlasan gerçekleri bağırmaktan bıktım sana. Umutsuz yaşamak nedir hala öğrenemedin! Ne kaldı ki, hala hayal ediyorsun? Dokunabileceğin bir diğer yürek yok artık, yok. Uyan. Çok değişti her şey kabul et bunu.
Camdan bir kelebek kanadındaki gecenin, pencerene dolmasına izin verseydim görecektin, seni nasıl kavurduğunu. Güçlüyüm deme! Gücün bitti artık.
Mevsimlerin tüm solgun çiçekleri bizim bahçemizde görmüyor musun? Anla artık! Gitmeliyiz. Her çalan telefonda büyüyüp, küçülmene dayanamıyorum! Yok, etmeyi, yok olmayı bilmek gerek kendine gel. Öleceğim. Uyurken bile hızla çarpan hallerinden usandım. Kopup gidecekmişsin gibi geliyor benden.
Gözlerimle belirsiz bir biçimde bir araya gelişlerin de canımı sıkıyor. Olur, olmadık zamanlarda ağıtlar yakmak hiç hoş değil. Müzik bile dinleyemez oldum sayende; tansiyonumu yükseltecek kadar gümbürdeyip dengemi bozuyorsun. Kişisel denklerimi dahi alt üst ettin… Gecenin kör vaktinde, yangınını gevezelikle geçiştirmek için tüm enerjimi harcıyorum. Ne zoruma!
Karanlığı yerinden oynatmak başımıza bela açar, bilirim. Bizim kalelerimiz yıkık. Kapat bu defteri artık hadi;! Kanatlarını kopartasım var!!!
Bak görüyorsun dışarıda yağmur yağıyor Şimdi şu zavallı gövdeye yürü, toprak kokusunu o nikotin dolu ciğerlerine çek desem! Anlamazsın. Senin gibiler değil mi zaten bu yağmura ahmakıslatan diyen? Ben olmasam o tadı hissetsen de anlamazsın. Ben olmasam sadece et yığınısın et.
Senin için yaşamak sadece kazanmak mı? Kaybettiğin zaman sadece bir çizgi çekmek mi? Hırsı ben yaratırım sana ben. Sen sadece kazançlara bakarsın. Doğru ya da yanlış vardır senin için.
Ben olmasam ağlayamazsın bile. Sana duyguyu ben katarım. O iki damla yaşı yâda bir iç çekişi ben söylerim ne anlama geldiğini. Neden gecelerin zor olduğunu, yâda gündüzlerin çekilmez olduğunu ben söylerim sana. Önüme kayalar yığabilirsin, gemilerimi yakabilirsin, kanatlarımı kopara bilirsin, ama beni durduramazsın. Bendeki bu kocamanlık oldukça senin derinliğin ne kadar olursa olsun yenilmem.
Karanlığı ben yararım. Keyfime korkak olurum. Yüzsüz de desinler boş ver. Bilen bilir benim ne demek olduğumu.
— Gecenin bir vakti susun artık. Susun! Suspus olun da yalnız bırakın beni…
Camı açıp çığlık atma isteğimi tavan yaptıran bu yazınız için söylenecek bir şey bulamadım...Şimdilik...Camı kapatınca belki bulurum..
beynin görüntüsü kadar, bize yansımasıda labirent gibi.. nöronların sarmaşık benzerliği tüm ruhumuzu sarıyor.. nasıl sarmaşıklar tutunursa bir yere; nöronlarda bizi toprağa bağlıyor.. sarmaşıklardan örülü bir labirentin içindeyiz; geldiğimiz yöne dönülmez, gideceğimiz yönse şüpheli..
beynine sağlık plakton.. :)
Her zaman ki gibi süperrrr sin plakton....
Ruhuna sağlık...
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.