
İçlerindeki metalin soğuk, nemli; hani dokununca o insanı iliklerine kadar buz kestiren, yadsınamaz varlığı...
Uğradıkları hiçbir liman kendi evleri olmamış, hiçbir kaptan tam başedebilmiş değil onlarla, ne ki; bunca zaman derin suların, tehlikeli şafakların, metrelerce dalgaların sevgilisi olmuşlar. Kuzey denizlerine yalnız varıp, balinaların sonarlarını ninni tutmuşlar. Uyumuşlar, uyumuşlar.
Her birinin yolculuklarına eşlik eden yunuslar olmuş zaman zaman... Hep yol verdikleri, gururları kırılmasın diye hep geri durdukları... Hayatın şarkısını bir onlara anlatmışlar...
Çok uzun zamandır sularıma girmiş, kaçak seyir tutan tankerler var. Kasıtlı, içi kirli, dışı kirli, dünyamı mahveden, bir kıvılcıma bakan tankerler... Girişi bana yasak bölgeler kuran, gönül yağmalayan, korsan kanunlarının şanını iki paralık eden, yeni bir dünya düzeni tutturmuş, dümeni deli, rotası esrik tankerler...
Kalbimde intihar eden onlarca balina var. Sebepleri bir kendilerinde saklı, ses dalgalarını vazgeçmemecesine topluca karaya çeviren, hayatın çeperlerinde, sonarlarda "elveda" tınıları yankılanan balinalar... En sevdiklerim ve bu yüzden en nefret ettiklerim!
Unutmayı yüzyıllardır beceremeyen filler var bağrımın güneyinde biryerlerde... Hafızaları sürekli insanlık dışı muamelelerle penetre! Bıkmış filler, yılmış filler, hayata tutunan hortumlarından, kırık dişlerinden belli anlatmak istedikleri... Yahut fil mezarlarında gizli!
Kenny ölümleri kadar acıklı sonlar biriktiriyorum bize. Bir çizginin ölümü kadar gerçek ve yalın olacak sonlar! Seni, sularımdan geçerken birgün ve ben uykudayken alevlerine saran serseri mayın kadar kalleş! Seni sularımdan kolayca çekip atamamak kadar zor! Seni sularımda bırakıp kendimden çekip gidememek gibi çözümsüz! Kalıntılarına günlerce bakıp artık tanıdığım sen olmadığını düşünmeye yahut alışmaya henüz cesaret edememiş kadar erken sonlar!
Dokların genel geçer umarsızlığına özeniyorum ne zamandır! Paryaların birbirlerine dokunarak onur yüceltme çabasına sığınan parmaklarında alıyorum soluğu. Önünden geçerken yüzüne bakıyorum. Demir atamadığın sığ sular bulanık, görmüyorsun! Bir fili boyamayı ise asla beceremiyorsun! Buradan ise görüntü gayet açık seçik... Batıyorsun!
Retro yaşamanın bazı anlık kalbi okşayan detaylarında takılı, fotoğraflarda artık çok şeylerin birikmeye başladığını gördükçe endişeli, yapılacaklar listemin rastgele kısımlarını kendimden habersiz yırtıp rüzgarlara salıverirken içim sızlıyor. Kutup ayılarının güzel yalanları dinlemeye vakit ayırmadıkları, şaşkın zamanlar ve buzul kırıntılarda soluklanıyoruz artık. Bilmem, günlük soluklarında beni anımsıyor musun? Bari Serendip zamanlar hatrına beni anımsıyor musun, Sevgili?
Sibirya kaplanlarının yalnız adımlarında buluyorum kendimi çoğunlukla. Güçlü dişlerime takılmayı bekleyen avın kokusunu izliyorum çok uzaklardan... Günün, derimi kavuran soğuğuna, ağzıma burnuma bulanan kanın sıcaklığı denge tutuyor. Sonra her zaman olduğu gibi özenle temizliyorum onu. Midede son bulan bir av hatırasından başka bir adı kalmıyor çokça.
Seni özlüyorum. Çavdar tarlalarını cebimde taşımanın heyecanı ile köşeyi dönüp uzaklaşıyorum sonra. "Hey sen? Seni bir yerden tanıyor muyum yabancı?" diyecek gibi oluyorsun. Endişeyle yüzümü öte tarafa çeviriyorum. Bunun bir şekilde bitmesi gerek, biliyorsun.
Penguenlerin kar fırtınalarına topluca karşı durdukları yerlere ancak bir dergi sayfasından bakabilecek kadar yüreksiz, korkağın tekiyim ben aslında. Bu yüzden küçük dünyamın küçük sularına nasıl girdiğine hala tam bir anlam veremeden yaşıyorum. Kilometrelerce yolu sadece sana uzaktan bakarak geçirmek için katedebilecek kadar sincap ruhluyum. Çalı serçelerine bir zamanların anılarını anlatmayı seçecek kadar hastayım. Sana uzaktan bakmanın tadını dudağımı ısırıp kanatarak alacak kadar hesapsızım, deliyim. Bugün seni bir tanker bordasında uzaklaşırken görmeye dayanamayacak kadar kederliyim, Sevgilim!
Bir kıvılcıma bakar eylemim...
-bilmem, günlük soluklarında beni anımsıyormusun?-
ota boka yazı yazan, yazı yazmak için ıkınıp duran, boktan yazılara şakşak yapan etnik grup bu yazıyı beyinlerine soka soka, tekrar tekrar okusun.
kederler ile yaşıyoruz.
kederlerimizi sarıp sarmalayacak başka kederler arıyoruz sık sık.
ve hiç çekinmeden aşık oluyoruz, utangaç ruhlarımıza acıyı ve acının eşsiz kırılgan nağmelerini tereddüt etmeden yapıştırıveriyoruz.
hep o'nu bekler gibi bakıyoruz camlardan, hep az sonra o gelecek gibi oturuyoruz herhangi bir lokantanın en son masasında.
o'nun olma olasılığı taşıyan ve bulunma ihtimalleri en yüksek olan sokaklardan geçiyor, mekanlara uğruyoruz.
biz hep beklerken bişeyleri,
hiç beklenen olamıyoruzlarla kasılıp duruyoruz.
beklenen olmak ne müthiş bir zevk ve şevk dir henüz bilmiyoruz.
o'ba baktığımız gibi bakılmasını istesedek de bakmayı bakılmaktan daha çok seviyoruz.
şiddetle seviyoruz ama şiddetle sevilmeyi anlayamıyoruz.
insanın içine ruh kaçınca nasılda sessiz, sakin, üşengeç, tedirgin, asi, kırılgan, tehditkar ve masum oluyor.
bir gün bitecek bütün aşklar.
geride ellerimizin kremlenmemiş hali kalacak.
ve bir gün göz kenarlarımızdaki kırışıklıklarn sayısı yaşadığımız hayattan daha fazla olacak.
bedenlerimiz kendi ruhlarımızdan utanacak. ve aşk için işkence ettiğimiz bedenler gör ki bizden nasıl da hesap soracak.
ve buna rağmen, yine de aşktan vazgeçmeyecek yavaş yavaş çizgileri artan bedenler.
ruh en güzel şarkılarda ağlayacak, en güzel içkilerde sarhoş olacak ve en güzel bedenlerde yeniden doğacak.
bu yazıyı her okduğumda farklı bir yorum getirebiliyor olmam, yazının muhteşemliğindendir sayın aşk tanrıları.
inatla diyorum ki ; yüreğine sağlık..
eline, kalemine komple.
ekranda belirmiş haline bakarken şimdi, yoğun kan kaybetmiş bir hasta kadar yorgunum. bağışlayın.
not: linki düzelttim. moderasyon bakımı sonrası yakında güncellenir.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.